• Bu konu 2 izleyen ve 1 yanıt içeriyor.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26749
    Anonim
    Pasif

    PEYGAMBER İSA ?

    İki gün önce, HİLÂL TV’de, Muhammed Veysel Bilici’nin sunduğu ‘İnancın Renkleri’ adlı bir program vardı. Programın konuğu Profesör Doktor Şinasi Gündüz idi. Hristiyanlığı tartışıyorlardı. Ne söyliyeceklerini biliyordum. Yine de dinlemeye karar verdim.

    Sunucu da, konuk da gayet kibar konuşuyor, beyefendice davranıyor ama dinleyicilerini Hristiyanlık, İncil ve İsa hakkında zehirliyorlardı. Gülen kibar yüzlerin ardından, demode olmuş bir dinin, küllerinden çıkan aciz dumanı kalmıştı sadece. Kabalık yoktu ama konuşmalar haksız ve imha gücü yüksek sözler içeriyordu.

    Gelen defa İslâm hakkında bir program yapacaklarında, belki beni konuk olarak davet ederler de müminleri yönlendiririm. Olur mu dersiniz? Yaparlar mı bunu? Yaparlar herhalde. Hristiyanlık hakkında bilgi vermek için bir Müslümanı konuk yaptıklarına göre, İslâm hakkında bilgi vermek için bir Hristiyan niye davet etmesinler.

    Oraya gitsem, davet edilsem, önce onları tv kanalının ismi olan ‘Hilâl’ konusunda tebrik ederdim. İslâm’da bu çok manalı bir simge. Cami ve minarelerin üstüne, en üst yerine dikiyorlar. Acaba, Arap’ların asırlardır tapmış olduğu Ay (Hilâl) Tanrı’sının pabucunun dama atıldığını mı simgelemek istiyorlar? Her ne ise.

    Tartışma konusu, İsa’nın Tanrılığı idi. Gerçi tartışma falan yoktu da. Al gülüm, ver gülüm. Sen söyle, ben hemfikir olayım; ben söyleyim, sen hemfikir ol. “İsa hiçbir zaman ‘Ben Tanrı’yım’ demedi. ‘Tanrı Oğluyum’ da demedi. Yuhanna İncil’i hariç, diğer İnciller de böyle bir iddida bulunmadı. Yuhanna İncil’i de zaten, İsa’dan çok çok sonra yazıldı. Çünkü O’nun Tanrılığını müritleri uydurmuştu. Müritleri de bildiğimiz alelade insanlar. Peygamberler uçmaz, müritleri uçurur” diyordu sayın profesör.

    Bence bu kadar yanlış bilgi, sadece ‘kasıtlı’ olabilir. Bilerek, isteyerek ama kibarca TV izleyicilerini Hristiyanlıktan, Tevrat, Zebur ve İncil’den soğutuyordu. Ama zaten böyle propagandalar, karşı tarafa yanıt hakkı bile tanımadan 1400 yıldır devam etti ve ediyorlar.

    Sayın profesör, Yuhanna kimdir? Niye açıklamıyorsunuz televizyonda. “Onun kitabı İsa’dan çok çok sonra yazıldı” demenin anlamı nedir? Yani hakikatlerden uzaklaşıldı mı diyorsunuz? Ağızdan, ağıza aktarılarak değiştirildi mi diyorsunuz? İnsanların düşüncelerinde niye böyle bir intiba yaratma ihtiyacı hissettiniz? Taa baştan beri İsa’yla birlikte olan, herşeyi şahsen duyan, gözleriyle gören, mucizelerin tümüne şahitlik eden, çarmıhtaki ölümüne ve sonraki dirilişine ve göklere alışına göz şahidi olan, tüm ‘Elçilerin İşleri’ni bizzat yaşayan, Matta, Maros ve Luka’nın Müjdeleri, Pavlus’un, Yakup’un, Petrus’un vs. tüm yazılarını görmüş ve onaylamış, hiçbiri için ‘Yanlıştır, inanmayın’ dememiş, en güçlü, en güvenilir tanıktır.

    Bütün havariler hunharca öldürülürken, Rab Tanrı Yuhanna’yı bu yüzden korumuştur. Çünkü o, bütün yapılanlara ve bütün yazılanlara şahit olmuş, hepsini görmüş, yaşamış ve en son yazısında bile onay vermiştir. Pavlus’un veya herhangi bir havarisinin, herhangi bir hatalı öğretisi varsa idi, “Bunlara sakın inanmayın” diye yazardı. Halbuki, bütün havariler birbirlerini onaylıyorlar. Bir asır, Yuhanna gözetmenlik yaptı. Bir asırdan sonra da, hakikatın tüm izlerini kimse, istese de silemez ve yok edemez.

