ANASAYFA Forum KUTSAL KİTAP (KİTABI MUKADDES) Kutsal Kitap KUTSAL KİTAP'ın Eşsiz Nitelikleri

  • Bu konu 2 izleyen ve 1 yanıt içeriyor.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #23627
    Evangelist
    Anahtar yönetici

    KUTSAL KİTAP'ın Eşsiz Nitelikleri

    Hükum Gerektiren Kanıt – Evidence That Demands A Verdict (Josh McDowell)

    GİRİŞ

    “Gerçekten İncil okumuyorsun, değil mi?.” İşte insanların hayatım boyunca bozuk plâk gibi arka arkaya bana dinlettiği şarkı. Bu şarkıyı sevenlerin hoşlandıkları başka bir ezgi ise: “Neden İncil? O sadece sıradan bir kitap; aslında…………….. okumalısın!” ile başlayan ve en sevdikleri kitapların sıralanmasıyla devam eden bestedir.

    Kitaplıklarında Kutsal Kitap’ı eksik etmeyen bireyleri hepiniz tanıyorsunuzdur. Kutsal Kitap’ın, Homer’in Odisey’i, Shakespear’in Romeo ve Juliet’i ve Austen’in Gurur ve Önyargı’sı gibi, diğer “değerli” klâsiklerin yanında yer aldığını gururla ifade ederler. Açılıp kapanmayla oluşacak çatlaklardan uzak ve tozlanmış bir Kutsal Kitap’a sahip olsalar da, en azından onu klâsiklerden biri olarak kabul etmişlerdir.

    Kutsal Kitap için alçaltıcı yorumlar yapan, hatta onun ciddiye alınıp, okunmak için zaman harcanmaya değer bulunması fikrine bıyık altından gülen bir grup mevcuttur. Bu grubun bireyleri için, kitaplığınızda Kutsal Kitap’ın bulunması, cehaletinizin açık bir işaretidir.

    Henüz bir Hristiyan değildim ve Kutsal Kitap’ın, Tanrı’nın insanlara göndermiş olduğu bir kitap inancını çürütmeye çalışıyordum. Buna rağmen, beni en çok rahatsız eden şey ise, yukarıda bahsettiğim tipteki sorular ve yaklaşımlardı. Bütün bunların sonunda vardığım sonuç ise, bu basma kalıp, klişe sözlerin sahiplerinin ön yargılı, sabit fikirli ya da daha yalın bir ifadeyle cahil insanlar olduğuydu.

    Kutsal Kitap tek başına en üst rafta olmalıdır. Çünkü Kutsal Kitap “eşsizdir.” İşte bu! Kutsal Kitap’ı tanımlamak için boğuştuğum fikirlerin bir araya toplandığında oluşturdukları kelime buydu: “Eşsiz.”

    Webster, “eşsiz” kelimesinin anlamını; ‘1. Tek ve yegâne; bir; özgün. 2. Diğerlerinden farklı olan; eşi ya da benzeri olmayan’ olarak açıklamaktadır. Aslında bu açıklama ‘Kitapların Kitabı, yani Kutsal Kitap’ olmalıydı.

    Boden’deki, Sanskritçe bölümünün eski profesörlerinden M.Montiero-Williams, doğu kökenli kitaplar üzerindeki kırk iki yıllık bir çalışma sonrası aşağıdaki bakış açısına ulaşmış ve bu kitapları Kutsal Kitap ile kıyaslayıp elde ettiği sonucu şu cümlelerle dile getirmiştir: “Bu kitapların hepsini mümkünse istifleyip, masanın sol tarafına koyun, sonra da Kutsal Kitap’ı masanın sağ tarafına tek başına yerleştirin ve aralarında bir boşluk bırakın. Bunu yaptığınız zaman, Doğunun kutsal diye adlandırılan kitapları ile Kutsal Kitap arasında aşılması mümkün olmayan ve sonsuza dek de mümkün olmayacak bir uçurum olduğunu fark edersiniz. Bu öyle bir uçurumdur ki, ne bilimin ne de dinlerin kuracağı köprüler bu uçurumu aşamazlar.” (Collett, AAB, 314, 315)

    Diğer bütün kitapların arasında, Kutsal Kitap tek başına öne çıkmaktadır. Aşağıda belirttiğim (ve belirtmediğim yüzlerce) sebepten dolayı eşsiz ve “diğerlerinin tümünden farklıdır.”

    1A. SÜREKLİLİĞİNDE EŞSİZDİR

    Aşağıdaki özellikler sadece Kutsal Kitap için geçerlidir.

    1. Yaklaşık olarak on beş asırdan fazla bir zaman diliminde yazılmıştır.

    2. Hayatın sunduğu değişik rolleri üstlenen, kırk yazardan fazla kişi tarafından kaleme alınmıştır. Buna krallar, askeri liderler, dilenciler, felsefeciler, balıkçılar, vergi memurları, şairler, müzisyenler, devlet adamları, eğitimciler ve çobanlar dahildir. Örneğin:

    Musa; Mısır’ın üniversitelerinde yetişmiş politik bir lider ve yargıçtır,

    Davut; kral, şair, müzisyen, çoban ve savaşçıdır,

    Amos; besicidir,

    Yeşu; bir generaldir,

    Nehemya; dinsiz bir kralın şarap sunucusudur,

    Daniel; başbakandır,

    Süleyman; kral ve felsefecidir,

    Luka; fizikçi ve tarihçidir,

    Matta; vergi memurudur,

    Pavlus; hahamdır,

    Markos; Petrus’un sekreteridir.

    3. Değişik yerlerde yazılmıştır:

    Musa’da, çölde,

    Yeremya’da, zindanda,

    Daniel’de, yamaçlarda ve sarayda,

    Pavlus’ta, hapishanede,

    Luka’da, seyahat esnasında,

    Yuhanna’da, Patmos adasında sürgünde.

    4. Değişik zamanlarda yazılmıştır:

    Davut’ta, savaş ve fedâkarlık zamanlarında,

    Süleyman’da, barış ve refah döneminde.

    5. Değişik ruh hallerinde yazılmıştır:

    Bazı yazılar, sevincin doruklarındayken,

    Bazıları ise, üzüntü ve umutsuzluk çukurundayken,

    Bazı yazılar, sağlam ve içten bir iman dönemindeyken,

    Bazıları ise, şüphe ve karmaşa günlerindeyken.

    6. Üç kıtada yazılmıştır:

    Asya

    Afrika

    Avrupa

    7. Üç lisanda yazılmıştır:

    İbranice, İsraillilerin ve açıkça olarak söylemek gerekirse, Eski Ahit’in tümünün lisanıdır. 2. Krallar 18:26-28 ve Nehemya 13:24’te İbraniceden “Yahudilerin Lisanı” ve Yeşaya 19:18’de “Kenan diyarının lisanı” olarak bahseder.

    İbranice, geçmişin sadece tasvir edilmediği, aynı zamanda sözcüklerle boyandığı, resimli bir lisandır. Bizlere doğa manzaraları sunmak yerine, hareketli panoramalar verir. Olayların akışı, zihnimizin gözünden akıp gider. (İbranicede bir dikkat çekme üslûbu olan “İşte” kelimesinin, Yeni Antlaşma’ya geçmiş ve sıkça kullanılmış olmasına dikkatinizi çekerim.) “Canlandı ve gitti”, “dudaklarını araladı ve konuştu”, “gözlerini kaldırdı ve gördü”, “sesini yükseltti ve ağladı”; buna benzer kelime sanatları ve vurguları lisanın tasvir gücünü arttırmaktadır. (Dockery, FBI, 214)

    ________________________________________________________________________ __

    Kutsal Kitap’ta; en derin düşüncelerim için kelimeler, mutluluğum için şarkılar, en gizli kederim için ifadeler, utancım ve zayıflıklarım için yakarışlar buldu.

