İslam Konferansı Teşkilatından Mısır’daki Patrik’e duyarlı Mektup

  • Bu konu 4 izleyen ve 5 yanıt içeriyor.
6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
  • Yazar
    Yazılar
  • #27229
    Armagan
    Anahtar yönetici

    icon1.gif İslam Konferansı Teşkilatından Mısır’daki Patrik’e duyarlı Mektup
    Yazar * Ertugrul Özkök

    ÖNÜMDE ilginç bir mektup duruyor.

    [IMG]http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/arsivimage.aspx?picid=12387497[/IMG]

    4 Ocak 2011 günü yazılmış.

    Bir Müslüman olarak göğsüm kabararak okuyorum.
    Çünkü, içimdeki acıyı, duyduğum tepkiyi, kutsallığın barışçı üslubu ile öyle samimi anlatıyor ki;.
    Mektubu yazan kişi İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu.
    Mektubun adresi, Patrik Üçüncü Şenuda.
    Mısır’ın Hıristiyan nüfusunun ruhani lideri.
    Yeni yılın ilk saatlerinde İskenderiye’de bir kiliseye yapılan saldırıda çok sayıda Hıristiyan hayatını kaybetmiş.
    İslam Konferansı Teşkilatı daha o sabah bu olayı kınayan bir bildiri yayınlamış.
    Ama biraz önce öğreniyorum ki, İhsanoğlu bununla yetinmeyip, Patriğe bir de mektup yazarak samimi duygularını dile getirmiş.
    Bu mektup bugüne kadar açıklanmadı. Çünkü resmi niteliği aşan bir mahremiyeti var.
    Ama açıklanması gerektiğine inanıyorum.
    Biz Müslümanların terör eylemleri nereden gelirse gelsin, hep birlikte, omuz omuza bunun karşısına dikileceğimizi bütün dünyaya en samimi ifadelerle göstermeliyiz.
    Mektubu okurken, bir yandan da televizyon haberlerine takılıyorum.
    Mısırlı Müslüman kadınlar İskenderiye’deki o kilisenin etrafında güvenlik duvarı oluşturmuşlar.
    Hıristiyan komşuları huzur ve güvenlik içinde ayinlerini yapsın diye.
    İşte bunlar bir Müslüman olarak bana gurur veriyor.
    * * *
    Ekmeleddin İhsanoğlu’nu iyi izleyin.
    İslam Konferansı Teşkilatı geçen 24 Aralık günü, tarihinde bir ilke imza attı.
    Hıristiyanların Noel bayramını kutladı.
    Bu öyle sıradan savma bir kutlama değildi.
    Açıklamada çok, ama çok önemli bir cümle vardı.
    Dünyanın her yerinde yaşayan Müslümanları, “Hıristiyan komşularının bu büyük kutsal bayramının hazzını ve mutluluğunu paylaşmaya” davet etti.
    Bu cümlenin altını iyi çizin.
    Çünkü dünyanın din ekseninde yaşadığı büyük gerginliği aşmasını her iki tarafta bu zihniyetteki insanlar sağlayacaktır.
    Son sözüm şu olacaktır:
    İyi Müslümanlar, iyi Hıristiyanlar, iyi Yahudiler; öteki inançların iyi insanları artık birbirlerini daha iyi, daha yakından tanımalıdırlar.
    Mutlu günlerini, acılı günlerini en içten duygularla paylaşmalıdırlar.

