• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26529
    Anonim
    Pasif

    Evet, Rabbi bilmenin emin yolu, kitapta yazılı sözlerini okumakla yeterli olmuyor! Onun sözlerini peygamberlerinin ağızlarından dinlemekle de, bilmemiz mümkün olmuyor. Bilmenin yolu nedir? Çünkü gerek kitaplar ve gerekse tanıkların anlatımları, bizi Rab’bin kendisi gibi ikna edici olamıyor! Kitaplardaki ve tanıklardaki anlatımlar, bizi Rab’le temasa teşvik edici hizmet sunuyorlar! Nitekim, bunun hatırımda kalan birkaç örneğini buraya yazarak nakletmeyi uygun buldum:
    Filipus örneği: İsrail ulusunun beklediği Mesih’in Nasıralı İsa olduğunu müjdeleyen Filipus’a inanmakta güçlük çeken Natanael, ” gel de bak ” şeklinde aldığı teşvike kapılarak, yerinden kalkmış ve İsa’ya gitmiş! (Yuhanna 1:46). İsa ile yüzleşip sözleri onun ağzından dinleyen Natanael, insanlara görünmez nitelikteki şeyleri orada görmüş ve İsa’nın Rab ve Mesih olduğunu bilmiş!
    Vaftizci Yahya örneği: İsa gelince, “İnsan kendine gökten verilmedikçe, hiçbir şey alamaz.” diyerek, kendi öğrencilerini İsa Mesih’e göndermiş ve bundan sonra ondan almalarını öğütlemiş!(Yuhanna 3:27).
    Kutsal Ruh’un söyledikleri ve yaptıkları: Ölümden dirilen Kurtarıcımız Rab İsa Mesih, öğrencilerine görünüp şu emri, olsun diye vermiş:
    “Ancak Kutsal Ruh üzerinize gelince, kudret alacaksınız; Yeruşalim’de, bütün Yahudiye’de, Samiriye’de ve dünyanın en uzak yerine kadar tanıklarım olacaksınız “(Res.İşl.1:8). Burada Kurtarıcımızın ” kudret alacaksınız” müjde haberi, dikkatimi ve ilgimi çekti! Çünkü ne kitaplarda yazılı olanların, ne de, görgü tanıklarının anlattıkları, İsa Mesih’in tanıkları olmamızı sağlıyamıyor! Kutsal Ruh’un üzerimize inmesine ihtiyacımız var! İNCİL’de yazılı ” İnsan kendine gökten verilmedikçe, hiçbir şey alamaz” sözünün doğruluğu tam bu noktada onaylanıyor! O halde neden Kitabı Mukaddes var? Görgü tanıklarının anlatmalarına ne gerek var? Evet vardır ve gereklidir! Çünkü onların bizi Rab’le ilişkiye teşvikleri vardır! Bu teşvikleri uzun yıllar boyunca farketmeden, sadece okumuşum ve görgü tanıklarını dinlemekle yetinmişim! Aldığım teşvikleri de, yanlış anlayarak kendim iyi olmağa zorlanmışım ve hatta, beni baskı altında tutan yanıltıcı öğretişlerle Rab’be lâyık biri olmağa çabalamışım; sonuçta ancak skandallarım ortaya çıkmıştır! Dünyadan ve özellikle Mesih imanlıları olarak tanınan kardeşlerimden aldığım fikirlerle düşünerek bütün iyi olma çabalarım, İNCİL’de yazılı Kutsallığa asla uygun olmamıştır! Bunun sonuçlarıyla karşılaşmış bir kardeşiniz olarak, sıkıntılarım içinde bocalarken, kendi çabalarımdan yorgun ve bıkmış bir halde dünya âlemine kendimi koyuverdim! Dünyadan ve âleminden aldığım büyüleyici zevkler içinde kaybolmuşken içimde duyduğum o sesi net bir şekilde belleğimde tutuyorum! İçimde bağırırcasına söyleyen o ses, bana değildi. Rab’be yakarışının sesi ve şöyle söyleyişi idi: ” Ya Rab! Kendi işini canlandır.” Bu ses, benim sesim değildi! Bu ses, Rab’be benim yakarışım değildi! Ama onu içimde emin bir şekilkde işittim! Ve o yakarışın ardından beden arzularımı durduran başka ve kutsal bir arzu içime doğdu! İçime doğan bu arzu ile Rab’be döndüm! Bu noktada bu harikulade işi düşünürken, Kurtarıcım Rab İsa Mesih’in İNCİL’deki şu sözü hatırıma geldi: “Yol ve hakikat ve hayat benim; ben vasıta olmadıkça, Baba’ya kimse gelmez.” (Yuhanna 14:6). İçimdeki o sesin kime ait olduğunu hâlâ bilmiyorum. Tutulmuş olduğum o kötülün üzerinde acaba o rüzgâr mı esmişti de, onun sesini işitmiştim?! (Yuhanna 3:8).
