• Bu konu 1 izleyen ve 21 yanıt içeriyor.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 22)
  • Yazar
    Yazılar
  • #24365
    Anonim
    Pasif

    Gelecek zaman ile ilgili her şeyi bilemeyebiliriz. Ancak Kutsal Kitap bizlere pencereler açarak ümitli bir durumda iman ve sevgi ile devam etmemiz için gerekenleri vermiştir.

    Rev. Lynn, Eskatoloji üzerine yaptığı bu iki seminer ile içinde yaşadığımız şimdiki çağa sonsuzluktan bakmamızı sağlayacak bir bakış açısı bizlere kazandırmıştır. Böylece Kutsal Kitap’ın “Son Zamanlar” hakkındaki öğretisi Kutsal Kitap’ın tamamına dair bakış açımızı etkileyecek düzeydedir.

    Hristiyanlar dahil pek çok insan dünyanın sonu hakkında düşünüyor ve merak ediyor. Kutsal Kitap’ın ışığında bakıldığında en son zamanın, Mesih’in ikinci gelişinin Hristiyanlar için çok sevinçli bir haber müjdelediğini görmekteyiz. Ancak Hristiyanlar o son zamandaki sevinçli zamana bakıp gereken teşvik ve umudu almazlarsa içinde bulundukları zamanda her zorluk ve denenmede daha fazla acı çekeceklerdir. Bazen “son zaman” hakkında düşünürken kişiler dünyanın en son zamanı hakkında düşünmektedirler. Böylece Kutsal Kitap’ın eskatoloji (son zaman) öğretisini kişiler şu anki hayatlarına dahil etmemektedirler.

    Ancak eskatoloji üzerinde doğru bir bakış açısına sahip olanlar bu günü diğer insanlardan daha farklı yaşayacaktır.

    Saygılarımızla,

    Rev. İlhan Keskinöz

    Rev. John Lenk

    #28244
    Anonim
    Pasif

    I. ESKATOLOJİYE GİRİŞ:
    ÖLÜLERİN DİRİLİŞİ, SON YARGI, SONSUZLUK
    Belçika İnanç Açıklaması; Bölüm 37
    Son olarak,
    Tanrı’nın Söz’üne göre,
    (hiçbir yaratığın bilmediği)
    Rab'bin belirlediği zaman geldiğinde,
    ve seçilmişlerin sayısı tamamlandığında
    Rabbimiz İsa Mesih bedence ve gözle görülür bir biçimde
    aynen yükseldiği gibi,
    yücelik ve onur içerisinde
    yaşayanların ve ölülerin üzerinde yargıç olduğunu
    beyan etmek için
    göklerden aşağıya inecektir.
    Bu eski dünyayı ise,
    arıtmak için alev ve ateş ile yakacaktır.

    İşte o an erkek, kadın ve çocuk,
    dünyanın başlangıcından sonuna kadar
    yaşamış olan bütün insanlar,
    O büyük yargıcın önünde duracaklardır.
    Baş meleğin seslenmesiyle ve Tanrı'nın borazanıyla
    orada dirileceklerdir.

    O günden önce ölenlerin hepsi,
    mezarlarından dirileceklerdir
    ruhları, içinde yaşamış oldukları bedenleri ile
    birleştirilecektir.
    O an yaşamakta olanların hepsi
    diğerleri gibi ölümü tatmayacaklar,
    “göz açıp kapayana dek değiştirilecekler”
    “çürüyen varlıkları çürümez varlığa” dönüştürülecektir.

    Arkasından “bazı kitaplar” açılacaktır (vicdanları),
    ölüler, kitaplarda yazılanlara bakılarak
    iyi yada kötü
    yaptıklarına göre yargılanacaklardır.
    İnsanlar,
    bu dünyanın sadece oyun
    olarak nitelendirdiği
    söyleyecekleri her boş söz için
    yargı gününde hesap vereceklerdir.
    Arkasından insanların bütün sırları ve ikiyüzlülükleri
    meydana çıkarılacak ve herkes önünde teşhir edilecektir.

    Bu yüzden,
    iyi sebeplerden dolayı,
    bu yargı gününün fikri bile
    kötü insanlar için korkunç ve ürkütücüdür.
    Ancak doğru ve seçilmiş olanlar için
    mutluluk ve esenlik kaynağıdır
    çünkü onların kurtuluşları
    tam bir biçimde o an tamamlanacaktır.
    İşte o an işlerinin ve çektikleri eziyetlerin
    meyvelerini alacaklardır;
    onların masumiyetleri herkes tarafından açıkça kabul edilecektir;
    ve onlar kendilerine bu dünyada
    işkence yapan, zulmeden ve baskı uygulayan
    kötüler üzerine Tanrı’nın getireceği
    korkunç intikamın tanıkları olacaklardır.

    Kötüler, kendi vicdanlarının tanıklığı ile yargılanacaklar,
    “İblis ile onun melekleri için hazırlanmış sönmez ateşe”
    atılmak ve işkence görmek için
    ölümsüz kılınacaklardır.

    Tüm bunların aksine
    imanlılar ve seçilmişler
    onur ve yücelik ile taçlandırılacaklardır.
    Tanrı’nın Oğlu, Baba’sı Tanrı ile kutsal ve seçilmiş melekler önünde
    “açıkça kabul edecektir.”
    Tanrı, “onların gözlerinden bütün yaşları silecektir”
    Bu gözyaşlarının sebebi –
    her ne kadar günümüzde
    bir çok yargıç ve sivil yetkili tarafından
    din düşmanı ve şeytan olarak yargılansalar da
    “Tanrı’nın Oğlu’nda olmak” olarak adlandırılacaktır.

    Tanrı’nın lütfundan doğan bir hediye
    olarak bu kişilere
    insan yüreğinin asla hayal edemeyeceği bir
    yücelik sunulacaktır.

    Bizler bu günü,
    Tanrımızın, Rab’bimiz İsa Mesih’teki vaatlerini
    dolu bir biçimde yaşayabilmek için
    özlem içerisinde bekliyoruz.

    #28245
    Anonim
    Pasif

    Eskatolojinin Tanımı:
    1-) Basitçe söylemek gerekirse “Eskatoloji” son zamanlarda olacak olaylar demektir. Yani dünyanın [en] sonu ile ilgilidir.

    2-) Eskatolojiyi “Tanrı’nın yaratılışa karşı yapacağı en son eylemleri tanımlayan öğreti” şeklinde tanımlarsak “en son” kelimesi ile ne kast ettiğimizi iyi anlamamız gerekir.

    Eskatoloji sadece sistematik teoloji kitaplarının en sonunda yer alan bir kitap olduğundan “son şeyler öğretisidir” DEMİYORUZ. Tarih içerisindeki kronolojik bir sıralamada en sonunda olacakları bildiren olaylarla ilgili olduğu için eskatolojiye en son zamanların öğretisi demiyoruz.

    İkinci tanımı göz önünde tuttuğumuzda
    a-) Önce: yaratılış var,
    b-) Sonra: İbrahim’in çağrıldığını görüyoruz,
    c-) Daha sonra: Çıkış ve İsrail tarihi,
    d-) İsa ve kilise tarihi,
    e-) Ve tarihin sonunda gerçekleşen en son olaylar
    şeklinde bir sıralama ile yanlış bazı düşüncelere kayabiliriz.

    Ama eskatolojiyi bu anlamda anlamak doğru bir yol olmaz. Her ne kadar eskatoloji tarih sonunda olacakların yer aldığı bir öğreti olsa da, sadece bunlardan ibaret değildir. Burada yapmamız gereken şey son kelimesinin iki farklı anlamını ortaya koymaktır:
    a-) “Sona Ermek” anlamındaki SON
    (diyebiliriz ki, “3 saat sonra, saat 10’da ders zamanı sona erecek)

    b-) Amaç ya da Hedef:
    Westminster Kısa İlmihalinin 1. sorusunu şöyledir: “İnsanın yaratılışının en ilk amacı nedir?” Buradaki amacı kelimesinde aslında İngilizce’de son kelimesi kullanılıyor. Yani bu soru, insanın hayatının sonundan değil, insanın varlığının amacından bahsetmektedir.

    Bitmek anlamında konuşursak: “Benim öğretişim üç gün sonra bitecek” dediğimizde öğretişimin amacına gelince Mesih’in bedenini bina etmektir.

    Bu yüzden eskatoloji dediğimizde bizler yalnızca tarihin sonuyla ya da bitmesi ile ilgilenmiyoruz. Ama tarihin amacını, hedefini de göz önüne alıyoruz.

    Anlamamız gereken bir başka şey ise; tarihin genel amacının, gittiği yerin, hedefin, şimdiki zamana Mesih tarafından nasıl ulaştırıldığı, açıklandığıdır. Yani eskatoloji, tüm Hristiyan hikayesinin hepsini kapsayan bir boyuttur. Var oluşumuzun hepsini kapsayan bir öğretidir. eskatoloji, Tanrı’nın bakış açısıyla gerçek üzerine yazılmış bir yorumdur. Zamanı, sonsuzluk bakış açısından değerlendirmektir.

    Hristiyanlar olarak bizler gelecekte olacak eskatolojik şeylerin şimdiki zamanda aydınlanmasıyla şu anda yaşayan kişileriz. Yani her an gelecekte olanlar aydınlığa kavuşuyor ve şimdi oluyor.

    Aslında bunun bir anlamı da, Kutsal Kitap’a uygun olarak konuşmak gerekirse; her zaman için bizler son günler içerisinde yaşıyoruz.

    İbraniler 1:1 Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez ve çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. 2 Bu son çağda da her şeyin mirasçısı olarak belirlediği ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir.
    Burada 1. ve 2. ayetler arasında gerçekleşen şeye dikkat edin! İbraniler Mektubunun İsa Mesih’in çarmıha gerilmesinden sonra (diriliş dönemi, yükseliş ve Pentekosttan sonra) yazıldığını hatırlarsak buradaki ayetler peygamberler dönemini artık geçmiş bir çağ olarak nitelendiriyor ve “Tanrı eski zamanlarda … atalarımıza konuşmuştu” diyor. Ama 2. ayette ise “Bu son çağda (günlerde) bazı farklı şeyler olmuştur” diyor. Yani Tanrı, İsa Mesih’te bizlere yeni bir yolla (eski zamanlardaki gibi değil) konuşmuştur. Ve burada aslında ayetin demek istediği şey Tanrı Oğlu’nun gelişi ile yeni bir çağın başladığıdır. Artık eski düzen ortadan kaldırılıyor ve yeni bir çağ ufuktan doğmaya başlıyor.

    Dikkat ederseniz, 2000 yıl öncesinde bile Kutsal Yazılar “şu son günlerde” ifadesini kullanıyor. Anlamamız gereken şey tarihin sonunda yer alan belirli bir zaman süreci değildir. Ayet “Son Günler” dediğinde okuyucularına çok uzak günlerden değil, o anda yaşamakta olduğu zamandan bahsediyor. Fakat Kutsal Kitap içinde bulunduğumuz zamanı eskatolojik gerçekler ışığı altında yorumlamamız için “şu son günlerde” ifadesini kullanıyor.

    Şu şekilde bir şekil çizerek açıklık kazandırabiliriz.

    Tarihi bir zaman çizgisi olarak düşünelim: Tarih yaratılıştan sonsuza uzanan bir zamandır. Ve Galatyalılar 4:4 ayetinde dediği gibi “zamanın doluluğunda Tanrı, Oğlu’nu gönderdi”. Bu yüzden de tarihin odak noktası İsa Mesih’in gelişidir. Bu yüzden çizdiğimiz bu zaman çizgisinde, Mesih’in gelişini işaretliyoruz. eskatoloji öğretisinin çoğu aslında sizlere zaman çizgisinin sonunda olan şeyleri anlatacaktır.

    Fakat İbraniler Mektubu 1. bölümün ışığı altında buna baktığımızda; [eskatoloji] İsa Mesih dünyaya geldiği andan itibaren, sonun başlangıcının başladığını söylüyor. İşte İsa Mesih’in birinci gelişi ile ikinci gelişi arasındaki zaman sürecine Kutsal Kitap, son günler diyor. Aslında son günler dediğimiz çarmıhtan, tam tarihin sonuna kadar olan zamandır.

    İşte bu yüzden Kutsal Kitabın gönderiliş amacı, yeni eskatolojik gerçeğin farkına varmamız ve bununla uyum içinde yaşayabilmemiz içindir.

    I.Yuhanna 2:18 Çocuklar, bu son saattir. Mesih-karşıtının geleceğini duydunuz. Nitekim daha şimdiden çok sayıda Mesih-karşıtı türemiş bulunuyor. Son saat olduğunu bundan biliyoruz.
    Ayetin burada kullandığı dile dikkat edelim! İsa Mesih’in gelişi ışığı altında, o andaki Hristiyanların durumunu göz önüne alıyor. Bu inananların yaşadığı anı, son saat olarak tanımlıyor. Aslında biz de bu son saatte yaşıyoruz. İşte, İsa Mesih’in gelişi tarihte bir dönüm noktasıdır. Ve bu dönüm noktasından sonra Kutsal Kitap’taki bu öğreti bizleri, tarihin sonuna doğru getirmeye başlar.

    #28246
    Anonim
    Pasif

    Yeni Ahit Döneminde Eskatoloji Işığı Altında Yaşamak:
    Vahiy kitabını bizler eskatoloji ve peygamberlik sözleriyle ilişkilendiririz. Burada yedi kiliseye yedi mektup yazılıyor. Bu mektupların, kitabın sonunda yazan korkunç olaylarla ilişkisini merak etmiş olabilirsiniz. Bunun nasıl olduğuna bakalım: yalnızca bu kiliselere yazılmış mektupların üçüne bakacağız. Çünkü bu üç kilisenin ortak bir problemi vardı. Bu sorun da Nikolacılar sorunuydu:
    Vahiy 2:6 Yine de olumlu bir yanın var: Nikolas yanlılarının yaptıklarından nefret edersin; ben de nefret ederim.

    Aslında mektup daha ileriki bölümlerde problemi açıklıyor:
    Vahiy 2:15 Aynı şekilde sizin aranızda da Nikolas yanlılarının öğretisine bağlı kalanlar var.
    Vahiy 2:20 Ne var ki, sana karşı bir sitemim var: kendini peygamber diye tanıtan İzebel adlı kadını hoşgörüyle karşılıyorsun. Bu kadın, öğretisiyle kullarımı saptırıp cinsel ahlaksızlıkta bulunmaya ve putlara sunulan kurbanların etini yemeye yöneltiyor
    Vahiy 2:24-25 Ama size, yani Tiyatira'da bulunan diğerlerine, bu öğretiyi benimsememiş ve Şeytan'ın sözde derin sırlarını öğrenmemiş olanların hepsine şunu söylüyorum: ben gelinceye dek sizde olana sımsıkı sarılın. Üzerinize bundan başka bir yük koymuyorum.

    Buradaki bütün her şeyi bir araya getirip, belirli bir anlam çıkarmak için uzun bir zaman alabilir. Ama kısaca bunların anlamı şudur: Nikolacı öğreti, kişileri puta tapmaya ve cinsel ahlaksızlığa yönlendiriyordu. Bundan daha da kötüsü 24. ayette karşımıza çıkıyor. Yuhanna burada şeytanın derin gizlerini öğrenmemiş kişilerden bahsediyor. Sizce Yuhanna bununla ne kast ediyor?

    Kutsal Kitap yorumcuları, Nikolacılar ve İzebel’i; ticaret kuruluşları ile ilişkilendiriyorlardı. Belki şu şekilde bunu görebiliriz: İşinizi korumak ve devam ettirmek için bu ticaret kuruluşlarına katılmanız gerekiyordu. Bunun anlamı da şuydu: İçinde bulunduğunuz kuruluşun toplantılarına katılmak ve bu toplantılar süresince de cinsel ahlaksızlık ve putperestlik yapmaktı.

    Bir Hristiyan olarak bu konuda ne yapacaksınız? Kutsal Kitap’a aykırı davranışlara devam ederek işinizi mi elinizde tutacaksınız yoksa İsa Mesih’e mi sadık kalacaksınız?

    Büyük olasılıkla “şeytanın derin gizleri” diye nitelendirilen şey şuydu: Yani tüm bu ahlaksız uygulamalarda bulunup; içinizde de İsa Mesih’i sevebileceğiniz öğretisi… “İsa Mesih içinizde yaşadığından; cinsel ahlaksızlık ve putperestlik size bir zarar veremez.”

    Görüldüğü gibi Yuhanna burada içinde yaşadığı dönemde topluluğunu eğitmeye yönelik bir problem yaşıyor. Topluluktaki bazı kişiler cinsel ahlaksızlığa ve putperestliğe yönelmişler; bazılarıysa sadece bu konuda ayartılmışlardı. Bunu anlamamız da bizlere, ilerde gösterilen harika ve müthiş olayların ne anlama geleceğini gösterir. Yuhanna kendisine verilen bu görümleri yazmakla başlıyor. Bunu yapmaktaki amacı, Hristiyanların içinde bulunduğu dönem içinde onlara sonsuzluk bakış açısını kazandırmaktı. Onlara bazı eskatolojik gerçekler göstererek şimdiki zamanda davranışlarının nasıl olması gerektiğini vurguluyor.

    Vahiy 12:1 Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının altındaydı ve başında on iki yıldızdan oluşmuş bir taç vardı.
    2 Kadın gebeydi. Doğum sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu.
    3 Sonra gökte başka bir belirti göründü: yedi başlı, on boynuzlu ve yedi başında yedi taç olan, kızıl renkli büyük bir ejderhaydı bu.
    4 Kuyruğuyla gökteki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne attı. Sonra, doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu. Kadın doğurduğu an ejderha çocuğu yutacaktı.
    5 Kadın bir oğul, bütün ulusları demir çomakla güdecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk hemen alınıp Tanrı'ya, Tanrı'nın tahtına götürüldü.
    6 Kadın ise çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.
    7-8 Gökte savaş oldu. Mikail ve melekleri ejderhaya karşı savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler.
    9 Büyük ejderha, İblis ya da Şeytan diye adlandırılan ve tüm dünyayı saptıran o eski yılan, melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı.
    10 Bundan sonra gökte yüksek bir sesin şöyle dediğini duydum: «Tanrımızın kurtarışı, gücü, egemenliği ve Mesihinin yetkisi şimdi gerçekleşti. Çünkü kardeşlerimizin suçlayıcısı, onları Tanrımızın önünde gece gündüz suçlayan, aşağı atıldı.
    11 Kardeşlerimiz, Kuzu'nun kanıyla ve ettikleri tanıklığın bildirisiyle onu yendiler. Ölümü göze alacak kadar can sevgisinden vazgeçmişlerdi.
    12Bunun için, ey gökler ve göklerde yaşayanlar, sevinin! Yer ve deniz, vay halinize! Çünkü İblis, zamanının az olduğunu bilerek büyük bir öfkeyle üzerinize indi.»
    13 Ejderha, yeryüzüne atıldığını görünce, erkek çocuğu doğuran kadını kovalamaya başladı.
    14 Kadına, yılanın önünden çöle, üç buçuk yıl[] besleneceği yere uçup kaçabilmesi için büyük bir kartalın iki kanadı verildi.
    15 Yılan, kadını selle süpürüp götürmek için ağzından, kadının ardından ırmak gibi su akıttı.
    16 Ama yeryüzü, ağzını açıp ejderhanın ağzından akıttığı ırmağı yutarak kadına yardım etti.
    17 Bunun üzerine ejderha kadına öfkelendi. Kadının soyundan geriye kalan ve Tanrı'nın buyruklarını yerine getirip İsa'ya olan tanıklıklarını sürdürenlerle savaşmaya gitti.
    18 Denizin kıyısında dikilip durdu.

