• Bu konu 2 izleyen ve 1 yanıt içeriyor.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #24313
    Anonim
    Pasif

    Er ya da gec, beni öldürecekler!

    Diyarbakır Protestan Kilisesi Lideri Ahmet Güvener İki Buçuk Yıldır Tehdit Alıyor

    Geçen ay Malatya’da üç kişinin misyonerlik yaptıkları gerekçesiyle öldürülmesinin ardından Diyarbakır Protestan Kilisesi lideri Ahmet Güvener de tehdit aldığını söyledi. Ancak bazı yerel basın organları dışında sözleriyle ilgilenen yok. Diyarbakır Kilisesi’nde görüştüğümüz Güvener iki buçuk yıldır neler yaşadığını anlattı.

    İlk tehdit iki buçuk yıl önce düştü Diyarbakır Protestan Kilisesi’nin posta kutusuna. “Zaten cehenneme gideceksin. Ama ondan önce biz seni cehenneme götüreceğiz” sözleriyle biten mektubu ciddiye almadı Ahmet Güvener, yırtıp attı. Zaman içinde Diyarbakır’dan, İstanbul’dan, Almanya’dan gelen diğer mektupları da aynı şekilde “imha” etti. Tedirgin olmasınlar diye de kimseye bir şey söylemedi.

    Ama 7 Mart 2007 günü posta kutusunu cemaat üyelerinden biri açtığında Trabzon’dan postalanmış bir zarfla karşılaştı. Yarım saat sonra zarf Güvener’in önündeydi. “Terörle mücadele şube müdürlüğünden bir görevli de buradaydı. Birlikte açtık. Dedi ki ‘Neden bildirmiyorsun?’ Bildirmiyorum. İki buçuk üç yıldır Emniyet alabildiğine bizi korumaya çalışıyor. Ama ellerinde hiçbir yetki yok. Bir de mektuplarda hiç adres, imza yok. Sadece pulundan nereden geldiği anlaşılıyor. Üç tane Diyarbakır’dan, bir tane İstanbul’dan bir tane Trabzon’dan, bir tane de Almanya’dan…”

    Ancak gelen tehditler kağıt üstündeki kelimelerle sınırlı değildi. On ay kadar önce gezmek istediğini söyleyerek içeri giren “otuz yaşlarında kirli sakallı biri” de alenen gözdağı vermişti: “Görevli, kilise liderimiz Ahmet Bey deyince adam irkildi. ‘Neden bizim Peygamberimizin ismini taşıyorsun? Değiştirmen lazım’ dedi. Dedim benim ismimle bir problemim yok. Israrla ‘Değiştireceksin’ dedi; ‘İsmini değiştirmezsen kafanı yere düşürürüz.’ Kale almadım. Misafirlerim vardı, nazik bir şekilde uğurladım. ‘Sonra görüşürüz’ dedi. Bir daha ortada gözükmedi. Bu gibi şeyler basında çıkınca valilik ‘Size koruma verilmesi lazım’ dedi. Bir emniyet mensubu 24 saat burada.”

    Kapıda sürekli bir sivil polis olsa da, kendisinin her zaman kilisede olmadığını hatırlatıp koruma isteyip istemeyeceğini sorunca “Çağrı usulü koruma isteyebilirim ama Diyarbakır küçük bir şehir” diyor Güvener; “yollar belli. Kişi güzergâhımı biliyor. Koruma istesem de eğer niyetini koymuşsa saldıracak. Güvenlik mensubu, zavallı adam dışarıdadır. Sanki onu vurup giremez mi? Zaten güvenlik mensubu burada olsa da ben gezmek istiyorum dediğinde biz içeri alıyoruz. Malatya olayında işlerini görüp yakalandılar. Kaçma problemleri yok ki…”

    Daha önce “Ya sev ya terk et” sözleriyle de tacize uğradığını hatırlatıyor Güvener: “Dedim ki böyle söylüyorsun ama ben seni de seviyorum. Dedi ki ‘Siz işte insanları böyle kandırıyorsunuz. Ne sevmesi! Devletin altını oyuyorsunuz.’ Eğer böyle olsaydı 16 yılda (1991’de din değiştirmiş) benim iç yüzüm devlet tarafından ortaya çıkartılır, devletin altını oyduğum ispat edilirdi. Şu anda da hapiste olmam lazımdı. Kaza kaza bir yerden çıkılması gerekiyor. Ama herhangi bir yerden çıkamadık!”