    İşte o yazı

    Bu aşağılık saldırıyı şiddetle kınıyoruz

    4 Ocak 2011
    Patrik Şenuda III Hazretleri,
    İskenderiye Patriği ve Kopt Ortodoks Kilisesi Patriarkı, Fehametlu
    Patrik Hazretleri;
    İskenderiye Kutsal Kilisesi’nde çok sayıda masum Mısırlı’ya yönelik terör saldırısını öğrendiğimde çok büyük bir şok yaşadım.
    Biz, İslam Konferansı Teşkilatı, üyemiz olan 57 İslam ülkesi ile birlikte, İslam’ın yüce ilkelerine ve değerlerine karşı olan bu kriminal eylemi şiddetle kınıyoruz.
    Bu yüce ilkeler ve değerler, tarih boyunca İslami devlet altında yaşayan bütün ülkelerde kültürlerin birlikte yaşaması ve hoşgörünün yaygınlaşması anlamına gelmiştir.
    Mısır halkının birlik ve beraberliğinin, Mısır hakkındaki önyargıları körüklemeye ve halkın arasına nifak sokmaya matuf bu iğrenç oyunu bozacağından eminiz.
    Geçen hafta Noel dolayısıyla yaptığım açıklamada, bu kutsal ruhani fırsatın Müslümanlar için sevgi, barış ve güvenlik bayramı anlamına geldiğini belirttim.
    Biz aynı zamanda, Müslümanlık ve Hıristiyanlık da dahil olmak üzere bütün dinler arasındaki diyaloğun derinleştirilmesi çağrısında bulunduk.
    Bu ıstırap verici olay nedeniyle siz Patrik Hazretlerine samimi başsağlığı ve sempati dileklerimi sunarım.
    Hayatını kaybeden insanlara rahmet diliyor; onlardan şefkatini esirgememesi ve yaralıların hızla iyileşmesi için Yüce Allah’a dua ediyorum.
    Aynı zamanda Mısır ve onun büyük halkına, ebedi barış, huzur, ilerleme ve refah diliyorum.
    Ekmeleddin İhsanoğlu

    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/gost…px?id=16723249

    post_old.gif 3 Hafta önce #2

    Administrator

    Üyelik tarihi: Oct 2006
    Nerden: Kingdom of Heaven

    Ekmeleddin İhsanoğlu’nun bu iyi dilek ve düşüncelerine hristiyan türkler olarak bizler de katılıyoruz. Güzel söylemiş. Ancak onun bu söylediklerinin altına Sudan, İran, Afganistan, Suudi Arabistan gibi ülkeler, Taliban, Hizbullah, El Kaide gibi örgütler imazalarını atarlar mıydı? Sayıları gözardı edilemeyecek kadar çok olan Müslümanlar, İslam Teşkilatı başkanının bu sözlerine gülüp geçecek ve hatta onu kafirlerle işbirliği yapmakla ve onlara taviz vermekle suçlayacaklardır. Allah adına ölmek ve öldürmek Kuran ayetlerinde var olduğu sürece birileri her zaman “kafirleri” ve “müsrikleri” öldürmeye devam edecektir. Keşke bütün müslümanlar teşkilat başkanı gibi düşünebilselerdi. Bence başkanın bu sözleri gürültüpatırtı içinde asla duyulamayan bir fısıltı gibi kalacaktır.

    hristiyanturkforum.png


    Super Moderator

    Üyelik tarihi: Jun 2009
    Yaş: 59

    Mesajlar: 329

    Ben de Evangelist kardeşim, bu yazıyı okurken, daha senin cevabını bile okumadan, maalesef seninle ayni şeyleri düşünmüştüm. Adam, İslâm’da olmayan, iyi bir niyetle yaklaşıyor ve konuşuyor, ama bunu ancak kendisini de ‘kâfir’ ilan edip, havaya uçurmaya çalıştıklarında anlayacak. Neyi temsil ettiğini daha bilmiyor.

    __________________

    Kutsal olmaya gayret edin. Kutsallığa sahip olmadan, kimse Rab’bi göremeyecek. (İbraniler 12:14)

    Üye
    Üyelik tarihi: Sep 2008
    Nerden: Gaziantep

    Mesajlar: 30

    Sevgili Evangelist kardeşim ve Kemal Başaran ağabeyim,

    Önce mektubu sonra yorumlarınızı okudum,

    Elbette böyle düşünmekte haklısınız ancak müslüman çoğunluktan baskı ve şiddet gören birisi olarak söyleyebilirim ki yine de böyle düşünen kişilerin olması çok güzel…

    Herşeye ramen ilerleyen zamanlarda inançlar arasındaki diyaloğun gelişeceğine inanıyor, inanmak istiyorum…