    Vahiy 13:1 Sonra, on boynuzlu, yedi başlı bir canavarın denizden çıktığını gördüm. Boynuzlarının üzerinde on taç vardı ve başlarının üzerinde küfür niteliğinde adlar yazılıydı.
    2 Gördüğüm canavar, parsa benziyordu. Ayakları ayı ayağı, ağzı ise aslan ağzı gibiydi. Ejderha canavara, kendi gücü ve tahtıyla birlikte büyük yetki verdi.
    3 Canavarın başlarından biri, ölümcül bir yara almışa benziyordu. Ne var ki, bu ölümcül yara iyileşmişti. Bütün dünya, şaşkınlık içinde canavarın peşinden gitti.
    4 İnsanlar, canavara yetki veren ejderhaya taptılar. «Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?» diyerek canavara da taptılar.
    5 Canavara, kurumlu sözler söyleyen ve küfürler savuran bir ağız ve kırk iki ay süreyle kullanabileceği bir yetki verildi.
    6 Tanrı'ya sövmek, O'nun adına ve konutuna, yani gökte yaşayanlara sövmek için ağzını açtı.
    7 Kutsallara karşı savaş açıp onları yenmesine izin verildi. Canavar, her oymak, her halk, her dil ve her ulus üzerinde yetkili kılındı.
    8 Yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalıdan beri boğazlanmış Kuzu'nun yaşam kitabında adı yazılmamış olan her insan ona tapacak.
    9 Kulağı olan işitsin!
    10 Tutsaklığa gidecek olan, tutsaklığa gidecek. Kılıçla öldürülecek olan, kılıçla öldürülecek. Bu durum, kutsalların sabrını ve imanını gerektirir.
    11 Bundan sonra başka bir canavar gördüm. Yerden çıkan bu canavarın kuzu gibi iki boynuzu vardı, ama ejderha gibi ses çıkarıyordu.
    12 Birinci canavarın bütün yetkisini onun adına kullanıyor, yeryüzünü ve orada yaşayanları ölümcül yarası iyileşmiş olan birinci canavara tapmaya zorluyordu.
    13 İnsanların gözü önünde, gökten yeryüzüne ateş yağdıracak kadar büyük mucizeler yapıyordu.
    14 Birinci canavarın adına yapmasına izin verilen mucizeler sayesinde, yeryüzünde yaşayanları saptırdı. Onlara, kılıçla yaralanmış, ama sağ kalmış olan canavarın onuruna bir put yapmalarını buyurdu.
    15 Kendisine, canavarın putuna yaşam soluğu vererek onu konuşturmak ve ona tapmayanların hepsini öldürtmek üzere güç verildi.
    16 Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eli ya da alnı üzerine bir işaret vurduruyordu.
    17 Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşıyanların dışında hiç kimse ne bir şey satın alabiliyor, ne de satabiliyordu.
    18 Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Çünkü bu sayı bir insanı simgeler. Onun sayısı altı yüz altmış altıdır.

    12. bölümde karşımıza büyük bir göksel savaş çıkıyor. Tanrı’nın orduları ile şeytanın orduları arasında var olan çok büyük kozmik çapta bir savaş…

    13. bölümde ise Yuhanna bizleri cennetten yani göklerden dünyaya getiriyor. Denizden ve dünyanın içinden çıkan bir canavarı işaret ediyor. İnsanların ortaya çıkardığı geleneklerin, öğretilerin, Tanrı’ya karşı kendilerini nasıl konumlandırdıklarını gösteriyor. Yuhanna bize bu göksel savaşı gösterdikten sonra, savaşın diğer tarafında olan dünyasal karşı tarafı açıklıyor. Daha sonra da bu iki tarafın ortasındaki iki tane topluluktan bahsediyor. Bu topluluklardan birincisi yaratığa tapan topluluktur (13:15-18).

    Burada anlamamız gereken şey şudur: Bu simge gerçek anlamda bir sayı değildir. Tüm bu kitap içerisinde farklı kişilere, farklı nişanlar veriliyor. Fakat hiçbirisinin geçek anlamı yoktur. Burada önemli olan işaretin kendisi değil; işaretin nereye konulduğudur. Bu işaret hem alına, hem de ele konuluyor. Yani bunun anlamı; alnında ve elinde bu işareti taşıyan insanlar, düşünüşlerinde ve davranışlarında şeytanın özünü yansıtan kişilerdir. Bu işaretler yaşayışları ve düşünüşleriyle şeytana olan bağlılıklarını gösteren kişileri simgelemektir. Neden altı yüz altmış altı sayısı? diyebiliriz.

    Bu Kitap’ta yedi, Tanrı’nın sayısıdır. Yedi ruh, yedi kilise v.s… Bunun nedeni yedi sayısının, Tanrı’nın mükemmelliğini simgelemesidir. Ve altı da, yedi rakamının yanında yetersizdir. “Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı” ayetini hatırlayınız (Romalılar 3:23). Bu yüzden günah işleyenler, Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalıp; sadece altı değil, altmış da değil, altı yüz altmış altı oluyorlar (Bunu bir derecelendirme olarak algılarsak; bu kişilerin ne denli yücelikten yoksun olduklarını vurgular).

    Vahiy 14:1 Sonra Kuzu'nun Siyon dağı üzerinde durduğunu gördüm. O'nunla birlikte, alınlarında kendisinin ve Babasının adının yazılmış olduğu yüz kırk dört bin kişi vardı.
    2 Gökten, gürül gürül akan suların sesini, büyük bir gök gürlemesini andıran bir ses işittim. İşittiğim ses, çenk çalanların çıkardığı sese benziyordu.
    3 O yüz kırk dört bin kişi, tahtın önünde, dört yaratığın ve ihtiyarların önünde yeni bir ezgi söylüyordu. Yeryüzünden satın alınmış olan bu kişilerden başka kimse o ezgiyi öğrenemedi.
    4 Kendilerini kadınlarla lekelememiş olanlar bunlardır. Pak kişilerdir. Kuzu nereye giderse O'nun ardından giderler. Tanrı'ya ve Kuzu'ya ait olacakların ilk bölümü olmak üzere insanlar arasından satın alınmışlardır.
    5 Ağızlarından hiç yalan çıkmamıştır. Kusursuzdurlar.
    6 Bundan sonra göğün ortasında uçan başka bir melek gördüm. Bu melek, yeryüzünde yaşayanlara her ulusa ve her oymağa, her dile ve her halka iletmek üzere sonsuza dek kalıcı olan Müjde'yi getiriyordu.
    7 Yüksek sesle şöyle diyordu: «Tanrı'dan korkun! O'nu yüceltin! Çünkü O'nun yargılama saati geldi. Göğü, yeri, denizi ve su pınarlarını yaratana tapının!»
    8 Onun ardından gelen ikinci bir melek şöyle seslendi: «Yıkıldı! Kendi azgın ahlaksızlığının şarabını bütün uluslara içirmiş olan büyük Babil yıkıldı!»
    9-10 Onları izleyen üçüncü bir melek yüksek sesle şöyle diyordu: «Bir kimse canavara ve onun benzeyişindeki puta taparsa, alnı üzerine ya da eli üzerine onun işaretini kabul ederse, Tanrı gazabının kâsesinde saf olarak hazırlanmış Tanrı öfkesinin şarabından içecektir. Böylelerine, kutsal meleklerin ve Kuzu'nun önünde ateş ve kükürtle işkence edilecek.
    11 Çektikleri işkencenin dumanı sonsuzlara dek tütecek. Canavara ve onun putuna tapıp onun adının işaretini kabul edenler gece gündüz rahat yüzü görmeyecekler.
    12 Bu durum, Tanrı'nın buyruklarını yerine getiren ve İsa'ya olan imanlarını sürdüren kutsalların sabrını gerektirir.»
    13 Gökten bir ses işittim. «Şunu yaz: bundan böyle Rab'be ait olarak ölenlere ne mutlu!» diyordu. «Evet» diyor Ruh, «uğraşlarından dinlenecekler. Çünkü yaptıkları işler onları izleyecektir.»
    14 Bundan sonra beyaz bir bulut gördüm. Bulutun üzerinde oturan, başında altın bir taç ve elinde keskin bir orak bulunan, `insanoğluna benzer biri' vardı.
    15 Tapınaktan çıkan başka bir melek bulutun üzerinde oturana yüksek sesle şöyle bağırdı: «Orağını uzat ve biç! Biçme saati geldi. Çünkü yerin ekini olgunlaşmış bulunuyor.»
    16 Bulutun üzerinde oturan, orağını yerin üzerine salladı ve yerin ekini biçildi.
    17 Gökteki tapınaktan başka bir melek çıktı. Onun da keskin bir orağı vardı.
    18 Ateşin üzerinde yetkili olan başka bir melek ise sunaktan çıkıp geldi. Keskin orağı olana yüksek sesle, «Keskin orağını uzat!» dedi. «Yerin asmasının salkımlarını topla. Çünkü üzümleri olgunlaştı.»
    19 Bunun üzerine melek orağını yerin üzerine salladı. Yerin asmasının ürününü toplayıp Tanrı öfkesinin büyük cenderesine attı.
    20 Kentin dışında sıkılan cendereden kan aktı. Kan, bin altı yüz ok atımı çapındaki bir alanda atların gemlerine dek yükseldi.

    İkinci topluluk ise; bu topluluğun karşısında olan bir topluluktur (14:1-7). Bu topluluğun da bir işareti olduğunu 1. ayette görüyoruz. Yani Kuzu’nun kurtarılmış topluluğu, Tanrı’nın halkı. Ve onların Babasının ismi, alınlarında yazılı. Bunun anlamı dünyanın sonu geldiğinde, Tanrı’nın dövme dükkanına girerek; kişilerin alnına “Yahve” diye bir dövme yaptıracakları gibi anlaşılmamalıdır. Aslında önemli olan konu şudur: Neden isimlerimizi herhangi bir şey üzerine yazarız?

    İsimlerimizi sahip olduğumuz bir şey üzerine yazarız çünkü bu şeylerin, bize ait olduğu anlaşılmasını isteriz. Ve işte biz, Baba’nın bize vermiş olduğu işaretin ne olduğunu biliyoruz. Kutsal Kitap bunu çok açıkça söylüyor. Bizler kurtulacağımız güne kadar Kutsal Ruh ile mühürlendik:
    Efesliler 1:13 Gerçeğin ilanını, kurtuluşunuzun müjdesini duyup O'na iman ettiğinizde, siz de vaat edilen Kutsal Ruh'la O'nda mühürlendiniz. 14 Ruh, Tanrı'nın yüceliğinin övülmesi için Tanrı'ya ait olanların kurtuluşuna dek mirasımızın güvencesidir.

    Yani kötü olanın ruhu şeytanın topluluğunu, Tanrı’nın Ruh’u ise; Kuzu’ya tapan kişileri işaretliyor. Bu kozmik savaş içerisinde, Kuzu’nun topluluğu ile şeytanın topluluğu birbirlerine karşıt olarak çatışıyorlar.

    Bu Nikolacı öğretileriyle yüzleşen kiliseler için Yuhanna bazı perdeleri ortadan kaldırarak bu toplulukların görünmeyenleri görmesini sağladı. Yuhanna “Kuzu’nun topluluğunda yaşıyor gibi görünüp; şeytanın topluluğuna ait olmak, zararsız bir şey gibi gözükebilir. Bunların arasında bir seçim yapılmalıdır” diyor. Seçim yapmamayı da, İsa Mesih’e sadık olmamaktan daha kötü bir şey olarak nitelendiriyor.

    Vahiy Kitabını okurken göz önünde tutabileceğiniz bir başka bakış açısı da şudur: “Eğer ben, o zamanlardaki bir Hristiyan olsaydım, bu görümler benim için ne anlam ifade edecekti?”

    Zira burada gördüğünüz gibi, o anda yaşayan Kilise topluluklarına sonsuzluk bakış açısı kazandırılarak içinde bulundukları problemle yüzleşebilmeleri için sanki bir dayanak noktası veriliyordu.

    Aslında bizler de kendi hayatlarımız için aynı şeyi yapmalıyız. Vahiy kitabını çok uzak bir gelecekteki bilinmeyen şeyleri açıklayan bir bulmaca gibi düşünmemeliyiz. Ama bu kitabı okurken tüm tarih ve sonsuzluk bakış açısı, “bana şu andaki itaatkarlığım için neler gösteriyor, ne anlam içeriyor?” diye düşünmemiz gerekir.

    I. Korintliler 10:11 Bu olaylar, başkalarına ders olsun diye onların başına geldi ve çağların sonuna ulaşmış olan bizleri uyarmak için yazıya geçirildi.
    Bu ayette bizlerin, Tanrı halkı olarak nasıl tanımlandığımıza dikkat edin! Bizler, çağların sonunun üzerlerine geldiği kişileriz. İşte son vakit, son zamanlar budur. Ve işte son günler, içinde bulunduğumuz günlerdir. Tüm varlığımız burada eskatolojik olarak tanımlanıyor.

    #28247
    Anonim
    Pasif

    [1] Çıkış 13:14 “İlerde oğullarınız size, 'Bunun anlamı ne?' diye sorduklarında, 'RAB bizi güçlü eliyle Mısır'dan, köle olduğunuz ülkeden çıkardı' diye yanıtlarsınız. Levililer 11: 45 Tanrınız olmak için sizi Mısır'dan çıkaran RAB benim. Kutsal olun, çünkü ben kutsalım (19:36; 22:33; 23:43; 25:38; 26:13, Sayılar 3:13; 15:40-41, Tesniye 1:30-31; 4:34). Tesniye 5:6 “'Seni Mısır'dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın Yahve benim. 7 “'Benden başka tanrın olmayacak. Tesniye 5: 15 Mısır'da köle olduğunu ve Tanrın RAB'bin seni oradan güçlü elle ve kudretle çıkardığını anımsayacaksın. Tanrın RAB bu yüzden Şabat Günü'nü tutmanı buyurdu. Tesniye 8: 14 böbürlenmemeye ve sizi Mısır'dan, köle olduğunuz ülkeden çıkaran Tanrınız RAB'bi unutmamaya dikkat edin (6:12; 7:19; 15:15; 16:12).

    #28248
    Anonim
    Pasif

    Eskatoloji ve Şimdiki Zaman:
    Eskatoloji yalnızca gelecekle ya da son günlerle değil, şimdiki zamanla da ilgilidir. İşte bu yüzden Tanrı’nın tarih içerisinde yapmış olduğu bu eskatolojik olay, bizlerin tarafında değiştirici bir tepki gerektirir. İsa bizlere, Tanrı’nın Egemenliğinin geldiğini gösterir, söyler ve daha sonra da bizleri tövbe etmeye çağırır. Yani tarih içerisinde gerçekleşen Tanrı Egemenliğinin varlığı, bizlerin varlığını yeniden şekillendirir, başka bir amaç verir. Böylece Tanrı halkı, O’nun Egemenliğinin bir ilk meyvesi ve ilk doğanı, işareti olurlar. Eskatoloji, yalnızca gelecekle değil, şimdiki zamanla da ilgilidir. Yeni Ahit’te bunun karşımıza nasıl çıktığına bakalım:
    I.Korintliler 11:23-24 Size ilettiğimi ben Rab'den öğrendim. Ele verildiği gece Rab İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve şöyle dedi: «Bu sizin uğrunuza feda edilen benim bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın.»
    25 Aynı şekilde yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: «Bu kâse benim kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Bunu her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın.»
    26 Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kâseden her içtiğinizde, Rab'bin gelişine dek Rab'bin ölümünü ilan etmiş olursunuz.

    “Rab’bin Sofrası ile ilgili bu bölümün ne alakası var?” diye düşünebilirsiniz! Ama ilgisi şudur: Aslında her hafta yaptığınız Rab’bin Sofrası, eskatolojiyi uygulamanız için bir fırsattır. Bunun anlamını görebilmek için, İsa Mesih’in Vahiy kitabındaki öğretisini anlamamız lazım. Hatırlayacaksınız, İsa Mesih ne zaman Tanrı’nın Egemenliğinden bahsetse bunu bizlere bir “Düğün Şöleni” olarak bildiriyordu (Matta 22:1). Tanrı’nın Egemenliğinin neye benzediğini anlatmak için, bizlere bu büyük şöleni, büyük daveti ve büyük bayram havasını tarif ediyordu.

    Vahiy kitabı (19:7, 9) burada artık tarihin doruk noktasına ulaştığı ve sonsuzluğa dönüştüğü zamanı, yine “Düğün Şöleni” benzetmesi ile açıklamaktadır. Bu da sizlerin Rab’bin Sofrası hakkındaki anlayışınıza bir boyut kazandırmalıdır. Topluluk her ne zaman Rab’bin Sofrasına katılırsa o an sonsuzluğun bir ön deneyimi olmalıdır. Yani Rab’bin Sofrasına katıldığınız an, Göklerin Egemenliğinin nasıl olacağı konusunda, “buna benzeyecek bir tat aldım” diyebileceğimiz bir an olmalıdır. Tapınmamamız sırasında eskatolojimizi uygularsak, ortaya çıkması gereken sonuç bu olmalıdır. Sonsuzluk, Pazar günü kilisede yaptığımız toplantıya girmelidir ve bu ikisi kesişmelidir.

    İşte şimdi burada Pavlus’un eskatolojiyi, insanlara bazı şeyler söylerken nasıl kullandığına bakmadan önce Korint’te olan olayı şu şekilde özetleyebiliriz: Kilisenin normal kilise binalarında toplanmaya başlamadan önce; iki asır geçti. Bu zamandan önce kiliseler, evde toplanıyorlardı. Ama küçük toplulukları barındırabilmek için bile, evlerin büyük olmasına ihtiyaç duyuluyordu. Peki kimlerin böylesi büyük evleri olabilirdi? Tabi ki zengin insanların… Bunu göz önünde tuttuğumuzda; şunu anlıyoruz: Korint kilisesi içerisindeki zengin kişilerle, daha fakir olanlar arasında bazı gerilimler yaşanıyordu. Arkeologların Korint kilisesi ile ilgili bize verdikleri bilgiler şöyleydi: Bu evlerin içinde küçük yemek odaları vardı ki, bu odalarda yaklaşık 12 kişi barındırılabiliyordu. Aynı zamanda bu evlerin, yaklaşık 50 kişiyi barındırabilecek bahçeleri bulunuyordu. Eğer bu detayları göz önünde bulundurursak; Pavlus’un demek istediği şeyin şu olduğunu anlıyoruz: Bu evlerin zengin olan sahipleri, yakın arkadaşlarını yemek yemek için iç odaya davet ediyorlardı. Topluluğun fakir kişileri ise bahçede ağırlanıyordu. Burada önemli olan bir detay ise, Rab’bin Sofrası sakramentinin topluluğun yemeği esnasında yapıldığı idi. Topluluk bir araya geldiğinde bir yemek yeniyordu ve bu yemek esnasında sofradan ekmek ve şarap alınarak; Rab’bin anısına bu Sofra gerçekleştiriliyordu. Toparlamak gerekirse, bu sakrament yemek esnasında gerçekleştiriliyordu. Ev sahibi bu ekmek ve şaraptan, bahçedeki fakir üyelere de veriyordu. Ama öyle gözüküyor ki, bu iç odadaki zengin kişiler kendilerini yemeklerle tıka-basa doyuruyorlardı. Bu yüzden de Rab’bin Sofrası insanların “Ben zenginim, sen fakirsin!” diye gösteriş yapmaları için bir fırsat haline dönüşüyordu. 20. ayetin böyle kişileri nasıl azarladığına dikkat edin:
    I.Korintliler 11:20 Toplandığınızda Rab'bin Sofrasına katılmak için toplanmıyorsunuz.
    21 Çünkü her biriniz ötekini beklemeden kendi yemeğini yiyor. Kimi aç kalıyor, kimi sarhoş oluyor.
    22 Yiyip içmek için evleriniz yok mu? Tanrı'nın topluluğunu hor görüp yiyecek bir şeyi olmayanları utandırmak mı istiyorsunuz? Size ne diyeyim? Sizi öveyim mi? Bu konuda övemem!

