ANASAYFA Forum EKLESİA – KİLİSE, İNANLILAR TOPLULUĞU Kilise Tarihi Belçika İnanç Açıklaması

  • Bu konu 1 izleyen ve 3 yanıt içeriyor.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #24889
    Anonim
    Pasif
    Belçika İnanç Açıklaması


    “Confessio Belgica”

    Kaynak : http://www.presbiteryen.org/

    Hristiyan Reform Kilisesinin doktrinsel standartlarının en eskisi olarak “Confession of Faith” (İnanç Açıklaması) ismi ile yazıldığı halde “Belçika İnanç Açıklaması” olarak bilinen, on yedinci yüzyıla ait Latince “Confessio Belgica” isimli dokümandır. Bu dokümana ismini veren “Belgica” isimli bölge ise Hollanda ve Belçika’yı en kuzeyinden en güneyine içine alan bölgenin tümüne verilmiş olan isimdir. Bu inanç açıklamasının baş yazarı Guido de Brés’dir. Kendisi bu bölgedeki Reform kiliselerinin vaizidir ve inancı yüzünden 1567 senesinde şehit edilmiştir. On altıncı yüzyıl boyunca bu bölgedeki kiliseler, Roma Katolik hükümetinin en ağır zulümlerine maruz kalmıştır. Bu zalim baskıyı protesto etmek ve kendilerine zülüm edenlere Reform kilisesinin takipçilerinin iddia edildiği gibi birer asi olmadıklarını, Kutsal Yazılar sadık kalarak gerçek Hristiyanlık doktrinini yaşamak isteyen, kanunlara uyan vatandaşlar olduklarını ispatlamak isteyen Guido de Brés bu inanç açıklamasını 1561 senesinde kaleme almıştır. Metnin tamamlanmasını takip eden sene içerisinde ise bu metnin kopyası Kral II.Philip’e gönderilmiştir. Krala yazdıkları dilekçede hükümetin bütün kanunlarına uymaya hazır olduklarını ancak bu inanç açıklamasında beyan ettikleri gerçekleri reddetmektense “ sırtlarını kırbaçlara, dillerini bıçaklara, ağızlarını tıkaçlara ve bütün bedenlerini ateşlere” vermeye hazır olduklarını belirtmişlerdir.

    Her ne kadar bu inanç açıklamasının asıl amacı olan, acilen zulümlerden özgür kılınmaya kavuşulmamış olsa da, Guido de Brés’in kendisi de binlerce kişi gibi imanını yaşamını vererek mühürlermişse de, çalışması günümüze dek süregelmiş ve süregelmeye devam edecektir. Yazar metni hazırlarken belli bir dereceye kadar, iki sene önce yayınlanmış olan ve John Calvin tarafından yazılmış olan Fransız Reform Kiliselerinin İnanç Açıklamasından faydalanmıştır. Ancak Guido de Brés’in çalışması Calvin’in çalışmasının bir revizyonu değil tamamen bağımsız bir çalışmadır. Guido de Brés’in inanç açıklamasının metni 1566 senesinde Antwerp’de gerçekleştirilen bir sinodda kontrol ve düzenlemeye tabi tutulmuştur. Belçika ve Hollanda bölgelerinde bu inanç açıklaması kiliseler tarafından memnuniyetle kabul edilmiş, on altıncı yüzyılın son otuz senesi boyunca gerçekleştirilen bütün ulusal sinodlarda benimsenmiştir. İnanç Açıklamasının içeriği olmasa da metni, 1618-1619 senelerinde Dort’da gerçekleştirilen konsey toplantısında yeniden kontrol edilmiş, bütün Reform kilise görevlilerinin kabul etmesi talep edilen bir doktrin standardı olarak benimsenmiştir. Bu inanç açıklaması, Reform doktrininin sembolü haline gelmiş en iyi ifadelerinden birisi olarak kabul edilmektedir. İngilizce’den Türkçe’ye tercüme ettiğimiz bu metin, 1619 senesinde kaleme alınmış olan Fransızca metinden İngilizce’ye tercüme edilmiş ve 1985 senesinde toplanan Hristiyan Reform Kilisesi Sinodu tarafından benimsenmiştir.