    Rab bütün insanların yüreğine dokunsun ve anlayış ruhu versin diye dua ediyorum…

    Esenlikler dilerim

    __________________

    Romalılar 8,38 Eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey bizi Rabbimiz Mesih İsa’da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir.

    user_offline.gif infraction.gif report.gif

    #35932
    klaus
    Anahtar yönetici

    Kur’an da sizi yerlerinizden yurtlarınızdan çıkaranlarla savaşın yazıyor bu konuda yayanlış biliyorsunuz. Her defasında yazıyorum ama her nedense yayınlamıyorsunuz sayın Evangelist bey. Ben hiç bir zaman kendi dinimden olmuyan birilerini düşman görmedim kim neye inanırsa inansın Allahda derki başkasının dinine küfretmeyin ki onlarda sizin dininize küfür etmesin.

    Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp çıkaranları ve sürülüp çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir. Bir ayette, yeryüzünde savaşları çıkaranların inkarcılar olduğu, Allah’ın ise savaşa rıza göstermediği şöyle açıklanır:

    … Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (Maide Suresi, 64).

    Kısacası, Allah müslümanlara savaş iznini, baskı ve zulüm gördükleri için vermiştir. Bir başka deyişle, izin verilen savaş, sadece savunma amaçlı bir savaştır. Başka ayetlerde ise müslümanlar gereksiz bir kışkırtmadan veya gereksiz şiddet kullanımından kaçınmaları için uyarılmışlardır:

    Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bakara Suresi, 190.),.

    Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır… (Mümtehine Suresi, 8-9).

    Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi, 8)

    Cihad Kavramının Anlamı

    İncelediğimiz konu gereğince açıklığa kavuşturulması gereken bir diğer önemli kavram da “cihad” kavramıdır.

    “Cihad” kelimesinin tam karşılığı “gayret”tir. Yani İslama göre, “cihad etmek”, “çaba göstermek, gayret etmek” anlamına gelmektedir. Peygamberimiz “en büyük cihadın kişinin kendi nefsine karşı verdiği cihad” olduğunu açıklamıştır. Nefisten kasıt, insanın bencil tutkuları ve hırslarıdır. Din karşıtı, ateist fikirlere karşı verilen fikri bir mücadele de tam anlamıyla bir cihaddır.

    Bu gibi fikri ve manevi anlamlarının yanında, fiziksel bir mücadele olarak savaş da “cihad” sayılır. Ama bu savaşın yukarıda tarif ettiğimiz şekilde savunma amaçlı ve sınırlı bir savaş olması gerekir. Cihad kavramının masum insanlara yönelik bir şiddet eylemini, yani terörü tarif etmek için kullanılması ise, çok büyük ve haksız bir çarpıtma olacaktır.
    Bilmem açıklıyabildimi? Amacım tartışmak değil ama her defasında Kur’an da Allahın sürekli sanki sizin dininizden olmuyanlarla savaşın savaşcı bir din olduğunu söylüyorsunuz ,ben kabul etmiyorum .

    Diyeceksinizki işinize gelmiyorsa girmeyin sitemize! Amacım Hristiyanlık dinini öğrenmek ve hakkında bilgi almak o kadar. Kimseyi islama çağırmak değil, veya kur’an ı daha iyi incil yalan yanlış yazıyor demek değil.

    Muhabbetle

    #29410
    Armagan
    Anahtar yönetici

    Sevgili Ocean,
    Soruların ve açıklamaların için teşekkür ederim. Daha önceki yazılarının hepsini foruma astık. iptal edilen veya asılmayan bir yazın oldugunu hatırlamıyorum.

    Kurandan verdiğin savaşla ilgili ayetler müslümanların neye göre savaşıp savaşmayacaklarını açıklıyor olabilir. Üstelik verdiğin savaş ayetleri Kurandaki bu tür ayetlerin sadece bikaç tanesi.. daha onlarca ayet gösterilebilir. Bizim anlayamadığımız şey Tanrının insanlara karşı savaş açılması ve öldürülmeleriyle ilgili inananları savaşa çagırması ve bu uğurda ölmelerini emretmesidir. Tanrının insanların inançları uğrunda ölmelerini veya öldürülmelerini emretmesi İncilin öğretişlerinde görülmez. İncil, inananlara düşmanlarınızı sevin, der.. kılıç tutanlar kılıçla yok olacaktır, der.. yine İsa, Benim krallığım bu dünyadan degildir, der. İzleyicilerine, inanca dayalı bir devlet kurmaları veya inanmayanları yok etmeleri gibi bir görevle görevlendirmez. İnanc veya din uğrunda savaşmak konusu İncil ve Kuran arasında birbirinden doğuyla batı kadar uzaktır.