    Peki kapıdaki güvenlik görevlisine yansıyan bir şey oluyor mu? “Sıcağı sıcağına olmaz ki bu olaylar” diyor Güvener; “Trabzon’daki rahiple Hrant Dink’in arasında bayağı bir zaman vardı. Bunu bilinçli ve sistemli bir şekilde yapıyorlar. Adam biliyor ki bu olaydan hemen sonra devlet alarmını kırmızı veya turuncuya çıkarmıştır. Böyle yerler hassastır, korunacaktır. Devlet ne zamana kadar korur? Bir ay, iki ay, üç ay sonra her şey rutine döner. Ondan sonra kişiler harekete geçer. Bu demek değil illa Diyarbakır’a saldırı olacak. Adana’ya, Ankara’ya, Urfa’ya da olabilir. Dikkat edin cinayetleri 16-20 yaş arası çocuklar işliyor. Bu ülkeyi ancak sizin gibi vatan evlatları koruyabilir, diye onları ateşliyorlar. Onlar da bunları yapıyorlar. Ne olacak? En fazla on yıl yatacak. Otuz yaşında çıkar, devlet onu harika bir şekilde işe de koyar. Bakın Ogün Samast’ın babası belediyede çalışıyor.”

    “Para versek buradan Elazığ’a kuyruk olmuştu!”

    Bu arada yaklaşık beş ay önce kilise önünde arabasının lastiğinin parçalandığından bahsediyor: “Adam duruyor arabanın yanında. Polisi aradık. Karakola gittik. Başkomiser diyor ki, Ahmet Bey doğrudur sana anlatmıştır ama burada anlatmaz kiAdam diyor ki ben yapmamışım, görmemişim. Ben dokuz buçuğa kadar karakolda kaldım, o beş buçukta evine gitti. Şikayet ediyoruz, kişi serbest kalıyor, o zaman hedef durumuna düşüyoruz.”

    Tabii bir de geçen yıl Güvener’in cep telefonuna gelen bir mesaj var: “Küfürlü iğrenç bir mesajdı. Numa-
    ra da gözüküyordu. Savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Rize’de bir bayanın adına kayıtlı çıktı. Davanda kararlı mısın, diye sordular. Kararlıyım, deyip imza attım. Ondan sonra haber çıkmadı. Üstünden bir buçuk yıl geçti.”

    Mektuplarda yazanlar, kilisede söylenenler, cep telefonunun ekranındaki sözler tamamının suçlaması aynı: “Türkiye’yi bölmeye çalışıyorsunuz.” İtiraz ediyor Güvener, “ülkeyi bölmek amacıyla din değiştirmediğini” söylerken Hıristiyanlığa geçiş hikâyesini şöyle özetliyor:

    “Ben sekiz yıllık araştırmanın sonucunda ateistliği benimsedim. Sonra İncil elime geçti. Aslında İncil okumak, Allah’ı araştırmak gibi bir düşüncem yoktu. Dört yılın sonunda Allah’ın varlığını kabul ettim. İsa Mesih’in beni gerçekten cennete götüreceğine iman ettim ve 1991’de Hıristiyanlığı benimsedim. Benim ekonomik olarak geleceğim garantiydi. Babamın durumu çok iyiydi. 700-800 dönüm arazimiz var, sulu tarlalar hepsi. Köy Hizmetleri’nde de harika bir işim vardı. Yüksek bir maaş alıyordum. Maddi menfaat olsa oradan niye istifa edeyim de buraya hizmet edeyim?”

    Bu arada her gün kiliseye onlarca çocuk getirdiklerine dair söylentilere şöyle açıklık getiriyor: “Benim beş çocuğum, buradaki iki kardeşin üçer çocuğu var. Zaten ediyor 11 çocuk. Burada çocuk kalabalığını görünce diyorlar ki çocukları alıp Hıristiyanlaştırıyorlar. Elalemin çocuğunu alıp nasıl Hıristiyanlaştırırsın?”

    GençTürk Haber
    27 Mayıs 2007 16:10

    #28213
    Anonim
    Pasif

    Suna kardeşim ülkemizde bende dahil tüm hristiyan kardeşlerim tehlike ve baskı altında herzaman birilerinden şüpheleniyoruz bu konuda rahat olmamız imkansız.%90'ı müslüman olan bir ülkede hristiyan olarak yaşamaya çalışmak gerçekten çılgınlık. :D Öncelikle “müslüman türk”lerin bize karşı olan düşmanlıklarını bırakmaları gerekiyor.Ama bununda olacağını hiç sanmıyorum çünkü ne yazık ki doğduğumdan beri türklerin düşünceleri geriliyor(en kibar anlatımla).

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.