    – SAMUEL TAYLOR COLERIDGE,

    İNGİLİZ ŞAİR VE EDEBİYAT ELEŞTİRMENİ

    ________________________________________________________________________ __

    Aramice, Büyük İskender zamanına kadar (M.Ö. 6. yüzyıldan M.Ö. 4. yüzyıla kadar olan dönem) yakın doğunun “ortak lisanı”. (Albright AP, 218) Daniel 2’den 7’ye ve Ezra 4’ten 7’ye kadar olan bölümlerde ve İncil’deki, bazı önemli ifadeler de (bunların arasındaki en çok bilinen İsa’nın çarmıhtaki sözleri olan “Elî, Elî, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni niçin terk ettin?”de kullanılan lisan gibi) Aramicedir. (Matta 27:46 NKJV)

    Aramice, linguistik değerleri bakımından İbraniceye çok yakındır ve yapısal formu bakımından da çok benzerdir. Kutsal Kitap’taki Aramice bölümlerde, İbranice yazılmış olan bölümlerdeki alfabenin aynısı kullanılmıştır. İbraniceden farklı olarak Aramice, başka lisanlardan aldığı bir çok kelime ve çok çeşitli bağlaçlar da dahil olmak üzere, daha geniş bir kelime yelpazesi kullanır. Ayrıca, “olmak” fiilinin değişik şekillerde kullanımı ya da ortaçların zamirlerle kullanımı gibi özelliklerin geliştirmesiyle, daha ayrıntılı bir gramer yapısını barındırmıştır. Aramice, İbraniceye göre daha az şiirsel ve daha az coşkulu bir lisan olsa da, mutlak bir ifade imkânı sunan daha üstün bir iletişim aracıdır.

    Aramice, belki de tarihte bilinen en uzun süre kullanılan lisan olma özelliğine sahiptir. Kutsal Kitap ataerkil döneminde kullanılmaktaydı ve günümüzde hâlâ Aramice konuşan kişiler mevcuttur. Aramice ve onun akrabası Süryanice, değişik yerlerde ve değişik zamanlarda kullanılarak, evrim geçirmiş ve bir çok lehçeyi oluşturmuştur. Yalınlığı, anlaşılırlığı ve kesinliği, karakteristik özelliklerini oluşturmaktadır. Gündelik hayatın tüm ihtiyaçlarına kolayca adapte olabilmiştir. Eğitimciler, devlet adamları, avukatlar ya da tüccarlar için aynı derecede işlerlik ile hizmet verebilmektedir. Bazı kişiler Aramiceyi, Sami dilinin İngilizcesi olarak adlandırırlar. (Dockery, FBI, 221)

    Yunanca, Yeni Antlaşma’nın neredeyse tümünün lisanıdır. Aynı zamanda, İngilizce’nin günümüzün modern dünyasındaki konumu gibi, İsa zamanındaki evrensel lisan da Yunancaydı. Yunan alfabesi, tahminlere göre Fenikelilerden alınıp, Yunan konuşma sistemine ve yazı istikametine adapte edilmiştir. Bir çok Batı-Sami dilinde olduğu gibi, Yunancada ilk önceleri, sağdan sola doğru bir istikamette yazılmaktaydı. Daha sonra baştan sona ve sondan başa tekniğine geçilmiş, en sonunda ise soldan sağa yazı istikameti kabul edilmiştir.

    Büyük İskender’in Fetihleri, Yunan lisanının ve kültürünün yaygınlaşmasında etkili olmuştur. Bölgesel lehçelerin yerini, yoğun bir şekilde “Helenistik” ya da “koine” (müşterek) Yunanca almıştır. Koine lehçesi, Attike Yunancaya bir çok yerel ifadelerin girmesine sebep olmuştur. Böylece lisan daha sınırsız, kozmopolitan bir kimliğe bürünmüştür. Gramerin basitleştirilmesi, evrensel kültüre daha iyi bir şekilde adapte olmasını sağlamıştır. Yalın ifadeli ve yaygın konuşma alanı olan bu yeni lisan, ticaretin ve diplomasinin ortak dili haline gelmiştir. Yunanca lisanı, klâsik şeklinden, koine biçimine dönüştükçe, zarafetinin büyük bir kısmını ve ince ayrıntılarını yitirmiştir. Her şeye rağmen onu farklı kılan güç, güzellik, berraklık ve mantık üzerine kurulu konuşma sanatı gibi karakteristik özelliklerini yitirmemiştir.

    Havari Pavlus tarafından Roma’daki Hristiyanlara yazılan mektupların Latince yerine Yunanca yazılmış olmaları derin bir anlam içermektedir. Hükümet işlemleri dışında o günkü Roma İmparatorluğu, kültürel olarak Yunan etkisi altındaydı.

    Yunanca, Yeni Antlaşma yazarının ifade etmek istediği anlamı, gölgesine kadar sunabilecek bolluğa ve yeterliliğe sahipti. Örneğin, Yeni Antlaşma’da “sevgi” için iki adet kelime (iki tür sevgi), “başkası” için de iki adet kelime (aynısından bir başkası, değişik bir başkası), bilgelik çeşitleri için ise bir çok kelime mevcuttur. Dikkat çekici bir şekilde, eros (sevginin üçüncü türü) gibi, o dönemin Helenistik kültüründe yaygın bir şekilde kullanılan birçok kelime, bilinçli olarak kullanılmamıştır. (Dockery, FBI, 224-25, 227)

    8. Bir çok metin biçimi kullanılarak yazılmıştır, örneğin:

    Şiir,

    Tarihsel anlatı,

    Ezgi,

    Romantizm,

    Öğretici inceleme,

    Kişisel yazışma,

    Yaşam öyküsü,

    Hiciv,

    Biyografi,

    Otobiyografi,

    Kanun,

    Peygamberlik,

    Mesel ve

    Kinaye.

    9. Kutsal Kitap; tartışmaya yol açacak, ortaya konulduğu ya da tartışıldığı zaman birbirine karşı birçok fikrin oluşacağı yüzlerce konuyu işaret etmiştir. Kutsal Kitap’ın yazarları yüzlerce hassas konuyu ele almışlardır (ör: evlilik, boşanma ve tekrar evlenme, homoseksüellik, zina, otoriteye itaat, dürüstlük ve yalancılık, Tanrı’nın doğası ve açıklaması). Buna rağmen, Yaratılış bölümünden Esinleme bölümüne kadar, yazarların inanılmaz bir uyum içerisinde bu konulara işaret ettiklerini görmekteyiz.

    10. Bölümlere ayrılmış olmasına rağmen, Kutsal Kitap çelişmeyen, tek olan bir hikâyeyi sunmaktadır: Tanrı’nın, insanları kurtarışı. Norman Geisler ve William Nix bu hikâyeyi şu sözleriyle ifade etmişlerdir: “Yaratılış’taki ‘Kaybedilen Cennet’, Esinleme’de ‘Kazanılan Cennet’ olmuştur. Aynı şekilde, Yaratılış’ta kapanmış olan hayat ağacına açılan kapı, Esinleme’de sonsuza kadar açılmaktadır.” (Geisler/Nix, GIB’86, 28) Birleştirici bağ ise ortadadır, günahtan ve yargıdan kurtulup, tam bir değişim geçirip; tek, merhametli ve kutsal olan Tanrı’nın huzurunda ebedi bir coşkuyla yeni bir hayata başlamak.

    11. En sonuncu ve en önemli olan özellik ise; Kutsal Kitap’ta bahsi geçen bireyler arasında, başından sonuna kadar işaret edilen ve ana karakter olarak, tek bir varlığın “İsa Mesih aracılığıyla bilinen, gerçek ve diri Tanrı” olmasıdır. Eski Antlaşma’yı düşünün bir kere: Yasa, İsa için “temeli” oluşturur; tarihsel kitaplar, İsa için olan “hazırlığı” gösterir; şiirsel çalışmalar, çabaların ve ümitlerin İsa için olduğunu anlatır ve peygamberlikler, İsa için olan “beklentiyi” gösterir. Yeni Antlaşma’da ise: “İlk dört bölümde, İsa’nın tarihsel manifestosu kaydedilmiştir, Elçilerin İşleri, İsa inancının yayılmasını nakleder, Mektuplar, İsa’nın tefsirini yapmaktadır ve Esinleme bölümünde her şeyin İsa’da tamamlanmasını bulmaktayız.” (Geisler/Nix, GIB’86, 29) En başından en sonuna kadar Kutsal Kitap, İsa merkezlidir.