    Sen belki Kuran ayetlerinden savas konusunda yazdığın şeyleri anlıyorsun. Ancak bir savaş sözkonusu olduğunda ne senin düşüncelerin ne de senin gibi düşünenlerin düşünceleri dikkate alınmayacak, birileri yine gidip Allah ugrunda canlı bomba olmaya, ölmeye ve öldürmeye devam edeceklerdir. Müslümanların hepsi tabii ki savaş yanlısı veya terörist degildir, ama şu da bir gerçektir ki, din adına teröre bulaşmış bütün teröristeler nedense hep müslümanlardır.

    Seven Tanrı’nın araştırmalarında sana yol göstermesi ve gerçeklerini açıklaması en büyük dileğim ve duamdır..

    Esenlikle..

    #35939
    klaus
    Anahtar yönetici

    Öncelikle yazımı yayınladığınız için teşekkürler.
    Sen belki Kuran ayetlerinden savas konusunda yazdığın şeyleri anlıyorsun. Ancak bir savaş sözkonusu olduğunda ne senin düşüncelerin ne de senin gibi düşünenlerin düşünceleri dikkate alınmayacak, birileri yine gidip Allah ugrunda canlı bomba olmaya, ölmeye ve öldürmeye devam edeceklerdir. Müslümanların hepsi tabii ki savaş yanlısı veya terörist degildir, ama şu da bir gerçektir ki, din adına teröre bulaşmış bütün teröristeler nedense hep müslümanlardır.

    Evet sayın Evangelist ama şu da bir gerçektir ki, din adına teröre bulaşmış bütün teröristeler nedense hep müslümanlardır. çünkü hep müslüman ülkeleri işğal altında ve ülkelerinde açık ceza evinde gibi yaşıyorlar filistin öyle değilmi? Amerika özgürlük adı altında kaçtane müslüman öldürdü siz onu biliyormusunuz ,tabi onlarınki özgürlük adına oluyor demokrasi ,kesinlikle yalan çıkar .

    Ben canlı bomba olanlara kesinlikle karşıyım yanlış bir yol ama Amerikanın yaptığı israilin yaptığı sizce çokmu doğru?.
    Zülüm kimden gelirse gelsin müslümanda yapsa karşısındayım. Hiçbir şey zorbalıkla eşkiyalıkla olmaz.

    Mhabbetle kalın…

    #35942
    Anonim
    Pasif

    UMARIM HEPSİNİ OKURSUN : –

    Sevgili Ocean49,

    Kardeşim, inan ki senin sorduğun bu soru ve ifade ettiğin düşünce, hemen hemen bütün ‘Hristiyanlığı araştıran’ Müslüman’lar tarafından sorulmuştur ve bu sitede hepsine de verilmiş, çok detaylı izahatlar vardır. Onların hepsini, şimdi yeniden burada yazmak, yüzlerce kitap yazmak gibi olur. Senden ricam, bunları bulup okumandır. Yine de burda, az da olsa, doğruları göstermeye çalışacağım.

    Bu sitedeki hemen hemen herkes, senin gibi, Müslüman ailelere doğmuş ve sonradan Hristiyanlığı benimsemiş kişilerdir. Onun için, biz de, senin gibi düşünüyorduk. Yani Müslümanlar, hep mazlum olanlardı. Hristiyanlar, hep kötülerdi. Ama şimdi ki, bu dünyaya Rab’bin gözlükleri ile bakıyoruz; bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu ve ‘tam tersinin’ insafsız derecede doğru olduğunu görüyoruz. Körlüğümüzün sebebi, tek taraflı iletişim araçları, tek taraflı yayın, öğretim, tarih ve düşünce propagandalarıdır. Batıya, Hristiyan olan herşeye ve Yahudi olan herkese karşı yapılan, bilinçli veya bilinçsiz; inmek, dinmek, bitmek bilmeyen, nefret propagandalarıdır. Burda, Kuran’ın rolü çok büyüktür.

