• Bu konu 2 izleyen ve 1 yanıt içeriyor.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26429
    Anonim
    Pasif

    İMAN YOCULUĞU:

    Kardeşlerim, yazacaklarım kendi değerlendirmelerimdir. İman Yolculuğunda olan herkesin faydalanabilmesi ve bu yolculuğu daha yakından anlayabilmesine yardımcı olabilme umudu ile yazıyorum. İman dünyasında, bu konularda bir bilgi eksikliği olduğuna inanıyorum.

    Kesin sınırları ve kronolojik düzeni olmamakla beraber, İmanda Yolculuğun, dört basamağına şahidim:

    1) Rab’be Geliş:-
    Bu, tövbe edip, Rab İsa Mesih’i kalbimize ‘Kurtarıcımız’ ve ‘Kralımız’ olarak davet etmekle başlar. Bazılarımız, Pavlus misali, bu noktaya bir anda gelmiş gibi oluruz. Bir rüya, bir görüm veya fiziksel bir şifa neticesinde, bir anda diz çöküp Rab’be teslim oluruz. Bazılarında ise bu yıllar alır. Örneğin, Hristiyan bir aileye doğmuş olan biri, yıllarca Rab ve Kutsal Kitap hakkında duyup bilgi aldığı ve hatta her hafta kiliseye gittiği halde, hiçbir zaman O’na ait olmamıştır. Ama birgün Rab, onun yüreğine dokunur, gözlerini açar ve kafa bilgisi, ruhsal bilgiye dönüşür ve bu kişi kendisini Rab’be teslim eder. Rab’be geliş ister aniden olsun, isterse yavaş yavaş olsun; sonuç aynidir. Her ikisi de, ‘Dar Kapı’dan ilk adımlarını atmış oluyorlar. İkisinin de, bu dar yolda yürümeleri ve öğrenmeleri gereken birçok ruhsal şeyleri tecrübe etmeleri gerekiyor. Bu noktada olan kişiler, günahlı olduklarını ancak zihinsel olarak biliyorlar ama genelde bu kendi fikirleri değildir. Rab’bin sözlerini ‘Doğru’ kabul ettikleri için bazı günah olduğunu bildikleri şeylerden tövbe ediyorlar. Genelde kendilerini, ‘Bazı pürüzleri olan’ veya ‘tamamen kusursuz olmayan’ bir insan olarak görürler.

    2) Rab’be Hizmet:-
    İçimizdeki Kutsal Ruh, bizleri devamlı Kutsallığa iter. Dua etmeye, Kelâm’ı okumaya ve Müjde’yi yaymaya yönlendirir. Çoğu zaman, biz O’nun varlığından habersiziz ama O, hem içimizdeki, hem de dışımızdaki olayları ayarlayarak, bizi gün 24 saat eğitir. Bu yüzden de, her gün, Rab’bin bizim için hazırlamış olduğu bir nimetidir. Herşey bilinçlidir. Kazara olan hiçbirşey yoktur. Olaylar ve karşılaştığımız insanlar, hatta hayvanlar, trafikteki araçlar, hepsi Rab’dendir ve eğitimimiz içindir. Zaman gelir, Rab bizi Müjde’ciliğe iter. Bu, İmanda Yolculuğumuzun ikinci basamağını oluşturur. Müjdecilik çok önemlidir ve bizlere çok şey öğretir. Hem müjdeci, hem günahkar olamadığımıza göre; ya müjdeden, ya da günahtan vaz geçeriz. Gizli imanlıların böyle kaygıları yoktur. Dünyaya bir zararları olmayabilir ama hiçbir yararları da yoktur. Bazı zavvallılar, müjdeden vaz geçmişlerdir. Yıllardır, bir ayak Rab’de, diğer ayak dünyada idare etmeye çalışıyorlar. Hayatları hep, ‘günah sokağı’nın ağzında geçiyor. “Abi, girmedim ki” diyebiliyorlar ama oradan da bir türlü uzaklaşamıyorlar. Bu kişiler, yıllar sonra bile, 1. Basamaktan öteye gidemiyorlar. Ama, müjdeden vaz geçemiyenler, günahlarından vaz geçmek zorunda kalıyorlar. Ağzında sigara ile “Rab hayatımı değiştirdi” demek hem zor oluyor ve hem de inandırıcı olmuyor. Müjdeci kişi sarhoş olamaz, kavgacı davranamaz, sövüp sayamaz, karı-kız ve dünya zevkleri peşinde koşamaz. Kısacası, Kutsal Kitab’ın öğrettiklerini hayatında uygulamaya gayret eder. Yakup 2:26’da “Ruhsuz beden nasıl ölüyse, eylemsiz iman da ölüdür” diyor. Bu gerçekten de çok doğrudur. İşte, Müjdecilik de, İncil’e inanmanın eylemidir. Müjdecilik yoksa, iman ölü kalır. İncil değersiz kılınır. Bu yüzden bazılarımız bir türlü büyüyemiyoruz.

