Özgürlükse sorun, misyonerlik de serbest olmalı

  • Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25727
    Anonim
    Pasif

    Özgürlükse sorun, misyonerlik de serbest olmalı

    (Tempo – Faruk Bildirici)

    Laiklik, bütün dinlere inananların dinlerini serbestçe yaşamaları değil midir? `Demokrasi Havarisi’ kesilen Müslümanların başka bir dine inananlara da özgürlük verilmesini savunmaları gerekmez mi? Hayır, ne mümkün! Gerçekte yaşanan, Türkiye’de, sadece Müslümanların propaganda yapabildiğidir.

    imperiaflex_0_0_0.jpg
    Faruk Bildirici

    İslamiyet ekseninde siyaset yapanların, birer ‘Özgürlük Savaşçısı’ ya da birer ‘Demokrasi Havarisi’ kesilmeleri büyük bir çelişki aslında.

    Evet, bugün Türkiye’de bir özgürlük ve demokrasi kavgası olduğu doğru. Ama din bazlı siyaset yapanlar bu kavganın tarafı değiller. Hiçbir zaman da olmadılar.
    Onlar sadece kendi hâkimiyet alanlarını genişletme mücadelesi veriyorlar. İstiyorlar ki, hayatın sızmadıkları tek bir noktası kalmasın!

    Bugün Türkiye’de, dinini kendi kendine yaşayanlara en ufak bir baskı yapıldığı söylenemez. Hiçbir Müslüman’ın ibadet etme özgürlüğünün kısıtlandığına ilişkin somut bir örnek verilemez. Gerçekte Müslümanların -özellikle de Sünni kesimin- bir özgürlük sorunu yok. Tam tersine, Müslüman olmayanların bir özgürlük sorunu söz konusu bu ülkede.

    Türkiye ne kadar laik bir ülke olarak anılırsa anılsın, Sünni ya da Müslüman olmayanların dinlerini, inanışlarını serbestçe yaşamalarının önüne büyük engeller konulmuş durumda. Hem de devletten önce Sünni Müslümanların baskısı var tepelerinde. Ramazan günlerinde oruç tutmayanlar üzerinde uygulanan terör ya da kiliseler açılmasına yönelik yasaklar sıradan ve bilinen örnekler.

    Ancak, benim üzerinde asıl durmak istediğim misyonerlik operasyonları. 21. yüzyıla girdik; Avrupa Birliği’ne aday olduk, ‘Laik bir ülkeyiz’ diye övünüp duruyoruz, ama hâlâ gün geçmiyor ki, polis ‘Misyoner oldukları’ gerekçesiyle birkaç kişiyi yakalayıp gözaltına almasın!

    Emniyet güçlerinin polisiye vaka gibi anlattığı bu yakalamalar, o dine mensup insanlar açısından bakıldığında ise hayli dramatik olaylar. Protestan Kiliseler Birliği Temsilciler Kurulu’nun eski Başkanı İhsan Özbek’in sözlerine kulak verelim:

    ‘İncil’in içine para koyarak insanları Hıristiyan yaptığımız, bize karşı yapılan propagandaların en etkili temalarından biri…

    Bu, Hıristiyanlara, ‘Sizin inancınız beş para etmez. Siz ancak insanları parayla satın alabilirsiniz.’ demektir. Türkiye gibi bir ülkede para karşılığı Hıristiyan olmak gibi bir saçmalık düşünülemez bile. Çünkü Türkiye’de Hıristiyan olmanın bir bedeli vardır. Size ödetirler. Gözaltına alınırsınız, dayak yersiniz, toplumda aşağılanırsınız, devlet görevinde çalışamazsınız, güvenlik soruşturmalarınız olumsuz çıkar, sırf Hıristiyan’sınız diye komşularınız sizi rahatsız eder. Misyoner diye yakalananlar hep Hıristiyan oldukları için yakalanmıştır.” (*)

    Oysa laiklik, bütün dinlere inananların dinlerini serbestçe yaşamaları değil midir? ‘Demokrasi Havarisi’ kesilen Müslümanların başka bir dine inananlara da özgürlük verilmesini savunmaları gerekmez mi?

    Hayır, ne mümkün! Gerçekte yaşanan, Türkiye’de, sadece Müslümanların propaganda yapabildiğidir. Hatta Müslümanlık bir inançtır, ama her doğan çocuk doğuşuyla birlikte -yani düşünme ve inanma yeteneğini henüz kazanamadan- Müslüman sayılır!

    Müslümanlık dışında bir dini öven ya da hiçbir dine inanmadığını söyleyenlerin üzerine en başta yalınkılıç dalanlar Müslümanlık ekseninde siyaset yapanlardır.
    Diyanet bütçesinin TBMM’de görüşülmesi sırasında AKP Milletvekili Akif Gülle çıktı, Türkiye’de Hıristiyanlık propagandası yapanlara karşı ‘daha etkili’ mücadele edilmesini istedi:

    “Biz Diyanet’e gerekli bütçeyi tahsis etmezken, 1997’den bu yana Hıristiyan misyonerleri her yıl 200 milyar dolar harcıyor. Bir yılda 2 milyon İncil’i ücretsiz dağıttıkları biliniyor. 4 milyon misyoner kapı kapı dolaşıyor. Oysa bizim din adamlarımız camiden çıkınca işlerinin bittiğini düşünüyor.”

    Rakamların hayli abartıldığını, Diyanet’in en büyük bütçe ayrılan kuruluşlardan biri olduğu gerçeğini bir yana bırakalım ve soralım: Hani inanan insana özgürlük istiyordunuz? Nerede kaldı sizin demokrasi mücadeleniz?

    Onların paradoksu işte burada. Sadece kendileri için demokrasi istiyorlar, başkaları söz konusu olduğunda ise alabildiğine baskıcı, alabildiğine despotlar.
    Kendi eşinin başörtüsüne özgürlük isteyen TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın “Davete göğüs dekoltesi açık olanlar bile katıldı. Asıl tehlike budur” diyerek modern giyimli kadınları suçlaması da ‘kendilerine demokrat’ olduklarının başka bir göstergesi…

    (*) Protestanların Türkiye’de karşılaştıkları hak ihlallerinin insan hakları hukuku bakımından değerlendirilmesi, Orhan Kemal Cengiz.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.