    Onların bir araya gelerek yaptıkları şeyin, Rab’bin Sofrası olmadığını, zengin olan kişilerin Tanrı’nın topluluğunu hor gördüğünü, yiyecek bir şeyi olmayan kişileri utandırmak istediklerini söylüyor. Bu yüzden 22. ayette “Sizi bunun övemem” diyor.

    I.Korintliler 11:27 Bu nedenle kim uygun olmayan şekilde ekmeği yer ya da Rab'bin kâsesinden içerse, Rab'bin bedenine ve kanına karşı suç işlemiş olur.
    28 Kişi önce kendini sınasın, sonra ekmeği yiyip kâseden içsin.
    29 Çünkü Rab'bin bedenini farketmeden ekmeği yiyen ve kâseden içen, böyle yiyip içmekle kendi kendini mahkûm eder.
    30 İşte bu nedenle birçoklarınız zayıf ve hastadır, bazılarınız da ölmüştür.
    31 Eğer kendi kendimizi sınasaydık, yargılanmazdık.
    32 Dünyayla birlikte mahkûm olmayalım diye Rab bizi yargılayıp terbiye ediyor.
    33 O halde kardeşlerim, yemek için bir araya geldiğiniz zaman birbirinizi bekleyin.
    34 Aç olan varsa, karnını evde doyursun. Öyle ki, toplanmanız yargılanmanıza yol açmasın. Diğer sorunlara gelince, onları yanınıza geldiğim zaman hallederim.

    27. ayetten 34. ayetin sonuna kadar, aslında bunun Tanrı’nın topluluğuna karşı yapılmış bir günah olduğunu ve bunu yapanların da kendilerine yargı yiyip-içtiklerini söylüyor. Yani Tanrı’nın bu konu hakkındaki üzüntüsü öylesine büyük ki, kilisenin birliği bozulmaya başlıyor ve bazıları bu yüzden ölümle bile cezalandırılıyor. Pavlus kişilere, şayet kendilerini kontrol edemiyorlarsa gelmeden önce yiyip-içmelerini ve geldikten sonra da beklemelerini söylüyor. “Eğer bunu yapmazsanız, bu olay sizlerin yargılanmanıza neden olacak” diyor. Fakat burada Pavlus’un bu konuya verdiği öneme, demek istediğine dikkat edelim: eskatoloji işte tam bu noktada devreye giriyor. 23. ve 26. ayetler arasında, Rab’bin Sofrasının esas odak noktası; Mesih’in ölümüdür. Ekmek, Mesih’in kendileri uğruna feda ettiği bedenini; şarap ise onlar için dökülen kanını anımsamak için veriliyor. Pavlus burada İsa Mesih’in Söz’lerinden alıntı yapıyor.

    Kilise bu geçmişteki kayros olayına baktığında, şimdiki zamandaki Rab’bin anısına yapılan yemeği uygulaması söyleniyor. Burada yine Eski Ahit’te gördüğümüz kavram karşımıza çıkıyor. Yani İsa’yı hatırlamak ve anmak için böyle yapıyoruz. 4. Emirde ya da Çıkış olayında gördüğümüz gibi, bu anma da, insanı değiştiren bir hatırlamadır. Bu neden değiştiren bir hatırlamadır?

    I.Korintliler 11:26 Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kaseden her içtiğinizde, Rab’bin gelişine dek Rab’bin ölümünü ilan etmiş olursunuz.
    Yani bizler, bu sakramenti Rab’bin gelişine dek, O’nun ölümünü ilan etmek için yerine getiriyoruz. O’nun gelişi ışığı altında bizler bu sakramenti yaptığımız zaman İsa’nın ikinci gelişine bakıyoruz ve bu bakışımız da, Rab’bin Sofrasına anlam kazandıran şey oluyor. Yani işin özünde bizleri Rab’bin Sofrasına çağırırken; bu Sofra’ya katılırken, zamanın sonundaki Kuzu’nun Düğün Şölenine, Ziyafete bakmamızı istiyor. Çünkü esas olan kutlama Mesih’in ikinci gelişindedir. Burada Rab’bin Sofrasını kutlamaktaki amacımız, gelecekte gerçekleşecek olan bu Düğün’ün ön tadını almaktır. Rab’bin Sofrası anında, zaman ile sonsuzluğun kesişmesi olayı vardır. Korint kilisesindeki Rab’bin Sofrası eğer gerçekten Düğün Şölenin tadını önceden tatmak için yapılan bir şey olsaydı, fakir olanlar dışarıda kalmazlardı. Çünkü Tanrı Egemenliğinin esenliğinde hem zengin, hem de fakir, aynı Tanrı ışığının ve bereketinin tadını çıkaracaklardır. Burada kilise İsa Mesih’in ikinci gelişini akılda tutarak Rab’bin Sofrasından almaya çağırılmakla gelmekte olan sonsuz esenlik ve Düğün Şöleninin tadını önceden almaya davet ediliyor.

    Pavlus’un burada demek istediği şuydu: “Bu en son günde Rab’bin Sofrasına oturduğumuzda; Rab fakirleri hor görüp, zenginleri kayırmayacak. Sizlerin yaptığı bu olduğundan; sizin yaptığınız şey Rab’bin Sofrası değildir. Bu yüzden olması gereken Sofrayı hatırlayın ve kendi sofranızı da, gelecekte olacak olan bu Sofra gibi yapın. Ve şimdi Tanrı çocuklarının hepsi bu Sofraya katılsınlar”

    Bu Korintoslular örneği eskatolojinin, günlük yaşantımıza nasıl uygulanabileceğini gösteriyor. Şimdi eskatolojiyi, tarihe bakarken nasıl kullandığımıza bakalım. Burada anlamamız gereken şey şudur: Chronos zamanının önemi, bu zaman içindeki sonsuzluktan kaynaklanır. Yani sonsuzluk normal zaman içersine girdiği anda, Tanrısal amaç tarih içersine girer. Hristiyanlığı diğer felsefe ve dinlerden ayıran, çok eşsiz bir tarih ya da felsefe anlayışı vardır. Bizler tarihin anlamı ya da amacı dediğimizde bu söylediğimiz şey; eskatolojiden farklı bir şey değil, tam tersine eskatolojinin özü, tarihin anlamıdır.

    #28249
    Anonim
    Pasif

    Tarih Hakkında Farklı Görüş Açıları:

    Kutsal Kitap Bakış Açısı:

    Bizler Tanrı’nın yaratılışının içinde yaşıyoruz. Sırf şekil için söylemek gerekirse; bir sürü gerçeğin bulunduğu bir dünyada yaşamımızı sürdürüyoruz. Şekilde gerçeklerle dolu bir dünya var. Tüm gerçeklerin kendi varlıklarını ve anlamlarını daha büyük ve en büyük olan bir gerçekten aldığını biliyoruz. Ve bu büyük gerçek de Tanrı’dır. Tanrı dünyamızın ve tüm gerçeklerin kaynağıdır. Tüm gerçeklere anlam veren, Tanrı’nın Kendi amacıdır. Bu yüzden yaratılış tüm anlamını ve amacını Tanrı’dan alır. Şekildeki dairenin çizgilerinin arası kesik çizgilerden oluşuyor.

    Bunun sebebi Tanrı ile yaratılışının, bir Antlaşma (Ahit) ilişkisi içerisinde yaşıyor olmasındandır. “Tanrı ve yaratılışı bir ilişki içerisinde yaşar” dediğimizde genel olarak insanların, Tanrı ile bir ilişki içinde yaşadığını tanımlarız. Hatırlamamız gereken diğer şey ise, Tanrı’nın yaratmış olduğu dünyayı sevmesidir. Tanrı tüm evreni, Kendi görkeminin ilan edilmesi ve gösterilmesi için adeta bir sahne olarak yaratmıştır. Çoğu zaman Mezmurlar’da tüm yaratılışın Tanrı’nın sevgisine ve ilgisine cevap verdiğini fark ederiz. Bu yüzden de tüm yaratılış Tanrı’ya karşı açıktır. Tanrı, yaratılışın içindedir ve onunla ilişkidedir. Güneşin her gün doğup-batmasında Tanrı’nın sağlayışını, yağmurun yağmasında ya da bir çiçeğin büyümesinde Tanrı’nın yaratılışı ile yakından ilgilendiğini görürüz. Hristiyanlar için, Tanrı’nın yaratılışı ile ilgilendiğine en çarpıcı örnek belki de mucizeleridir. Tanrı’nın, halkı geçebilsin diye Kızıldenizi ortadan ayırması, İsa’nın suyu şaraba çevirmesi, Lazar’ı ölümden diriltmesi… Tanrı yaratılışı ile ilişkide ve yaratılışın içindedir. Tüm bunlardan çıkardığımız anlam şudur: Tarih, Tanrısal amaçla doludur. Tanrı tarih içerisinde çalışırken aslında tüm tarihi, amaçladığı hedefe getiriyor. Bunu anlamamızın bir başka önemi de dünyaya günahın girdiğini bilmemizden kaynaklanmaktadır. Günah Tanrı’nın amacını engelleyecek mi? Şeytan kazanacak mı yoksa insan içinde bulunduğu bu başkaldırıyla Tanrı’ya karşı durabilecek mi?

    Kutsal Kitab’ın bunlara yanıtı ‘Hayır, ne insan ne de şeytan kazanacak’dır. Ama Tanrı’nın bu tarih için belirlemiş olduğu amaç, mutlaka hedefe ulaşacaktır. Göklerin Egemenliğinin gelişine kadar, bu Tanrısal amaç mutlaka yerine gelecektir. Yani amaç budur. Burada hatırlamamız gereken Hristiyan bakış açısına göre çok önemli bir şey de tarihin içerisinde anlam bulunduğu değil, anlamın tarih içerisine girmesidir, tarihe anlam kazandırılması olayıdır. Tarihe anlamını, amacını kazandıran Tanrı’dır. Yaratılışı için belirlediği iyi amacı ortaya çıkarmak üzere tarihi şekillendiren Tanrı’nın kendisidir. Bu, Kutsal Kitap’a uygun bir bakış açısıdır ya da bir başka şekilde söylemek gerekirse bu, Kutsal Kitap eskatolojisinin bir özetidir.

    Şimdi özetlemek istediğim bakış açısı ise; Batının sahip olduğu, dinsel olmayan. (Yani Kutsal Kitab’ı ele alırken; Tanrı’yı işin içine katmayan) bir bakış açısıdır. Bu bakış açılarından sizlere söz etmemin sebebi; bu soruna maruz kaldığınız için değil; ama Türkiye Batılılaştıkça, Müjde’nin paylaşımı esnasında karşılaşabileceğiniz engellerden birkaçı bunlar olabilir diye bunları söylemek istiyorum. Çünkü Batı kültürü dinsel olmayan bir eskatoloji üzerine kuruludur. Ve Batı kültürü ve düşünüşü Türkiye’ye geldikçe; dinsel olmayan bu bakış açısı da gelecektir.

    #28250
    Anonim
    Pasif

    Modern Dünya Görüşü:
    18. yy.’da Batı düşünüşünde bir değişme meydana geldi (Aydınlanma Dönemi). Bu aydınlanmanın özde Batıya getirmiş olduğu şey şudur: Yeni bir dünya ve yeni bir bakış açısı kazandırmak. Dünya konusundaki bakış açısı şudur:

    Başlangıçta bu düşünce Tanrı’yı reddetmedi. Sadece Tanrı’nın bu dünya için geçerli olmadığını ya da uyumsuz olduğu sonucuna vardı. Şöyle dediler: “Tanrı belki var, belki de yok ama her iki durumda da önemli değil”. İşte, bu düşüncenin sonucunda Modern bilim ortaya çıktı. Bu kesik dairenin kapalı olduğu düşüncesi ortaya çıktı. Tüm dünya içindeki bu gerçeklerin sebep-sonuç ilişkisini bilimin açıklamasıyla tam olarak anlaşılabileceğini söylediler. Artık dünyanın nasıl işlediğini açıklamak için, Tanrı faktörüne ihtiyacımız olmadığını, modern bilimin her şeyi açıkladığı düşüncesi hasıl oldu.

    Bundan ötürü ‘eğer Tanrı var idiyse; dışarılarda bir yerde, kendi başına ve dünya ile ilişkisi olmayan’ bir şeydi. Ve bu yeni dünya bakışı anlayışıyla, yeni bir tarih anlayışı da ortaya çıktı. Bilimin ortaya çıkardığı bu optimism karşısında bile hala, tarihin belirli bir amacı olduğu inancı kendini korudu. Ama artık bu amaç, Tanrısal bir amaç olarak değil, insan ilerleyişi ya da gelişimi olarak algılanıyordu. Ve artık bizler Batıda bilimin her soruya cevap verebileceği ve teknolojinin her şeye çözüm bulabileceğini düşünerek, kendimize bir ütopya yaratıyoruz. İşte böylece de, insan iyiliğinden ve esenliğinden oluşan kendi egemenliğimizi oluşturuyoruz. Bu şekil sonucunda ortaya çıkan şey de, ‘tarihin gerçek anlamı zaten Tanrı’dan ayrı olarak tarih içerisinde bulunan bir amaçtır’ yani “Tarihe anlamını kazandıran Tanrı’dır” dediğimiz görüşün tam tersinidir. Ve zaman çizgisi ilerledikçe her şey bilim ve teknolojinin vaat ettiği iyiliklerin ortaya çıkmasıyla, gelişmeye doğru ilerliyor. Toparlamak gerekirse, Batı düşünceleri Türkiye’ye geldikçe sizlerin, bu tür bir eskatolojik bakış açısına Müjde’nin nasıl cevap verdiğini, neler söylediğini bilmeniz gerekir.

    #28251
    Anonim
    Pasif

    İslami Eskatoloji:
    İslami eskatolojide de dünyayı yaratan bir Tanrı var; ve tüm gerçekler Tanrı’dan gelir, Tanrı ile insan arasında bir tür ilişki ve mucize öğretisi mevcuttur, Tanrı tarih içerisinde aktif olarak bulunur. Tabi ki yüzyıllarca İslamiyet de sanatın, bilimin, matematiğin, fiziğin tüm Tanrı yaratılışını incelemek ve O’nun hakkında daha fazla bilgi edinmek için kullanılması gerektiğini öne sürmüştür. İslamiyette de Tanrısal bir amaca göre ilerleyen bir tarih çizgisi mevcuttur. Fakat sonuç, Göklerin Egemenliğinden farklı olarak; cennettir.

    İlk bakışta bunun, biraz farklılık olsa da; Kutsal Kitap’taki eskatoloji ile aynı olduğunu düşünebilirsiniz. Bu düşünceniz belki bir şey dışında doğru olabilirdi. İslamiyet’te cennet noktasına geldiğinizde ve ulaştığınızda Tanrı tüm bu tarihi yok ediyor. Yani İslamiyete göre; tüm bu tarihin tek amacı, insanları cennete ulaştırmak ya da ulaştırmamak için bir denenme sahası. Bunu unutmamamız gerektiğini anlamanızın iki önemli nedeni vardır.

    1-Tabi ki komşularınızdan çoğu Müslüman. İnandıkları şey de az önce anlattığımız düşünüş.
    2- Batıdan gelen birçok Müjdeci eskatoloji de buna benzer. Zira bütün bu Müjdeci eskatolojiye göre Tanrı’nın bu eski düzeni zamanın sonunda tamamen ortadan kaldıracağı ve yerine yeni bir düzen koyacağı öğretiliyor.

    Kutsal Kitap’ta anlatılan son, eski düzenin ortadan kaldırılması değil, yenilenmesidir; Yani YARATILIŞIN yok edilmesi değil, var olan düzenin yenilenmesidir.

    #28252
    Anonim
    Pasif

    Uzakdoğu Dinlerinin Eskatolojisi:

    Sonsuz bir döngü

    Bu da, sonsuz bir döngü bakış açısıdır. Uzakdoğu dinlerine göre; tarihin hiçbir anlamı yoktur, hepsi hayaldir. Bu dinlerdeki amaç, reankarnasyon (tekrar ve tekrar dünyaya gelmek) sonucunda tarihten kaçmak ve bu döngünün dışına çıkmaktır.

    Tüm bunlardan da gördüğünüz gibi yalnızca Kutsal Kitap eskatolojik bakış açısı hem tarihe, hem de şu andaki zamana bir anlam verir. Ve işte eskatolojinin doğası hakkında her şeyi anlamış olmak, bu nedenle çok önemlidir.

    Eskatoloji’yi Yapılandırmak:

    1- Eskatoloji Mesih Merkezlidir:
    Eskatoloji Tanrı’nın bizlerin merakını doyurmak için gelecekte olacaklara ilişkin vermiş olduğu detaylı haberler değildir. Tabi ki gelecek hakkında bizlere bazı bakış açıları kazandırdığı doğrudur. Ama eskatoloji gelecekte yaşamak değildir. Ya da normal dünyada falcılığın Kutsal Kitap’taki hali değildir. Gelecekte olacak detaylı bir olayın ne olacağını anlamak için, kristal küreye bakar gibi, bizler Kutsal Kitap’a bakmayız. Eskatoloji, ne Kutsal Kitap’taki öğretilen bizlerin gelecek hakkındaki sorularını cevaplamaya; ne de insanlığımızın sınırlarını aşmaya yönelik olan bir öğretidir. İsa Mesih’in ikinci gelişinden önce bizler henüz cennettin bu yakasında iken bilgilerimiz her zaman sınırlı olacaktır:
    I.Korintliler 13:9 Çünkü bilgimiz sınırlıdır, peygamberliğimiz de sınırlıdır.
    12 Şimdi her şeyi aynada silik bir görüntü gibi görüyoruz, ama o zaman yüz yüze görüşeceğiz. Şimdi bilgim sınırlıdır, ama o zaman, bilindiğim gibi tam bileceğim.

    Ama o zamanda sahip olacağımız bilgiler bile; yaratığın anlaması için, yaratığa uyarlanan bir bilgidir. Şu anda bizler bazı şeyleri kısmen biliyoruz. Ama eskatoloji de bu kısmenliği ortadan kaldırmak için verilmiş bir öğreti değildir. I.Yuhanna (3:2) mektubunda. “Daha ne olacağımız bizlere gösterilmedi” diyor. Bu da gelecek hakkındaki bilgimizin ne denli kısıtlı olduğuna işaret ediyor. Eskatoloji; geleceğin ışığı altında, şimdiki zamanı anlamaktır. Ama sadece geleceği bilmiş olmak adına geleceği bilmek değildir. Bizlerin Kutsal Kitap okumasının amacı, uzak gelecekte olacak olayları anlamak, bunları bilmek değildir. Eskatolojinin verdiği umut şu andaki varlığımızı etkiler. Şimdiki varlığımıza bir etki yapmış olarak eskatoloji son zamanlardaki olacak olaylar hakkında bizleri şu anda biçimlendirir. Eskatolojik olarak yaşamanın bir örneği İbrahim’de görülebilir:
    İbraniler 11:8 İman sayesinde İbrahim, miras olarak alacağı ülkeye gitmek üzere çağrıldığı zaman Tanrı'nın sözünü dinledi ve nereye gideceğini bilmeden yola çıktı.
    9 İman sayesinde, bir yabancı olarak vaat edilen ülkeye yerleşti. Aynı vaadin ortak mirasçıları olan İshak ve Yakup'la beraber çadırlarda yaşadı.
    10 Çünkü mimarı ve yapıcısı Tanrı olan sağlam temelli kenti bekliyordu.
    11 İman sayesinde, Sarâ'nın kendisi de kısır ve yaşı geçmiş olduğu halde vaat edeni güvenilir saydığından gebe kalmaya güç buldu.
    12 Böylece tek bir adamdan, üstelik ölüden farksız birinden gökteki yıldızlar kadar, deniz kenarındaki kum taneleri kadar sayısız torun meydana geldi.
    13 Bu kişilerin hepsi, ölünceye dek imandan ayrılmadılar. Vaat edilenlere kavuşamamış, ama bunları uzaktan görüp selamlamış olarak yeryüzünde yabancılar ve konuklar olduklarını açıkça kabul ettiler.