    Çevirenler:
    Hasan Can Küllahçıoğlu
    Rev. İlhan Keskinöz
    Rev. John Lenk

    Bölüm 1 –Tek Tanrı

    Kalbimizle inanıyor
    ve ağzımızla itiraf ediyoruz ki,
    Tanrı diye çağırdığımız
    tek
    ve basit[1]
    bir ruhsal varlık vardır.

    ebedi,
    kavranılamayan,
    gözle görülemeyen,
    değişmeyen,
    sınırsız,
    her şeye gücü yeten;

    tamamıyla bilge,
    tamamıyla adil,
    ve tamamıyla iyi,
    ve her iyi şeyin
    kendisinden taştığı kaynaktır.

    Bölüm 2 –Tanrı’yı Bilmek
    Tanrı’yı iki şekilde bilebiliriz:
    İlk olarak evrenin,
    yaratılması, korunması ve hükmedilmesiyle;
    ki, bu evren zarif bir kitap gibi
    gözlerimizin önündedir.
    Evrende var olan
    küçük büyük bütün canlıların tümü,
    Tanrı’nın gözle görülemeyen niteliklerini
    yani
    elçi Pavlus’un Romalılar Mektubu 1:20 ayetinde dediği gibi
    O’nun sonsuz gücünü ve
    Tanrılığını düşünmemiz için
    bizler için yazılmış
    birer mektup gibidirler.

    Tüm bunlar insanı ikna etmeye
    ve özürsüz bırakmaya yeterlidir.

    İkinci olarak, Tanrı Kendisini bizlere,
    O’nun yüceliği
    ve O’nda olanların kurtuluşu için
    bu yaşamda tek ihtiyacımız olan,
    kutsal ve ilahi Söz’ünde,
    daha açık ve tam olarak bildirmiştir.

    Bölüm 3 –Tanrı’nın Yazılı Söz’ü
    Tanrı’nın Söz’ünün
    ne insan isteğinden gönderildiğini
    ne de kaynaklandığını
    ancak
    elçi Petrus’un1 da söylediği gibi,
    Tanrı’nın kutsal insanlarının
    Kutsal Ruh tarafından yönlendirilerek
    O’nun sözlerini ilettiklerini ilan ederiz.

    Daha sonra Tanrımız –
    bize ve kurtuluşumuza olan
    özel ilgisinden dolayı –
    kullarına, peygamberlerine ve elçilerine,
    bu vahiy yoluyla gönderilmiş Söz’ün
    yazılı şekle dönüştürülmesini buyurmuştur.
    Kendisi de yasanın iki levhasını
    Kendi parmağı ile yazmıştır.

    Bundan dolayı bu metinlere
    Kutsal ve İlahi Yazılar deriz.

    1 II.Petrus 1:21

    Bölüm 4 –Kanon Kitapları
    Kutsal Yazı,
    Eski ve Yeni Ahit olarak
    iki bölümden oluşur.
    Bu iki bölümün kitaplarının hepsi
    tartışmasız bir şekilde kanona dahildir.

    Tanrı’nın kilisesindeki kitapların listesi şöyledir:
    Eski Antlaşma’da,
    Musa’nın beş kitabı –
    Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye;
    Yeşu, Hakimler ve Rut kitapları;
    Samuel’in ve Krallar’ın ikişer kitapları;
    Paralipomenon ismi verilen iki adet Tarihler kitapları;
    Ezra, Nehemya, Ester ve Eyüp kitapları;
    Davut’un Mezmurları;
    Süleyman’ın üç kitabı –
    Özdeyişler, Vaiz ve Ezgiler Ezgisi;
    Dört büyük peygamber–
    İşaya, Yeremya, Hezekiel, Daniel kitapları;
    On iki küçük peygamber –
    Hoşea, Yoel, Amos, Obadya,
    Yunus, Mika, Nahum, Habukkuk,
    Sefanya, Hagay, Zekariya, Malaki kitapları.

    Yeni Antlaşma’da,
    İncil’in ilk dört kitabı –
    Matta, Markos, Luka, Yuhanna;
    Elçilerin İşleri;
    Pavlus’un on dört mektubu –
    Romalılara bir adet;
    Korintlilere iki adet;
    Galatyalılara, Efeslilere, Filiplilere, Koloselilere birer adet;
    Selaniklilere iki adet;
    Timoteyus’a iki adet;
    Titus’a, Filimon’a, İbranilere birer adet;
    Diğer elçilerin yedi mektubu –
    Yakup’un bir adet mektubu;
    Petrus’un iki adet mektubu;
    Yuhanna’nın üç adet mektubu;
    Yahuda’nın bir adet mektubu;
    Elçi Yuhanna’nın Vahiy kitabı

    Bölüm 5 –Kutsal Yazılar’ın Yetkisi
    İnancımızın düzenlenmesi,
    tesis edilmesi
    ve doğrulanması için
    yalnızca ve sadece bu kitapları
    kutsal ve kanona dahil kitaplar olarak kabul ederiz.