    Gelelim saldırıya uğramış ‘Mazlum Müslümanlar’a. Trabzon papazı Santoro, dua ederken hunharca öldürüldü. O kime saldırmıştı? Malatyada, binbir türlü ürpertici işkence ile ve boğazları kesilerek öldürülen ikisi Türk, biri yabancı üç Hristiyan kardeşimiz, hangi Müslümana zulmetmişti? Hrant Dink’lerden mi bahsedeyim, Hatay’daki öldürülen papazdan mı, yoksa sırf sarışın mavi gözlü olduğu için İstanbul’un göbeğinde, yüzlerce kişi seyrederken, “Bugün kendime bir Hristiyan öldürmeye karar verdim” diyen bir gözü dönmüşün bıçaklı saldırısına uğrayıp katledilen Alman turistten mi? Sadece 2007 yılında ve sadece protestan Hristiyanlara (Katolik ve Ortodokslar hariç) yapılan acımasız saldırılar 19 tanedir.

    Bütün bu kişiler, hangi Müslüman’a saldırdı? Kime zulmettiler. Türkiye’de yaşayan gayrî-Müslüm’lerin, bir öğretmene, bir papaza veya bir rahibe ihtiyaçları yok mu? Olmasın mı? Yasak mı? Bu ne biçim hoş görü? İngilterede neredeyse 2000 tane cami var, medrese var, İslâmî yayın organları, TV, radyo, magazin ve gazete var. Gece gündüz propaganda yapıyorlar. Kimse de birşey söylemiyor, hatta kimse kızmıyor bile. Bir tek imam bile tehdit edilmiş değildir. Bir tek Müslüman bile korku içerisinde yaşamamıştır. İslâmî dernek ve organizasyonlar sayısızdır.

    Ama biz, sırf Hristiyan olduk diye, kendi ülkemizde her gün tehdit ediliyoruz, aşağılanıyoruz, dışlanıyoruz, nefret ediliyoruz. Birçoklarımızın, yakınlarından ve ailelerinden gördükleri zulüm, göz yaşartıcıdır. Ne polisin, ne hükümetin, ne askerin ve ne de yargıcın bizlere karşı en ufak bir sempatisi vardır. Rab’bimizden başka kimsemiz yoktur bizim. Gece gündüz, kelle-koltukta geziyoruz biz. Ama sen o taraftasın, biz ise bu tarafta. Onun için anlayamazsın, hissedemezsin. Mazlumun kim olduğunu göremezsin.

    1970-71 yıllarında, Bangladeş (Doğu Pakistan olarak biliniyordu), Pakistan’dan ayrılmak istedi. O günkü Pakistan liderleri, kendilerini haklı çıkartmak için, Bangladeş’i İslâm’dan dönmekle itham etti ve ‘Gâvur’ ilan etti. Tabii gâvur ilan edildin mi, hapı yuttun demektir. Artık sana yapılan herşey mübahtır. “Sen Allah ve Resuluna karşı mı geliyorsun?” der adam ve “Allahu-ekber” naraları atarak, hiç acımadan kafanı keser o anda. Bu tarih boyunca böyle olmuştur. “Bunlar, Allah ve Resulundan nefret edenlerdir. Bunlar ayetleri inkâr edenlerdir” diyerek galeyana getirmişlerdir müslüman halkı ve en gaddarca cinayetleri işletmişlerdir. Pakistan ordusu Bangladeşe girdiğinde, 3 milyondan fazla silahsız halkı, İslâm ve Allah adına katletmişler, yüzbinlerce kadın ve kıza tecavüz etmişlerdi. Halbuki Bangladeş de Müslüman bir halktı. Mazlum kim söyler misin?

