• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #23492
    Anonim
    Pasif

    ONDALIK VE VERMEK

    “Ben RAB’bim, değişmem. Siz bunun için yok olmadınız, ey Yakup soyu !Atalarınızın günlerinden bu yana kurallarımı çiğnediniz, onlara uymadınız. Bana dönün, ben de size dönerim” diyor Her Şeye Egemen RAB. “Oysa siz, ‘Nasıl döneriz?’ diye soruyorsunuz. “İnsan Tanrı’dan çalar mı? Oysa siz benden çalıyorsunuz. “‘Senden nasıl çalıyoruz?’ diye soruyorsunuz. “Ondalıkları, sunuları çalıyorsunuz. Siz lanete uğradınız. Çünkü bütün ulus benden çalıyorsunuz.Tapınağımda yiyecek bulunması için bütün ondalıklarınızı ambara getirin. Beni bununla sınayın” diyor Her Şeye Egemen RAB. “Göreceksiniz ki, göklerin kapaklarını size açacağım, üzerinize dolup taşan bereket yağdıracağım. Çekirgelerin ekinlerinizi yemesini engelleyeceğim. Tarlada asmanız ürünsüz kalmayacak” diyor Her Şeye Egemen RAB.’ (Malaki 3:6-11).Vermek almak almaktan daha büyük mutluluktur (Elcilerin İşleri 20-35).

    Vermek Kutsal Kitap’ın tümünde geçen bir konudur. Bir şey vermeden Tanrı’ya tapınamayız. İsrailliler yılda üç kez Kudüs’teki tapınağa giderler ve orada kutlama yaparlardı. Rab halkına, ‚Kimse huzuruma eli boş çıkmasın’ demişti.

    O halde halk Rab’be ne getirecekti? Toprağınızın seçme ilk ürünlerini Tanrınız Rabbin Tapınağı’na getireceksiniz’. Seçme ürünler – sap, kök ya da artık değil, Rabbi çok üzen bu konu Malaki kitapçığında geçmektedir: ‚Kurban olarak çalıntıyı, topalı, hastayı getirdiğinizde, ellerinizden bunu kabul mü edeyim?’ diye soruyor Rab. Tanrı, kendi hakkı olanın yerine çalıntı kurbanlar getirilmesini kınıyor. Ürünler bu yüzden bozuk çıkıyor ve halk sefalete düşüyor.

    Halk ürünün hangi kısmını sunmalıydı? İlk meyveleri: ‘Servetinle ve ürününün turfandasıyla Rabbi onurlandır. O zaman ambarların tıka basa dolar, teknelerin yeni şarapla dolup taşar’. Gelirimizi nasıl harcayacağımızı planlayacağımız zaman her şeyin sahibi olan Tanrı’ya en büyük önceliği tanımalıyız. Gelirimizin tümünden belli bir kısmını düzenli bir şekilde vermeliyiz. O halde ondalığımızı net gelirimize göre mi yoksa brüt gelirimize göre mi hesaplayacağız?

    Tanrı boş yere bolluk vaat etmez. Elbette verirken asıl niyetimiz bu olmamalıdır. Tanrı bize her şeyi veriyor; biz de aldıklarımızın küçük bir kısmını sevgimizin ve şükranımızın belirtisi olarak O’na geri veriyoruz. ‘Beni bununla sınayın’ diyor Her Şeye Egemen Rab. ‘Göreceksiniz ki, göklerin kapaklarını size açacağım, üzerinize dolup taşan bereket yağdıracağım.’

    Tanrı bizden tam olarak ne kadar vermemizi bekliyor? Tanrı burada iki şeyden sözediyor. Ondalık (%10 )ve sunu. Sunu (%1) toplam ondalığın onda biriydi ve kahine verilirdi. Ondalıktan yaratılış bölümünde söz ediliyor. İbrahim her şeyin ondalığını kahin Melkisedek’e veriyor.

    Musa’nın yasasında bu ilke tekrar tekrar vurgulanıyor. Ülkedeki her şeyin yüzde onu: meyve, arpa, sığır ya da koyun Rabbe kutsal olmalıdır. Kutsal, ‘ayrılmış’ anlamına gelmektedir. Bunların Rabbe ayrılması gereklidir. Bunun her yıl yinelenmesi gerekiyordu. Gerekirse, ürünlerin yüzde onunu satıp elde edilen parayı Kudüs’e götürmek, orada kurban almak mümkündü.