    Bunların sonucu olarak, her ne kadar Kutsal Kitap birçok yazar tarafından kaleme alınmış olan birçok kitabı içerse de, devamlılığı sayesinde bizlere aslında tek bir kitap sunmaktadır. F. F. Bruce’un belirttiği gibi: “Vücudun herhangi bir uzvunu en doğru şekilde tasvir edebilmeniz için, tüm bedenden referanslar vermeniz gerekmektedir; aynı şekilde Kutsal Kitap’tan herhangi bir bölümün uygun bir şekilde açıklanması için, tüm Kutsal Kitap’tan referanslar vermek gerekmektedir.” (Bruce, BP, 89) Kutsal Kitap olarak adlandırdığımız kitaplar topluluğunun içindeki her kitap, aslında tek bir kitabın bölümleri gibidir. Bruce şu sözleriyle bu konuda son noktayı koymaktadır:

    İlk baktığınızda Kutsal Kitap, çoğunlukla Yahudi olan bir çok edebi eserin bir derlemesi olarak gözükmektedir. Eğer Kutsal Kitap’ın çeşitli kısımlarının yazıldığı ortamları mercek altına alırsak, bazı kitaplar arasında neredeyse 1400 yıla yakın boşluklar olduğunu buluruz. Yazarlar, batıda İtalya’dan, doğuda Mezopotamya, hatta büyük bir olasılıkla İran’a kadar değişik yörelerde bu kitabı kaleme almışlardır. Yazarların kendileri bile çok farklı tipte insanlardı; onları ayıran faktörler, sadece değişik çağlarda ya da binlerce kilometre ayrı noktalarda olmaları değil, aynı zamanda hayatın değişik yollarından gelmeleriydi. Bizlere kendileri hakkında bilgi bırakmayan yazarları saymazsak, aralarında kralların, askerlerin, sığır çobanlarının, balıkçıların, yasa yapıcılarının, devlet adamlarının, saray adamlarının, din görevlilerinin, peygamberlerin, çadır imal eden hahamların ve İbrani olmayan hekimlerin mevcut olduğunu görmekteyiz. Yazıların kendisi bile çeşitli edebi üslûplar içermektedir. İncilsel peygamberliklere ve apokaliptik yazılara ek olarak, tarihsel yazım, hukuk (sivil, kriminal, ahlâki, dinsel, sıhhi), dini şiir, lirik şiir, didaktik inceleme, mesel, kinaye, biyografi, kişisel yazışma, kişisel hatıralar ve günlükleri sayabiliriz.

    Bütün bunları göz önüne aldığımız zaman, Kutsal Kitap’ı sadece bir antoloji olarak göremeyiz; her bir parçasını birbirine bağlayan bir birlik mevcuttur. Antolojiler, antolojistler tarafından bir araya getirilirler, ancak hiçbir antolojist Kutsal Kitap’ı bir araya getirmemiştir. (Bruce, BP, 89)

    Kutsal Kitap’ın içindeki kitaplar ile Batı klâsiklerinin derlendiği Batı Dünyasının Büyük Kitapları adlı çalışmayı karşılaştırın. Büyük Kitaplar; 100 yazarın yaklaşık yirmi beş asırlık bir periyot içindeki 450’den fazla çalışmaları arasındaki seçmelerden oluşmaktadır. Buradaki bazı isimlere bakarsak; Homer, Eflâtun, Aristo, Plotinus, Augustinus, Aquinas, Dante, Hobbes, Spinoza, Calvin, Rousseau, Shakspeare, Hume, Kant, Darvin, Tolstoy, Whitehead ve Joyce’u görürüz. Bu şahısların hepsi geleneksel Batı ideolojisinin bir parçaları olsalar bile, hemen hemen her konuda inanılmaz farklı görüşler sergilemektedirler. Bakış açılarında benzerlikler yakaladığınız durumlarda bile, birçok çelişki ve uyuşmazlık içeren durumlar ve perspektifler içermektedirler. Aslında, çoğu kez eleştiri yapmayı bir tarafa bırakmışlar ve kendilerinden öncekiler tarafından sunulan temel fikirleri çürütmeye çalışmışlardır.

    Bir gün, Batı Dünyasının Büyük Kitapları’nın bir temsilcisi, bu kitap serisinin pazarlama ağına yeni satıcı üyeleri bulabilme niyetiyle evime geldi. Bu seriyi tanıtıcı grafikler gösterip, eşimle ve benimle bu konu hakkında beş dakika kadar konuştu. Arkasından, bir buçuk saat boyunca, bu kişiyle tüm zamanların en yüce kitabı olan Kutsal Kitap hakkında konuştuk.

    Bu temsilciye; Büyük Kitaplar serisinden, hayatın aynı yollarından geçmiş, aynı jenerasyondan, aynı yerden, aynı zamandan, aynı ruh halinden, aynı kıtadan, aynı dilden ve aynı tartışmaya açık bir konuyu işlemiş olan, sadece on adet yazar seçmesi konusunda meydan okudum. Arkasından kendisine şu soruyu sordum: “Bu yazarlar birbirleriyle hemfikir miydiler?”

    Bir an durakladı ve cevap verdi: “Hayır.”

    “O zaman bana sunduğun şey nedir?” diyerek haykırdım.

    Hiç vakit kaybetmeden cevabını verdi, “Birbirikim.”

    İki gün sonra hayatını İsa’ya adadı.

    Yukarıda gösterilen Kutsal Kitap’ın eşsizlikleri, onun bir esin ürünü olduğunu ispat etmemektedir. Ancak, devamlılığı bazında onun eşsiz vasfını ciddi bir şekilde göz önünde bulunduran ve gerçeği arayan kişilere meydan okuyan bir yapısı vardır. Büyük Kitaplar temsilcisi bu adımı attı ve bu süreç sonunda Kutsal Kitap’ın Kurtarıcısını keşfetti.

    2A. BASIM MİKTARINDA EŞSİZDİR

    Birkaç yüz bin kopya satış yaparak, bestseller listesine giren kitapları duymak olağan dışı bir olay değildir. Daha ender olarak karşılaştığımız olay ise, bir milyon kopyadan fazla satış yapmış olan kitaplardır. Asıl şaşırtıcı olanlar ise, satış rakamlarında on milyona ulaşmış olanlardır. Kutsal Kitap’ın satış rakamlarının milyarları geçmiş olması ise, insanın beynini durduran bir olaydır. Evet, doğru okudunuz, milyarlar! Tarih boyunca, tamamı olduğu kadar, içindeki bölümlerin de en fazla çoğaltıldığı kitap, Kutsal Kitap olmuştur. Bazı kişiler, satışa sunuldukları ay ya da yılda daha fazla satış yapmış olan kitapları göstererek, bu konu hakkında tartışma açmaya çalışmaktadır. Ancak toplam baskı adedi konusunda, Kutsal Kitap’ın karşısında, hiçbir kitap varlık gösterememektedir.

    United Bible Society isimli derneğin, 1998 Kutsal Kitap Dağıtım Rapor’una göre, sadece üye organizasyonlar 20.1 milyon İncil ve 20.8 milyon Kutsal Kitap dağıtımı gerçekleştirmişlerdir. Kutsal Kitap’ın bazı bölümlerinin (ör: Kutsal Kitap’ın içindeki kitaplardan herhangi birisinin tamamı) ve bazı parçalardan seçmelerinin de (belirli konularda kısa aktarımlar) basılım rakamlarını bu hesaba kattığımız zaman, Kutsal Kitap’ın ve parçalarının kopyaları için etkileyici dağıtım rakamı, 1998 senesi için 585 milyonu geçmektedir ve bu rakamlar sadece United Bible Society’nin dağıtımını üstlendiği Kutsal Kitapları kapsamaktadır!

    Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse; 1998 senesinde Kutsal Kitap’ın ya da İncil’in bir kopyasına sahip olan kişileri yan yana dizersek ve her birisine beşer saniye aralıklarla bir İncil dağıtırsak, United Bible Society isimli derneğin sadece bir senede tamamladığı bu işlemin 92 sene süreceğini görürüz.

    The Cambridge History of the Bible’da ifade edildiği gibi, “Bu istikrarlı tiraj rakamına ulaşmanın ne demek olduğunu hiçbir kitap bilememiştir.” (Greenslade, CHB, 479)

    “Bu, Kutsal Kitap’ın, Tanrı’nın Sözü olduğunu ispatlamaz.” diyen eleştirmen, söylediği sözde haklı olabilir. Ancak bu rakamlar, Kutsal Kitap’ın eşsiz olduğunu göstermektedir.