    İran devrimi sırasında da ayni şeyler oldu. Okur, yazar, düşünür, avukat, öğretmen, şair ve İslâm’ın tehdit saydığı yüzbinlerce kişi merhametsizce katledilmiş, kimilerin yürekleri göğüslerinden sökülüp alınmış daha canlı iken ve hapisteki binlerce kadın ve kıza, ‘sırf cennete girmelerini önlemek için’ ve Allah adına, İslâm adına tecavüz edilmiştir. Mazlum kim? Zulmeden kim?

    Yine ayni şey Sudan’da da olmuştur. Kuzeyde Arap Müslümanlar, güneyde zenci Hristiyanlar. Kuzeydekiler, liderleri El Beşir önderliğinde, sırf Şeriat Yasalarını zorla kabul ettirmek için, bu Hristiyanlara saldırmış, milyonlarcası hunharca katledilmiş, kafaları oyulmuş, mekânları yerle bir edilmiş, malları ‘Allah’ın bahşettiği ganimet’ kisvesi altında (aynen Kuran’da olduğu gibi) yağmalanmış, kadın ve kızlara, yine ‘Allah’ın elimize teslim ettiği savaş ganimeti’ gözüyle bakarak, tecavüz edilmiştir. Bunların bir çoğu, çocuk yaşta. Onbir, oniki yaşındaki hamile kızların ve bebeklerinin (onbinlercesinin) ölümüne göz yumulmuştur. Dünya bunu bir katliam, bir soykırım olarak görmüş ve devlet başkanı olan El-Beşir kırmızı bültenle her yerde, tutuklama emri ile aranırken, Türkiye’de kırmızı halılar ile ve kucaklanarak karşılanmıştır. Televizyonlarımızda ise, bu olaylara ‘Sudan’daki iç çatışmalardaki ölenler ….’ diye bahsedilmiştir. “Bakın biz Müslümanlar neler yaptık” diyecek halleri yoktu ya!

    Bu misalleri sonsuza kadar sıralayabiliriz. Zaten sıraladık. Bu Forum’da var. Bitmeyen tükenmeyen bir liste. Hepsi İslâm saldırıları. Kana doymaz, tatmin olmaz, kendisini asla suçlu görmez, kin, nefret dolu bir anlayış, bir kâbus, karanlığın elçileri gibi her tarafta ölüm kusuyor ve sen halâ görmüyorsun.

    Mazlum Müslümanlar, hep saldırıya uğraya uğraya, hep kendilerini sadece savuna savuna, neredeyse tüm Avrupa’yı, orta Asyayı ve kuzey Afrika’yı ellerine geçirdiler. Kendilerini savunmatan başka hiçbirşey yapmamış olan bu mazlumlar, kendilerini birden, taaa İspanya ve Fransa topraklarında buldular. 450 yıl süren katliamlardan, tecavüzlerden ve ganimetlerden hiç haberleri bile yok. Ve ansızın, durup dururken, bu zavvallıların hiçbirşeyden haberleri yokken, kötü ve Hristiyan Batı, Kutsal Şehri (Yerüşalim) geri almak için, ‘Haçlı Seferleri’ düzenlediler ve biz de bin yıldır hep bunları konuşuyoruz. Haçlı seferlerinden bahsederek, onlardan nefret etmekte ne kadar haklı olduğumuzu tazeliyoruz. Ama, tarih kitaplarımızda ‘İslâm Seferleri’nden hiç bahsedilmiyor. Bahsedilse bile, “Allah o kâfirleri elimize teslim etti” olarak lanse ediliyor. Bizimki Hak, onlarınki müstahak. Onlar galip geldiğinde ‘Kahpeler’; biz galip geldiğimizde ‘Kahramanlar’ oluyoruz.