    Kilise tarafından kabul edilmesinden
    ve onaylanmasından önce
    Kutsal Ruh tarafından
    bu metinlerin Tanrı’dan olduğu yüreklerimize işlendiği
    ve aynı zamanda metnin kendi kendisi,
    Tanrı’dan olduğunu ispatladığı için
    Kutsal Yazılar’ın içeriğinin
    Tanrı’dan olduğuna
    şüphesiz bir şekilde inanırız.

    Çünkü kör olanlar bile
    Kutsal Yazılar’da önceden bildirilenlerin
    gerçekleştiğini gözleriyle görmektedir.

    Bölüm 6 –Kanon ve Apokrafi Kitaplarının Farkı
    Kutsal Kitap bölümlerinden ayrı tuttuğumuz
    apokrif kitaplar şunlardır:
    Esdras’ın üçüncü ve dördüncü kitapları;
    Tobit, Yudit, Bilgelik, Sirak, Baruk kitapları;
    Ester’e Ekler;
    Üç Yahudi Çocuğun Şarkısı;
    Suzana’nın hikayesi;
    Bel ve Ejderha hikayesi;
    Manaşşe’nin Duası;
    İki adet Makkabe kitabı.

    kanona dahil kitaplar ile uyum içerisinde olduğu sürece
    kilise bu kitapları kesinlikle okuyabilir
    hatta bu kitaplardan öğrenebilir.
    Ancak bu kitapların verdiği tanıklık,
    İmana ya da Hristiyanlık inancına
    imanımızın her hangi bir unsuruna
    katkıda bulunma vasfından
    aynı zamanda
    Kutsal Kitap’ın yetkisine gölge düşürme kudretinden uzaktır.

    Bölüm 7 –Kutsal Yazılar’ın Yeterliliği
    İnsanın kurtuluşu için
    inanması gereken her şeyin yeterli bir şekilde,
    Tanrı’nın tüm isteğini içeren
    Kutsal Yazılar’da öğretildiğine inanırız.

    Tanrı’nın bizden talep ettiği
    hizmetin tüm üslubu
    Kutsal Yazılar’da derinlemesine açıklandığı için–
    elçi Pavlus’un2 da belirttiği gibi
    elçilerden birisi ya da
    gökten bir melek bile,
    hiç kimse –
    Kutsal Yazılar’ın bizlere öğretmiş olduğundan
    farklı bir şey öğretmemelidir.

    Tanrı’nın Söz’üne eklemenin ya da çıkartmanın
    yasaklanmış3 olması,
    içerdiği öğretinin
    mükemmel olduğunun
    ve her açıdan tam olduğunun açık bir delilidir.

    Bundan dolayı–
    yazarın kendisi ne kadar kutsal olursa olsun–
    insan eserlerinin hiç birisini
    Kutsal Yazılar’a denk tutmamalıyız;

    Tüm insanlar doğasından ötürü yalancı,
    kibirliliğin kendisinden daha kibirli olduğu için
    ne bir geleneği,
    ne bir çoğunluk fikrini,
    ne bir kadimliği,
    ne bir kişinin ya da dönemin halefliğini-selefliğini,
    ne bir konseyi,
    ne bir kararnameyi,
    ne de bir resmi hükmü,
    çünkü gerçek her şeyin üzerinde olduğu için
    Tanrı’nın gerçeğini üstün tutarız.

    Bundan dolayı elçilerin;
    “Tanrı’dan olup olmadıklarını anlamak için
    ruhları sınayın;”4
    ve de
    “Eğer biri size gelir de bu öğretiyi getirmezse,
    kendisini evinize almayın,
    ona selam bile vermeyin;”5
    sözleriyle bizlere öğretmiş olduğu
    bu şaşmaz kurallar ile hem fikir olmayan
    her şeyi gönülden reddederiz.