    Kutsal Kitap Eski ya da Yeni Antlaşma Kutsal Kitap’tan Kısımlar Yeni Okuyucular İçin Kitaplar

    Parçalardan

    Seçmeler

    Yeni

    Okuyucular

    İçin

    Seçmeler

    Afrika

    2.436.187

    541.915

    1.325.206

    1.494.911

    4.024.764

    350.092

    Amerika

    9.869.916

    12.743.263

    7.074.311

    6.277.936

    315.468.625

    25.120.757

    Asya- Pasifik

    6.213.113

    5.368.429

    9.007.281

    8.262.462

    151.042.342

    9.765.191

    Avrupa-

    Ortadoğu

    2.232.299

    1.463.020

    1.973.054

    495.301

    2.197.975

    275.358

    TOPLAM

    1998

    20.751.515

    20.116.627

    19.379.852

    16.530.610

    472.733.706

    35.511.398

    3A. TERCÜMESİNDE EŞSİZDİR

    Kutsal Kitap’ın tercüme edildiği dil sayısı da, basım rakamlarını aratmayacak kadar etkileyicidir. Birçok kitap diğer lisanlara tercüme edilme şansını yakalayamaz. Tercüme edilenlerde ise, ortalama tercüme edilen lisan sayısı iki ilâ üç arasındadır. Çok ender olarak, bazı kitapların tercüme edildiği lisan sayısının onlara yaklaştığını görmekteyiz. United Bible Society’nin verdiği rakamlara göre, Kutsal Kitap’ın veya içindeki Kitapların, tercüme edildiği lisan sayısı 2.200’den fazladır! Bu rakam, dünyada varlık gösteren 6,500 lisanın sadece üçte birini teşkil etmesine rağmen, tercümesi yapılmış olan bu lisanlar, dünya nüfusunun yüzde 90’ından fazlasına ulaşan ana iletişim araçlarıdır (http://www.biblesociety.org). Tarih sahnesinde yer almış hiçbir kitap, dünya çapında Kutsal Kitap kadar tercüme edilmemiş, aynı lisanda tekrar tekrar çevirisi yapılmamış ve tefsir edilmemiştir.

    Aynı zamanda Kutsal Kitap, ilk tercüme edilmiş büyük kitaplar arasındadır. M.Ö. 250 yılları civarında İbranice Eski Antlaşma, Yunancaya tercüme edilmiş ve Septuagint ismi ile adlandırılmıştır. (Unger, UBD, 1147) Bu çalışma, aslında İskenderiye’de yaşayan, ancak artık İbranice okuyamayan, Yunanca lisanını kullanan Yahudiler için yapılmıştır.

    O tarihten itibaren tercümanlar, hararetli bir şekilde hem Eski Antlaşma’yı, hem de Yeni Antlaşma’yı, alfabesi olsun olmasın, birçok lisana çevirmeye başlamışlardır. Bir örnek vermek gerekirse, Wycliffe Kutsal Kitap Tercümanları Kuruluşu için, elli değişik ülkede Kutsal Kitap’ın yeni ya da tekrar 850 farklı lisana tercümesi üzerinde çalışmakta olan altı binden fazla insan mevcuttur (Barnes, OCB, 823). Kutsal Kitap, bunların içerisindeki 468 lisana ilk defa tercüme edilmektedir. Kutsal Kitap’ın tercüme edilme rakamlarının hızına bakarak, Summer Institute of Linguistics’den Ted Bergman, 2007 ile 2022 yılları arasında Kutsal Kitap’ın her lisan gurubu için elde edilebilinir olacağını söylemiştir.

    Bunu kısaca özetlersek, dünyada ilk defa bir kitabın, tüm lisanlarda mevcut olmasına şahit olmamıza, sadece bir jenerasyondan daha az bir süre kalmış bulunmaktadır!

    Tarih boyunca hiçbir kitabın, tercüme edilme tecrübesi bakımından Kutsal Kitap’a yaklaşması mümkün bile değildir.

    1778 yılında vefat eden, meşhur Fransız Tanrı tanımaz Voltaire, kendi zamanından bir asır sonra Hristiyanlığın dünya üzerinden kalkacağını ve tarihe karışacağını iddia etmiştir. Ölümünden sadece elli sene sonra Voltaire’nin evi ve baskı makineleri, Cenova Kutsal Kitap Derneği tarafından, sayısız Kutsal Kitap’ın basımı için kullanılmıştır.

    – GEISLER VE NIX

    4A. HAYATTA KALMASI BAKIMINDAN EŞSİZDİR

    1B. Zamana Karşı

    Her ne kadar ilk başlarda dayanıksız malzemelere yazılmak zorunda kalınıp, baskı tekniklerinin gelişmesine kadar yüzyıllar boyunca kopyalanıp durulduysa da, Kutsal Kitap ne üslubundan ve doğruluğundan herhangi bir şey kaybetmiş, ne de tükenme ile karşı karşıya kalmıştır. Diğer eski yazılarla kıyaslandığı zaman, Kutsal Kitap’ı destekleyen el yazması kanıtlarının toplamı, herhangi on edebi klâsiği destekleyenlerin toplamından çok daha fazladır (bakınız 3. Bölüm).

    John Warwick Montgomery araştırmaları sonucu şu sözleri ifade etmiştir: “Bir araya getirilerek, Yeni Antlaşma’yı oluşturan kitaplar konusunda şüphe duymak demek; bütün klâsik antik kitapların geçerliliğinin bir karmaşa içerisine girmesi demektir, çünkü geçmiş zaman yazılarından Yeni Antlaşma kadar birçok kaynakça ile kanıtlanabilinen başka hiçbir kitap mevcut değildir.” (Montgomery, HC’71, 29) Aynı şekilde Princeton’da profesörlük yapan ve dünyanın en önde gelen Kutsal Kitap uzmanlarından biri olan Bruce Metzger, diğer eski yazılarla tezat olarak, “Yeni Antlaşma’yı metine bağlı olarak eleştirmeye kalkan birisi, onun kaynaklarının zenginliği karşısında mahcup duruma düşer”, ifadesinde bulunmuştur. (Metzger, TNT, 34)

    Bernard Ramm, Kutsal Kitap’ın el yazmalarının sayısı ve doğruluğu hakkında şunu belirtmiştir: “Yahudiler, onu hiçbir el yazmasını korumadıkları bir şekilde korumuşlardır. Massora’ları ile (parva, magnave finalis) her harf, her hece, her kelime ve her paragrafın hesabını tutmuşlardır. Kültürleri içerisinde tek görevleri, bu yazıları tam anlamıyla mükemmel bir şekilde korumak ve aslına uygun bir şekilde çoğaltmak olan yazıcılar, avukatlar ve masoretler (İbranice tercümanlara ve çoğaltıcılara verilen isim) mevcuttu. Eflâtun ya da Aristo’nun, Cicero ya da Seneca’nın harflerini, hecelerini ve kelimelerini sayan olmuş mudur?” (Ramm, PCE’53, 230-231).

    John Lea, Greatest Book in the World (Dünyadaki En Yüce Kitap) adlı eserinde, Kutsal Kitap ile Shakespear’in yazılarını karşılaştırmaktadır:

    North American Review isimli dergideki bir yazar, Kutsal Kitap ile Shakespear’in yazıları arasında ilgi çekici karşılaştırmalar yaptığı bir yazısında; bütün kopyaların elle yapılmasına mecbur kalınılması ile matbaa basımının orijinal metne bağlılığı korumak için daha çok yöntemler barındırması durumuna rağmen, diğer yazılara oranla, Kutsal Kitap’ın el yazmalarına çok daha büyük bir özen gösterilmiş olması gerektiğini göstermiştir. Şu sözlerle iddiasını dile getirmektedir: “İki yüz sekiz seneden daha az bir süredir var olan Shakespear’in yazılarının; on beş yüzyıl boyunca el yazmaları ile var olmuş, on sekiz yüzyıldan daha fazla mazisi olan Yeni Antlaşma ile kıyaslandığı zaman, kesinliğinin olmaması ve bozulmuş gözükmesi bana çok garip gelmektedir. Bir düzine ya da yirmi kadar ayet hariç, Yeni Antlaşma’nın diğer ayetlerinin hepsinin, yazılarda anlatılanların doğruluğuna karşı şüpheci bir yaklaşımla değil, yazıların tarihsel geçerliliğini ve tercümelerinin aslına uygunluğunu kriter alan uzmanlar tarafından şu ana kadar onaylandığını söyleyebiliriz. Ancak, Shakespear’in otuz yedi yazısından her birinde, büyük çoğunluğunun içinde yer aldıkları bölümün anlamını etkileyecek kadar önemli olduğu, yüz adet kadar tartışmalı bölüm mevcuttur.” (Lea, GBW, 15)