    Gelelim İrak’a. Yüzlerce defa yazdık. Orda, ‘Hristiyanlar Müslüman’lara saldırdı’ diye düşünen bir tek sizsiniz. Amerika orada kendi siyasî ve iktisadî çıkarları için vardır. “Düşmanlarını bile seveceksin. Onlar için dua edeceksin” diyen İncil’e ters düşecek bir şekilde onlar oradadır. Kaldı ki, 300 milyonluk Amerika’da, hayatlarını İncil’e dayamış hakiki Hristiyan sayısı, sadece 3 milyondur. Ve bir de, ordaki katliamların çoğunu gerçekleştiren, yine Müslümanlardır. Camileri, masum çoluk çocuğu havaya uçuranlar, hepsi Müslümanlardır. Tabii ki, Müslüman İraklıların, Hristiyan İraklılara (Amerikayı bahane ederek) yaptıkları zulümden haberin olmasına izin vermezler. Ne de Hristiyan Filistinlilerin, Müslüman Filistinliler tarafından katledildiklerini duyarsın. Çünkü biz Müslümanlar, aleyhimize konuşanların kafalarını (İslâm peygamberinin buyurduğu gibi), bedenlerinden ayırdığımız halde, halâ sevgi ve hoşgörü diniyiz diye ısrar etmede inatçıyız.

    Son olarak da, şunu söylüyorum. “Bunlar İslâm adına yapılmış olabilir ama Kuran’da ve İslâm öğretilerinde bunlar yoktur” diyenler için. 11 yaşında tüm Kuran’ı ezberlemiş, Kahire’deki en ünlü İslâm Üniversitesinden mezun olmakla kalmayıp, profesör olmuş ve sonradan Rab’bin ışığıyla İsa’ya iman etmiş bir kişi ve ona benzer İslamiyet Uzmanı binlerce kişi sana söyliyecektir ki “Vardır”. İslam’da baştan sona, kin, nefret, hiddet, şiddet ve cihad çağrısı vardır. “Ayyy! Batı cihadın anlamını bilmiyor ki! Yanlış anlaşılıyoruz!” masalını da, batı yutsa bile, İslâmı ezberlemiş bu insanlar asla yutmazlar. Muhammed’in ilk zamanlarda, Mekke’de uğradığı baskılardan dolayı, kendisini koruma amaçlı söylemiş birkaç yumuşak ayetin dışında (“Dinde zorlama yoktur” ve “Bir kişiyi öldürmek, bir milleti yok etmek gibidir”), hepsi savaş ayetidir. Tam 109 tane. “Dünyada tek Allah dini (İslâm) kalana kadar onlarla savaşın” diye emrediyor. Darel-İslâm olmayan her yer, her ülke, Darel-Harp’tır diyor. Bu 109 ayete karşı çıkan herkes, ‘Kafir’ ilan ediliyor ve ‘Kuran’ı Sulandırmak’la suçlanıyorlar.

    Sevgili kardeşim, bir anda fikir değişeceğini, bizlerle ayni görüşü kazanacağını zannetmiyorum. Ama bunun için dua ediyorum. Ne olur. Sabırla izle, oku, araştır. Samimi isen, Rab’bi tüm yüreğinle ararsan, İsa’nın ‘sadece bir peygamber’ olmadığını, olamayacağını kavramaya başlayarak, “Kimdir bu İsa?” diye düşünerek, bir başlangıç yapabilirsin. Rab seninle olsun.

    #35945
    Anonim
    Pasif

    Sevgili Ocean 49, bu mevzunun en acı yanı Müslüman çoğunluklu ülkelerde, senin gibi iyi niyetli olup bazı şeylerin ille de farkına varmamakta direnenlerin milyonlarca olması. Aslında bunda direnmelerinin çok esaslı psikolojik bir nedeni var: korku. Yalnız kalma ve toplum dışı edilme korkusu… kişinin eleştirisinde devam ettiği takdirde ise katledilme korkusuna varan bir korku. İnsan bu korkudan farkettiği gerçekleri kendisine bile ifşa edemiyor çoğu kez. Bu tür bir ifşa ruhu dayanamayacağı ölçüde dehşete düşüren bir cinsten çoğu kişi için, nitekim.