    Ondalık dışında Tanrı halkının birçok verme yolu vardır: Yakmalık sunular ve kurbanlar, özel armağanlar, adaklar, gönüllü sunular ve sürülerin ilk doğanları. Üstelik, yoksulların, öksüzlerin, dulların ve yabancıların iyi gözetilmesi, yiyecek ve giyeceklerinin sağlanması çok önemliydi. Bunlar bahşiş havasında değil, cömert ve eli açık bir tavırla yapılmalıydı.

    Ne kadar verici bir toplum! İnsanlar parayı ve malları nasıl da paylaşıyorlar! Üstelik henüz, bütün borçların kaldırıldığı Sept kutlamalarından ve Özgürlük Yılından söz etmedik bile! Bütün bunların ışığında, verilmesi gereken en az miktar nedir? Her şeydir. Bununla birlikte, başlangıç olarak hem zenginler hem de yoksullar için yüzde onluk çizgiyi baz alalım.

    Bir yandan gelirimizi yükseltmeye çalışırken diğer yandan daha fazla vermeye başlayabiliriz. Çok zengin olan bazı insanlar gelirlerinin yüzde 10’uyla yaşarken, yüzde 90’ını dağıtmaktadır. İsa’nın kendisi, elindeki ve avucundaki her şeyi veren bir kadını örnek göstermiş ve bundan çok duygulanmıştı. Mutlak değerlere döküldüğünde kadının sunusu, zenginlerin bağış kutusuna attıkları büyük miktarlarla kıyaslanamazdı. Bununla birlikte onlar, verdikleri miktarın yokluğundan etkilenmeyeceklerdi. Oysa kadın bu armağanının sonucunu hissedecekti. Kadının sunusu gerçek bir özveriydi.

    Sanırım bu kadının sorumlu olduğu bir kimse yoktu. İman adımının sonuçlarını yalnızca kendisi hissedecekti. Burada bir uyarının yeri var. Foster şöyle diyor: ‘Bazı insanların Tanrı’ya karşı güvenilir olmak için şu anda verdiklerinden daha az vermeleri gerekebilir. Çocuklarınıza, ana babanıza, ya da eşinize – ve hatta kendinize – yetecek oranda kalması gereklidir.

    Pavlus vermeyi ekmeye benzetiyor. ‘Şunu unutmayın: az eken az biçer, çok eken çok biçer.’ Bu sözler, İsa’nın deyişini akla getiriyor: ‘Sizde olanı verin, size verilecek. İyice bastırılmış, silkelenmiş ve taşmış, dolu bir ölçekle kucağınıza boşaltılacak. Hangi ölçekle ölçerseniz, size de aynı ölçekle uygulanacak.’

    Vermek bir ayrıcalıktır. İsa bize vermenin almaktan daha büyük bir mutluluk olduğunu söylüyor. Eli açık ve cömert davranmak, kendi malımızı ve mülkümüzü de doğru bir açıdan görebilmemizi sağlar. Elimizdeki her şeyin Tanrı’dan ödünç alındığını hatırlarız. Bizim tek yaptığımız, bize emanet edilenleri başkalarına aktarmaktır. Vermek aynı zamanda serbest bırakmamızı sağlar. Bizi özgür kılar. Örneğin: ‘Başkasını bağışlayın, siz de bağışlanırsınız.’ Yani, ‘Bırakın, siz de serbest olursunuz’. Bol ve cömert bir tavırla verdiğimiz zaman Tanrı’nın karakterini yansıtmış oluyoruz.

    İçsel tavrımızla ilgili iki noktaya değinmek istiyorum. Tanrı içsel tavrımıza büyük önem verir. Kutsal Kitap yoksullara vermekle ilgili şöyle diyor: ‘Ona bol bol verin, verirken yüreğinizde isteksizlik olmasın. Bundan ötürü Tanrınız Rab bütün işlerinizde ve el attığınız her şeyde sizi kutsayacaktir. Vermekle bağlantılı olan vaadlere bakın! Sırf mecbur olduğumuz için can sıkıntısıyla ve homurdanarak vermenin yararsız olduğu açıktır: ‘İşte yine ondalık toplanıyor. Yine birşeyler vereceğiz.’Tanrı sevinçle vereni sever.

    İsa gizlice vermemizin önemli olduğunu söylüyor. Cömertliğimizi göz önüne sermemeliyiz: İsa buna ikiyüzlülük diyor. Tanrı gizli verişimizi, duamızı ve orucumuzu bilir. Ödülümüzü uygun zamanda O’ndan almaktan daha güzel bir şey olabilir mi?

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.