    Müjdecilik, sadece günahlarımızdan arınmaya yardımcı olmakla kalmaz, bir de bilgimizi artırır. Kutsal Kelâm’ı iyice öğrenmemiz gerektiği gibi, bu ruhsal yolculukta karşılaşacağımız tüm engelleri aşabilmek için, hemen hemen her konuda bilgi sahibi olmamız gerekiyor. Bilgisiz bir müjdeci, başka düşüncelere hizmet eden insanları nasıl ikna edebilir ki? Bu da, müjdeci olan imanlının bilgide artmasına sebep olur. Yani, bir yandan günahlardan arınma, diğer yandan da sonu gelmeyen bilgi okyanusundan içme. Ama maalesef bu gözle görülür ilerlemelerden dolayı, birçoğumuzun Hristiyan hayatı, bu ikinci basamakta kalmakta ve bundan ileri gitmemektedir. Otuz yıl evvel tanıştığın bir müjdeci, otuz yıl sonra yine ayni müjdeci; pek değişen birşey olmamış. Burda söylediklerimiz, Hristiyanlığın tümünü teşkil ettiği sanıldığı için, başka bir arayış içerisine girilmemektedir. Ama bütün bunlar sadece ‘Benliği’ besler. Tek farkı, daha önce benliğin ‘Dünyasal İşleri’ ile gurur duyarken, şimdi de benliğin ‘Ruhsal İşleri’ ile gurur duyuyor olmamızdır. Basamak 2’deki ruh hali, Tapınaktaki “Rab sana şükrederim ki ben diğerleri gibi günahkâr değilim …. ” diyen Ferisiden farklı değildir. Ama yine de, imanlı dünyasının çok büyük bir çoğunluğu, bu basamağın ötesine geçmeyi bırak; ötesinin var olduğundan haberdar bile değillerdir.