    Bir de tabi… Türkiye’deki Müslümanlar’ın çok özel konumu: Türkiye’de halkın çoğu İslamiyet’in bu yaşadıkları İslamiyet olduğunu sanır. Halbuki hiç bir alakası yoktur. Bu yaşıyor olduğu Kemalizm’in yoğun mu yoğun filtresinden geçmiş bir İslamiyet’tir. Daha düne kadar laiklik bekçisi bir ordunun zar zor muhafaza edebildiği Şeriat’sız bir İslamiyet. Yani… aslında İslamiyet görünümüne bürünmüş bir nev’i Mesihi’lik (resmi olarak değil elbet, hayat yaklaşımı olarak). Bunun böyle olması Türkiye’de, halkta, İslamiyet’in kimliği ile ilgili çok büyük bir yanılgı yaratmıştır hep.

    İslamiyet’i incelerken, dikkati ilk çekmesi gerken bir unsur, İslamiyet’in dinden öte bir siyasi sistem teşkil ettiğidir, belirişinin daha ilk başından beri. İslam peygamberi sadece dini değil tüm yönleriyle de bir siyasi ve askeri simadır. Bir devlet adamıdır. Ve İslamiyet’in yayılışını daima siyasi bir düzenin (Şeriat yani) yayılışı olarak görmüştür. İslamiyet’in bu özelliği kendisini tüm öbür dini geleneklerden değişik kılan bir özelliktir. Ondandır ki zaten… hiç bir zaman, bırakalım Mesihileri, ne Hindu, ne Budist ne de Zerdüşti teröristlerden bahsedildiğini duyabilirsin. Tibet Budistler’i, mesela, Komünist Çin tarafından kocaman bir zulme tabi tutulmuşlardır (Tibet hala Çin işgali altındadır) ama hiç bir zaman teröre başvurmamışlardır. Liderleri Dalai Lama her tür güçlüğün sadece ve sadece barışçıl yollarla giderilebileceğini defalarca tenbih etmiştir halkına. Budizm’in özünde bulunan şiddet karşıtı öğretilerine dayalı olarak elbet.

    İnsan önyargısız bir gözlemde bulunduğunda dikkat edecektir ki… hiç kimsenin, kimseyle bir probleminin olduğu yok, rahatına bırakıldıkça. Yani ne Mesihiliğin Budizm’i tehdit ettiği söz konusu olmuş hiç, ne de tersi. Ve tabi ki… kimsenin İslamiyet’i tehdit ettiği de olmamış. Ama İslamiyet tüm öbürlerine bir tehdit. Kimsenin İslamiyet ile sorunu yok ama İslamiyet’in herkesle sorunu var. Nedeni ise dini yayılmacılığının siyasi yayılmacılık ve her vardığı yerde şeriat ortamı kurma talebinde de olması, doğası itibarıyla (temel öğretisinin bir çarpıtılması itibarıyla değil kesinlikle).

    İslamiyet’te yayılmacılık olmadığını, savaşa sadece savunma amacı ile izin verildiğini iddia edenlere sorulacak en basit soru ‘fetih’ kavramının ne anlama geldiği sorusudur… Halifelik teşkil eden Osmanlı devleti Viyana kapılarına ‘fetih’ ve ‘cihad’ kavramlarını manevi, içsel mücadele olarak algıladığından mı varmıştır…

    Sözün özeti… büyük bir acı ile söylemek gerekirse, tüm arzın başı çok yakında İslamiyet ile çok büyük bir belaya gireceğe benziyor. Bu Güneş’ten aşikar bir gerçek. Bir taraftan İran’ın nükleer silah etme çabaları, bir taraftan Avrupa’ya yerleşmiş ve nüfusları büyük doğum oranları sayesinde hızla çoğalan Müslüman göçmenlerin bulundukları yerlerde şeriat ortamı talep etmeleri durumu, yerküredeki toplumsal şartları bir nefes darlığına vardırmaya kıl payı mesafede artık (insanlığın tüm öbür sorunlarının yanısıra).

    Başka seferler de söylemişimdir… kabak hepimizin başına patlayacağa benziyor ama… özellikle de bu Müslüman çoğunluklu ülkelerde habersiz yaşayan iyi niyetli olanların, çoluğun çocuğun başına patlayacağa benziyor. Tanrı hepimizi korusun, durum çok ama çok vahim çünkü.

6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.