    2 Galatyalılar 1:8-9;
    3 Tekvin 12:32; Vahiy 22:18-19;
    4 I.Yuhanna 4:1
    5 II.Yuhanna 10

    Bölüm 8 –Kutsal Üçlü Birlik
    Tüm bu gerçekler
    ve Tanrı’nın Söz’ü doğrultusunda,
    ifade edilemez özelliklerinde
    gerçekten, tamamen ve ebediyen ayrı olan–
    Baba,
    Oğul
    ve Kutsal Ruh
    isminde üç kişiden oluşan
    ancak tek bir öz olan
    tek bir Tanrı’ya inanırız.
    Baba;
    gözle görünen ve görünmeyen her şeyin
    sebebi
    başlangıcı
    ve kaynağıdır.

    Oğul;
    Baba’nın
    Sözü,
    hikmeti
    ve görünümüdür.

    Kutsal Ruh;
    Baba’dan ve Oğul’dan çıkan
    ebedi güç
    ve kudrettir.

    Bununla birlikte,
    Tanrı bu ayrım ile üçe bölünmez,
    Kutsal Yazılar bize
    Baba’nın ve Oğul’un ve Kutsal Ruh’un
    her birinin vasıflarından dolayı ayırt edilen
    varlıkları olduğunu
    buna rağmen bir şekilde,
    bu üç kişinin
    tek bir Tanrı olduğunu öğretir.

    Öyleyse,
    Baba’nın Oğul olmadığı,
    Oğul’un Baba olmadığı
    ve aynı şekilde Kutsal Ruh’un
    ne Baba ne de Oğul olduğu
    açıktır.

    Bununla birlikte,
    bu üç kişi
    ayrı olmalarına rağmen
    ne bölünmüştür
    ne birleştirilmiş ne de karıştırılmıştır.

    Beden alan Baba değil,
    Kutsal Ruh değil,
    sadece Oğul olmuştur.

    Bu üç kişi sonsuzluktan beri eşit,
    tek ve aynı özden oldukları için
    Baba ne Oğul’dan
    ne de Kutsal Ruh’dan
    hiçbir zaman ayrı olmamıştır.

    Ne birinci vardır ne de sonuncu,
    gerçekte ve kudrette,
    iyilikte ve merhamette
    bu üçü tektir.

    Bölüm 9 –Kutsal Üçlü Birliğe Kutsal Yazıları Tanıklığı
    Bildiklerimizin hepsi, .
    özelikle kendi içimizde hissettiklerimizden başka
    bu üçün işleyiş biçimlerinin yanında
    Kutsal Yazılar’ın tanıklığındandır.

    Kutsal Yazılar’ın,
    bu Kutsal Üçlü Birliğe
    inanmamızı öğreten tanıklığı
    Eski Antlaşma’nın bir çok yazılmıştır
    her birinin tek tek sayılmasına gerek yoktur,
    takdir ile aşağıdakiler seçilmiştir.

    Tekvin kitabında Tanrı der ki;
    “Tanrı, ‘İnsanı kendi suretimizde,
    kendimize benzer yaratalım.’
    Tanrı insanı kendi suretinde yarattı.
    Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu.
    İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.”6
    “Adem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu.”7

    Bundan (ayetlerden) görülüyor ki,
    “İnsanı kendi suretimizde,
    kendimize benzer yaratalım”
    dediğinde
    Tanrılığın içinde
    birden fazla kişi olduğu,
    “Tanrı insanı kendi suretinde yarattı”
    [denildiğinde] Tanrı’nın tekliği belirtilmektedir.

    Burada (ayetlerde)
    kaç kişi olduğunun belirtilmediği doğrudur–
    ancak bizler için Eski Ahit’de gizem olan
    Yeni Ahit’de gayet açıktır.

    Rabbimiz (İsa Mesih) Şeria ırmağında vaftiz olurken,
    Baba’nın şu sözleri duyulmuştur,
    «Sevgili Oğlum budur,»8
    Oğul suda iken,
    Kutsal Ruh, güvercin şeklinde görülmüştür.

