• Bu konu 2 izleyen ve 2 yanıt içeriyor.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25017
    klaus
    Anahtar yönetici

    İSA MESİH’in havarileriyle birlikte son yemekte kullandığı ”Bedenim ve Ruhum Onun İçindedir” dediği kase. Da Vinci Şifresi adlı kitapla yeniden dünyanın gündemine gelmiş gibi görülsede aslında uzun süredir Türkiye’de gündemde olan bir konu. Otoritelerin bir kısmı Çemberlitaş’ın altında özel bir odada İSA’nın diğer eşyaları ile birlikte derken bir kısmı Ayasofya’nın altında diye görüş belirtiyor, bir kısım Hıristiyan din adamları ise 2000 yıldır kasemi kalır diyor.Ancak en son izine Antakya’da rastlandı, bir gurup arkadaş bir tesadüf sonucu batık bir kilsenin varlığını tesbit ediyor.Sismik dedektörler vasıtasıyla bazı bulgular elde ediliyor, kaseyi andıran bir bulgu bunlar, dolayısıyla müze aracılığıyla Kültür Bakanlığından kazı izni isteniyor ancak gerekli izin alınamadığı gibi bölge de SİT alanı ilan ediliyor. Olayın doğru olma ihtimali kuvvetle muhtemel, çünkü; Hz.Meryem her ne kadar çarmıh olayından sonra oğlunun eşyalarını toplayıp Efes’e gitmişsede, yapılan incelemeler ilk önce Antakya’ya uğradığı buradan yoluna devam ettiği şeklindedir.Zaten ekibin yaptığı fotogrametik araştırma, lazer güdümlü sismik cihazla yapılan araştırma kase benzeri bir objeyi ortaya koyuyor.Kazı izni verilmeyişide bu idiaayı destekliyor.Antakya bilindiği gibi Hristiyan Alemince Kudüs’ten sonra en kutsal kent.Bu nedenle Hz.Meryem ve yol arkadaşları gelirken bu kaseyide yanlarında getirdiler ve burada bir lahit içinde muhafaza altına alarak ve gömerek yollarına devam ettiler.Bende şahsi fikir olarak bu kanaatteyim.Kase altın yada gümüşten değil, çünkü gerek İsa’nın yaşam tarzı gerekse o günlerin el sanatları bu yönde bize fikir veriyor.Zaten İsa’nın yaşamını incelediğimizde altınla,gümüşle,ganimetle,savaşla,haremle,kadınla,kızla ilgisi olmadığını görüyoruz.Kendinden geriye kalan öğretisi,öğrencileri,kefeni,çarmıhı ve kasesi olmuştur. Bazı otoriteler kase seramikten yada taştan diye görüş bildirmelerine karşı ben marangoz olması nedeniyle ağaçtan olduğu fikrindeyim.Peki kasenin bu günlere gelebilmesi mümkünmüdür? Bence mümkündür, elimizde o yıllardan daha eskiden kalma gıda maddeleri örnekleri bile var iken kasenin kalması normaldir.Kase hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler GEOOGLE’den öğrenebilirler.

    #29150
    Anonim
    Pasif

    Sevgili kardeşim turgay06,

    Gerçekten çok güzel ve ilginç bir konuya deyinmişsin.

    Bu güne kadar Kutsal Kase’nin ahşaptan olabileceğini hiç aklıma getirmemiştim.Oysa ki İsa Mesih marangozdu ve Kutsal Kase de pek tabi ahşaptan olabilirdi.Gayet mantıklı…

    Benim düşünceme (tahminime) göre Kutsal Kase şuandaki Türkiye Cumhuriyeti sınırları içine mutlaka geldi ve belli bir sürede burada kaldı.Daha sonra Kutsal Kase’ye el konulduğunu ve muhafaza edildiğini düşünüyorum.Ve yine benim düşünceme göre Kutsal Kase’ye el koyan Vatikan’dı ve hala da orada muhafaza edilmektedir.

    #29157
    klaus
    Anahtar yönetici

    Sayın BURÇ, yürüttüğünüz fikirler mantıklı ancak VATİKAN’ da olsaydı açıklardı tüm dünyayı sallardı gizli tutmasına gerek yok, diye düşünüyorum.Bu bakımdan bu fikre katılmıyorum, ikincisi ise devletin kazı izni vermemesi ve bölgeyi SİT alanı ilan etmesi, bu kuşkuyu kuvvetlendirdi.Dediğiniz gibi geride iki şık kaldı kase seramikten yada taş benzeri bir şeyden,ancak ağaçtanda olabilir tabi bu konu kesinleşmedi. Bu Antakya’daki batık kiliseye tesadüfen yani üzerinde kurulu ahşap evin tuvaletinin çökmesi neticesi varılırken,daha sonra yapılan bazı analizler oldu,ben yakın tanık olduğum için inanıyorum zaten Hürriyet Gazeteside 2002 yılında olayı yarım sayfa haber yaptı. Uydu fotoğraflarına bakarak aşınmaları görür ve kazı yeri tesbit edilir.Bunu MTA ve üniversiteler yapar.Bu sistem 1935 yılından beri Türkiye’de var.Bu fotğraflardaki uydu ve hava fotoğrafları incelenir, fotoğraf analizini ben bilirim bunu Saskaton Üniversitesinde öğrendim.Uydu fotoğraflarındaki bilgiler en yakınkarayolu bağlantısınıa bağlanır ve kazı alanı tesbit edilir madencilik sektöründe. Antakya’daki çalışma arkadaşları içinde zaten jeoloji mühendisleri inşaat mühendisleri vardı.Zaten bugün toprağın 8 metre altına kadar gösterim yapan sisimik dedktörler MTA nın elinde ve ilgili üniversitelerde mevcuttur.Ancak ben yaptığım münasebetler dialaoglar görüşmeler neticesinde; ”Türkiye misyoner merkezi olur” diye düşünülerek faaliyetin önüne set çekildiğine dair kesin net bilgiye ulaştım.Bu durum tabi ki beni üzdü. Umarım dilerim yurdumuzda ortaya çıkar. Yurdumuz cennetliğine cennet katar, esen kalın.

3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.