• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #27001
    Anonim
    Pasif

    ŞEYTAN HAYATLARIMIZI NASIL ETKİLER ?

    “Bir kentte biri zengin, öbürü yoksul iki adam vardı. Zengin adamın birçok koyunu, sığırı vardı. Ama yoksul adamın satın alıp beslediği, küçük bir dişi kuzudan başka bir hayvanı yoktu. Kuzu adamın yanında, çocuklarıyla birlikte büyüdü. Adamın yemeğini yer, tasından içer, koynunda uyurdu. Yoksulun kızı gibiydi. Derken, zengin adama bir yolcu uğradı. Adam, gelen konuğa yemek hazırlamak için, kendi koyunlarından, sığırlarından birini almayayarak, yoksulun kuzusunu alıp, yolcuya yemek hazırladı.” (2. Samuel 12:1-4).

    Bu konuşma, peygamber Natan ile kral Davud arasında geçiyor ve Şeytanî güçlerin nasıl çalıştığı konusunda, bizlere ışık tutuyor. Bu öyküyü iyice bilmeyenlere 2. Samuel kitabının 11 ve 12. Bölümlerinin tamamını okumalarını tavsiye ediyorum.

    Peygamber Natan, bu kötülüğü yapan zengin adamın kral Davud’un kendisi olduğunu söylüyor. Yavru kuzu Bat-Şeva’yı ve yoksul adam da, Bat-Şeva’nın kocası Hitit’li Uriya’yı temsil ediyor. Kral Davud, sadık komutanlarından olan Hitit’li Uriya’nın karısı olan Bat-Şeva’yı buyruk verip yanına almış ve onunla yatmıştı. Bu günahı, yüce Tanrı’nın önünde yapmış, ama bu da yetmezmiş gibi, kocasının bunu öğrenmemesi için, onu savaş alanında öldürtmüştü. Rab da, peygamber Natan’ı göndererek, Davud’a yukarıdaki öyküyü anlatmıştı. Davud, bu olayı duyunca, çok öfkelenip Natan’a: “Yaşayan Rab’bin adıyla derim ki, bunu yapan ölümü hak etmiştir!” demişti. Bunun üzerine Natan, “İşte o adam sensin” diye cevap vermişti.

    İyi, güzel de, o yolcu kimdi peki? Davud’u ziyaret eden yolcu kim? Veya kimi temsil ediyordu? O yolcu Şeytan’dır kardeşlerim. Şeytanlar, cinler; kendi ihtiraslarını bizlerin bedenlerinde gerçekleştirirler. İsa Yahudilere: “Siz babanızdan (Şeytan’dan) işittiklerinizi yapıyorsunuz.” (Yuhanna 8:38) ve “Siz babanızın (Şeytan’ın) yaptıklarını yapıyorsunuz.” (Yuhanna 8:41) ve da “Siz babanız İblis’tensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz.” (Yuhanna 8:44) dedi. Burada besbelli ki, farkında olmasak da, Şeytan hayatımızda egemen olabilir. O kendi düşünce, duygu ve ihtiraslarını bizlere injecte edebiliyor; ama biz bunları hep kendimizden sanıyoruz. Cinler, ayni zamanda ruhumuza öfke, cinnet, kıskançlık ve nefret gibi duygular da injekte edebilir. Hatırlarsanız, kral Saul’un üzerine bir ‘öfke ve kıskançlık ruhu’ (yani bir cin) geliyordu ve rahatlamak için lir çaldırtıyordu. Hatta bu öfke sırasında, Davud’u bir mızrakla duvara çivilemek istemişti.