    İsa Mesih tarafından, imanlıların vaftiz edilme usulü
    şu sözlerle öğretilmiştir:
    “Bütün ulusları
    Baba,
    Oğul,
    ve Kutsal Ruh’un
    adıyla vaftiz edin.”9

    İncil’in Luka kitabında,
    Cebrail, Rabbimizin annesi olan
    Meryem’e şunları söylemiştir:
    “Kutsal Ruh senin üzerine gelecek,
    en yüce Olan’ın gücü senin üstüne gölge salacak.
    Bunun için doğacak olana kutsal,
    Tanrı Oğlu denecek.”10

    Başka bir yerde şöyle der:
    “Rab İsa Mesih’in lütfu,
    Tanrı’nın sevgisi ve
    Kutsal Ruh’un paydaşlığı
    hepinizle birlikte olsun.”11

    Bu bölümlerin her birisinde,
    tek olan ve tek Tanrısal özde,
    üç kişi olduğu
    bizlere eksiksiz bir şekilde öğretilmektedir.
    Her ne kadar bu doktrin insan kavrayışının ötesinde olsa da,
    bununla birlikte şimdi
    Tanrı’nın Söz’ü aracılığı ile
    cennette
    bu öğretişten tam olarak zevk almayı ve bunu bilmeyi bekleyerek inanıyoruz.

    Daha da ötesi,
    bu üç kişinin bizimle ilgili kendine has
    işleyiş ve işlerini bilmemiz gerekir.
    Baba,
    kudretinden dolayı bizim Yaratıcımızdır.
    Oğul,
    kanından dolayı bizim Kurtarıcımız ve Bedelimizi Ödeyendir.
    Kutsal Ruh,
    yüreklerimizde yaşamasından dolayı bizi Kutsal Kılandır.

    Kutsal Üçlü Birlik doktrini,
    elçilerin zamanından günümüze dek,
    Yahudilere karşı, Müslümanlara karşı,
    kutsal babalar tarafından adil bir şekilde suçlanan
    Marsiyon,[2] Mani, [3] Praksiyas, [4]
    Sabelliyus, [5] Samoslu Pavlus, [6] Ariyus[7]
    ve bunlar gibi diğer
    sahte Hristiyan ve din düşmanlarına karşı
    gerçek kilise tarafından her zaman korunmuştur.

    Ve böylece
    bizler bu konu ile ilgili olarak üç ekümenik iman açıklamasını–
    Elçilerin İman Açıklaması, İznik İman Açıklaması, Atanasyan İman Açıklaması–
    ve kadim babaların bu iman açıklamaları ile uyum içerisinde olarak verdiği hükümleri
    gönüllü bir şekilde kabul ederiz.

    6 Tekvin 1:26-27
    7 Tekvin 3:22
    8 Matta 3:16-17
    9 Matta 28:19
    10 Luka 1:35
    11 II.Korintliler 13:14

    Bölüm 10 –İsa Mesih’in Tanrılığı
    Tanrısal doğasından dolayı İsa Mesih’in,
    Tanrı’nın tek Oğlu olduğuna inanırız–
    sonsuzluktan beri kendiliğinden var olduğundan,
    ne yapılmış ne yaratılmıştır,
    yoksa O bir yaratık olurdu.

    İsa Mesih, Baba ile aynı öze
    ve aynı sonsuzluğa sahiptir;
    Baba kişisinin tam suretidir,
    “Baba’nın görkeminin yansımasıdır”12
    her şeyde Baba’ya benzerdir.

    Aşağıdaki tanıklıkların
    hep beraber ele alındığında bizlere öğrettiği gibi
    sadece bizim doğamıza büründüğü zaman değil
    sonsuzluğun başından beri
    O Tanrı’nın Oğludur.

    Musa, “Tanrı dünyayı yarattı”13 demiştir;
    Yuhanna, “Her şey Söz’ aracılığıyla var oldu”14 deiyerek
    “Söz’ün” Tanrı olduğunu belirtmiştir.
    Elçi, Tanrı, Oğlu aracılığıyla evreni yarattı15 ve
    “Tanrı her şeyi İsa Mesih aracılığıyla yarattı”16 demiştir.

    Bu ayetlerden gördüğümüz gibi
    Tanrı, Söz, Oğul ve İsa Mesih denilen kişi,
    aracılığı ile her şey yaratılırken zaten [kendisi] vardı.
    Bundan dolayı Peygamber Mika, O’nun başlangıcı için şunu söylemiştir:
    “Onun kökeni öncesizliğe, zamanın başlangıcına dayanır.”17
    Elçi ise şunu söylemiştir:
    “Ne günlerinin başlangıcı, ne yaşamının sonu vardır.”18

    Tüm bunlardan dolayı,
    İsa Mesih gerçek ebedi Tanrı’dır,
    Bizim yalvardığımız,
    tapındığımız
    ve hizmet ettiğimiz
    Her Şeye Gücü Yetendir.