    Ayetlerin burada İbrahim’in nasıl yaşadığı konusunda verdiği tarife dikkatli bakınız:
    9. ayette, başka bir ülkede yabancı olarak yaşadığını, 13. ayette, [o ana dek adı geçen bütün kutsallar dahil] İbrahim de dahil olmak üzere “yeryüzünde yabancılar ve konuklar olarak yaşadıklarını” vurguluyor. Diğer yan dan 9. ayet İbrahim’in çadırlarda yaşadığını söylüyor. Tabi ki, bunun gibi bir yerde ve öyle bir zamanda çadırlarda yaşamak çok garip değildi. Tarihin bu evresinde artık şehirler oluşmaya başlamıştı. Ama dikkat ederseniz İbrahim burada eskatolojik hayatına uygun olarak yaşıyordu. Vaat Edilen Topraklarda kendisine büyük bir şehir kurarak değil; bir çadırda yaşamayı seçti. Zira yabancı bir ülkede, bir yabancı olarak yaşadığının farkındaydı. Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da şudur: Bu yabancı ülkede bir yabancı gibi yaşamasına rağmen bulunduğu yer, vaat edilen topraklardı.

    10. ayette görüyoruz ki, İbrahim şu anda içinde bulunduğu yabancı ülkeyi, ileride kendisine verilecek olan esas gerçek vaadin yerine gelmesinden önce verilen bir ön ödeme gibi algılıyordu. Çünkü mimarı ve yapıcısı Tanrı olan sağlam temelli kenti bekliyordu.

    Burada anlamamız gereken şey İbrahim’in, yerleşik bir hayatta olmadığıdır. Bu vaat edilen topraklarda bile, kalıcı ve yerleşik bir hayat yaşamıyordu. Bunun sebebi neydi? Çünkü yaşadığı zamanki düzenin, kendi gerçek evi olmadığını anlamıştı.

    Bunun yanı sıra, 9-10. ayetler arasında ima edilen şeyi anlamamız gerekir. Burada ima edilen şeyin aslında, eskatolojinin sadece Tanrı’nın vaadini gerçekleştirmek için Yahudilerin tekrardan toplanması anlamına geldiğinin ne kadar saçma bir şey olduğunu gösterir. Çünkü Yahudilerin babası olan İbrahim bile, Yahudilerin topraklarını; esas topraklar olarak görmüyordu.

    Anlamamız gereken bir başka şey de İbrahim’in gelecek hakkındaki bakış açısı, o anki yaşamını biçimlendiriyordu. Bu yüce şehre bakıp, bu beklenti içinde olması bile; içinde bulunduğu şehirde bir yabancı olarak yaşamasını engellemedi. Tanrı’nın vaadinin tamamıyla gerçekleşmesi ümidiyle yaşıyordu ve bu ümit onun, o andaki varlığını şekillendiriyordu. Sahip olduğu umut, İbrahim’i itaatkar bir iman yaşamına yönlendirdi.

    Bunu söylememin nedeni, eskatolojinin esas vurgulandığı yerin sadece İnanç Açıklamamızda ya da Sistematik Teoloji kitaplarımızda bulunmadığıdır. Esas test, eskatolojinin Tanrı halkının hayatlarında nasıl bir rol oynadığıdır. Eğer hayatlarımız İsa Mesih’in ikinci gelişi ümidi ile şekillenmiyorsa eskatoloji ne anlam taşır? Eğer yaşayışımızın her günü, gelecekte vaad edilen bu şehri beklemekten gelen umutla değiştirilmiyorsa; İnanç Açıklamamızdaki “son zamanlar” hakkındaki öğretiye “İnanıyoruz!” demek ne anlam ifade eder?

    Eskatoloji demek, yeni bir çağın insanları olarak şimdi yaşamak ve bu çağda yabancılar olarak yaşamak demektir. Gelmekte olan Egemenliğin topluluğu olarak yaşamak demektir. Eskatolojiye inanmak yeterli değildir. Aynı zamanda da eskatolojik bir halk olmamız gerekmektedir.

    Vahiy 3:14-15 «Laodikya'daki topluluğun meleğine yaz. Amin, sadık ve gerçek tanık, Tanrı yaratılışının öz kaynağı şöyle diyor: `Senin yaptıklarını biliyorum. Ne soğuksun, ne sıcak. Keşke ya soğuk, ya da sıcak olsaydın!
    16 Oysa ne sıcak ne de soğuksun, ılıksın. Bu yüzden seni ağzımdan kusacağım.
    17 Zenginim, zenginleştim, hiçbir şeye ihtiyacım yok diyorsun ama, zavallı ve acınacak durumda, yoksul, kör ve çıplak olduğunu bilmiyorsun.
    18 Zengin olasın diye benden ateşle arıtılmış altın, giyinip çıplaklığının ayıbını örtesin diye beyaz giysiler, göresin diye de gözlerine sürmek üzere merhem satın almanı salık veriyorum.
    Bu ayetler gelecekte olan ümidimizden kaynaklanan yerleşik olmayan hayatlarımızı kaybettiğimizde bizlere neler olacağını gösteriyor. Şayet bu görüş açısını kaybedersek, Tanrı halkı artık içinde bulunduğu çağın ihtiyacı olan tek şey olduğunu ve başka bir şeye ihtiyacı olmadığını düşünüyor:
    17 Zenginim, zenginleştim, hiçbir şeye ihtiyacım yok…

    17. ayetin devamında, eskatolojilerini yaşamayan halkın gerçek durumu açıklanıyor:
    zavallı ve acınacak durumdasın! yoksul, kör ve çıplaksın! zavallı, acınacak durumda yoksul, kör ve çıplak olduğunu da bilmiyorsun!

    Burada kendi kendini tatmin eden; kendi kendine yeterli olmak isteyen, geleceğe ilerlemek amacını kaybetmiş, amaçsızca kayıp olan bir kiliseyi görüyoruz. Göksel yolculuklarını bırakmış; Tanrı’nın gelecekte daha iyi bir çağı vaat ettiğini unutan ve içinde bulundukları çağda, yerleşik bir hayata geçen bir halkın tarifidir.

    Türkiye’den, Amerika kiliselerine baktığınızda birçok çekici yönler var olabilir. Eğer yeteri kadar dikkatli bakmazsanız kilise, çok güçlü ve başarılı gibi gözükür. Hayal edebileceğinizden çok daha fazla binaları, hizmetleri, programları, kaynakları var diye düşünüp, Amerikan kiliselerine bakıp onları taklit etmeye doğru yönelme hatasına düşebilirsiniz.

    Amerikan kiliselerinden gelerek; Türkiye kiliselerinin bütün ihtiyaçlarını bildiğini söyleyen kişilerle karşılaşabilirsiniz. Ama sahip oldukları tek bilgi, Türk kiliselerini Amerikan kiliseleri gibi yapma bilgisidir.

    Amerikan kiliselerinde eskatoloji çok fazla konuşulur. Bu konu üzerinde vaazlar verilir. Her zaman yeni kitaplar yazılır, tartışmalar bitmez. Amerika’da kilise bu konu ile o kadar meşgul oldu ki; eskatolojik bir halk olarak yaşamayı çoğu zaman unuttu. Amerika’da eskatoloji ile ilgili çok fazla konuşma vardır, fakat eskatoljik yaşayış çok azdır.

    Bizim halkımız İbrahim gibi yabancı bir ülkede olduğumuzun farkında olarak çadırlarda yaşamak yerine; içinde bulunduğu bu çağın, esas çağ olduğuna inanarak yerleşik bir biçimde yaşamaktadır. Kültürümüzün bizleri kabul etmesi, yaşaması ve başarılı olarak kabul etmesi için herkese kendimizi büyük ve etkileyici olarak gösteririz. Bizler, mimarı ve yapıcısı Tanrı olan o yüce şehrin gelişi ümidi altında nasıl yaşayacağımızı unuttuk. Bunun sonucunda da, kendi kültürümüzü Müjde uğruna kaybediyoruz.

    Kızım 18 yaşında, hesaplamalara göre, kızımın çocukları yetişkin olduğu zaman o neslin sadece %4’ü İsa Mesih’e iman ettiğini söyleyecek. Belki bundan 50-60 yıl sonra, Türkiye’den Amerika’ya misyoner gönderilmesi bile gerekebilecek. Bu nedenle, bu konuda çok sağlıklı bir dikkate sahip olmanızı istiyorum. Amerika’dan birçok kilise önderi, kafasındaki o müthiş düşünceleri ile Türkiye’ye geldiğinde kendinize şu soruyu sorun: “Eğer bu fikirler Amerika’da işe yaramıyorsa neden Türkiye’ye getirmeye çalışıyorlar?”

    Belki de Osmanlı Türkleri tüm Orta Asya’dan atları ve çadırları ile geçip, her yeri fethettiklerinde, o an olduklarından daha güçlü, daha korkusuz ya da daha asil bir halk değillerdi. Osmanlı imparatorluğu, sultanların yönetimi altında kurulduktan sonra sultanlar boğaz kenarında basit saraylarda yaşamaya başladılar. Yani esas bu yerleri fetheden Türklerin çadırlarda yaşadığı sesler, aslında bu sarayların içinde yankılanıyordu. Ama imparatorluk zayıfladıkça sultanlar; kendilerine daha büyük saraylar inşa etmeye başladılar.

    Aynı şekilde Amerikan kilisesinin yaptığı saraylar çok büyüktür. Bunun sebebi de, kilisenin yabancı topraklarda çadırda yaşadığını unutmuştur. Ama Amerikan kiliselerinden yardım etmek için gelecek olan ve Tanrı’yı gerçekten seven pek çok kişi olacaktır. Sizlere Amerikan kiliselerine kapılarınızı kapatın demiyorum. Fakat oradan sizlere gelen her fikir ve düşüncede aynı soruyu sormalısınız: “Bu düşünce bizlerin, Tanrı’nın Egemenliğini duyurmamıza yardım mı edecek; yoksa kendimize daha büyük bir saray inşa etmemizi mi sağlayacak?”

    Eskatoloji, bizim merakımızı gidermek için verilmiş gelecek hakkındaki detay değildir. Eskatoloji, itaatkar bir iman ve yürekle yaşayabilmemiz için şimdiki zamanı, geleceğin ışığı altında değerlendirmektir.

    Luka 24:25 İsa onlara, «Sizi akılsızlar! Peygamberlerin tüm söylediklerine inanmakta ağır davranan kişiler!
    26 Mesih'in bu acıları çekmesi ve yüceliğine kavuşması gerekli değil miydi?» dedi.
    27 Sonra Musa'nın ve tüm peygamberlerin yazılarından başlayarak, Kutsal Yazıların hepsinde kendisiyle ilgili olanları onlara açıkladı.
    İsa, Eski Ahit’in (Yasa, Mezmurlar ve peygamberlerin sözleri) önemini vurguluyor ve öğrencilerinin anlamalarını sağlıyor. Eskatolojiden bahsederken, peygamberlerin sahip olduğu bu umutlar ve vermiş oldukları vaatler şu anda bizleri ilgilendiriyor. Tüm bu peygamberlik sözlerinin odak noktası neydi? İsa bunu bizlere çok açıkça söylüyor. 27. ayete dikkat ederseniz, tüm Kutsal Kitap yazılarında kendisiyle ilgili olan şeyleri havariler açıklıyor.

    Luka 24:44 Sonra onlara, «Ben daha sizlerle birlikteyken size şu sözleri söylemiştim: `Musa'nın Yasasında, peygamberlerin yazılarında ve Mezmurlarda benimle ilgili yazılmış olanların tümünün gerçekleşmesi gerektir'» dedi.
    İsa yine, peygamberlerin yazılarında kendisiyle ilgili olan şeylerin gerçekleşmesi gerektiğini söylüyor. İsa Mezmurlar’dan, Musa’nın Yasasın’dan ve peygamberlik sözlerinden örnekler gösterirken sadece kendisini işaret edenleri almıyor, hepsini gösteriyor. Tüm bu yazılanların anlamının hepsini onlara aktarıyor. Bu nedenle peygamberlerin yazılarında yazılan şeyler İsa Mesih hakkındadır.

    Luka 24. bölümün ışığı altında, eğer tüm Kutsal Kitap O’nun hakkında tanıklık ediyorsa, Kutsal Yazıların bir bölümünü oluşturan peygamberlik sözleri de açıkça Mesih hakkında tanıklık eder. Bizler İşaya v.b. gibi peygamberlik sözleri içeren kitapları okurken düşünmemiz gereken şey, gelecek hakkında bu bulmacanın bazı parçalarını nasıl çözdüğünü değil, bunun İsa hakkında bize ne açıkladığını kavramak olmalıdır. Yani Tanrı’nın Mesih’teki amaçları hakkında bu peygamberin bize ne açıkladığı bakış açısını yakalamaktır.

    Elçilerin İşleri 3:17 «Şimdi ey kardeşler, yöneticileriniz gibi sizin de bilgisizlikten ötürü böyle davrandığınızı biliyorum.
    18 Ama tüm peygamberlerin ağzından Mesihinin acı çekeceğini önceden bildiren Tanrı, sözünü bu şekilde yerine getirmiştir.
    19-20 Öyleyse, günahlarınızın silinmesi için tövbe edin ve Tanrı'ya dönün. Öyle ki, Rab size yenilenme fırsatları versin ve sizin için önceden belirlenmiş olan Mesih'i, yani İsa'yı göndersin.
    21 Tanrı'nın eski çağlardan beri kutsal peygamberlerinin ağzından bildirdiği gibi, her şeyin yeniden düzenleneceği zamana dek İsa'nın gökte kalması gerekiyor.
    22 Musa şöyle demişti: `Tanrınız olan Rab size, kendi kardeşlerinizin arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak. O'nun size söyleyeceği her sözü dinleyin.
    23 O peygamberi dinlemeyen herkes Tanrı'nın halkından koparılıp yok edilecektir.'
    24 «Samuel ve ondan sonra gelip konuşmuş olan peygamberlerin hepsi de bu günleri duyurmuştur.
    18. ve 24. ayetlerde peygamberlerin yazılarından bahsediyor. Peygamberler vasıtasıyla önceden belirtilenleri Tanrı, Mesih aracılığıyla gerçekleştirmiştir. 24. ayet, son günlerde olacak olayların hepsinin, Samuel ve ondan sonra gelen peygamberlerin tümünde duyurulduğunu söylüyor.

    Elçilerin İşleri 26:19 «Bunun için, ey Kral Agripa, bu göksel görüme uymazlık etmedim.
    20 Önce Şam ve Kudüs halkını, sonra bütün Yahudiye bölgesini ve diğer ulusları, tövbe edip Tanrı'ya dönmeye ve bu tövbeye yaraşır işler yapmaya çağırdım.
    21 Yahudilerin beni tapınakta yakalayıp öldürmeye kalkmalarının nedeni buydu.
    22 Ama bugüne dek Tanrı yardımcım olmuştur. Bu sayede burada duruyor, büyük küçük herkese tanıklık ediyorum. Benim söylediklerim, peygamberlerin ve Musa'nın önceden haber verdiği olaylardan başka bir şey değildir.
    23 Onlar, Mesih'in acı çekeceğini ve ölümden dirilenlerin ilki olarak gerek kendi halkına, gerek diğer uluslara ışığın doğuşunu ilan edeceğini bildirmişlerdi.»
    23. ayet çok önemlidir. Daha öne çizdiğimiz şekillerden birini hatırlatıyor. Çarmıhın tarih merkezinde olduğunu, Tanrı’nın Kayros olaylarının, kendisinden sonra gelen tüm zamanları etkilediğini, öyle ki, çarmıhtan, Mesih’in ikinci gelişine kadar olan her şeyin son günler olarak nitelendirildiğini söylemiştik. Bu yüzden 23. ayette Pavlus bizlere son günler dediği tarihin bir özetini veriyor. Mesih’i ve Tanrı’nın Mesih aracılığıyla son zamanlarda gerçekleştireceği olayı bildiriyor: “Benim söylediklerim, peygamberlerin ve Musa'nın önceden haber verdiği olaylardan başka bir şey değildir”

    23. ayette bizlere kısa ve öz olarak verilen bu tarih özeti, 22. ayetin sonunda Musa’nın önceden haber verdiği olaylardan başka bir şey olmadığını söylüyor. Yani Musa’nın söylediklerinde de bunun geçtiğini bizlere bildiriyor.

    II.Korintliler 1:20 Tanrı'nın bütün vaatleri Mesih'te `evet'tir. Bu nedenle Tanrı'nın yüceliği için Mesih'in aracılığıyla Tanrı'ya «Amin» diye sesleniriz.
    Kutsal Yazı burada eskatoloji hakkında özel olarak konuşmuyor. Ama eskatoloji hakkında bazı gerektirmeler ortaya koyuyor. Ayet, Tanrı’nın verdiği vaatlerden bahsediyor. Tabi ki, Kutsal Kitap’ta karşımıza çıkan peygamberlik sözleri aslında vaatlerle dolup taşıyor. Birazdan da göreceğimiz gibi eskatoloji vaatler üzerine kuruludur. Ayet, burada her ne kadar Tanrı’nın vaatleri hakkında çok genel kapsamda konuşsa da, bu vaatler kendi anlamlarını ve doluluklarını Mesih’te buluyorlar. Öyleyse diyebiliriz ki; Tanrı her ne kadar eskatolojik vaat verirse versin, bunların hepsi Mesih’te ‘Evet’tir.

    I.Petrus 1:10 Size bağışlanacak lütuftan söz etmiş olan peygamberler, bu kurtuluşla ilgili dikkatli incelemeler ve araştırmalar yaptılar.
    11 İçlerinde olan Mesih'in Ruhu, Mesih'in çekeceği acılara ve bu acıların ardından gelecek yüceliklere tanıklık ettiğinde, Ruh'un hangi zamanı ya da nasıl bir dönemi belirttiğini araştırdılar.
    12 Şimdi size de bildirilen gerçeklerle kendilerine değil, size hizmet ettikleri onlara açıkça gösterildi. Bu gerçekler, gökten gönderilmiş olan Kutsal Ruh'un gücüyle size Müjde'yi iletenler tarafından bildirildi. Melekler bu gerçekleri yakından görmeye büyük özlem duyarlar.
    Buradaki ayetler yine peygamberlerin hizmetlerinin her içeriğinin, Mesih’i gösterdiğini söylüyor. 10. ayette peygamberler, Mesih’te bize gelen lütuftan söz ediyor. 11. ayette ise, peygamberlerin içlerinde olan Mesih’in Ruh’unun, Mesih’in çekeceği acılara işaret ettiğini vurguluyor. 12. ayette de peygamberler, şimdi sizlere söylenenler hakkında konuşuyorlardı diyor.