    Cinlerin kendi arzu ve zevkleri vardır. Bunları ancak insan bedeninde tatmin edebilirler. Bazen, hiç olmamaktansa, hayvan bedenlerinde yaşamayı, sokakta kalmaya (yani bedensiz yaşamaya) tercih ederler. Çünkü bu bedenlerde de, yeme, içme ve cinsel arzuları bir ölçekte tatmin olabiliyor (domuzlara girmek isteyen cinler gibi Matta 8.28-34). İşte bu arzularından dolayıdır ki, Yaratılış kitabında, Nuh Tufanı zamanında, şunları okuyoruz: “İlâhî varlıklar (cinler), insan kızlarının güzelliğini görünce, beğendikleriyle evlendiler. İlâhî varlıkların, insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi olduğu günlerde ve daha sonra, yeryüzünde Nefiller (düşmüş kişiler, dev insanlar) vardı” (Yaratılış 6:2,4). Meleklerin beden alıp insanlara konuştuğu, oturup yemek yediği gibi (örneğin: İbrahim peygamber ile), şeytanlar ve cinler de bunu yapabilmektedir (materialization=maddileşme). Bu varlıklar, ihtiraslarını yerine getirmek için beden almış ve insanoğlunun kızlarını da kendilerine eş olarak aldıklarında, onlara ‘dev insanlar’ doğmuştur. ‘Mesih Karşıtı’ (Anti-Christ) da o şekilde doğacaktır ve belki de doğmuştur diye inanıyorum. Yani Şeytan’ın (Lüsifer’in) kendisinin, bir kadından doğan öz oğlu olacaktır bu kişi.

    “Bu dünyanın gidişine ve havadaki hükümranlığın egemenine (yani Şeytan’a), yani söz dinlemeyen insanlarda (onların içinde) şimdi etkin olan ruha uymaktaydınız” (Efesliler 2:2). Bu açıkça şunu ifade ediyor: İman etmeden önce, herkesin içinde egemen olan kötü ruhlar vardır ki bu ruhlar cinlerdir, şeytanlardır. Bu kişiler de, hayatları boyunca, bu ruhların istek, arzu ve emellerini yerine getirirler ve bunları yaparken de, “Ben hür yaşamayı, canım ne isterse onu yapmayı yeğlerim” diye düşünerek, köleleşmişliklerinin farkında olmazlar.

    Ama, tek kurtarıcı olan Mesih, şöyle diyor: “Bir kimse güçlü adamın (Şeytan’ın) evine girip de malını nasıl çalabilir? Ancak onu bağladıktan sonra evini soyabilir” (Matta 12: 29). Şeytan’ın veya cinlerinin evi bedenimizdir. Bizler, meleklerden ve dolayısıyle cinlerden, daha zayıf ve daha güçsüzüz. Bu ruhlar gelip bizleri domine eder (yener, köleleştirir). Bedenimiz, bizim evimiz olması gerekirken, çoğu zaman kendi onayımız ile, bazen ise onayımız olsun-olmasın, evimizi zorla devralır ve kendi isteklerini gerçekleştirir. Köleleşmemizin veya söz sahibi olamayışımızın sebebi, yıllardır Şeytan’a çanak tuttuğumuzdandır. Onunla el-ele, kol-kola dolaştığımızdandır. O, “Vay be! Şu kıza bak!” dedi; biz de hemen: “Haklısın dostum” deyip, onunla işbirliği yaptık ve Rab’be sırt çevirdik. Ama o, kendisine her boyun eğişimizde, bize daha fazla sahip oldu, ruhumuzda daha uzun süre egemen oldu ve bedenimizde daha fazla hak ilân etti. Giderek köleleştik ve “Artık istemiyorum” desek de gitmiyor. Sigara, esrar, alkol ve kumar alışkanlıklarında olduğu gibi. Her esareti sağlayan bir cindir. Ama, köleleşmiş olan bizleri, Rab kurtardı. Güçlü olanı (yani Şeytan’ı) bu sefer O bağladı. Bizleri onun elinden aldı.

    “Söz dinleyen köleler gibi kendinizi kime teslim ederseniz, sözünü dinlediğiniz kişinin köleleri olduğunuzu bilmezmisiniz? Ya ölüme götüren günahın, ya da doğruluğa götüren sözdinlerliğin kölelerisiniz” (Romalılar 6:16). Şeytanlara, cinlere köle olmamız, bizim istek, arzu ve çanak tutmamızla oldu. Bugün eğer herhangi bir alışkanlığa veya sapıklığa köle isek, bunun tohumlarını kendimizin ekmiş olduğunu unutmamalıyız. Ama Rab yine de merhametli davranır ve bizi köleleştiren herşeyden bizleri özgür kılar. Bu bazen bir anda ve mucizevî bir şekilde olur. Ama Rab’bin esas isteği bu değildir. Rab, bizim güçlenmemizi ve şeytana bizim ölümüne direnmemizi ister. Direnmeden güçlenme yoktur. Mucizevî bir şekilde alkolden veya sigaradan kurtulan, hala güçsüzdür. Direnmiş ve güç kazanmış değildir. Yeniden düşebilir. Başka başka şeylere de bağımlı olabilir. Kovulan cin, kendinden kötü yedi tane daha alarak, evine dönebilir. Rab bizden ebediyen “Mama” diye O’na ağlamamızı istemiyor. Büyüyüp, kendi ayaklarımız üzerinde durmamızı ve Mesih’in tüm güç ve Yüceliğinde olmamızı istiyor. Bu yüzden Şeytan’a direnin diyor. Hemen, “imdat!” diye beni çağırın demiyor. Artık, “Benim Babam, senin babanı döver” demiyeceğiz cinlere. Onları biz döveceğiz. Çünkü artık bu gücümüz var. İmanla direnen, bunun farkına varacaktır. Hep galip geleceğiz.