    2B. Baskıya Karşı

    Kutsal Kitap, düşmanları tarafından uğradığı tüm gaddar saldırılara dayanmıştır. Birçok kişi tarafından yakılmaya, yasaklanmaya ve “Roma imparatorluğu tarihinden, günümüzdeki Komünist iktidara sahip olan ülkelere kadar, yasal yollarla ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.” (Ramm, PCE’53, 232)

    M.S. 303 yılında, Roma İmparatoru Diocletian, Hristiyanların ibadetini yasaklayan ve Kutsal Kitap’ın yok edilmesini emreden bir ferman yayınlamıştır: “İmparatorluğun beyanatını anlatan mektup, her tarafta teşhir ediliyor; bütün kiliselerin yerle bir edilmesi ve Kutsal Kitap’ın kopyalarının yakılarak yok edilmesi emrediliyor; Hristiyanlığa olan bağlılıklarında ısrar eden kişilerden, yüksek mevkilerde olanların sivil haklarını kaybedeceklerini ve ev halkının özgürlüklerinden doğan sosyal haklarından mahrum edilecekleri bildiriliyordu.” (Greenslade, CHB, 476)

    Diocletian’ın fermanından yirmi beş sene sonra, Roma İmparatoru Konstantin, bedeli hükümet giderlerinden karşılanmak üzere, elli adet Kutsal Kitap’ın hazırlanmasını emreden bir ferman yayınlamıştır. Bu ironik tarihi olay, dördüncü yüzyıl kilise tarihçisi Eusebiyus tarafından kaydedilmiştir. (Eusebiyus, EH, VII, 2, 259)

    Yüzyıllar sonra, 1778 yılında vefat eden, meşhur Fransız Tanrı tanımaz Voltaire, kendi zamanından bir asır sonra Hristiyanlığın dünya üzerinden kalkacağı ve tarihe karışacağı kehanetinde bulunmuştur. Peki ne olmuştur? Voltaire tarihe karışmıştır, ancak bu arada gittiği her yere bereketini de götüren Kutsal Kitap’ın tüm dünya çağındaki sirkülasyonu artan bir şekilde çoğalmıştır. Örneğin, Zanzibar’daki İngiliz katedrali, eski köle pazarının kalıntıları üzerine kurulmuştur ve komünyon masası eskiden kırbaçlama kazığının olduğu nokta üzerine yerleştirilmiştir! Dünya etrafında bunun gibi birçok örnek mevcuttur. Birisinin doğru bir şekilde ifade ettiği gibi, “Kutsal Kitap’ın sirkülasyonunu durdurmaya çalışmak; alev alev yanmakta olan güneşi, kızgın yörüngesinden omzumuzu dayayarak çıkartmaya çalışmaya benzer.” (Collett, AAB, 63)

    Voltaire’in, kendi zamanından bir asır sonra Hristiyanlığın dünya üzerinden kalkacağı ve tarihe karışacağı kehaneti hakkında, Geisler ve Nix: “Ölümünden sadece elli sene sonra, Voltaire’nin evi ve baskı makineleri, Cenova Kutsal Kitap Derneği tarafından, sayısız Kutsal Kitap’ın üretimi için kullanılmıştır.” Son durumu bizlere bildirmektedirler. (Geisler/Nix, GIB’68, 123, 124)

    Kutsal Kitap’ın düşmanları gelip geçmekte, ancak Kutsal Kitap yerinde durmaktadır. İsa şu sözleri söylerken çok haklıydı: “Gök ve yer ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır..” (Markos 13:31)

    3B. Tenkitlere Karşı

    H.L. Hastings, kâfirlerin ve şüphecilerin tüm saldırılarına rağmen, Kutsal Kitap’ın eşsiz dayanma şeklini güçlü bir şekilde gözler önüne sermiştir:

    Kâfirler, on sekiz yüzyıldan beri bu kitabı çürütmek ve yıkmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar ve o bugün hâlâ kaya gibi sağlam durmaktadır. Sirkülasyonu çoğalmakta ve bugün geçmişte hiç olmadığı kadar sevilmekte, yaşatılmakta ve okunmaktadır. Kâfirler tüm hücumlarına rağmen, bir raptiye çekici ile Mısır Piramitlerine saldıran bir kişinin yarattığı etkiden daha fazlasını yaratamamaktadırlar. Egemenliği altındaki Hristiyanların katledilmesini teklif eden Fransız hükümdarına, eski bir savaşçı olan yaşlı devlet adamı şöyle konuşmuştur: “Efendim, Tanrı’nın Kilisesi, bir çok çekici yıpratmış olan bir örstür.” Kâfirlerin çekiçleri asırlardır bu kitabı gagalamaktadır, bu çekiçler yıpranmış ama örs hâlâ dayanmaktadır. Eğer bu kitap, Tanrı’nın Kitabı olmasaydı, çok uzun zaman önce insan ırkı bu kitabı yok ederdi. İmparatorlar ve papalar, krallar ve rahipler, prensler ve hükümdarlar hepsi kendi şanslarını denemişlerdir; onlar sıralarını savmışlar, ancak Kutsal Kitap hâlâ yaşamaktadır. (Lea, GBW, 17-18)

    Bernard Ramm bu konuya şöyle katkıda bulunmaktadır:

    Binlerce kez, Kutsal Kitap’ın ölüm çanı çalınmış, cenaze merasimi hazırlanmış, mezar taşına ismi kazımış ve defin edilmiştir, ancak bir şekilde ölü beden asla yatırıldığı yerde kalmamıştır.

    Başka hiçbir kitap bu kadar çok baltalanmamış, bıçaklanmamış, ince elenip sık dokunmamış, gözden geçirilmemiş ve kötülenmemiştir. Felsefe, psikoloji ya da din kitaplarından veya modern ya da klâsik zamanların belles lettres’lerinden (güzel eserlerden) hangi kitap, her bölümüne, her satırına ve her inancına kadar; Kutsal Kitap’ın maruz kaldığı bu nefret ve şüphecilikle dolu tam bir titizlikle irdelenmiş, en bilge kişiler tarafından hazırlanmış bir toplu saldırının hedefi olmuştur?

    Kutsal Kitap hâlâ milyonlarca kişi tarafından sevilmekte, okunmakta ve çalışılmaktadır. (Ramm’53, 232-233)

    Kutsal Kitap âlimleri, bir zamanlar “ileri tenkitçiliğin emin sonuçlarını” kabul ediyorlardı. Ancak, ileri tenkitçiliğin sonuçları, artık eskiden inandığımız kadar emin değillerdir. Örneğin, “metinlere dayalı hipotezi” gözden geçirelim: Yaratılış’ta, Tanrı için değişik isimlerin kullanılmış olması hariç, bu hipotezin gelişmesinin sebeplerinden bir tanesi de, Pentateuch'un (Kutsal Kitap’ın ilk beş kitabı) Musa tarafından yazılamayacağı inancıydı. “İleri tenkitçiliğin emin sonuçlarının” kendi içinde ispat ettiği gibi, Musa zamanında yazı yazma daha keşfedilmemişti, eğer keşfedildiyse bile çok ender olarak kullanılıyordu. Bundan dolayı da, yazarının daha ileri bir tarihe ait olduğu kararına varıldı. Bu tenkitçiler bu konuda uzun süre kafa patlattıktan sonra; J, E, P ve D isimlerini verdikleri dört yazarın Pentateuch’u bir araya getirdiğine dair bir teori ürettiler. Bu tenkitçiler, tenkitçiliğin büyük yapıtlarını açık ve kesin bir şekilde ortaya koymuşlar; bir ayetin içeriğini, üç farklı yazara atfetmeye kadar ileri gitmişleridir! (Metinlere dayalı hipotez konusunun derin bir analizi için bu kitabın 2. bölümüne bakınız.)