    Yani Tanrı hükmünün yaklaşması ve gelmesi, elçisel çağlarda yapılan bu bildiri; aslında peygamberler zamanında söylenmiş, ortaya konmuş bir sözdü. Burada açıkça görmemiz gereken şeylerden bir tanesi Mesih’in, peygamberliksel umudun odağı olduğudur. Mesih, eskatolojinin ve son şeylerin odak noktasıdır. Bu, bizi şaşırtmamalı; çünkü ‘Alfa’ (başlangıç) olan Tanrı, aynı zamanda ‘Omega’ yani sondur.

    #28253
    Anonim
    Pasif

    2- Eskatolojide Gelecekte Olacak Olan Olaylar Olmuş Olan Olaylarla Yakından İlişkilidir:
    Eskatoloji hakkında anlamamız gereken bir diğer önemli şey de; gelecekte olacak şeylerin aslında olmuş olan şeylerle çok yakından ilişkili olduğudur:
    İbraniler 9:27-28 Bir kez ölmek ve ondan sonra yargılanmak nasıl insanların kaderiyse, böylece Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir.

    Dikkat ederseniz, burada bizlerin günahlarını kaldırmak üzere kurban edilen İsa, ikinci kez gelecek ve gelişiyle birlikte, beraberinde kurtuluşu belirli kişilere getirecektir. Umut beden almıştır ve bu da Mesih merkezli bir umuttur. İsa, ikinci kez Kendisini bekleyen kişiler için gelmektedir.

    Bu nedenle bizler geleceğe baktığımızda, gelecek hakkındaki bulmacanın çözülmesi için gerçekleşen bir olayı beklemiyor ve bilinmeyeni keşfetmek için geleceğe bakmıyoruz. Bizler aşikar olduğumuz bir şeyi görmek için bakıyor ve daha önceden bildiğimiz bir şeyi bekliyoruz. Aslında bizler şimdiden bildiğimiz bir Kişiyi, Çarmıha Gerilmiş Nasıralı MESİH İSA’yı beklemek için geleceğe bakıyoruz.

    Bir teoloğun söylediği gibi: “Peygamberlik sözleri gelecek hakkında söylenen, bilinmeyen bir şey değil; ama gelecek içerisinde bilinen bir şey hakkındadır”. Birinci kez gözüken İsa Mesih idiyse; ikinci kez de gözüken İsa Mesih olacaktır. Bu nedenle son zamanlar’a ya da son şeyler’e bakmak demek; bizlerin tanımadığı, bilmediği zaman içerisinde beklenmedik olayları beklemek değildir. Tam tersine bizlere daha önceden açıklanmış, tanıdığımız bir Kişiyi, yani İSA MESİH’i bekleriz. Bu yüzden gelecek hakkındaki bakışımız, hiçbir zaman bilinmeyeni incelemek değil, Tanrı Oğlu’nun tüm görkemiyle geldiği zaman, tamamlanacak olan Tanrı esinini görebilmek olmalıdır.

    Vahiy 1:1 Bu kitap İsa Mesih’in vahyidir. Tanrı, yakın zamanda olması gereken olayları kullarına göstermesi için O’na bu vahyi verdi. O da gönderdiği kendi meleği aracılığıyla bunu kulu Yuhanna’ya iletti.
    Aslında bu kitabı anlamamız için bizlere verilen anahtar ilk ayette bulunmaktadır. Ayet, bu kitapta yazılı olanların “gelecek hakkındaki şeylerin esinlemesi” ya da “cevabı çözüldüğünde Mesih karşıtının kim olduğunu bilmemizi sağlayan bir bulmaca” olduğunu söylemiyor. Bu, tarihin son anlarındaki jeopolitik ve küresel ekonominin nasıl olduğunu gösterir bir vahiy değildir. Bunun sadece yalın anlamda İsa Mesih’in açıklanması olduğunu söylüyor. Bu kitap, şu anda bizlerin tanıdığı, bildiği bir Kişi hakkında geleceğe işaret etmektedir. Bu da İsa Mesih’in Vahyidir. Kitabın tümünü (peygamberlik sözlerini de) bu anlayışla okumalıyız.

    Eskatoloji gelecekteki bir bilinmeyeni değil, ama gelecekte bilinen şeyi içeren bir öğretidir. Bu nedenle peygemberlik sözleri, gelecek hakkındaki merakımızı gidermek için gönderilmiş bir yol değildir. Tersine, Tanrı’nın tarih içerisindeki amaçlarının nasıl ortaya çıktığını gösterir. Bu sözler odağında Mesih, O’nun Görkemi ve O’nun Egemenliği olan peygamberlik sözleri buna tanıklık eder.

    #28254
    Anonim
    Pasif

    3- Eskatoloji Tanrı’nın Halkı ve Tek Antlaşmasal Amacıyla İlişkilidir:
    Eskatoloji, Tanrı’nın tek halkı hakkındaki tek Ahitsel amacıyla ilişkilidir. Ya da başka bir şekilde söylemek gerekirse, kilise için farklı bir eskatolojik umut veya beklenti yoktur. Yani Eski Ahit’teki eskatoloji yapısına baktığımızda; İsrail’in tekrar bir araya getirilmesini, yenilenmesini görmek doğrudur. Fakat önemli olan sorun, bu beklentiyi doğru olarak anlamaktır. Şimdi bu beklentiyi içeren 3 bölüme bakalım:
    Yeremya 23:1″Otlağımın koyunlarını yok edip dağıtan çobanların vay başına!” diyor RAB.
    2 Halkımı güden çobanlar için İsrail'in Tanrısı RAB şöyle diyor: “Sürümü dağıtıp sürdünüz, onlarla ilgilenmediniz. Şimdi ben sizinle ilgileneceğim, yaptığınız kötülük yüzünden sizi cezalandıracağım.” RAB böyle diyor.
    3 “Sürmüş olduğum bütün ülkelerden sürümün sağ kalanlarını toplayıp otlaklarına geri getireceğim; orada verimli olup çoğalacaklar.
    4 Onları güdecek çobanlar koyacağım başlarına. Bundan böyle korkmayacak, yılgınlığa düşmeyecekler. Bir tanesi bile eksilmeyecek” diyor RAB.

    Yani burada Yeremya ayetleri, İsrail’in vaat edilen topraklara tekrar geri toplanacağı yüce bir güne bakıyor. Ve tabi ki, İsrail’in sürgünden geri dönmüş olması, bunun gerçekleşmesi olayı değildir.

    İşaya 11:10 Yişay'ın kökü halklara sancak olacak,
    O gün uluslar ona yönelecek.
    Kaldığı yer görkemli olacak.
    11 O gün Rab, Asur'dan,
    Mısır, Patros, Kûş, Elam,
    Şinar, Hama ve deniz kıyılarından
    Halkının sağ kalanlarını kurtarmak için
    İkinci kez elini uzatacak.
    12 Uluslar için sancak kaldıracak,
    Sürgün İsrailliler'i toplayacak,
    Dağılmış Yahudalılar'ı
    Dünyanın dört bucağından bir araya getirecek.
    Rab 11. ayette elini uzatıyor ve İsrail’in geri kalanını kurtarıyor. 12. ayette de İsrail’in sürgüne giden kısmını toplayacağını belirtiyor. Buradaki anlamlı olan şey, yine gelecekte olan anlamlı güne bakmak, bunu ümit etmektir.

    Hezekiel 36:24 “'Sizi uluslar arasından alacak, bütün ülkelerden toplayıp ülkenize geri getireceğim.
    25 Üzerinize temiz su dökeceğim, arınacaksınız. Sizi bütün kirliliklerinizden ve putlarınızdan arındıracağım.
    26 Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim.
    27 Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım.
    28 Atalarınıza verdiğim ülkede yaşayacak, benim halkım olacaksınız, ben de sizin Tanrınız olacağım.
    Her ne zaman bizler Kutsal kitap’ta belirli bir halkın belirli topraklarda toplandığını okursak bunun, İbrahim’e dayanan köklerini düşünmek zorundayız.

    Tekvin 12:RAB Avram'a, “Ülkeni, halkını, babanın evini bırak, sana göstereceğim topraklara git” dedi,
    2 “Seni büyük bir ulus yapacağım,
    Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım.
    Bereket kaynağı olacaksın.
    3 Seni kutsayanları kutsayacağım.
    Seni lanetleyeni lanetleyeceğim.
    Yeryüzündeki halkların hepsi
    Senin aracılığınla kutsanacak.”
    Tekvin 15:Bundan sonra, RAB bir görümde Avram'a şöyle seslendi: “Korkma, Avram. Senin kalkanın benim. Ödülün çok büyük olacak.”
    2 Avram, “Ya Rab Yahve, bana ne vereceksin?” dedi, “Çocuk sahibi olamadım. Evim Şamlı Eliezer'e kalacak.
    3 Bana çocuk vermediğin için evimdeki bir hizmetkâr mirasçım olacak.”
    4 RAB yine Avram'a seslendi: “O senin mirasçın olmayacak, öz çocuğun mirasçın olacak.”
    5 RAB Avram'ı dışarı çıkararak, “Göklere bak” dedi, “Yıldızları sayabilir misin? İşte, soyun onlar kadar çok olacak.”
    6 Avram RAB'be inandı. RAB bunu ona doğruluk saydı.
    7 Tanrı Avram'a, “Bu toprakları sana miras olarak vermek için Kildaniler'in Ur Kenti'nden seni çıkaran RAB benim” dedi.

    Yeremya kitabında ya da Tekvin kitabındaki ayetler yalnızca Musa’nın yasasının ışığı altında bakmamalıyız. Yasa, Musa aracılığıyla, vaat ise İbrahim aracılığıyla verilmişti. Her ne zaman Tanrı’nın belirli topraklarda bir araya getireceği uluslara ya da topraklara bakarsak; mutlaka Musa’nın gerisine, İbrahim’e bakmalıyız. Tekvin 12. ve 15. bölümde Tanrı, İbrahim’e hem soyunun çok olacağı vaadini, hem de miras vaadini veriyor. Bu miras ise, vaat edilen topraklar ya da özel olarak Kenan diyarıdır (İbraniler 11:8-16). Şu anda bizim ilgi noktamız şudur: İbrahim’in zürriyeti kimdir? Bunların alacakları miras nedir?

    Yeremya, İşaya, Hezekiyel ya da Tekvin bölümlerindeki ayetlerin hepsine bakarken tekrar ve tekrar karşımıza çıkan şey, vaat edilen toprakların Kenan diyarı olduğudur. Bunu inkar etmek istemiyoruz:
    Mezmur 37:11 Ama alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak,
    Derin bir huzurun zevkini tadacak.

    Yine burada yumuşak huyluların (halimlerin) dünyayı miras alacaklarını söylüyor. Bu ayet size bir şey çağrıştırıyor mu? Bu aslında İsa’nın ağzından duyduğumuz: “Ne mutlu…” sözlerinden bir tanesidir:
    Matta 5:5 Ne mutlu yumuşak huylu olanlara!
    Onlar yeryüzünü miras alacaklar.

    Tekvin Kitabında Tanrı, İbrahim’e belirli bir toprak parçasını söz vermişti. Ancak İsa geldiğinde, bu verilen toprak parçasını tüm yeryüzüne genişletiyor. İsa’nın yaptığı şeye dikkat ederseniz lütfu fazlalaştırarak, genişletiyor.

    Romalılar 4:13 Çünkü İbrahim'e ve soyuna dünyanın mirasçısı olma vaadi, Kutsal Yasa yoluyla değil, imandan gelen aklanma yoluyla verildi.
    Burada dikkat ederseniz; İbrahim’e ve soyuna, ikisine birden bir miras veriliyor. Ama Tekvin Kitabında yalnızca vaat edilen Kenan diyarıydı. Fakat burada elçi Pavlus, geniş olan bu vaadi açarak, vaadin yalnızca Kenan diyarını değil, tüm dünyayı kapsadığını belirtiyor. Bu yüzden verilen vaat, İbrahim’in soyu için genişletiliyor. Daha sonra akla gelen soru ise şudur: İbrahim’in soyunun kim olduğudur?

    Tekvin 12. ya da 15. bölümlerden hayal ettiğimiz İbrahim’in soyundan daha fazla bir soy mudur?

    Romalılar 4:16-17 Bu nedenle vaat, Tanrı'nın lütfuna dayanmak ve İbrahim'in bütün soyu için güvence altına alınmak üzere imana bağlı kılınmıştır. İbrahim'in soyu, yalnız Kutsal Yasa'ya bağlı olanlar değil, aynı zamanda İbrahim'in imanına sahip olanlardır. «Seni birçok ulusun babası yaptım» diye yazılmış olduğu gibi İbrahim, iman ettiği Tanrı'nın, ölülere yaşam veren, var olmayanı varlığa çağıran Tanrı'nın katında hepimizin babasıdır.
    Burada gördüğünüz gibi İbrahim’in soyu sadece Yasa altında bulunan İsrail değil; tersine İbrahim’in imanına sahip kişilerdir. Bu nedenle imanın ev halkına ait olanların hepsi, dünyayı miras olarak alırlar. Tanrı’nın vaadini yalnızca Yasa altında olan İsrail ve Kenan diyarı ile kısıtlamak bu vaadin doluluğunu ve gücünü kısıtlamak olacaktır.

    Galatyalılar 3:28 Artık ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı vardır. Hepiniz Mesih İsa'da birsiniz.
    29 Ve eğer Mesih'e aitseniz, o zaman İbrahim'in soyundansınız, vaade göre de mirasçılarsınız.
    Yani İbrahim burada söylediğinden daha açık bir şekilde ifade edemezdi. “Eğer Mesih’e aitseniz, İbrahim’in soyundansınız” diyor. 28. ayete bakarsak gerek Yahudi, gerekse Grek olalım, vaade göre mirasçılarız. Hangi vaade göre? Tekvin 12 ve 15. bölümdeki vaatlere göre.

    Aslında Tanrı vaadini hiçbir zaman İsrail ile ve onun etnik olarak alacağı kara parçasıyla, Kenan diyarıyla kısıtlamak istemedi. Tanrı’nın vaadi tüm dünyayı ve herkesi kapsıyordu. Herkesten kastedilen, tüm gerçek iman sahipleridir. Böylece İsrail için farklı, kilise için farklı bir amaç yoktur, hepsi tek bir amaç ve tek bir Ahit altındadır. Eğer bunu red edersek, aslında Efesliler Mektubu 2. bölümü de reddetmiş oluruz:
    Efesliler 2:14-16 Çünkü Mesih'in kendisi barışıklığımızdır. Kutsal Yasa'yı, buyrukları ve kurallarıyla birlikte etkisiz kılarak iki topluluğu birleştirdi, kendi bedeninde aradaki engel duvarını, yani düşmanlığı yıktı. Amacı, bu iki topluluktan kendisinde yeni bir insan yaratarak esenliği sağlamak, düşmanlığı çarmıhta öldürmek ve çarmıh aracılığıyla bir bedende iki topluluğu Tanrı'yla barıştırmaktı.
    17 O gelip, hem uzakta olan sizlere, hem de yakındakilere esenliği müjdeledi.
    18 O'nun aracılığıyla hepimiz aynı Ruh'ta Baba'nın huzuruna çıkabiliriz.

    Burada Tanrı’nın yapmak istediği şey tek bir insanlıktan, iki yeni insan yaratmak değil; ama iki yeni insandan tek bir toplum yaratmaktır. Bunun nasıl olduğunu görmek için başka bir şeye bakalım: Tanrı’nın İsrail için farklı bir planı olduğuna inanan Hristiyanlar, zamanın sonunda da Tanrı’nın Eski Ahit’teki tapınağı tekrar inşa edeceğine inanırlar. Bu bölümde Hezekiel, İsrail’in geri toplanmasından bahsetmektedir. Bu geri toplanma gerçeği yüzünden Hezekiel, bu tapınağın tekrar inşa edilmesinden söz eder. Ama bu görümün kapsamı ve genişliği artık, sadece belirli bir insan grubunu kastetmemektedir. Bu görüm sırasında kafasında olan, artık yüce bir son günler tapınağıdır. Daha önce sorduğumuz soruyu yeniden soralım: Bu zürriyet kimdir ve miras nedir?

    Şimdi de “bu tapınak nedir?” sorusunu sorduğumuzda Petrus’un dediği gibi, Mesih’in Ruh’u peygamberlerin içinde bulunarak; tüm insanları Mesih’e yönlendiriyordu. Eğer Kutsal Ruh, bu peygamberler aracılığıyla bizlere son zamanları işaret ediyorsa, yine bu kişiler aracılığıyla göstermiş olduğu tapınak nedir?

    Tabi ki, bu Kudüs şehrinde tepenin üzerinde, fiziksel bir tapınak olmayacak. Kutsal Kitap eskatolojisinin doğası gereği, bu tapınağın ne olacağı konusunda ileri-geri düşünmeye gerek yoktur. Zira Kutsal Kitap bunu söylüyor:
    Efesliler 2:19 Buna göre artık yabancı ve garip değil, kutsallarla birlikte yurttaş ve Tanrı'nın ev halkısınız.
    20 Elçilerle peygamberlerden oluşan temel üzerine bina edildiniz. Köşe taşı Mesih İsa'nın kendisidir.
    21 Bütün yapı, Rab'be ait kutsal bir tapınak olmak üzere O'nda kenetlenip yükseliyor.
    22 Siz de Ruh aracılığıyla, Tanrı'nın konutu olmak üzere hep birlikte Mesih'te bina ediliyorsunuz.

    İşte, son zamanlarda inşa edilecek olan tapınak biziz. Bizler, o tapınağın bina malzemesi, diri, yaşayan taşlarız. Tanrı, Kudüs’teki tapınakta nasıl Eski Ahit zamanında bulunduysa; şimdi de bizlerin içinde daha yüce bir şekilde bulunuyor. Yine gördüğünüz gibi, bu vaadin yerine gelişi daha geniş kapsamda bir gerçekleşmedir. Aslında Tanrı’nın dünyada, bu son zamanlarda yapılacak tapınak için ne kadar çok malzemesi var. Eğer bu yapı taşları, malzemeler Mesih’e iman etmiş kimseler ise, Vahiy kitabı diyor ki, “Bu son zamanlarda ortaya çıkacak olan topluluk, herkesin sayamayacağı kadar çok olacak”

    Aslında şimdi bile bu tapınak öylesine yüce ki; her ulustan yapı malzemesini Mesih kendisine çekmiş durumda. Bizler bu kadar büyük şeyler varken neden Kudüs’ün tepesindeki küçük bir tapınakla yetinelim ki?

    I.Korintliler 3:16 Tanrı'nın tapınağı olduğunuzu, Tanrı'nın Ruhunun sizde yaşadığını bilmez misiniz?
    17 Eğer bir kimse Tanrı'nın tapınağını yıkarsa, Tanrı da onu yıkacak. Çünkü Tanrı'nın tapınağı kutsaldır ve o tapınak sizsiniz.
    Burada çok açıkça, son zamanlardaki tapınağın bizler olduğunu ve Tanrı’nın Ruh’unun da bizlerin içinde yaşadığını söylüyor. Hezekiel’in görmüş olduğu görümün gerçekleşmesi, yerine gelmesi aslında bizleriz –yani bütün dünya uluslarından oluşan Tanrı halkı. Daha önce gördüğümüz bir şey, burada da mevcut. Tanrı’nın tapınağının eskatolojik gerçeği halkın gündelik yaşamını etkilemek zorundadır.

    I.Petrus 2:9 Ama siz seçilmiş bir soy, Kral'ın kâhinleri, kutsal bir ulus, Tanrı'nın öz halkısınız. Sizi karanlıktan kendisinin şaşılacak ışığına çağıran Tanrı'nın erdemlerini ilan etmek için seçildiniz.
    10 Bir zamanlar halk değildiniz, ama şimdi Tanrı'nın halkısınız. Bir zamanlar merhamete erişmemiştiniz, oysa şimdi merhamete eriştiniz.

