• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #24253
    klaus
    Anahtar yönetici

    Günahınıza sahip çıkın
    544.gif

    Malatya'daki menfur olay üzerine yazılanları okudukça içim kalkıyor. Elbette vahşetin boyutu da beni rahatsız ediyor, ama dünyanın dört bir tarafında vahşetin norm haline geldiğini nicedir gören biriyim… Koreli çocuk, ABD/Virginia'da 33 kişiyi katletti; iki eylem arası postaya verdiği görüntülü mesajlarda “Siz beni öldürdünüz, şimdi ben de sizi…” demeyi ihmal etmeden…

    Dünyamız vahşet üretiyor.

    Beni esas rahatsız eden, 'misyoner faaliyeti' ile hunhar cinayetler arasında kurulan bağlantıyla olayın faturasının ilgisiz bir kesime kesilmek istenmesi… 'Misyonerlik' dinî bir faaliyet ya, “Gırtlakları kesilerek öldürülen Misyonerlere düşmanlık besleyenler de…” diye düşünmemizi isteyenler çalakalem yazıyor da yazıyor…

    Dün bir sütunda şu satırları okuduk: “Türkiye'yi, 'Lâiklikle Müslümanlık bir arada olmaz, ya lâik olacaksınız ya Müslüman', 'Hitler de laikti' diyen bir Başbakan'ın hükümeti yönetiyor. Bu iktidar döneminde 'din' sürekli ticaret malzemesi, tartışma konusu, övünme vesilesi yapılıyor. Meclis Başkanı, 'Dindar bir cumhurbaşkanı seçeceğiz' diyerek övünüyor. Toplumu dinli – dinsiz diye bölüyor… / Siz lâikliği bir kenara ittikçe elbet dinsel hoşgörüyü de ortadan kaldırırsınız… Elbet dinsel hoşgörü özellikle az gelişmiş kafalarda yerini dinsel fanatizme bırakır. O maşalar da kolay manipüle edilir.” Aynı yazıda sol ve ulusalcı çevrelere de târiz var, ama kabahatin faturası iktidara kesiliyor…

    Câniler belli ki bir yerlerden olumsuz etkilenmişler, acaba nereden?

    Soruya cevap ararken sizleri şöyle 2,5 yıl kadar geriye götüreceğim. Henüz yeni yıl mahmurluğu çeken insanlarımız 3 Ocak 2005 tarihli gazetelerde şu haberi okudular: “Rahşan Ecevit: Din elden gidiyor…” Bir de şimdi okuyalım: “Rahşan Ecevit, 'Dinimiz elden gidiyor' uyarısında bulundu. Müslüman bir insan olduğunu ve İslâm'ı yaşamak istediğini ifade eden Rahşan Ecevit, 'Ülkemde Müslümanlığın gerilemesine razı olamam (..) Şimdi ise ülkemizde kiliseler yer yer apartman katlarına kadar yayıldı. Kimi vatandaşlarımız kâh ikna yoluyla, kâh çıkar sağlanarak Hıristiyan yapılıyor. Takkenin üzerine haç geliyor. İnsan inançsız olmaya görsün her hareketi takiye olur. Ben takiyelerle yönetilmek istemiyorum. Ben ülkemi geri istiyorum.”

    Sıkı lâflar ha! Aynı haberde Bülent Ecevit'in desteği de yer alıyor: “İstanbul'da apartman altlarındaki gizli kiliselerin sayısı 50'den fazla olmuş. Ankara'da 20-25'ten fazla gizli kilisenin faaliyet gösterdiği haberleri geliyor. Kızılay'ın göbeğinde halka bedava İncil dağıtılıyor. Ne uğruna? Bütün bunlara ise hükümet ve yetkililer AB'ye girme uğruna ses çıkarmıyor.' dedi.”

    Bir destek de DSP lideri Zeki Sezer'den: “Kurucumuz Rahşan Ecevit, kişisel görüşlerini söylemiştir; ancak tamamen katılıyoruz. Biz bunu, aylardır söylüyorduk. Patrikhane ile ilgili tartışma sürüyor. İktidarını sağlamlaştırmak için dışardan destek alma çabası içinde olan hükümet, taviz veriyor.'

    2005 yılı başında gerçekleşen bu çıkış, şimdi “Misyonerleri kesiyorlar, bu ne vahşet” diye manşet atan gazetelerde o zaman bayağı büyütülmüştü. Bu konuları 'komplocu' mantıkla değerlendiren bir kalem, gazeteleri tarayarak yazdığı değerlendirmede “Liberal gazeteler konuyu büyütürken 'dinci, gazeteler' ya küçük görmüş, ya da dalga geçer bir ifadeyle vermiş” şaşkınlığını dile getiriyordu.

    O zaman “Rahşan Hanım haklı” diyenler Misyonerlerin hunharca cinayete kurban gitmesindeki paylarını şimdi hiç hatırlamıyor… Varsa yoksa bu olaydan da siyasî bir sonuç çıkarmak… Bu kafayla bizde daha çok cinayet işlenir…

    O günlerde çok satan gazetelerde önce “Apartman kiliseler yaygınlaşıyor” ve sonra “Misyonerlerden bu kez de 'alo dua' hattı” haberlerini okuyan ve “Rahşan Hanım haklı” diyenleri dinleyen çocuklar, elleri silâh ve bıçak tutar hale gelince…

    “Rahşan Hanım haklı” tezi savunulan bir tv programında konuşulanlara kulak verelim. Rahşan Ecevit'in “Başbakanın havra ve kilise açması bana çok dokundu” lâfını tamamlamak üzere, Attila İlhan'dan şu cümleyi sunmuş program yapımcısı: “Milyonlarca propaganda amaçlı kitap ve mektup dağıtılmıştır. İncil Türkiye'deki azınlık dillerine de çevrilmiştir.”

    Ekrangülü bir profesörün programda söyledikleri şu: “Dinlerarası diyalog bir tuzaktır, misyonerliğin bir biçimidir. Amaç Türk insanının millî direncini kırmaktır. (..) Bu kadar nüfusu Anadolu'dan atmak mümkün olmadığı için, Türkleri dönüştürme kararı alınmıştır.”

    Burada durup “Bir dakika, Rahşan Hanım, Zekeriya Hoca veya onların her dediğine 'âmin' çekmeyi mârifet sayanlar, kendi günahınıza da sahip çıkın lütfen” demek zorundayım.

    http://www.akistanbul.com/artikel.php?artikel_id=613

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.