    Aradan yıllar geçti… Çalışma odamda Kitabı Mukaddes’i açınca, okumadığım “Habakkuk” a gözlerim ilişti! Metinlerin altlarını çizmemiş olduğumu farkederek bu mesajları okumağa koyuldum. Ama 3. bölümde okuduğum bir söz karşısında hayretler içinde kaldım! 2. âyetteki ifade bir dua olarak şöyle yazılı:
    “Ya RAB, yılların ortasında kendi işini canlandır;”
    Bu duanın sesini içimde işitmiş olduğumu hatırladım. Bu sözü geçmişimde okuduğumu hiç sanmıyorum. Çünkü okuduğum sözlerin altlarını çizme alışkanlığım var; ama üç bölümlük “Habakkuk” u herhalde hiç okumamışım ki, altını çizmemişim! Bedenin işlerine tutulmuşluğumda, içimde başka bir ses ve başka bir irade, Rab’be ağlamaksı bir içtenlikle, “Ya Rab! Kendi işini canlandır” diye yakarmıştı!
    Ondan sonra Kitabı Mukaddes okuma zevki bana nereden verildi acaba? Bu da, “İnsan kendine gökten verilmedikçe hiçbir şey alamaz “
    sözünün doğruluğunu onaylıyor! Zaten Kitabı Mukaddes okuma zevki bana geri döndüğünden beri, okuduğum konular daha çok dikkatimi ve ilgimi çeker oldular! Bunları kardeşlerimle paylaşırken, belki dikkat edenler vardır diye düşünüyorum.
    Bir defasında yine sözleri okurken bir şey dikkatimi ve ilgimi çekti:

    “İşleri kendi Allah’larına dönmeğe onları bırakmıyor;” (Hoşea 5:4).

    İşte, bana olan şey o idi. Kendi işlerim, bende o denli bir alışkanlıktı ki, adeta alışkanlıklarımın tutuklusu idim; beni Rab’bime dönmeğe bırakmıyorlardı!
    Geçmişimde yaptığım doğruluk işlerine tam bu ışıkta baktığım zaman, Rab’bin işleri olmadıklarını da, farkettim! Hatta bedene göre Mesih imanlısı olmam bile, Allah’ın işi ve doğruluğu değildi! “Eğer bedene göre yaşarsanız, öleceksiniz; eğer bedenin işlerini Ruh ile öldürürseniz, yaşıyacaksınız.” sözü dikkatimi ve ilgimi tam bu noktada çeker oldu(Rom.8:13). Kendi irademle İNCİL okuyarak kendi çabalarımla Mesih imanlısı olarak yaşamamın bile “bedene göre yaşamak” olduğunu farkettim ve hakikati öğrenmek pahasına ölümcül denenmelere düştüm! Çünkü, İNCİL’de yazılı Allah’ın emirlerine uymayı Rab’den değil, kendimden beklemişim! Bedene göre yaşadıklarının farkında olmadan, dindar kardeşlerimin vaazları ile o kadar etkilenmişim ki, ben de, onlar gibi dindar olayım ve hatta onlardan daha dindar olayım diye kendi imsaklerime önemle sarıldım! Sonuçta skandallar yaparak utançlı durumlara düştüm! Bundan sonra amacım, Rab’bin sesini içimde duymak oldu!