    Burada dikkat etmeniz gereken şey şudur: Eski Ahit’te kullanılan tapınak dili, Yeni Ahit’te Tanrı’nın halkı için kullanılıyor. Bizler, tapınak içinde hizmet veren Kral’ın kahinleriyiz. Bu yüzden de Yeni Ahit’te övgü kurbanlarımızı sunmaya çağırılıyoruz. Şimdi Eski Ahit’te Tanrı halkı için kullanılan ifadelerin, Yeni Ahit’teki kiliseden sonra Tanrı halkı hakkında nasıl kullanıldığına dikkat edin: Bizler yalnızca Kral’ın kahinleri değil; aynı zamanda seçilmiş bir soyuz. Bizler Kutsal bir ulus ve Tanrı’nın öz halkıyız. Bunları ilginç kılan şey, İşaya 43. ve Çıkış 19. bölümden alınmış olmasıdır. İsrail için söylenen ifadeler, çok rahat bir şekilde kilise için söyleniyor.

    Yakup 1:1 Tanrı’nın ve Rab İsa Mesih’in kulu ben Yakup, dağılmış olan on iki oymağa selam ederim.
    Bize burada kilise On iki Oymak olarak gösteriliyor.

    Filipililer 3:3 Çünkü gerçek sünnetliler, Tanrı’nın Ruhu aracılığıyla tapınan, Mesih İsa’yla övünen ve benliğe güvenmeyen bizleriz.
    İşte, gerçek sünnetliler bizleriz [kilise]. Burada da karşımıza aynı şey çıkıyor. Eski Ahit’teki gerçek sünnette, bedenin kesilmesi kavramından çok daha derin bir kavram vardır.

    Galatyalılar 6:16 Bu kurala uyanların hepsine ve Tanrı’nın İsrailine esenlik ve merhamet olsun.
    Bizleri niteleyen bir başka ifade de; “Tanrı’nın İsrail’i” ifadesidir. Aslında burada çok önemli bir açıklama yapmak lazım. İsrail’le kilise arasındaki ilişkiyi yanlış anlamamak için, çok ince bir eşitlik kurmamız gerekiyor.

    İsrail = Tanrı Halkı = Kilise

    Bu denkleme Tanrı halkı ifadesini ekleyerek, aslında Tanrı’nın Yahudilerle işi bitmiş olması anlamını engelleyerek, Tanrı’nın tek bir amaç ve tek bir halk anlamını bu denklemde koruyoruz. Burada karşımıza çıkan tek bir Tanrı halkının iki farklı tarihsel biçimde görülmesidir. Bu bizlerin, Tanrı’nın tek bir Ahit halkı ve amacını iki farklı halk düzeni içerisinde görmemizi sağlıyor. Tanrı İbrahim’e o vaadi verirken Tanrı’nın ilgilendiği halk aslında Kendi halkıydı. Geçmişte kalacak olan İsrail hakkında değildi. Yani Tanrı’nın sadakati azalmıyor ama daha da artıyor. Tanrı İsrail’e verdiği vaatleri, İsrail’in anlayışının dışında olan yollarla gerçekleştiriyor.

    Örnek: Bir baba, 2 yaşındaki oğluna: “Oğlum, büyüdüğünde sana bir at alacağım” diyor. Ama oğlu üniversiteden mezun olduğunda da oğluna bir ferrari alıyor. Oğlu, babasına sözünü tutmadığını, hile yaptığını söyleyebilir mi? Hayır, oğul şunu anlayacak: Babası, kendisine verdiği vaadi, çok daha büyük bir şekilde yerine getirdi.

    Bu yüzden Tanrı, İbrahim’e verdiği Sözü, onun anlayabileceği şekilde verdi. İsrail’e de verdiği vaat, İsrail’in anlayacağı dildendi. Ama şimdi Mesih’in geliş ışığı altında Tanrı, bu vaadinin ve amacının tüm kapsamını ortaya koyabilir.

    İbraniler 10:1 Kutsal Yasa'da gelecekteki iyi şeylerin aslı yoktur, sadece gölgesi vardır. Bu nedenle Yasa, her yıl sürekli aynı kurbanları sunarak Tanrı'ya yaklaşanları asla yetkinliğe erdiremez.
    Aslında Kutsal Yasa’nın kendisi, sadece gerçeğin gölgesidir. Peki sizler bu gölgeyi, gerçeğe tercih mi edeceksiniz? Eskatoloji, Tanrı’nın gelecekte yani en sonda tüm gölgeleri kaldıracağını söyler. Ve artık Tanrı bizlere o durumda gerçeği vermiştir. Hiçbir şekilde gölgelerle yetinmek zorunda kalmayacağız.

    Galatyalılar 4:1 Şunu demek istiyorum: mirasçı her şeyin sahibiyse de, çocuk olduğu sürece köleden farksızdır.
    2 Babasının belirlediği zamana dek vasilerin, vekillerin gözetimi altındadır.
    3 Bunun gibi, biz de ruhsal yönden çocukken dünyanın temel ilkelerine bağlı olarak yaşayan kölelerdik.
    Bu bölümde sadece tek bir imanlı kişiden bahsetmiyor. 3. ayette “Biz de çocukken” diye bir ifade geçiyor. Bununla kastettiği şey; çocukken Musa’nın yönetimi altında olan Tanrı halkıdır. Yani aslında burada yapılan karşılaştırma şöyledir: Yasa altında iken Tanrı halkının çocuk olduğu; yeni çağda ise yetişkin bir halka dönüştüğüdür. Tanrı vaatlerini çocuklarının çocukluğuna göre koyarken; şimdi artık yetişkinliklerine uygun şekilde sunmaktadır. Tabi ki, bu bizim daha fazla akıllanmış olmamızdan ya da iyileşmemizden kaynaklanmıyor. Bunun sebebi artık bizlerin Mesih’in ışığı altında yaşıyor olmamızdandır. Ve bu ışık da tüm gölgeleri ortadan kaldırmıştır.

    Bu yüzden bizler Kutsal Kitab’ı devamlı olarak Tanrı’nın İsrail hakkındaki amacı burada buydu, şurada da şu gibi, farklı amaçları varmışçasına okuyup ortaya çıkarmaya çalışırsak, kafamız çok karışacaktır.

    #28255
    Anonim
    Pasif

    4- Eskatoloji Kutsallık Hakkındadır:
    Eskatolojiye bakmamıza rağmen, aracılığıyla hayatımızı değiştirmemesi çok mümkündür. Şimdi birkaç özelliğe bakacağız. Bunlar da Kutsal Ruh’un eskatolojiyi anlayan kişilerde var ettiği özellikler olacak.

    a-) Umut:
    Eğer eskatolojiyi Kutsal Kitap’a uygun olarak anlarsak; umut dolu insanlar olacağız.

    I.Petrus 1: 3-4 Rab’bimiz İsa Mesih'in Tanrısı ve Babasına övgüler olsun. Çünkü O, kendi büyük merhametiyle yeniden doğmamızı sağladı. İsa Mesih'i ölümden diriltmekle bizi yaşayan bir ümide, çürümez, lekesiz ve solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras sizin için göklerde saklıdır.
    Burada dikkat edin, İsa Mesih’in dirilişi vasıtasıyla yaşayan bir halk olduğumuzdan, yaşayan bir ümide sahibiz. Sahip olduğumuz ümit, Tanrı’nın yaptığı iş ve vaadinde yatmaktadır. İsa Mesih’in ölümden dirilmesi aracılığıyla bizlerin ümidi var. Şöyle diyebilirsiniz: İsa Mesih’in dirilişi bundan iki bin yıl önceydi. Bunun eskatoloji ile nasıl bir ilişkisi var?

    Fakat Petrus’un yazılarını hatırlarsanız; öğretilerinde İsa Mesih’in dirilişinin, bizler için gerçekleşecek olan dirilişin garantisi olduğunu söylüyordu. İsa ölümden dirildiği için gelecekte bir gün herkesin ölümden dirileceği gerçeği bulunmaktadır. Bu da bize ümit verir. Ama bu, dünyanın verdiği anlamda bir ümit değildir. Bizlerin ümit kelimesini, daha farklı bir şekilde kullandığına dikkat etmeliyiz. Örneğin, arkadaşlarınız “Umarım yarın daha iyi bir gün olur ya da şunlar olur umarım” dediklerinde; bu ümidin hiçbir temeli yoktur. Fakat bizlerin ümidi vardır. Zira bu Söz’ü Tanrı konuşmuş ve bu vaadi vermiştir. Bizlerin ümidi Tanrı’nın vaadinde köklenmiştir.

    İbraniler 10:23 Açıkça benimsediğimiz ümide sımsıkı tutunalım. Çünkü vaat eden Tanrı güvenilirdir.
    Yine bu ayette de, ümit ile bizlere vaat eden Tanrı arasındaki ilişkiye dikkat edelim: Bizler ümit edip; gelecek olan daha yüce bir güne baktığımızda; ümidimiz kesindir…
    Böylece özet olarak, eskatolojik halkın ilk özelliği; ümitle dolu bir halk olmasıdır.

    b-) Özdenetimli Olmak:
    I.Petrus 1:10 Size bağışlanacak lütuftan söz etmiş olan peygamberler, bu kurtuluşla ilgili dikkatli incelemeler ve araştırmalar yaptılar.
    11 İçlerinde olan Mesih'in Ruhu, Mesih'in çekeceği acılara ve bu acıların ardından gelecek yüceliklere tanıklık ettiğinde, Ruh'un hangi zamanı ya da nasıl bir dönemi belirttiğini araştırdılar.
    12 Şimdi size de bildirilen gerçeklerle kendilerine değil, size hizmet ettikleri onlara açıkça gösterildi. Bu gerçekler, gökten gönderilmiş olan Kutsal Ruh'un gücüyle size Müjde'yi iletenler tarafından bildirildi. Melekler bu gerçekleri yakından görmeye büyük özlem duyarlar.
    13 Bu nedenle zihinlerinizi eyleme hazırlayın. Ayık olun. Ümidinizi tümüyle İsa Mesih'in görünmesiyle size sağlanacak olan lütfa bağlayın.
    14 Söz dinleyen çocuklar olarak, bilgisiz olduğunuz geçmiş zamandaki tutkularınıza uymayın.
    15 Sizi çağıran Tanrı kutsal olduğuna göre, siz de her davranışınızda kutsal olun.
    16 Nitekim şöyle yazılmıştır: «Kutsal olun, çünkü ben kutsalım.»
    Buradan da fark edebileceğiniz gibi, eskatolojinin bizlerde var ettiği birden fazla özellik göze çarpmaktadır. Çok genel bir kapsamda konuşarak: 14. Ayet “Söz dinleyen çocuklar olarak,…” bizleri söz dinleyen çocuklar yapıyor. 15. Ayette “…siz de her davranışınızda kutsal olun” diyerek bizlerin içerisinde kutsallık yaratıyor. Özdenetim özelliğini 13. ayette görüyoruz. 10-12. ayetler arasını peygamberlerin İsa Mesih’i nasıl işaret ettiklerini anlatıyordu. Burada 13. ayet, bir geçiş ayetidir: 13. ayet “Bu nedenle (bu Peygamberlik sözlerinin ışığı altında) zihinlerinizi eyleme hazırlayın….” diyor.

    Aynı şeyi daha sonra da görüyoruz:
    I.Petrus 4:7 Her şeyin sonu yakındır. Bu nedenle, sağduyulu olun ve dua etmek için ayık durun.

    Burada yine son günlerin, son çağın üzerinde durulmasına dikkat edin. Bu ayetin ilk cümlesi, eskatolojik bir ifadedir. Yani sonun yakın olması nedeniyle, sağ duyulu olmaya ve ayık durmaya çağırılıyoruz.

    I.Selanikliler 5: 6 Öyleyse başkaları gibi uyumayalım, ayık ve uyanık olalım.
    8 Gündüze ait olan bizler ise, iman ve sevgi zırhını kuşanıp başımıza miğfer olarak kurtuluş ümidini giyerek ayık kalalım.
    I.Selanikliler 4:13. ayetten itibaren, bu okuduğumuz yere kadar olan bölümde ayetler, Rab’bin gelişi üzerinde konuşuyor. 6. ve 8. ayetlerde belirttiği gibi “Rab geldiği için şu şekilde yaşamanız gerekir” diyor. Yine bu ayetler özdenetimli olmak vurgu üzerine yapıyor.

    eskatolojik yaşayan Tanrı halkı özdenetimli olmaya çağırılmıştır.

    c-) Eyleme Hazır bir halk olmak:
    Matta 25: «O zaman Göklerin Egemenliği, kandillerini alıp güveyi karşılamaya çıkmış olan on kıza benzeyecek.
    2 Bunların beşi akılsız, beşi de akıllıymış.
    3 Akılsızlar kandillerini almışlarsa da, yanlarına yağ almamışlar.
    4 Akıllılar ise, kandilleriyle birlikte kaplar içinde yağ da almışlar.
    5 Güvey gecikince hepsini uyku tutmuş ve dalıp uyumuşlar.
    6 «Gece yarısı bir ses yankılanmış: `İşte güvey geliyor, onu karşılamaya çıkın!'
    7 Bunun üzerine kızların hepsi kalkıp kandillerini tazelemişler.
    8 «Akılsızlar akıllılara, `Kandillerimiz sönüyor, bize yağınızdan verin!' demişler.
    9 «Akıllılar, `Olmaz! Hem bize hem size yetmeyebilir. En iyisi satıcılara gidin, kendinize yağ alın' demişler.
    10 «Ne var ki, onlar yağ satın almaya giderlerken güvey gelmiş. Hazırlıklı olan kızlar, onunla birlikte düğün şölenine girmişler ve kapı kapanmış.
    11 «Daha sonra gelen öbür kızlar, `Efendimiz, efendimiz, aç kapıyı bize!' demişler.
    12 «Güvey ise, `Size doğrusunu söyleyeyim, sizi tanımıyorum' demiş.
    13 «Bu nedenle uyanık durun. Çünkü o günü ve o saati bilemezsiniz.
    Burada birinci beş kızla, ikinci beş kız arasındaki farka dikkat edin! Birinci beş kız akılsız olarak nitelendiriliyor. Bunun sebebi de, güvey gelmekte iken hepsinin uykuya dalmış olmalarındandı. Zira bu kişiler güveyin gelişine hazır değillerdi. 6. ayette güveyin gelme sesi işitilince bu kişiler onu karşılamaya hazır olamıyorlar. Buradan da anlayacağınız gibi bizler ikinci beş akıllı gibi olmaya çağırılıyoruz. Her zaman için kandilleri hazır, yağı olan ve güveyin gelişini çok dikkatle bekleyen ikinci beş kız gibi olmamız isteniyor.

    13. ayette bize yapılan çağrıya dikkat edin. Bu çağrı şudur: “uyanık durun ve eylem için hazırlıklı olun”

    d-) Kişisel Saflık, Temizlik:
    2. Petrus 3: 10Ne var ki, Rab'bin günü hırsız gibi gelecek. O gün gökler büyük bir gürültüyle ortadan kalkacak, maddesel öğeler yanarak yok olacak, yer ve yeryüzünde yapılmış olan her şey yanıp bitecek.
    11-12 Her şey bu şekilde yok olacağına göre, sizin nasıl kişiler olmanız gerekir? Tanrı'nın gününü bekleyip o günün gelişini çabuklaştırarak kutsallık içinde yaşamalı ve Tanrı yolunu izlemelisiniz. O gün gökler yanarak yok olacak, maddesel öğeler şiddetli ateşte eriyecektir.
    13 Ama biz Tanrı'nın vaadine göre, doğruluğun barınacağı yeni gökleri ve yeni yeryüzünü bekliyoruz.
    14 Bunun için sevgili kardeşlerim, mademki bunları bekliyorsunuz, Tanrı'nın önünde lekesiz, kusursuz ve barış içinde bulunmaya gayret edin.
    10. ayet Rab’bin günü hakkında bizlere çok önemli bir şey söylemektedir. 11. ve 12. ayette “her şey bu şekilde yok olacağına göre; sizin nasıl kişiler olmanız gerekir?” diyor. Yanıt olarak 12. ayetin sonunda “kutsallık içinde yaşamamız gerekir” diye söylüyor. 12. ayetin sonunda ve 13. ayette, bizlere Mesih’in ikinci gelişinin neye benzeyeceği konusunda bilgiler vermeye devam ediyor. 14. ayette, “Bunun için” yani böylesine bir olay olacağı için Rab’bin günü geldiği zaman “mademki bunları bekliyoruz, Tanrı’nın önünde lekesiz, kusursuz ve barış içinde bulunmaya gayret edin” diyor.

    I.Yuhanna 3:1 Bakın, Baba bizi o kadar çok seviyor ki, bize `Tanrı'nın çocukları' deniyor! Gerçekten de öyleyiz. Dünya Baba'yı tanımadığı için bizi de tanımıyor.
    2 Sevgili kardeşlerim, daha şimdiden Tanrı'nın çocuklarıyız, ama ne olacağımız henüz bize gösterilmedi. Ne var ki, Mesih göründüğü zaman O'na benzer olacağımızı biliyoruz. Çünkü O'nu olduğu gibi göreceğiz.
    3 Mesih'te bu ümide sahip olan herkes, Mesih pak olduğu gibi kendini pak kılar.
    Burada da dikkat ederseniz, Mesih’te sahip olduğumuz ümit hakkında konuşmaktadır. Çok harika bir gün gelmek üzere! Bizler İsa’yı göreceğiz ve O’na benzer kılınacağız. Bunun sonucu ne olmalı? 3. ayette bunun cevabını veriyor: “Eğer beklediğimiz şey İsa’nın ikinci gelişi ise, yani bu ümide sahipsek, Mesih pak olduğu gibi bizlerin de kendimizi pak tutmamız gerekir” diyor.

    Özetlemek gerekirse; eskatolojiyi anlayan bir halkın, eskatolojik yaşayan bir halkın yaşam özelliklerinden bir tanesi de, yaşam paklığıdır.

    e-) Sabırlı olmak:
    Yakup 5:8 Siz de sabredin. Yüreklerinizi güçlendirin. Çünkü Rab'bin gelişi yakındır.
    Dikkat etmemiz gereken önemli bir şey var: Sabretmek. Bu özellik doğrudan Rab’bin gelişi ümidinden kaynaklanmaktadır. Yukarıdaki ayete baktığımızda bu ümidin kaynağının İsa’nın ikinci gelişi olduğunu görebiliyoruz. Bizler aslında kaygılı bir halk veya yarış bitmeden yarışı bırakanlardan değiliz. Tanrı’nın gelişinin yakın olduğu gerçeği bizleri sabır içinde dayanmaya sevk ediyor.