    Beğenmediğin bu kale, bu yıllanmış çınar, İsa’nın Rab olduğunu defalarca ve evire-çevire, tekrarlayarak, hiç taviz vermeyerek, yanlış anlamalara olanak tanımayacak şekilde, her yazısında söylemiştir. “İsa’nın Tanrılığını reddeden Şeytan’dandır” diyor. “Sahte peygamberler gelecek ve İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğunu inkâr edecekler” diyor. Ama tabii ki işinize gelmediği için, bunları atladınız.

    “Müritleri alelade insanlardı” dediniz. Doğrudur. Ama alelâde olmayan bir tek peygamber söyleyebilir misiniz? Yoktu. Çünkü hepsi de alelâde insanlardı. Sadece İslâm’da peygamberleri havaya uçuruyorlar. Diğer dinlerde değil. Yine de İsa’nın öğrencileri, Kutsal Ruh sayesinde, tüm peygamberlerden daha üstün kılındı. Bunu da apaçık İncil söylüyor. Okumadığınıza inanmıyorum. Bu ‘alelâde’ dediğiniz insanların ölüleri dirilttiğini biliyor muydunuz? Bir sözle şeytanları kovduklarını, doğuştan kötürümleri bir buyrukla ayağa kaldırıp, yürüttüklerini, bir sözle Tanrı düşmanlarını kör ettiklerini, mendilleri ve gölgeleri ile bile şifa verdiklerini biliyormuydunuz bu ‘güvenilmez’ anlamda kullandığınız ‘alelâde’ müritlerin?

    Tevrat, Zebur ve İncil’deki İsa Mesih’in Tanrılığı hakkında yazmaya başlasam kitaplar olur. Ama hem bu forumda ve hem de kitapçılarda, bu konuda yazılmış o kadar çok şey varken, en ufak bir gayret gösterip, araştırıp okumaktansa, kötülemeyi ve Tanrı’ya karşı çıkmayı tercih ediyorsunuz. Okumak isteyenler için, herhangi bir Hristiyan kitap dükkanından alabilecekleri bir kitap tavsiye etmek istiyorum:

    Kitap: Mesih İsa’nın Tanrılığı
    Yazarlar: Josh McDowell ve Bart Larson
    Yayınevi: Zirve

    #34374
    Anonim
    Pasif

    Bir de İslami ortamdan Hristiyanlığa olan eleştirilerde dikkat çeken bir husus tüm eleştirinin Teslis, Hz. İsa’nın Tanrı’nın vücut almış olarak insanlar arasına gelişi, kendisine Tanrı oğlu deyişi gibi İllahiyat konularına odaklanmış olduğu. İnciller’de önerilen hayat yaklaşımı hakkında yaklaşık hiç bir zaman bir eleştirinin olduğu yok. Halbuki Hz. İsa Mesih’in mevcudiyeti öğretisindedir. Hz. İsa puta tapar bir şekilde tapılacak bir tarihi şahsiyet değildir ki. Yani mevcudiyetinin insan tarafından tecrübe edilişi, yaşanışı, öğretisinin izlenmesi sayesinde mümkündür. Yani İncil’in kuralcılıkla alakası olmasa bile apaçık bir ahlağı vardır… tamamıyla kendine has bir ahlak önerisi vardır.

    Hristiyanlar bu ahlağın hayatta tek çıkar varlıksal yol olduğunu tecrübe ederler en önce hayatlarında… sonradan bu ahlağın yaşanışı ortamında aşkınlıkla ilgili İllahiyat mevzularında da vahye mazhar olurlar. Bu ahlağın yaşanışı sayesinde anlarlar Teslis gerçeğinin ne anlama geldiğini mesela. Bunun aksi mümkün değildir zaten. İnsan İncil’i ilk okuduğunda İncil’in hayat önerisinden, ahlağından cezbolur. Budur, en başta kendisini Hz. İsa müridliğine cezbeden.

    Ve… mevzu ile ilgili olarak, aklı başında her insana sormak gerekir… İncil’in ahlağına karşı ne tür bir itirazı var… Şiddetle, zorla, baskıyla herhangi bir işin hallolunabileceğine mi inanır yoksa… Affetmenin, vicdani serbestiye saygının, şiddet karşıtlığının, cezanın insanın işi değil de Tanrı’nın işi olduğuna mı inanır yoksa insanların baskıyla, mecburi tesettürle, bir suç işlediler diye recmedilmeleriyle, el ve ayaklarının kesilmesi ile Tanrıya ulaşılacağına inanır. Bu herkesin kendisine ciddi olarak sorması gereken çok basit ama bir o kadar da esaslı bir sorudur. Hele bu tür sorular sorulmaya başlasın, sonra… çok sonra, gidilir Teslis türünden konulara. Zira bunun tersi bir düşünce yolunu benimsemek niyetler konusunda tamamıyla kuşku uyandırıcı olmaktan başka bir işe yaramaz.

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.