    Bir süre sonra, bazı arkeologlar “kara yazıtları” keşfetmişlerdir. (Unger, UBD, 444) Bu yazıtların üzerine, Hammurabi’nin kanunlarının detaylı açıklamaları ve bazı karakterler kazınmıştı. Peki, bu yazıtlar Musa’dan sonra mı yapılmıştı? Hayır! Musa’dan önceki çağlardan kalmaktaydı. Bu kadar da değil; bu yazıtların yazılım tarihi, Musa’nın zamanından tam üç yüz yıl öncesine dayanmaktaydı. (Unger, UBD, 444) Şaşırtıcı olan şey; tenkitçilerin, Musa zamanında alfabenin keşfedilmediğine dair iddialarına rağmen, Hammurabi Kanunlarının, Musa’dan en az üç yüz yıl önce yazılmış olmasıdır.

    Ne kadar tarihsel bir ironi! Metinlere dayalı hipotez, bugün hâlâ öğretilmektedir, ancak orijinal temelinin (“ileri tenkitçiliğin emin sonuçları”nın) yanlışlığı ortaya çıkarılmıştır.

    “İleri tenkitçiliğin emin sonuçları”; Eski Antlaşma dışında, Hititlerin varlıklarına dair bir kayıt mevcut olmadığı için, İbrahim zamanında onların var olmadıkları konusunda da bir karara varmıştır. Hititliler bir efsane olmalıydılar, ancak gene yanıldılar. Günümüzde, arkeolojik araştırmalar sonucunda ortaya çıkan deliller, Hitit tarihinin 1200 senesini gözler önüne sermektedir.

    Western Conservative Baptist Seminary’nin eski başkanı Earl Radmacher, Sinsinati- Hebrew Union College’ın bir önceki Jewish Theological Seminary'nin (Yahudi İlâhiyat Semineri) eski başkanı ve dünyanın en büyük üç arkeologundan birisi olan Nelson Glueck’den yaptığı bir alıntıda şunu anlatmaktadır: “Dallas’ta, Tempel Emmanuel’de iken, Glueck’i dinledim, suratı kıpkırmızı olmuş bir şekilde: ‘İnsanlar, beni, Kutsal Kitap’ın esinini aynen, kelimesi kelimesine öğretmekle suçladılar. Şunun anlaşılmasını istiyorum, ben asla böyle bir şey öğretmedim. Benim söylediğim tek şey, bütün arkeolojik araştırmalarım boyunca, bulduğum eski çağlardan kalma hiçbir obje, Tanrı’nın Sözü’ndeki herhangi bir ifade ile hiçbir çelişki yaratmamaktadır.’” diye konuşmuştur. (Radmacher, PC, 50)

    Tam kırk beş lisan ve lehçede akıcı bir konuşmaya sahip olan Robert Dick Wilson, hayatı boyunca Eski Antlaşma üzerine yaptığı çalışma sonucunda şu noktaya gelmiştir: “Kutsal Kitap üzerindeki kırk beş yıllık çalışma hayatım boyunca, Eski Antlaşma’nın İsrail halkı tarihinin, doğru bir tarihi anlatımı olduğu konusunda sağlam bir inanca sahip olmuşumdur.” (Wilson, WB, 42)

    Kutsal Kitap, bütün eleştirilere karşı ayakta kalabilme konusunda eşsizdir. Bütün edebiyat eserlerini göz önüne alırsak, bu özelliği konusunda benzeri olmadığını görürüz. Gerçeği arayan bir insan, kesinlikle bu vasıflara sahip bir kitabı göz önüne alacaktır.

    5A. ÖĞRETİŞLERİNDE EŞSİZDİR

    1B. Peygamberlik

    Yirmi beş bin kitaplık, kişisel ve mütevazı bir kütüphanenin sahibi olan Wilbur Smith, şöyle bir sonuca varmıştır:

    Bir kişi, Kutsal Kitap diye adlandırdığımız bu kitapta sunulmakta olan mesajın otoritesinin ne olduğu hakkında ne düşünürse düşünsün; bu kitabın, birden fazla yönüyle, yazı hayatının son beş bin yılında insanlık ırkı için üretilmiş en can alıcı eseri olduğu dünya çapında kabul edilmiş bir gerçektir.

    Bir kişi ya da bir grup insan tarafından yazılmış olan bu kitaplar; içerisinde yabancı uluslar, İsrail ulusu, tüm dünya halkları ve bazı şehirler ile ilgili bilgileri ve de Mesih diye adlandırılan, gelecek kişi ile ilgili olarak en büyük miktarda peygamberlikleri barındıran kitaptır. Eski dünyada geleceği belirlemek için kullanılan ve kutsal olarak kabul edilen birçok araç ve gereç vardı. Ancak her ne kadar peygamber ve peygamberlik kelimelerini kullansalar da, bütün Yunan ve Latin Edebiyatı’nda, ne gelecekte gerçekleşeceği kehanetinde bulunulmuş olan büyük bir tarihsel olay, ne de insan ırkı içerisinden yükselecek bir Kurtarıcı ile ilgili bir peygamberlik mevcuttur. (Smith, IB, 9-10)

    Geisler ve Nix bu konuda hemfikirdirler. A General Introduction to Bible (Kutsal Kitap’a Genel Bir Giriş) adlı -kendi alanında hakkedilmiş bir otorite kabul edilen- kitaplarında şöyle yazmışlardır:

    Yasa Kitabı 18’e göre; hiçbir zaman gerçekleşmeyen kehanetlerde bulunan bir peygamber, sahte bir peygamberdir. İstisnasız olarak, Kutsal Kitap’ın bugüne kadar bahsedilen ve gerçekleşmeyen hiçbir kehaneti mevcut değildir. Bazıları, yüzyıllar öncesinden verilmiş, yüzlerce kehanetin hepsi kelimesi kelimesine yerini bulmuştur. İsa Mesih’in doğumunun tarihi (Dan. 9), şehri (Mik. 5:2) ve doğası (Yeşaya 7:14) Eski Antlaşma’da verilmiş; aynı şekilde hayatıyla, ölümüyle ve tekrar dirilmesiyle ilgili olarak düzinelerce peygamberlikte bulunulmuştur. Edom’un yok edilmesi (Ovad. 1), Babil'in lanetlenmesi (Yeşaya 13), Sur kentinin (Hez. 26) ve Ninova’nın (Nah. 1-3) yok edilmesi, İsrail’in vatanına geri dönmesi (Yeşaya 11:11), gibi sayısız peygamberlik yerine gelmiştir. Mormonların kitabı ve Veda'nın (Hindu) bazı bölümlerinde olduğu gibi, başka kitaplar da ilâhi bir esinlemenin eseri olduklarını iddia etmişleridir. Ancak, bu kitapların hiçbirinde gerçekleşmiş bir kehanet içeren peygamberlik mevcut değildir. Sonuç olarak, Kutsal Kitap’ın eşsiz ve ilâhi otoritesinin güçlü bir göstergesi de, yerine gelmiş olan bu peygamberliklerdir. (Geisler/Nix, GIB’86, 196)

    ________________________________________________________________________ ___

    Mormonların kitabı ve Veda'nın (Hindu) bazı bölümlerinde olduğu gibi, başka kitaplar da ilâhi bir esinlemenin eseri olduklarını iddia etmişleridir. Ancak, bu kitapların hiçbirinde gerçekleşmiş bir kehanet içeren peygamberlik mevcut değildir.

    – NORMAN GEISLER VE WILLIAM NIX

    ________________________________________________________________________ ___

    2B. Tarih

    1. Samuel’den, 2. Tarihlere kadar, İsrail halkının yaklaşık beş yüz yıllık tarihini görmekteyiz. The Cambridge Ancient History (1. cilt, sayfa 222) adlı kitapta şu ifade ile karşılaşmaktayız: “İsrailliler, tarihlerini yazı altına almakta uzman olduklarını kesinlikle ortaya koymaktadırlar; Eski Antlaşma ise, mevcut en eski tarih anlatımını gözlerimizin önünde somutlaştırmaktadır.”