    Romalılar 8:23 Yalnız yaratılış değil, biz de, evet Ruh'un turfandasına sahip olan bizler de evlatlığa alınmayı, yani bedenlerimizin kurtulmasını özlemle bekleyerek içimizden inleriz.
    24 Çünkü bu ümitle kurtulduk. Ama görülen ümit, ümit değildir. Gördüğü şeyi kim ümit eder?
    25 Ama henüz görmediğimize ümit bağlamışsak, sabırla bekleyebiliriz.
    Ayetler burada Hristiyanlar olarak bizlerin ümide sahip olduğu fakat bu ümidin daha açıkça bizlere gösterilmediğini, bunu görmediğimizi söylüyor. Ama diğer taraftan da diyor ki, “Bu ümide sahip olduğumuzdan, sabırla bekleyebiliriz” Bunun sebebi ümidimizin Tanrı vaatlerinde temellenmiş olmasından kaynaklanıyor.

    f-) Sevinç:
    Eğer eskatolojik bir halk isek; sevinç dolu olmamız gerekir.
    I.Petrus 1:8 Mesih'i görmemiş olsanız da O'nu seviyorsunuz. Şimdi O'nu görmediğiniz halde O'na iman ediyor ve sözle anlatılamayacak yüce bir sevinçle coşuyorsunuz.
    İsa Mesih’i beklememiz ile, sözle anlatılamayacak yüce bir sevinç arasındaki ilişkiye dikkat edin! Sevdiğimiz ve bildiğimiz bir kişi tekrar bizimle birlikte olmak için geri gelecektir. Ve İsa’nın ikinci gelişini her gün, bir gün daha yaklaşmış olarak bekliyoruz. Beklentimiz giderek büyüdükçe, sevincimiz de büyümektedir.

    Tüm bu özelliklerde gördüğümüz genel olan şey, eskatolojinin hayatlarımızı nasıl değiştirmesi gerektiğidir. Eğer yaşamlarımızda sevinç, özdenetim ve saflık görmüyorsak; eskatolojimizin bir yerde yanlış olduğunu düşünmemiz gerekiyor. Bu nedenle eskatoloji her zaman için kutsallık hakkındadır.

    #28256
    Anonim
    Pasif

    Kutsal Kitaba Tek Bir Hikaye Olarak Bakmak:
    Tekvin 1 ve 3. bölümler arasına bakarken en başını doğru anlamazsak sonunda varacağımız sonuçları da yanlış anlarız. Ya da başka bir deyişle, Tekvin Kitabını yanlış anlarsanız, Vahiy Kitabını da yanlış anlarsınız.

    Tanrı’nın Evreni Yaratışındaki Esas Amacı Nedir?
    a-) Tanrı’nın bu evreni gereklilikten yaratmamıştır.

    Kutsal Kitap bizlere, kendisini yalnız hisseden bir Tanrı’yı ve bu yalnızlığını gidermek için de sevmek üzere kendisine bir evren yaratmayı düşünen bir Tanrı izlenimini vermiyor. İşte bu nedenle, Üçlü Birlik öğretisi çok önemlidir. Üç Kişi’de Bir olan Tanrı, tüm sonsuzluktan beri mükemmel bir sevgi ilişkisi içerisindeydi. Bu nedenle Tanrı’nın yaratma gereksinimini ortaya çıkaracak bir durum söz konusu değildi. Kısacası yaratılış, Tanrı’nın özgürce gerçekleştirmiş olduğu bir eylemdir, sevgi dolu bir eylemdir. Tanrı’nın yaratılışı bir armağandır, gereklilikten ortaya çıkan bir şey değildir. Tanrı evreni yarattığında amacı, görkeminin ortaya konulması için bir sahne oluşturmaktı. İşte, yaratılış çerçevesi içerisinde bizler Tanrı’nın ne kadar görkemli ve yüce bir Tanrı olduğunu anlayacağız.

    b-) Tanrı’nın yaptığı iş iyidir:
    Tekvin 1:31 Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü…

    Fakat bu öğreti bugün eskatoloji konusunda ortalıkta dolaşan tartışmalar hakkında çok kafa karıştıran bir soru ortaya atıyor. Çünkü günümüz kiliselerindeki çoğu eskatolojik öğretilere göre Tanrı dünyanın sonunda tüm evreni yok edeceği ve yeni bir evrenle değiştirecek olduğu öğretilir. Fakat burada gördüğümüz gibi bir sorun var. Eğer Tanrı tarafından yaratılışa iyi yargısı konuluyorsa neden Tanrı bunu yok etsin ki? Yaratılışın iyi olması ve yok edilmesi uyuşmuyor.

    Tekvin 1:27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.
    Şimdi ise bu ayet bizlere yaratılış içerisindeki insanlığı göstermektedir. Bu metine biraz daha bakalım: Tanrı kadını ve erkeği nasıl yaratıyor?

    “Kendi suretinde…”
    Burada karşımıza çıkan şey Tanrı’nın en öz doğasını yansıtacak bir Tanrı benzeyişidir; bu da insan. Farkına varmamız gereken şey, Tanrı benzeyişini taşıyan bu insanlar yaratılışta bir şeye çağırılıyorlar. Bu çağrı iki farklı ayette karşımıza çıkıyor:
    Tekvin 1: 28 Onları kutsadı ve, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun.
    29 İşte yeryüzünde tohum veren her otu ve tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak.
    30 Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere – soluk alıp veren bütün hayvanlara – yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” Ve öyle oldu.

    Aynı zamanda insan buna benzer bir başka çağrıyı da alıyor. İnsana yaratılışa bakma görevi veriliyor:
    Tekvin 2:15 RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem'i oraya koydu.

    Burada insanlara yaratılışa bakma görevi verilmesi Yeni Ahit’teki emanet para benzetmesine benziyor (Matta 25:14-30). Bu benzetmeden hatırlarsanız, bir ev sahibi var. Birinci kölesine beş para, ikincisine üç para, en sonuncusuna da bir para veriyor. Yani kendi evinin varlığını, kölelerine teslim ederek bunları çoğaltmalarını istiyor. Bu benzetme Tekvin 1. ve 2. bölümde olanlara çok benziyor. Tanrı, yaratılışını bakmak üzere tüm insanlığa veriyor. “Onu sevin, ona bakın ve onu koruyun” diyor. Daha Tekvin Kitabının en başından beri insanlık Tanrı’nın görkeminin ortaya çıkması için yaratılışın tüm potansiyelini açığa çıkarmaya çağırılıyor. Bu çağrıyı şu şekilde de düşünebiliriz: Tüm insanların dünyanın dört bir yanında peygamberler, kahinler ve krallar olarak görev yapması…

    Yani insanlık Tanrı’nın verdiği esin ışığı altında yaratılışı yorumlamaya çağırılmıştır. Ve bu şekilde de insanlık, peygambersel bir işlevi üzerine almıştır. Krallar olarak insanlık Tanrı’nın verdiği esine uygun olarak bu yaratılış üzerinde egemen olmaya ve kahinler olarak da bu yaratılışın meyvelerini Tanrı’ya tapınma sunusu olarak sunmaya çağrılmışlardır. Faka burada hatırlanması gereken iki şey vardır:

    1-) Daha hikayenin bu aşamasında düşüş gerçekleşmemiştir. Düşüş, Tekvin 3. bölüme kadar gerçekleşmiyor. Bu nedenle Tanrı’nın insanlık ve yaratılış için beslediği amaç ve hedefi, düşüşten sonraki bir zamanda incelemiyoruz. Burada Yaratıcının yaratılış için ilk amacı ve ilk hedefi hakkında konuşuyoruz. Ve Tanrı benzeyişinde olan yaratıklar olarak kadınlar ve erkekler, Tanrı’nın kendi görkemini ortaya koyan hizmetkarlar olmaya çağırılmıştır.

    Eskatoloji hakkında düşündüğümüzde bu konuya belirli bir yapıda yaklaşmalıyız. Hikayenin başında, Tanrı’nın sahip olduğunu gördüğümüz amacı; hikayenin sonunda Tanrı’nın ulaştığı hedef şeklinde ortaya çıkmalıdır. Bu nedenle eğer sonun, yaratılmış olan evrenin yok edilmesi olduğuna inanıyorsak; hikayenin başı ile sonu arasında hiçbir uyum kalmaz.

    2.-) Tekvin 1. ve 2. bölümün ışığı altında, Matta 28. bölümü doğru bir şekilde anlayabiliriz:
    Matta 28:19 Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla vaftiz edin.

    Tanrı neden kilisesinin tüm uluslardan öğrenciler yetiştirmesini istesin? Bunun cevabı aslında çok basittir. Sebebi şudur: Tanrı, Mesih’te öğrenci yetiştirilmesi aracılığıyla kendisine, yaratılışın amacının farkına varacak yeni bir halk yaratmaktadır. Bu da Tekvin 1. ve 2. bölümde açıklanan amaç ile aynıdır.

    Tekvin 3:3Ama Tanrı, 'Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz' dedi.”
    4 Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi,
    5 “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.”
    Şimdi ise, ayartılma zamanının tam ortasındayız. Şeytan ya da yılan burada kadını ayartmaya çalışmakta. 4. ayette yılan diyor ki: “Tanrı size gerçeği söylemiyor. Tabi ki, ölmezsiniz. O, yalan söylüyor” 5. ayette de “Tanrı aslında iyi bir Tanrı da değil. Çünkü gerçekten iyi olanları sizden saklıyor ve size vermiyor” diyerek onlara “Bu meyveyi ye! Öyle ki Tanrı gibi olasın. Tanrı’nın hizmetkarı olmana ne gerek var? Kendin tanrı ol!” teklifinde bulunuyor.

    Tekvin 3:6 Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi. Kocası da yedi.
    Kadın ve erkek meyveyi yiyorlar. Daha sonra 7. ayetten, 24. ayete kadar, bu meyveyi yemenin sonuçlarının ne olduğunu okuyoruz. 6. ayette günah işleniyor. 7. ve 24. ayetler arasında da günahın bedelini görüyoruz. Günahın bedeli ise ‘ölüm’dür.

    7. ve 24. ayetlerin hepsinin üzerinde aslında ölüm yazılıdır. Özellikle de ölüm burada ayrılık ve yabancılaşma anlamında ise…

    Şimdi bu bölümde ölümün karşımıza hangi şekillerde çıktığına bakalım: en açık olanı fiziksel ölümdür.

    Tekvin 2:17 “Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.”
    Tanrı diyor ki: “Eğer yersen; mutlaka ölürsün.”

    Tekvin 3:19 Yaratılmış olduğun toprağa dönünceye dek Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın Ve yine toprağa döneceksin.”
    Tanrı: “Topraksın ve toprağa döneceksin” diyor. Fiziksel ölüm de tabi ki, Tanrı’dan ayrılık ve yabancılaşmadır. Fiziksel ölüm bedenin, candan ayrılmasıdır.

    Şimdi de Tanrı ile insan arasına giren ayrılık ya da yabancılaşmaya bakacağız: ilahiyatımızda bunu, kişilerin ruhsal ölümü olarak tanımlamaktayız. Adem ve Havva, Tanrı ile harika bir birliktelik yaşamak üzere yaratılmışlardı. Fakat günahtan sonra bu birlikteliğin kırıldığını görüyoruz.

    Tekvin 3:8 Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı'nın sesini duydular. O'ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.
    Günahtan hemen sonra kadın ve erkeğin, Tanrı’dan saklandığını görüyoruz. Artık Tanrı ile beraberlik içinde değiller, tam tersine O’ndan kaçıyorlar.

    Tekvin 3:23 Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Adem'i Aden bahçesinden çıkardı.
    Kısacası Adem ve Havva, Aden bahçesinden atılıyorlar. Bu bahçe Tanrı ile paydaşlık ve birlik yeriydi. Tanrı ile insan arasına bir de yabancılaşma giriyor. Üçüncü olarak da kadınla erkek arasında yabancılaşma başlıyor. Yabancılaşma, insanın aile yapısının içine girmeye başlıyor.

    Tekvin 3:7 İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.
    Burada gözümüze çarpan şey; artık kadın ve erkeğin mükemmel anlamda açık, dürüst olma özelliklerini yitirdikleridir.

    Tekvin 3:12 Adem, “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı.
    Yani Adem burada sevgiyle eşine sarılıp “Tanrım bize merhamet et!” demek yerine şöyle söylüyor: “Bunu bana verdiğin kadın yaptırdı”

    Tekvin 3:16 RAB Tanrı kadına, “Çocuk doğururken sana Çok acı çektireceğim” dedi, “Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın,
    Artık evlilik ilişkisi içersine, gerilim ve uyumsuzluk girmiştir. Kadın, kocasına tabi olacak; adam da karısının üzerinde hakim olacaktır. Bu noktadan sonra uyum yerine kontrolü ele almak için bir çekişme ortaya çıkacaktır.

    #28257
    Anonim
    Pasif

    Bu noktada karşımıza çıkacak bir başka ayrılığa dikkat edelim: insanoğlu ile yaratılış arasına giren ayrılık ve yabancılaşma… Tanrı, kadın ile erkeği yaratılışla uyum içerisinde yaşayan, sevgi dolu hizmetkarlar olarak yarattı. Tanrı’nın ilk orijinal planı içerisinde insan ırkı meyve veren bir ilişki içerisinde yaşamak üzere, yaratılış ise kadın ve erkeğin bu bakışına kendisini açmak üzere yaratılmıştı. Ama söylediğimiz gibi olayın akışında bazı şeyler yanlış gidiyor.

    Tekvin 3:17 RAB Tanrı Adem'e, “Karının sözünü dinlediğin ve sana, Meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için, Toprak senin yüzünden lanetlendi” dedi, “Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın.
    Günahın aslında kozmik (tüm evrene yayılan) bir etkisi olduğuna dikkat edin! Yani insanın Tanrı’ya karşı olan itaatsizliği öyle derindir ki; bu itaatsizlik tüm evreni etkilemektedir. Bu nedenle 17. ayetin sonunda “Toprak senin yüzünden lanetli oldu” diyor.

    Aslında Tekvin 3:17 ayeti, Tekvin 1:31 ayetinin reddedilmesi değildir. Yaratılış hala iyidir. Fakat artık günahın bozucu etkilerini yaşamaktadır. Bu nedenle 17. ayetin en sonunda Tanrı “Ömrünün bütün günlerinde zahmetle ondan yiyeceksin” diyor.

    Yani kendisini insanlara açması beklenen yaratılış, kendini kapatıyor ve insana karşı direniyor. Artık insan ekmeğini, acı dolu bir çalışma sonunda kazanabilecektir:
    Tekvin 3: 8 Toprak sana diken ve çalı verecek, …
    19 Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın…

    Burada karşımıza çıkan şey artık insanlık ile yaratılış arasındaki ilişkinin mücadele ve direniş ilişkisi olduğudur. Bu durumda karşımıza bir soru çıkıyor: Tanrı mı yoksa insan mı kazanacak? Tekvin 1. ve 2. bölümde Tanrı’nın bize gösterdiği amacı mı; yoksa Tekvin 3. bölümde gösterildiği gibi başkaldırı içinde olan insanlık mı zaferli olacak? İşte bu da eskatolojinin merkezi sorusudur.

    İşte bu nedenle hikayenin başını tam anlayamazsak; geri kalan kısmını da yanlış anlayacağız. eskatolojinin yukarıdaki sorulara verdiği yanıt, Tanrı’nın kazanacağıdır. Tanrı Egemenliği zaferli olacaktır. Tanrı’nın yaratılışı için beslediği amaç ortaya çıkacak ve hedefine ulaşacaktır. Bu nedenle Tekvin 4. bölümden, Vahiy kitabının sonuna kadar karşımızda tek bir hikaye vardır. Bu eskatolojik bir hikayedir. Bu hikayenin iki basit bileşeni bulunur:
    a-) Tanrı Tekvin 3. bölümde gördüğümüz her tür yabancılaşma ve ayrılığın üzerinde galip gelecektir.
    b-) Yaratılış aracılığıyla Tanrı’nın insanlık için beslediği amaç hedefe ulaşacaktır.

    Bizler çoğu zaman Hristiyan kişinin kaderini anlayamayız. Bu kişilerin kaderinin ölmek ve cennete gitmek olduğunu düşünürüz. Fakat diriliş öğretisi bizlere, Hristiyan kişinin kaderinin cennet olmadığını gösterir. Cennet sadece dirilişten sonra ortaya çıkacak olan daha yüce bir konum için geçiş yeridir. Hristiyan kişinin kaderi ölümden diriltilmek ve yeni bir yeryüzü ve gökyüzünde sonsuza kadar yaşamaktır. Gördüğünüz gibi seçilmişlerin ve yaratılışın kaderi birbirine sıkı sıkı bağlıdır. Birini diğerinden ayırmak; ikisini de kaybetmek olacaktır. Bu nedenle bizlere olacak olan şey bedensiz bir şekilde sonsuza kadar cennette dolaşmak ya da uçuşmak değildir. Tanrı’nın amacı Tekvin 3. bölümde ortaya çıkan her türlü yabancılaşma ve ayrılığın üstesinden gelmektir. Buna insan ırkı ile yaratılış arasındaki yabancılaşmayı tekrar birleştirmek de dahildir.

    Kutsal Kitap eskatolojisinin üzerinde durduğu şey yalnızca inanlı kişinin nasıl olacağı ya da kaderinin ne olduğu değildir. Eskatolojinin odak noktası, Tanrı halkının ve yaratılışın kaderidir. Zira benim geleceğim yaratılışın geleceği içerisindedir.

    Ölümün bu tarafından baktığımızda bizlerin bakışları cennete yönelik olur. Çünkü İsa bizlere “Kendinize Göklerde hazineler edinin. Çünkü yüreğiniz neredeyse; hazineleriniz de oradadır” diyor. Bizler öldükten sonra Rab’bimiz İsa Mesih’in yanında ve beraberliğinde olacağız. Tanrı’nın bizler için yapmış olduğu lutüf işlerini kısıtlamak istemiyoruz. Mesih aracılığıyla bizler için yapmak istediği şeyleri tüm doluluğuyla kabul etmek, görmek ve almak istiyoruz. Bizler öldüğümüzde cennete gideriz ve Mesih İsa ile beraber oluruz. Söylemek istediğim, bizler için bunun daha ötesinde, daha yüce bir şeyin var olduğudur. Bu ikisi arasında ayrım yapmanın neden önemli olduğunu birazdan fark edebileceğiz.

    Şimdi Tanrı’nın tüm yaratılış için belirlediği eskatolojik amacı gösteren birkaç bölüme bakalım:
    Çıkış 20:8 Şabat Günü'nü kutsal sayarak anımsa. 9 Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. 10 Ama yedinci gün bana, Tanrın RAB'be Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, hayvanların, aranızdaki yabancı hiçbir iş yapmayacaksınız. 11 Çünkü ben, RAB yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim. Bu yüzden Şabat Günü'nü kutsadım ve kutsal kıldım.

    Tabi ki, bu dördüncü buyruk bizleri yaratılışın başına götürüyor. İsrail için belirlenen yedinci gün istirahat günü Tanrı’nın yaratılış işini yaptıktan sonra belirlemiş olduğu yedinci gün ile aynıdır. Fakat bu buyruğa Yeni Ahit ışığı altında da bakmamız gerekiyor. Bu nedenle Sept (ya da Şabat) günü Tanrı bitirilmiş bir yaratılma işine bakması ile birlikte, zamanın sonunda sona erdirilmiş bir kurtuluş işine de bakar. Bu nedenle Sept günü Mesih’te yaptığımız tüm işlerimizden istirahat etmektir. Altını tekrar çizmek istiyorum: Sept bizlere, Mesih’te olacak sonsuz istirahatı gösterir.

    Şimdi tam olarak kimin bu istirahat içinde olacağını anlamak için bu buyruğa bakalım:
    10. ayet: “Sen değil, oğlun ya da kızın da değil. Kölen ya da cariyen değil. Kapılarında olan garibin bile değil” diyor. Söylediklerinden birini dikkat ederseniz geçtim. Zira bunun altını çizmek istiyorum. “Hayvanların” kelimesi… Sept Gününde yalnızca insanlar değil; hayvanlar da istirahat ediyor. Gördüğünüz gibi Sept, yalnızca insanlar için değil; tüm yaratılışa veriliyor. Yeni Ahit’e bakarken daha sonra göreceğimiz gibi; Mesih’in kurtarış işinin kapsamı yalnızca canları değil, tüm kosmozu (Evreni) içerdiğidir. Bunun ışığı altında, hayvanların da Sept günü istirahatına ortak olacakları garip gelmemelidir.