    Kanaatim şudur ki, kitaplardan ve kardeşlerin anlattıklarından alıntılar, bana hayat vermiyorlar. Rab’le yüzleşmek ve ondan almak, gerçek almaktır! Çünkü, kitaplardan ve kardeşlerden alıntılarımı bilmeden, gençlik yıllarımı boşa harcamışım! Bu teşvikim, kitapları okumaktan ve kardeşleri dinlemekten ziyade, Rab’bin sesini içimizde işitmeyi aramamızdır. Çünkü o zaman, Rab’den aldıklarımızı biliriz! Kurtarıcımız Rab İsa Mesih, ” Kulağı olan işitsin, Ruh kiliselere ne diyor” sözünü bu öneme binaen söylemiş!(Vahiy 2:7…). Rab’den bize verilen her şey, bilinir güçtedir. Ruhsal alandaki savaşımızda bizi güçlendiren şey, Rab’bimizin bize verdiği şeyi bilmemizdir. Bilmeyerek doğru konuşmamız, Rab’den doğruyu bilerek konuşmamız karşısında sönük kalır! Kurtarıcımız Rab İsa Mesih, gelmiş geçmiş konuşmacılardan farklı olarak konuşurken, hep, “Doğrusu ve doğrusu ben sana derim” demiştir ve hep öyle der! İNCİL’i açıp okuduğumuz zaman, Mesih İsa’nın hep böyle dediği dikkat ve ilgi çekicidir! O halde, birbirimizi dinlemekten ziyade Rab’bimizi dinlemeğe yönelelim. Çünkü birbirimize söylediğimiz sözler, bize gerçeği gösterecek güçten yoksundur; çekişmelerimizin nedeni bu oluyor! Ama Rab’bımızı dinlediğimiz zaman, ondan işittiğimiz sözlerle gerçeği açıkça görürüz! Zinada yakaladıkları o kadını suçlayanların, günahlarını görmelerini ancak, Rab İsa Mesih sağladı. “Gördüğümüz ve işittiğimiz şeyleri söylememek elimizde değil” diye itiraf eden Petrus’la Yuhanna, sözleri kitaplardan okuyan sözüm ona bilginlerden çok çok üstün bilgiye kavuşmuşlar!(Res.İşl. 4:20). Bu yazılı anlatımlar, bize birer teşvik olarak algılandıkça, Rab’le birleşmeği aramamız gerekir. Çünkü dünyamız fenalıklarla doluyor ve sonumuzun nasıl olacağını hala bilmiyoruz.
    Rab bilgisinin gizemini sorgular ve araştırırken Kurtarıcımız Rab İsa Mesih’in şu sözünü anımsadım: ” siz onu bilirsiniz, çünkü yanınızda duruyor ve içinizde olacaktır” (Yuhanna 14:17). Rab’bimizin yanımızda ve içimizde bulunuşunun ilk sinyali, bize bilinmesidir! Bizim onu bilmeğe çabalamamızın yararı olmuyor; ama o geldiği zaman mutlaka bize bilinir! Onun bilinirlik gücü sonsuzdur! Kendimi akıllı ve bilgiç saydıkça, Rab’bim ve Kurtarıcım İsa Mesih’i bilmiyorum. Bunun için Kurtarıcım’a, “sen bana bildir” diyerek bilgisizliğimi ikrar ediyorum.

    Pavlus, sahip oldukları bilgilerle övünenlere şu sözü söylemiş: “bilgilerinde Allah’ın olmasını münasip görmediklerinden, Allah onları uygun olmayan şeyler yapmak üzere reddedilmiş fikre teslim etti.”(Rom.1:28). Fikirleri Kitabı Mukaddes’den ve birbirimizden alsak dahi, bu tür almalara Rab’bımız, “benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil ” demiş! (İşaya 55:8). Düşünceleri esin yolu ile Kutsal Ruh’tan almağa çağrılıyoruz! Rab’bin bize verdiği fikir, onunla düşünürken bize bilinir güçtedir! Rab’den fikir almadan, fikirlerini Kitabı Mukaddes’den okuyarak veye vaazlar dinleyerek alanlara yine Pavlus, “Rab’bın fikrini kim bildi?” diye soruyor! (Rom. 11:34; I.Korint.2:16). Bu örnekler, hatırımda kalanlardır. Ama inanıyorum ki, Kitabı Mukaddes okurları, bilmediğim nice çok örneklere sahiptirler. Bunları bu sitede bizimle paylaşmalarını beklerim. Çünkü Rab’bin Ruhu ile açıklanmış şeyler hepimize Rab’bin bağışlarıdır!
    Rab, sizi bereketlesin.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.