    Yukarıdaki ayet çok güçlüdür. Kendini günaha (şeytana) teslim ettiğin derecede günaha köle oldun. Suç tamamen senindir. Ama bunun tersi de doğrudur. Bu konuyu dikkatle düşünelim: “Rab’be ve doğruluğa kendimizi teslim ettiğimiz ölçüde, O’nun ve kutsallığın köleleri olabiliyoruz”. Oturup beklediğimiz sürece değil. İşte bu yüzdendir ki bazılarımız hiç büyümüyor. Rab’de hep ayni kalıyor ve hatta Rab’den düşüyor. Çünkü hayatlarını her yönüyle Rab’be teslim etmiş, tüm günahlarından dönmüş değiller. Bir ayak dünyada, bir ayak Rab’de. Ne dünyanın tadını çıkarabiliyorlar, ne de Rab’bin. Halbuki, Rab’be ve Doğruluğa (kutsallığa) köle olmak çok ama çok güzel birşey. Hayatta hiçbirşey bu kadar mutluluk veremez. Unutmayalım: “Söz dinleyen köleler gibi, kendinizi kime teslim ederseniz, sözünü dinlediğiniz kişinin köleleri olursunuz”. Yahudiler’e ise: “Siz babanızdan işittiklerinizi yapıyorsunuz” demişti (yani, Şeytan’ın sözünü dinliyorsunuz ve ona teslim oluyorsunuz. Bu yüzden köleleştiniz).

    Şeytan’ın bir başka marifeti de, bu ‘Bağlama’ olayıdır. Ruhumuz, daha güçlü olan cinler tarafından bağlanırsa, bedenimiz hareket edemez. Bazı kâbuslarda, elimiz ve kolumuzun bağlandığını, adeta felç olduğunu hissederiz. Bu bir Şeytan saldırısıdır. Ruhumuz nasıl ve ne şekilde bağlanırsa, vücudumuz da öyle kalır. Cinler gözlerimizi bağlarsa kör, kulağımızı bağlarsa sağır, dilimizi bağlarsa dilsiz, bedenimizi bağlarsa felç veya kötürüm oluruz. Bazen kafasını, bazen de bedenini habire sağa sola sallayan ve duramıyan insanlar görürüz. Bunları da yaptıran cinlerdir. Sinagogdaki yaşlı kadını hatırlayın (Luka 13:10-17). Yıllardır iki büklüm olmuş, sırtını doğrultamazdı. İsa, onu bu şekilde bağlamış olan cini kovunca, sırtı düzeldi. Veya, Matta 8’deki dilsizi hatırlayın, cini kovunca adamın dili çözüldü (Matta 8:32-33).

    Cinler bizi, istemediğimiz bir aşka, şehvete veya kavgaya itebilirler. Ruhumuza gerekli şeyleri injekte edebilirler. Rab’be karşı duyulan soğukluk, isteksizlik ve hatta imanımızı kaybetme, hep şeytana kulak vermemizden dolayıdır. Başka hiç sebep aramayalım. Rab’bin doğruları yerine, Şeytan’ın yalanlarına inanmayı tercih ettik. Suç aslında bizde. Boşuna deprasyona giriyoruz. Kendi dertlerimizi düşünerek, başkalarına yardımcı olamıyoruz. Şeytan da kıs-kıs gülüyor. Soğukluk, Şeytan’ın dartlarından bir tanesidir. Rab’bin ateşiyle yanan yürek, aniden veya yavaş yavaş Rab’den soğur. Kutsal Kitab’ı okumaz, dua etmez, kiliseye gitmez olur. Rab buna izin verir, çünkü O, his ve duygularımızla değil; imanla ve bir tek imanla yaşamamızı ister. Her durumda bizi canından çok sevdiğini, yanımızda olduğunu, bizler için sadece iyilik dilediğini, imanla algılıyoruz. Ne hissedersek hissedelim, şeytan ne fısıldarsa fısıldasın; doğru olan sadece ‘Tanrı Kelâmı’dır. Duygularımız değildir. Gördüklerimiz değildir. Şeytan’ı ancak imanla yeneriz. Onun artık bizim üzerimizde hiçbir gücü yoktur. Yeter ki onun yalanlarına değil, Rab’bimizin sözlerine inanıp, O’nu onurlandıralım.