    Çıkış 23:10 Toprağınızı altı yıl ekecek, ürününü toplayacaksınız. 11 Ama yedinci yıl nadasa bırakacaksınız; öyle ki, halkınızın arasındaki yoksullar yiyecek bulabilsin, onlardan artakalanı da yabanıl hayvanlar yesin. Bağınıza ve zeytinliğinize de aynı şeyi yapın. 12 “Altı gün çalışacak, yedinci gün dinleneceksiniz. Böylece hem öküzünüz, eşeğiniz dinlenir, hem de kadın kölenizin oğulları ve yabancılar rahat eder.
    Yine bir Sept prensibi ortaya çıkıyor. Sept yılı… “Altı yıl tarlada çalışacaksınız. Yedinci yıl ise istirahata bırakacaksınız” Yani yedinci yılda ne ekme, ne de biçme işi var. Peki böyle ise edinci yılda ne oluyor? Altı yıl boyunca ekilmeye alışmış olan toprak, ekilmediği bir yıl içerisinde insanın çalışması gerekmeksizin yedinci yılda devam ediyor. Böylelikle ortaya çıkan istirahata ve esenliğe bakın! Fakirler dinleniyor… Bu çok önemlidir. Zira Tanrı, tüm Kutsal Kitap içerisinde fakirlerle özel bir şekilde ilgilenir. Bu kişiler, Tekvin 3. bölümde gerçekleşen yabancılaşmadan; insan ırkı içerisinde en çok etkilenen ve acı çeken kesimdir. Bu nedenle Rab’bin geleceği o yüce gün, adaletin yerine geleceği gündür. Gelecek, her zaman için şimdiki zaman üzerine ışık saçar.

    Gelecekte Tanrı’nın ortaya çıkaracağı bu adalet günü ışığı altında fakirler için kaygı duymak, onlarla ilgilenmek; en son zamanda ortaya çıkacak esenliğin önceden gösterilmesidir. Bundan ötürü 11. ayette fakirlerin istirahat edeceği söyleniyor. Yani bu kişiler ekilmemiş tarlalardan bu yıl için kendilerine yiyecek toplayabilirler. Bu tarla için yıl boyunca çalışmak yerine, sadece toplayabilirler. Ama dikkat ederseniz; hayvanlar da istirahat ediyor. Tarlada çalışmıyorlar ama tarlanın meyvelerini yiyorlar. Fakat bu bölüm, diğer bölümün söylemediği bir şeyi söylüyor ki, o da yerin bile istirahat edeceğidir. Yani fakirler, hayvanlar ve dünya bile dinleniyor. Fakirler, dünya ve toprak bile Sept Gününe giriyor. Gördüğünüz gibi Eski Ahit’te karşımıza çıkan Sept gününü, İsa Mesih’in zamanın sonunda bizlere verecek olduğu Sept kavramından kesinlikle ayıramayız.

    Levililer 25: RAB Sina Dağı'nda Musa'ya şöyle dedi: 2 “İsrail halkına de ki: Size vereceğim ülkeye girdiğiniz zaman, ülke RAB için Şabat'ı kutlamalı. 3 Altı yıl tarlanı ekeceksin, bağını budayacaksın, ürününü toplayacaksın. 4 Ama yedinci yıl toprak dinlenecek. O yıl Şabat yılı olacak, RAB'be adanacak. Tarlanı ekmemeli, bağını budamamalısın. 5 Kendiliğinden yetişen ürünü biçmeyecek, budanmamış asmanın üzümlerini toplamayacaksın. O yıl ülke için dinlenme yılı olacak. 6 Şabat yılında ülke ne ürün verirse, sizin için, köleleriniz, cariyeleriniz, yanınızda çalışan ücretliler ve aranızda yaşayan yabancılar için yiyecek olacak. 7 Ülkede yetişen ürünler kendi hayvanlarınızı da yabanıl hayvanları da doyuracak.
    Burada çok açık bir şekilde doğru kişi için, fakir kişi için, hayvanlar ve dünya için Sept’i görüyoruz.

    4. ayette: “Bağını budamayacaksın”, 6. ayette: “…ve garibin için yiyecek olacak” diyor. Yani ne varsa sadece yemek için kullanacaksın, satmak ya da başka bir amaçla değil…

    Tekvin 9:8 Tanrı Nuh'a ve oğullarına şöyle dedi: 9-10 “Sizinle ve gelecek kuşaklarınızla, sizinle birlikteki bütün canlılarla, kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, gemiden çıkan bütün hayvanlarla antlaşmamı sürdürmek istiyorum. 11 Sizinle antlaşmamı sürdüreceğim: Bir daha tufanla bütün canlılar yok olmayacak. Yeryüzünü yok eden tufan bir daha olmayacak.” 12 Tanrı şöyle sürdürdü konuşmasını: “Sizinle ve bütün canlılarla kuşaklar boyu sonsuza dek sürecek antlaşmamın belirtisi şu olacak: 13 Yayımı bulutlara yerleştireceğim ve bu, yeryüzüyle aramdaki antlaşmanın belirtisi olacak. 14 Yeryüzüne ne zaman bulut göndersem, yayım bulutların arasında ne zaman görünse, 15 sizinle ve bütün canlı varlıklarla yaptığım antlaşmayı anımsayacağım: Canlıları yok edecek bir tufan bir daha olmayacak. 16 Bulutlarda ne zaman yay görünse, ona bakıp yeryüzünde yaşayan bütün canlılarla yaptığım sonsuza dek geçerli antlaşmayı anımsayacağım.” 17 Tanrı Nuh'a, “Kendimle yeryüzündeki bütün canlılar arasında sürdüreceğim antlaşmanın belirtisi budur” dedi.
    Tanrı’nın burada yaptığı Antlaşmaya dikkat edin! Bu Ahit’in gücü İsa Mesih’in sizinle yapmış olduğu Ahit ile aynıdır. Tanrı burada kudretli ya da kadir olarak, kendi lütfundan kaynaklanan bir ilişki oluşturmaktadır. 9. ayete bakarsak bu Ahit, Nuh ve onun soyu ile yapılmıştır. Ama Ahit onlarla beraber olan her canlı yaratıkla birlikte bütün yeryüzünü kapsıyor. Bundan sonra artık hiçbir zaman yeryüzü yok olmayacaktır. 13. ayet bunun için, gökkuşağı alametini ortaya koyuyor. Yani bu Ahit yalnızca Tanrı ile insan arasında değildir. 16. ayetin sonuna dikkat edin: Bu, “Tanrı ile yaşayan her yaratık arasında olan sonsuz bir ahittir”. 17. ayette “Bu Ahit benimle yeryüzündeki her beden sahibi olan yaratık arasında olacaktır” diyor.

    Böyle bir antlaşmanın (Ahit) üzerine Tanrı kendi antlaşmasını bozup dünyayı yok edeceğine inanan bir eskatolojiye nasıl inanabiliriz? Karşımıza çıkan soru şudur: Tanrı’nın kendi andını bozup, kendini yalancı çıkararak; zamanın sonunda dünyayı ve evreni yok ettiğine inanan bir eskatolojiye nasıl inanabiliriz? Eğer Tanrı’nın yaptığı bu Ahit “yeri bir daha yok etmeyeceğim” şeklinde ise, dünyanın sonunda Tanrı’nın yeryüzünü yok edeceğine nasıl inanabiliriz?

    Tekvin 9. bölüm, gördüğünüz gibi Tanrı’nın eskatolojik eylemlerinin kapsamlarını göstermektedir. Tanrı’nın burada söylemek istediği şey, Tekvin 1 ve 2. bölümde ortaya koyduğu amaç; tüm dünya üzerinde ortaya çıkmaktadır. Kısa bir süre için biraz daha ileri gitmek gerekirse; Tekvin 9. bölüm gibi bir kısım, Yuhanna 3. bölüm ile çok büyük bir ilişki içerisindedir. Çoğu zaman bizler Yuhanna 3. bölümü düşündüğümüzde, aslında metnin hiç de ortaya koymadığı bir şeyi anlamamızı sağlar. Özel olarak da kastettiğim yer Yuhanna 3:16 ayetidir.

    Eskatolojimiz Kutsal Kitap’a uymadığı zaman Yuhanna 3:16 ayetini de yanlış anlarız. Her ne kadar gözlerimiz sayfanın üzerindeki yazıları görse de; aklımız başka bir şeyi anlıyor. Böylece şöyle anlamaya başlıyoruz: “Tanrı (tek tek) kişileri öyle çok sevdi ki; insanları öyle çok sevdi ki; biricik Oğlu’nu gönderdi” Ama ayet böyle demiyor. Aslında ayet, tam olarak söylemek istediğini söylüyor: “Tanrı dünyayı öyle çok sevdi ki…

    Eğer Tekvin 9. bölümü iyi anlarsak; Tanrı’nın neden dünyayı çok sevdiğini anlayabiliyoruz. Çünkü Tanrı dünya ile bir Ahit yapmıştır. Ve İsa Mesih de bu Ahit’i kanıyla onaylamak, mühürlemek için gelmiştir. Tanrı tüm yaratılışı çok sevdiğinden ötürü, bu yaratılışın içinde yaşayan insanları da sever.

    İşaya 65: 17 Çünkü bakın, yeni bir yer,
    Yeni bir gök yaratmak üzereyim;
    Burada Tanrı’nın verdiği vaade dikkat edin! Tanrı burada sadece “Ben canlar için göksel bir ev vaat ediyorum” demiyor. Tersine “Yeni gökler ve yeni yer yaratacağım” diyor.

    İşaya 66: 22 “Çünkü yaratacağım yeni yer ve gök önümde nasıl duracaksa, soyunuz ve adınız da öyle duracak” diyor RAB.
    Tanrı yine bizlere aynı şeyi söylüyor: “Yeni bir gök ve yeni yeryüzünden oluşan bir ev vermek”. Genel olarak insanlar bu gibi ayetlerde belirtilen “yeni” kelimesini, sanki eskisi ile değiştirilmiş olan yeni olarak anlıyorlar.

    II.Petrus 3:5 Ne var ki göklerin, çok önceden Tanrı'nın sözüyle var olduğunu ve yerin su aracılığıyla sudan şekillendiğini kasıtlı olarak unutuyorlar.
    6 O zamanki dünya yine suyla, tufanla mahvolmuştu.
    7 Şimdiki yer ve gökler ise ateşe verilmek üzere aynı sözle saklanıyor, tanrısız kişilerin yargılanarak mahvolacağı güne dek korunuyorlar.
    8 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab'bin gözünde bir gün bin yıl ve bin yıl bir gün gibidir.
    9 Bazılarının gecikmiş saydığı gibi Rab, vaadini yerine getirmekte gecikmez; ama size karşı sabrediyor. Çünkü hiç kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor. 10Ne var ki, Rab'bin günü hırsız gibi gelecek. O gün gökler büyük bir gürültüyle ortadan kalkacak, maddesel öğeler yanarak yok olacak, yer ve yeryüzünde yapılmış olan her şey yanıp bitecek.
    11-12 Her şey bu şekilde yok olacağına göre, sizin nasıl kişiler olmanız gerekir? Tanrı'nın gününü bekleyip o günün gelişini çabuklaştırarak kutsallık içinde yaşamalı ve Tanrı yolunu izlemelisiniz. O gün gökler yanarak yok olacak, maddesel öğeler şiddetli ateşte eriyecektir.
    13 Ama biz Tanrı'nın vaadine göre, doğruluğun barınacağı yeni gökleri ve yeni yeryüzünü bekliyoruz.
    Bu bölümde dikkat ederseniz Petrus, Nuh zamanındaki tufan ile Rab’bin Gününde gelecek olan ateş arasında bir paralellik kuruyor. Bu nedenle bizler 10. ve 13. ayetler arasındaki “ateş” hakkında okuduğumuzda; bu ateşin tamamıyla yok edici bir ateş olduğunu, Rab’bin Gününde bu ateşle, tüm yerin ve göğün tamamıyla yok olacağını düşünmüyoruz. 12. ayetin ikinci kısmına baktığımızda şöyle diyor: “O gün gökler yanarak yok olacak ve maddesel öğeler şiddetli ateşle eriyecektir”. Bu sözleri 5. ve 7. ayetler arasında, hakkında bahsedilen tufan ile karşılaştırmamız gerekir. 6. ayette “O zamanki dünya yine suyla, tufanla mahvolmuştu”

    Bunu anlamak için yapmamız gereken şey, Tekvin 6 ve 9. bölümler arasını okumak ve dünyanın mahvolmadığını görmektir. Sular çekildiğinde, dünya hala oradaydı. Nuh ve ailesi hala hayattaydı. Hayvanlar geminin içinde korunmuşlardı. Ama burada gördüğümüz tufan sularının, arıtıcı özelliği olmasıdır. O zaman temizlemek ve saflaştırmak anlamında dünya mahvedilmişti. Kötülük ve günah, öylesine büyük boyutlara ulaşmışlardı ki; Tanrı bu felaket aracılığıyla tüm dünyayı yeniledi.

    Bunun ışığı altında ateşin, aynı şekilde suyun sahip olduğu nitelikleri (saflaştıran, temizleyen) taşıdığını görüyoruz. Yani Petrus’un burada söylediği şey, ateşin saflaştırdığı dünya içerisinden yeni bir yer ve göğün ortaya çıkacağı günün geleceğidir (Vahiy 21:1-5). Bu nedenle İsa’nın söylediklerini iyi bir şekilde aklımızda tutmamız gerekiyor. Burada İsa’nın, Petrus Mektubunda ortaya çıkan ateş olayını nasıl belirttiğine bakalım:
    Matta 19: 28 İsa onlara, «Size doğrusunu söyleyeyim» dedi, «her şey yenilendiğinde, İnsanoğlu görkemli tahtına oturduğunda, siz, evet ardımdan gelmiş olan sizler, on iki tahta oturup İsrail'in on iki oymağını yargılayacaksınız.

    İnsanoğlu tahtına oturduğunda, her şey mahvedilmeyecek ama her şeyin yenilenmesi, yenden doğması, değiştirilmesi söz konusu olacak. Anlaşılması gereken şey şudur: ateş tarafından temizlenen, saflaştırılan dünya bu ateşin içerisinden değiştirilmiş bir şekilde çıkacaktır. Her ne kadar bizim şu anda anladığımız şekilde dünyada yaşam açısından bir süreklilik olacaksa da, bu yeni düzenin, şu andaki düzenden gerçekten çok büyük bir farkı olacaktır.

    Tufandaki sular dünyayı her ne kadar aynı bıraktıysa, Tanrı’nın bu ateş yargısı da dünyayı saflaştıracak. Fakat yenilenmiş bir şekilde dünya kalacaktır. Kendi kurtuluşumuzu düşünebiliriz: Kutsal Kitap “Her kim Mesih’te ise, yeni bir yaratıktır” diyor (II.Korintliler 5:17). Yani siz Mesih’e iman ettiğinizde artık yeni bir yaratık oluyorsunuz. Mesih’te gömülmüş ve yeni bir yaşam için diriltilmişsiniz (Romalılar 6:4-5). Ama bunlar olurken siz hala aynı yüze, aynı sese sahiptiniz, arkadaşlarınız sizi halen aynı kişi olarak tanıyorlardı; ama radikal bir şekilde farklıydınız.

    Burada gördüğünüz şey aynı anda süreklilik ve aynı anda süreksizliktir. Bu da yeni yer ve gökyüzü hakkında biraz daha anlamamızı sağlayabilecek bir örnek olabilir. Bildiklerimiz aynen devam edecek, fakat aynı zamanda da kötülük açısından radikal bir süreksizlik meydana gelecektir.

    Şimdi bakacağımız bölümlerde Tanrı’nın Kendi yaratılışı için olan amacının vurgulanışını görelim:
    Yuhanna 1: 1 Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı.
    14 Söz insan olup aramızda yaşadı. Biz de O'nun yüceliğini, Baba'dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu olan biricik Oğul'un yüceliğini gördük.

    Burada ayetlerde görülen şey Tanrı’nın ebedi ve sonsuz Söz‘ü olan İsa Mesih’tir. Bu Söz, tüm sonsuzluktan beri Tanrı ile birlikteydi. 14. ayette de bu Söz, tarih içerisine giriyor. Tanrı’nın yaratılışı için duyduğu ilgisini gösteren bir ayettir. Yaratılışı kurtarmak için, onun içine girmektedir. Ama bundan harika olan bir şey daha var: “Söz, insan (beden aldı) oldu” yani Tanrı’nın ebedi Oğlu, Kendisi yarattığı doğayı, insan bedenini Kendi üzerine aldı.

    Bedenimizin Tekvin kitabında anlatılan doğasına dikkat edelim:
    Tanrı yarattığı bu toprağa elini uzattı, topraktan aldı, ona şekil vererek, yaşam nefesini üfledi. Tanrı dedi ki, “Sen topraksın, bu dünyanın toprağından geldin” İşte İsa, dünyanın bu toprağını, yani bedenimizi kendisi ile birleştirmek üzere alıyor ki, bu da yaratılışın iyiliğini ve kurtuluşumuz için araç olarak kullanılabileceğini vurgulamaktadır. Ve bu gerçek de her Pazar günü kilisede bir araya geldiğimizde bizleri etkilemelidir. Çünkü [Rab’bin Sofrasını yaptığımız] masanın üzerine bizler bu dünyanın meyvesi olan ekmek ve şarap koyarız. İsa Mesih’in “bu Benim bedenimdir, bu Benim kanımdır” demesinden dolayı sakramentlerin (vaftiz ve Rab’bin Sofrası) lütuf araçları olduğuna inanırız.

    Yani dikkat etmemiz gereken şey, yaratılışın kendisiyle İsa bizlere lütfetmek için gelmiştir; bunlar aracılığıyla bizlere gelir ve yaklaşır. Bunun ışığı altında Rab’bin Sofrası, kurtuluş ile yaratılış arasındaki ilişkiyi vurgular.

    Romalılar 8:18 Yargım şu ki, bu anın acıları, gözümüzün önüne serilecek olan yücelikle karşılaştırılmaya değmez.
    19 Yaratılış, Tanrı çocuklarının ortaya çıkmasını büyük özlemle bekliyor.
    20-21 Çünkü yaratılış amaçsızlığa teslim edilmiştir. Bu da yaratılışın isteğiyle değil, onu amaçsızlığa teslim eden Tanrı'nın isteğiyle oldu. Çünkü yaratılışın, yozlaşmaya olan köleliğinden kurtarılıp Tanrı çocuklarının yüce özgürlüğüne kavuşturulması ümidi vardı.
    22 Şimdiye dek bütün yaratılışın birlikte inleyip doğum ağrısı çektiğini biliriz.
    23 Yalnız yaratılış değil, biz de, evet Ruh'un turfandasına sahip olan bizler de evlatlığa alınmayı, yani bedenlerimizin kurtulmasını özlemle bekleyerek içimizden inleriz.
    24 Çünkü bu ümitle kurtulduk. Ama görülen ümit, ümit değildir. Gördüğü şeyi kim ümit eder?
    25 Ama henüz görmediğimize ümit bağlamışsak, sabırla bekleyebiliriz.
    19. ayetin yaratılış hakkında nasıl bahsettiğine bakın: Burada yaratılışın “özlemle” beklediğini vurguluyor. Yani burada yaratılış sanki küçük bir çocuğun çok özel bir anı heyecanla beklemesi gibi, yerinde duramamasına benzetiliyor. Peki yaratılışın bu şekilde özlemle beklediği nedir?

15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 22)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.