    3) Kozalak Dönemi:-
    Bu dönem, 2. Basamakta olan ve yaptıkları ve hizmetleri ile gurur duyan, kendisini yüreğinin taa derinliklerinde bir yerde, diğerlerinden ruhsal olarak daha gelişmiş, daha önde sayan bir imanlının, Tanrı tokatını yemesi ile başlar. Neredeyse tüm büyümesi, benlikte olmuştur. Ruhta olmamıştır. Beyin ve bilgi kapasitesi artmış olabilir, her türlü imansızla tartışacak ve hatta ikna edecek düzeyde de olabilir. Müjdeyi, çeşitli insanlara iletmeye yarayacak birçok hikâye ve benzetmeler öğrenmiş ve hatta dinleyenleri göz yaşlarına boğacak bir anlatış tarzına erişmiş de olabilir. Ama Rab ne diyor: “Bedenden doğan bedendir”. Yani, benlikten doğan da benliktir. Ruh değildir. Sadece “Ruh’tan doğan ruhtur”. İçindeki Yaşam Suları’nın derinliği en başta iki parmak iseydi; şimdi yıllar ve bu kadar tercübe ve uğraştan sonra, yine iki parmaktır. Hiç artmamıştır. Böyle kişileri tanıyan imansızlar, onda sadece, “Dindar bir adam” görür. Rab’bi göremez. Hayatında mucizeler yoktur. İsa’nın kutsallığı da onda yoktur. Karşımızda sadece, samimî ve dindar bir adam vardır en fazla. O kadar. Rab’bin bu tokatını yemenin en kestirme yolu: “Rab, bana beni göster. Kendi gözlerinle gördüğün gibi göster” diye yalvarmaktır. Bu duayı edenler, hayatlarının en acı, en üzücü ve en zor günlerini yaşayacaklardır. Adeta kendi kendilerinden nefret edecekler, Rab’bin insan yüreğinin ne kadar kötü olduğu yönünde tüm söylediklerine, yürekten katılacaklardır. Pavlus gibi, “İçimde, yani benliğimde, hiçbir iyi şey yoktur” diyebileceklerdir. Bu kişiler, Pavlus’un Romalılar 7’de ve bilhassa 13-25 ayetlerinde yazmış olduklarını birebir yaşarlar. Öyle ki, hiç okumamış olsalar bile, ayni Kelâm’ı kendileri yazabilir duruma gelirler. Onlar da en sonunda, Pavlus gibi: “Ne zavvallı bir insanım! Ölüme götüren bu bedenden beni kim kurtaracak?” diye çaresizlik içinde kıvranmaya başlarlar. Benliklerinden nefret eden bu insanlarda hayat durur. Artık müjdecilik falan yoktur. Neyi müjdeleyecekler ki ? Kiliseye bile gitmek istemiyorlar. Kimse onların bu hallerini anlayamıyor, yardım edemiyor. Bazen bir kiliseden diğerine, yardım bulma umudu ile dolaşırlar. Bir yığın kitap okuyup araştırırlar. Bir çare için kıvranıp dururlar. Bilen yok, teşhis koyabilen yok. Dünyada çok az imanlı bu noktaya gelmiş, bunları birebir tecrübe etmiş ve bu acıları şahsen tatmıştır. Bunlardan bir tanesi, China İnland Mission kurucusu, Hudson Taylor’dür ve o bunu ‘Kozalak Dönemi’ olarak tanımlar. Tırtılın, kelebek olabilmesi için geçirmek zorunda olduğu dönem. Kozalak döneminde tırtılın hayatı sona eriyor. Onda yepyeni bir yaşam başlamak üzeredir.

    4) Ruhsal Hayat:
    Bugünkü Hristiyan dünyasında, bilhassa karizmatik ve pentekostal kiliselerinde ve bunlara benzer, İsa yerine Kutsal Ruh ve Armağanlarını öne çıkaran diğer bazı kiliselerde, hepsinde olmasa bile, büyük ölçüde, Yasa ve Çarmıh öğretileri neredeyse sona erdiğinden dolayı, 3. Basamak yaşanmamaktadır. Oysa, bu 3. Basamağı hayata geçiren, Yasa’nın ta kendisidir.Yanlış öğretilerle, Yasa artık geçersiz sayılmakta, Yasa’dan bahseden kişiler ise, “kendi işleri ile kurtulmaya çalışmakla” suçlanmaktadır. Kimse kusura bakmasın ama, Şeytan hiçbir yalanıyla, hiçbir kiliseye bu kadar zarar verememiştir, bu yalanıyla olduğu kadar. Ve Selâniklilerde söylediği gibi, hakikî imanlılar bile, dalgalar halinde bu yalanın ve sahte ruhsal tecrübelerin peşine düşmüştür. Ama 3. Basamağı yaşayan bizler, görüp de nefret ettiğimiz ve Şeytan’dan farksız olduğunu anladığımız eski ‘ben’in, ya da benliğin, İsa ile birlikte çarmıha gerildiğini görünce, “Hallelujah” diye sevinç naraları atarız. Artık kurtulduk. Daha önce de bunları duymuş veya okumuştuk, ama pek birşey ifade etmemişti bize o zaman. Sadece İsa’nın, bizim için çarmıhta can verdiğini anlamış ve bununla yetinmiştik. Günahlarımızın cezasını O çekmiş, biz ise affolunmuştuk. Ama 3. Basamağı yaşayan bir insan, kesinlikle bu ‘Kurtuluş Planını’ kabul edemez. Bu ona yeterli değildir. Ölür de, haline çare aramaktan vaz geçemez. Bu benlik denen iğrenç yaratıktan kurtulmak ister. “Üzülme! Günah işlersen Tanrı affeder” diyene; “Arkama geç Şeytan. Sen benim azabımı anlayamazsın” der. Sadece affedilme, ama ayni şekilde bir günahkar olarak kalma, hiçbir kutsalı mutlu edemez. Romalılar 7’yi yazan ve “Ne zavvallı bir insanım; beni kim kurtaracak?” diye ağlıyan Pavlus, şimdi de şöyle diyor:

    ‘Çünkü ben, Tanrı için yaşamak üzere, Yasa aracılığıyla Yasa karşısında öldüm. Mesih’le birlikte çarmıh’a gerildim. Artık ben yaşamıyorum. Mesih bende yaşıyor. Şimdi bedende sürdüğüm yaşamı, beni seven ve benim için kendini feda eden Tanrı Oğlu’na imanla sürdürüyorum’ (Gal.2:19-20).