    “Size doğrusunu söyleyeyim, yeryüzünde bağlayacağınız her şey, gökte de bağlanmış olacak. Yeryüzünde çözeceğiniz herşey, gökte de çözülmüş olacak” (Matta 18:18). Bu da ne? Bağlama sırası bize mi geçmiş? Ama biz zayıf değil miydik? Güçsüz değil miydik? İsa bile, meleklerden daha güçsüz kılınmamış mıydı? (İbraniler 2:9) Peki şimdi ne oldu? Bizim güçsüz ruhumuzla, şeytan ve cinlerin ruhu nasıl güreş eder? Nasıl kazanır? Onları nasıl bağlayabiliriz ki? Cevaplar için, yine Efesliler’e dönüyoruz. “İman eden bizler için etkin olan kudretin (gücün) aşkın büyüklüğünü anlamanız için, yüreklerinizin gözleri aydınlansın diye dua ediyorum. Bu ‘KUDRET’, Tanrı’nın Mesih’i ölümden diriltirken ve göksel yerlerde sağında oturturken, O’nda sergilediği, ÜSTÜN GÜÇLE AYNİ ETKİNLİKTEDİR. Tanrı O’nu bütün yönetimlerin, hükümranlıkların, güç ve egemenliklerin, yalnız bu çağda değil, gelecek çağda da anılacak bütün adların çok üstüne çıkardı. Herşeyi ayaklarının altına sererek O’na bağımlı kıldı. O’nu herşeyin üzerinde baş olmak üzere kiliseye verdi. Kilise O’nun bedenidir, her yönden, her şeyi dolduranın doluluğudur” (Efes. 1:18-23). Yani kardeşler, bizim içimizdeki güç ve kudret, Mesih’in şimdiki gücüdür. Biz ne zayıfız, ne de cılız. Ama, bunu görmememiz için Şeytan gece gündüz çalışıyor. Pavlus ise, “Ah! Bir gözleriniz açılsa da görseniz” diye dua ediyor. Bu güç bizimdir. Bizdedir. Verilmiştir. Tekrar istemeye, yakarıp dua etmeye gerek yoktur. Şeytan ve cinlerini dümdüz edecek ruhsal kaslarımız vardır. Ne bağlarsak, bağlı kalır. “Tanrım, ne olur! Gel bağla” demeye lüzum yoktur. “Sen bağlarsan bitti. Benim için de bağlıdır” diyor Tanrı. “Sen yap, benim kabulümdür” diyor. Daha ne desin?

    Bu yüzden kardeşlerim, gelen ‘Yolcu’ya dikkat edelim. Onu evimize bile davet etmek zorunda değiliz. Ama o gelecek ve isteyecek. Sınanman için de Tanrı buna izin verecek. Böyle olduğu halde, Rab’bin bizlerden istediği nedir? “Günah kapıda pusuya yatmış, seni bekliyor. Ona egemen olmalısın.” (Yaratılış 4:7) Evet kardeşler, günah ve Şeytan’a yenilmenin, kederlenmenin, deprasyona girmenin, Rab’den ve Kelâmı’ndan soğumanın ve uzaklaşmanın, hiçbir mazareti yoktur. Hemen tövbe edip, geri dönmeliyiz. Sevecan ve açık kollar, bizleri bekliyor. O’nu aslında ‘Yalancılık’ ile itham ettik ama O, gayet sevgi dolu sesiyle, “Yol, gerçek ve Yaşam Benim” diyor. O’na inanalım ve Şeytan’a direnelim. Çünkü Şeytan’ın yöntemleri konusunda cahil değiliz. Rab hepimizi bereketlesin. Amin.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.