    Tanınmış Arkeolog Profesör Albright, klâsikleşmiş deneme yazısı olan “The Biblical Period” (Kutsal Kitap Dönemi)’a şu görüşlerini ifade ederek başlamıştır:

    Boy ve aile köklerini kesin bir şekilde ortaya koyma konusunda; İbrani ulusal soy ağacı uygulaması, kendi çağdaşlarınınkinden çok daha gelişmiştir. Mısır ve Babil’de, Asur ve Fenike’de, Yunan ve Roma’da kıyaslanabilecek herhangi bir benzerini, çaresizlik içerisinde ararız. Germen halkının geleneklerinde de bu uygulamaya benzer bir uygulama mevcut değildir. İlâhi yaratıklar ve krallar dışında, hiçbir çoban ya da hizmetkârdan bahsetmeyen en eski tarih bilgileri, tamamen çarpık hanedanlık hatıralarından oluşan Çin ve Hindistan, bu soy ağacının benzerini ortaya koyamamaktadır. Hem Indo-Aryanların (Hint- Avrupa) hem de Helenlerin, yeni ikametgâhlarına kuzeyden gelmeden önce, göçebe hayatı yaşayan halklar olduğu hakkında bir bilgi; ne eski Hint tarihini anlatan (Puranas) yazılarda, ne de Antik Yunan tarihçilerinin metinlerinde mevcuttur. Asurlular ise, en eski hükümdarlarını belirsiz bir şekilde de olsa kesinlikle hatırlamaktadırlar; isimlerini hatırladıkları, ancak yaptıkları hakkında detay veremedikleri ve çadırlarda yaşamış olan bu hükümdarların nereden geldikleri çok önceleri unutulmuştur. (Finkelstein, JTHCR, 3)

    Yaratılış 10’da sunulmuş olan “Uluslar Cetvelinin” güvenilirliği hakkında Albright şu yorumunu dile getirmiştir: “ “Uluslar Cetveli”; Yunanlıların eserleri de dahil olmak üzere, eski edebiyat eserlerinin hepsinden daha etkileyici bir doğruluğu içerip, öne çıkmaktadır. (Albright, RDBL, 70-72)

    3B. Karakter

    Dallas Theological Seminary'nin (Dallas İlâhiyat Semineri) kurucusu ve eski başkanı Lewis S. Chafer şöyle söylemiştir: “Kutsal Kitap, bir insanın eğer yazabilseydi yazacağı ya da isteseydi yazardı türünden bir kitap değildir.”

    Kutsal Kitap; Tanrı’nın seçilmiş halkını, liderleri ve Kutsal Kitap’ı kaleme alanların kendilerini kötü bir şekilde yansıttığında bile, içinde barındırdığı karakterlerin günahlarına çok dürüst bir şekilde yaklaşmaktadır. Örneğin:

    * Ataların günahlarından bahsedilmiştir (Yaratılış 12:11-13; 49:5- 7).
    * İnsanların günahları açıkça kınanmıştır (Yasa Kitabı 9:24).
    * Kral Davut'un, Bat-Şeva ile zinası ve arkasından bu zinayı örtbas etme çabası açığa vurulmuştur (2. Samuel 11-12).
    * İncil’in yazarları, hem kendilerinin hem de havarilerin hatalarını gözler önüne sermişlerdir (Matta 8:10-26; 26:31-56; Markos 6:52; 8:18; Luka. 8:24, 25; 9:40-45; Yuhanna 10:6; 16:32).
    * Kilise içerisindeki düzensizlik teşhir edilmiştir (1. Kor. 1:11; 15:12; 2. Kor. 2:4).

    Kutsal Kitap, fantezi dünyasına değil, gerçeklere odaklanmış bir kitaptır. İyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı, en iyisini ve en kötüsünü, umudu ve hayal kırıklığını, hayatın neşesini ve acısını sunmaktadır. Tabii ki, onun mükemmel yazarı Tanrı olduğu için, böyle olması gerekmektedir, çünkü: “Tanrı'nın görmediği hiçbir yaratık yoktur. Kendisine hesap vereceğimiz Tanrı'nın gözleri önünde her şey çıplak ve açıktır” (İbr. 4:13).

    6A. EDEBİYAT ÜZERİNE OLAN ETKİSİ BAKIMINDAN EŞSİZDİR

    Cleland B. McAfee, The Greatest English Classic (En Büyük İngiliz Klasiği) adlı eserinde şöyle yazmıştır: “Aklınıza gelen her şehirdeki Kutsal Kitap yok edilseydi bile; halk kütüphanelerindeki kitapların içerisinde bulacağınız alıntıların bir araya getirilmesiyle bu kitap, tüm gerekli parçalarına sahip bir şekilde yeniden oluşturulurdu. Hemen hemen bütün önemli edebiyat yazarlarının, özellikle Kutsal Kitap’tan nasıl etkilendiklerini göstermek amacıyla hazırlanmış olan birçok çalışma mevcuttur.” (McAfee, GEC, 134)

    Esinlenerek yazılmış olan Kutsal Kitap’ın kendisi de, aslında bir ilham kaynağıdır. Onun sosyal alanda, etik anlayışta ya da edebi yaratıcılıkta yarattığı etkinin bir eşi daha mevcut değildir… Karakterleri heyecanlandırıcı, hikâyeleri sonsuza kadar geçerli, zaferleri ve yenilgileri ezici bir etkiye sahiptir. Her göz yaşı bizlere dokunmaktadır, her sesleniş bizleri parçalamaktadır. Başka bir asrın yazıları olmasına rağmen, Kutsal Kitap’ın şiirleri asla eskimez ve çağı geçmez. Yüzyılların gerisinden bizlere, direkt olarak hep beraber ve tek tek seslenmektedirler.

    – ELIE WIESEL, ROMAN YAZARI, NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ SAHİBİ

    Gabriel Sivan’ın yazısında şu satırları okumaktayız: “İnsanlığın hazinesindeki başka hiçbir eser, okuyucularına bu kadar çok çeşit sunmamaktadır; ahlâki ve dini öğretiler, mükemmel şiirler, sosyal bir program ve yasal düzenlemeler, tarihi tefsirler ve İsrail’in peygamberlerinin ve liderlerinin dengi olmayan bir kudret ve ihtiras ile tasvir ettikleri, insanların içinde oluşan bütün coşku, üzüntü ve umutlar.” (Sivan, BC, xiii)

    Eski Antlaşma’yı göz önünde bulundurarak, sözlerine şöyle devam etmiştir;

    “İnsanlık tarihinin şafağından beri hiçbir kitap, Eski Antlaşma’nın yazarlarından gelen esin kaynağını yaratamamıştır. Şiir, drama ve kurgu edebiyatını etkileme bakımından eşsizdir. 1830 yıllarında kalemini konuşturmuş olan Alman şair Heinrich Heine, Kutsal Kitap’ın lirik anlatımdaki değerini şu sözleriyle dile getirmiştir:

    “Şafak ve gün batımı, vaat ve ifa, doğum ve ölüm, insanlığın tüm dramı, her şey bu kitapta mevcuttur. Bu kitap, Kitapların Kitabı, Biblia’dır (Kutsal Kitap). Hemen hemen bütün ülkelerden ve kültürlerden yazarlar, milenyumdan fazla bir süreden beri, tema ve karakterlerle dolu eşsiz bir hazine odasını Kutsal Kitap’ta bulmuşlardır. Çeşitli anlayışları içeren ama tam bir tutarlılığa sahip olan Kutsal Kitap’ta, burada buldukları Tanrı ve İnsan, İyi ve Kötünün çekişmesi, sevgi, kıskançlık ve bir insanlığın özgürlük, gerçek ve adalet için verdiği savaş gibi sonsuzlarca motifi resmetmek için tekrar tekrar çalışmışlar; tekrar tekrar tefsir etmişlerdir.” (Sivan, BC, 218)

    Susan Gallagher ve Roger Lundin, Kutsal Kitap’ı şu kelimelerle takdir etmişlerdir: “Uygarlık tarihinin en önemli belgelerinden birisi, sadece kutsal ve esinleme kaynağı bir yazı olarak kabul edildiği için değil, aynı zamanda Batı düşünce sistemi üzerindeki devasa etkisinden dolayı Kutsal Kitap’tır. En azından, on dört yüzyıldan beri baskın bir dünya görüşü olan Hristiyanlık ve onun merkezdeki kitap, batı kültürünün oluşmasında baş rolü oynamıştır. Bu nedenle, içinde bulunduğumuz Hristiyanlık sonrası döneminde yazılanlar da dahil olmak üzere birçok edebi yazı, sık sık Hristiyan geleneklerini ve Kutsal Kitap’ı kaynak olarak kullanmaktadır.” (Gallagher/Lundin, LTEF, 120)