    Eski benliğim her şeyi yapabileceğini sanırdı. Ruhsal işleri de, kutsal işleri de, hep o yapmaya kalkışırdı kokuşmuşluğuna bakmadan. Sonra da dönüp yaptıkları ile gururlanırdı. Ayni Tapınaktaki Ferisi gibi. Yasa’nın bizden istedikleri vardır. Ama günahkâr benliğimiz yüzünden bunları yerine getiremiyorduk. Ama suçlu biz değil, hep başkaları oluyordu. Benliğimiz hep kendisini haklı çıkarıyor, yasaya uyabileceğini sanıyordu. Ama, Kozalak Döneminde, ne kadar çaresiz olduğumuzu anladık. Ne zaman yasaya uymaya çalışsak, sınıfta kaldık. Yüzlerce defa, binlerce defa. Rab’bi bütün yüreğimizle sevemedik. Komşumuzu sevemedik. Düşmanımızdan nefret ettik. Tüm uğraşlarımız nafile çıktı. O hale geldik ki, artık: “Komşunu sev” dendiğinde, kılımız bile kıpırdamadı. Çünkü yapamadığımızı, sevemediğimizi ve herhangi bir uğraşın da boşuna olacağını öğrendik. Artık, Yasa aracılığı ile, Yasa karşısında ölü idik. Mesih bizi, kendisi ile birlikte çarmıha germişti. Peki ama, Yasa’nın buyrukları ne olacaktı. “Kutsal Yasa’yı geçersiz kılmaya değil, yerine getirmeye geldim” diyen İsa Mesih’e imanla herşeyin gerçekleşebileceğini anladık. “Artık ben değil, bende yaşayan Tanrı Oğluna imanla yaşıyorum”. Bundan sonra da Yasa karşıma dikilip, benden birşey istediğinde: “Ben Yasa’ya karşı ölmüş bulunuyorum. Şahsen (yani eski benlikte) yerine bile getirmeye çalışmıyacağım. Çünkü bunu yaptığım an, eski benlikte yaşamaya başlamış olacağım. O çarmıhta kalsın. Sakın aşağıya inmesin. Yasaya uymaya, yasayı yerine getirmeye çalışmasın. Yasa’nın ondan hiçbir talebi artık yoktur. Ama, merak etme. Bu buyruğun yerine getirilecektir. Noktasına ve virgülüne kadar. Ama bunu ben değil, bende yaşayan Mesih yapacaktır. O’na iman ettiğim için yapacaktır. Ben artık herşeyi yapabilirim. Düşmanlarımı bile sevebilirim. Hiçbir sınırım yoktur. Gerekirse suda da yürürüm, havada da. Çünkü bunu yapan ben değil, Rab’dir. Kırk yıl çölde kalsam, ne açlıktan ölürüm, ne susuzluktan. Rab’bim ‘yak’ demedikten sonra, ateş bile beni yakamaz” diye cevap verirdim. Ruhsal yaşamın sınırı, Tanrı’nın sınırlarıdır. Yani yoktur. Ruhsal Yaşamda mucizeler olağandır. Her gün benlikte değil, Ruh’ta yaşamasını, hatta yemek yemesini öğreniriz. Benliği soyunur, Mesih’i giyiniriz. Tırtıl yaşamı bitmiş, kelebek yaşamı başlamıştır. Artık Yeni Yaratığız. Hallelujah!

    Rab Işığıyla Aydınlatsın.
    Sevgi ve Dualarımla.

    #33529
    Anonim
    Pasif


    Tesekkürler kardesim, RAB bereketlesin. Güzel bir çalışma okuyanların da benim gibi bereketlenmesi dileğiyle..

    Jülyet

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.