    Tanınmış roman yazarı ve Nobel Barış Ödülü sahibi Elie Wiesel, şu yorumun da sahibidir: “Esinlenerek yazılmış olan Kutsal Kitap’ın kendisi de aslında bir ilham kaynağıdır. O’nun sosyal alanda, etik anlayışta ya da edebi yaratıcılıkta yarattığı etkinin bir eşi daha mevcut değildir… Karakterleri heyecanlandırıcı, hikâyeleri sonsuza kadar geçerli, zaferleri ve yenilgileri ezici bir etkiye sahiptir. Her göz yaşı bizlere dokunmaktadır, her sesleniş bizleri parçalamaktadır. Başka bir asrın yazıları olmasına rağmen, Kutsal Kitap’ın şiirlerinin kendileri asla eskimez, çağı geçmez. Yüzyılların gerisinden bizlere, direkt olarak hep beraber ve tek tek seslenmektedirler.” (Liptzen’in kapanış bölümünden, BTWL, 293)

    Bar-Ilân Üniversitesi’nin emeritus Profesörü Harold Fisch, şu konuya dikkatleri çekmiştir: “Kutsal Kitap, Batı dünyasının edebiyatına hesaplanması mümkün olmayacak bir derecede nüfuz etmiştir. Eski ya da çağdaş, herhangi bir yazı bütününden çok daha fazla bir şekilde, orta çağdan beri yazarlara, semboller, fikirler ve gerçekleri algılamak için yollar sunan bir ambar olmuştur. Bu etkiyi sadece, direkt olarak İncilsel karakterler ya da konularla ilgili olarak yazılmış kitaplarda ve yazılarda aramak hata olur; konu bakımından tamamen İncilsel olmayan, ancak İncilsel bakış açısından insanlığın ve dünyanın tanıklığını sergileyen engin sayıda şiir, oyun ve diğer edebiyat türlerinde eserler mevcuttur.” (Fisch, HCBD, 136)

    Artık bir klâsik olarak kabul edilmiş olan Anatomy of Criticism (Tenkitçiliğin Anatomisi) eserinin yazarı, dünyaca tanınmış edebiyat eleştirmeni Northrop Frye, şu sonuca varmıştır: “Batı edebiyatı, diğer bütün kitaplara kıyasla en fazla Kutsal Kitap’tan etkilenmiştir.” (Frye, AC, 14)

    Yirmi beş sene sonra Frye, bir yazısında şu cümleyi yazmıştır: “Kutsal Kitap’ı bilmeyen bir İngiliz Edebiyatı öğrencisinin, kısa bir süre sonra, okuduğundan çok fazla bir şey anlamadığını fark ettim: En özenli öğrenci bile, devamlı olarak kinayelere başvuracak; hatta cümlelerin anlamlarına yanlış yüklemelerde bulunacaktır.” (Frye, GC, xii)

    Tarihçi Philip Schaff, The Person of Christ (Amerikan Arazi Derneği yayınları, 1913) isimli yazısında, Kutsal Kitap’ın ve Kurtarıcı’nın eşsizliğini klâsik bir şekilde tarif etmektedir:

    Nasıra’lı İsa denilen bu kişi, parası ve ordusu olmadan, Büyük İskender’den, Sezar’dan ve Napolyon’dan çok daha fazla insanı tebaasına almış; bilimi ve eğitimi olmadan, beşeri ve ilâhi konulara bütün felsefecilerden ve bilginlerden daha çok ışık tutmuş; okulların belâgatı olmadan, hayat hakkında o ana kadar ve bugüne kadar hiç söylenmemiş kelimeler telâffuz etmiş ve bir hatibin veya bir şairin ulaşabileceğinden çok ötesinde bir etki yaratmış; tek satır yazmadan, eski çağların ve modern zamanların önemli şahıslarının toplamının gerçekleştirebileceğinden çok daha fazla kalemi harekete geçirmiş; vaazlar, söylevler, müzakereler, bilgelik dolu kitaplar, sanat eserleri ve tapınma ilâhîleri için konu tedarik etmiştir.

    Bernard Ramm bu konuya şöyle devam eder:

    Kaynakça çalışmalarının, başka hiçbir ilim dalında veya beşeri bilgi dalında benzeri olmayan birçok doğası mevcuttur. M.S. 95’ten başlayarak, Elçisel Babalar’dan modern zamanlara kadar, kaynağı Kutsal Kitap olan geniş bir edebi nehir akıp gitmektedir: Başlangıç olarak gösterebileceğimiz çalışmalar; Kutsal Kitap sözlükleri, Kutsal Kitap ansiklopedileri, Kutsal Kitap atlasları ve Kutsal Kitap yörelerini anlatan kitaplardır. Arkasından da gelişi güzel olarak şu alanlardaki çeşitli kaynakçaları sıralayabiliriz: ilâhiyat, dini eğitim, ilâhi besteleme, misyonlar, Kutsal Kitap dilleri (İbranice, Grekçe lisanlar), kilise tarihi, dini biyografi, diyanet işleri, yorum kitapları, din felsefesi, tanıklıklar, af yazıları ve diğerleri. Liste sonsuza kadar akıp gitmektedir…

    İnsanlık tarihinde başka hiçbir kitap, Kutsal Kitap kadar kendisi hakkında bu kadar çok kitabın yazılmasını esinleyememiştir. (Ramm, PCE’53, 239)

    7A. UYGARLIK ÜZERİNE OLAN ETKİSİ BAKIMINDAN EŞSİZDİR

    Kutsal Kitap aynı zamanda uygarlık üzerine yaptığı etki bakımından eşsizdir. Geisler ve Nix’in az ve öz ifadesi şudur:

    Tarih dalında çalışma yapan herkes için, Kutsal Kitap’ın ve onun öğretişlerinin Batı dünyası üzerindeki etkisi aşikârdır. Benzer bir şekilde, dünya olaylarının akışında Batı dünyasının etkin rolü, açık ve seçiktir. Uygarlık, Yahudi-Hristiyan Kutsal Kitap’ından etkilendi

    #28127
    Anonim
    Pasif

    Devamını da ben aktarayım:)

    “7A. UYGARLIK ÜZERİNE OLAN ETKİSİ BAKIMINDAN EŞSİZDİR

    Kutsal Kitap aynı zamanda uygarlık üzerine yaptığı etki bakımından eşsizdir. Geisler ve Nix’in az ve öz ifadesi şudur:

    Tarih dalında çalışma yapan herkes için, Kutsal Kitap’ın ve onun öğretişlerinin Batı dünyası üzerindeki etkisi aşikârdır. Benzer bir şekilde, dünya olaylarının akışında Batı dünyasının etkin rolü, açık ve seçiktir. Uygarlık, Yahudi-Hristiyan Kutsal Kitap’ından etkilendi” ği kadar, başka hiçbir kitap ya da kitap dizisinden etkilenmemiştir. Aslında, ahlaki ya da dini büyük eserlerin hiç biri, Hristiyanlık’ın sevgi ilkesinin erdemsel derinliliğini aşmamakta ve Kutsal Kitabın Tanrı’ya bakış açısından daha yüksek bir ruhsal kavram ortaya koyamamaktadır. Kutsal Kitap, insanlık için var olan ve uygarlığı şekillendiren en yüce amaçları sunar (Geisler, gıb’86,196-197).

    Grady Davis, The New Encyclopedia Britannica’da şöyle yazılmıştı: “Kutsal Kitap, Tanrı, evren ve insan görüş açısını bütün önde gelen Batı dillerine ve bu sayede de Batı insanının düşünsel sürecin içine yerleştirmiştir.” Matbaanın 15. yüzyılın ortalarında bulunmasından bu yana Kutsal Kitap, antik döneme ait bir Yakındoğu edebiyat eserinin çevirisi olmaktan çok daha önemli bir işlev kazanmıştır. Asla yabancı bir eser gibi görülmemiş, Batı dünyasında düşünsel, ahlaksal ve ruhsal amaçların oluşturulmasında en kolay ulaşılabilen, en bilinen ve en güvenilir bir kaynak ve başvuru merkezi olmuştur” (Davis, EB, 904,905).

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.