    12 Koloseliler 1:15; İbraniler 1:3
    13 Tekvin 1:1
    14 Yuhanna 1:3
    15 İbraniler 1:2
    16 Koloseliler 1:16
    17 Mika 5:2
    18 İbraniler 7:3

    #28775
    Anonim
    Pasif

    Bölüm 11 –Kutsal Ruh’un Tanrılığı
    Kutsal Ruh’un,
    sonsuzluktan beri Baba ve Oğul’dan geldiğine –
    oluşturulmadığına,
    yaratılmadığına,
    doğmadığına,
    sadece Baba ve Oğul’dan geldiğine
    inanırız ve itiraf ederiz.

    Sıralama bakımından Kutsal Ruh,
    Kutsal Üçlü Birliğin üçüncü kişisidir –
    Baba ve Oğul ile
    yücelikte
    ve görkemde
    tek ve aynı özdendir,

    Kutsal Yazılar’ın bize öğrettiği gibi
    Kutsal Ruh gerçek ve ebedi Tanrı’dır.

    Bölüm 12 –Yaratılış
    Baba’nın gökleri ve dünyayı ve içindeki her şeyi
    hiç yoktan
    ve kendisine hoş gelen bir şekilde
    Söz’ü–
    yani Oğlu
    aracılığı ile yarattığına inanıyoruz.

    O (Baba), bütün yarattıklarına
    varlıklarını, şekillerini, görünüşlerini
    ve Tanrı’ya hizmet etmeleri için
    değişik işlevlerini vermiştir.

    Şimdi bile
    O (Baba) varlıkları
    kendi sonsuz sağlayışına göre
    ve sınırsız kudretine bağlı olarak
    devam ettirir ve yönetir
    öyle ki, bu varlıklar insana hizmet edebilsin,
    öyle ki, insan da Tanrı’ya hizmet edebilsin.

    O (Baba) aynı zamanda
    kendine mesajcı olmaları
    ve seçilmişlere hizmet etmeleri için
    melekleri iyi olarak yaratmıştır.

    Onlardan (meleklerden) bazıları
    Tanrı’nın onları yarattığı üstünlükten
    sonsuz bozulmuşluğa düşmüşlerdir;
    Diğerleri ise
    Tanrı’nın lütfu sayesinde,
    dayanmışlar ve orijinal durumlarında kalmışlardır.

    Kötü ruhlar o kadar bozulmuşlardır ki,
    Tanrı’nın
    ve iyi olan her şeyin düşmanı olmuşlardır.
    Kiliseyi ve kilisenin her üyesini,
    bütün güçleri
    ve bütün hileli düzenleri ile
    yok etmek ve bozmak için
    hırsızlar gibi nöbette beklemektedirler.

    Böylece
    kendi kötülükleri yüzünden
    ebedi bir lanetlenmeye mahkum edilmişlerdir
    her gün çekecekleri azabı beklemektedirler.

    Bu yüzden bizler,
    ruhların ve meleklerin varlığını reddeden Sadukilerin
    ve aynı zamanda
    cinlerin kendi kendine var olduğunu savunan
    bozulma geçirmeden kendi doğalarında kötü olduklarını
    ileri süren Manicilerin[8]
    hatalarını şiddetle reddederiz.

    Bölüm 13 –Tanrı’nın Sağlayışı Doktrini
    İyi olan Tanrı,
    her şeyi yarattıktan sonra,
    bu yarattıklarını şansa ya da tesadüfe bırakmamıştır fakat
    onları kendi kutsal arzusuna göre
    yönlendirir ve yönetir.
    Bunu öyle bir şekilde yapar ki, dünya üzerindeki hiçbir şey
    O’nun sistemli düzeni dışında gerçekleşemez.

    Bununla birlikte Tanrı,
    gerçekleşen günahların ne yazarıdır
    ne de bu günahlar yüzünden suçlanacak olandır.
    O’nun gücü ve iyiliği
    o kadar yüce ve kavranılamayandır ki,
    cinler ve kötü insanlar adil olmayan işler yaparken bile
    Tanrı tüm bu işlerini en mükemmel ve adil bir biçimde düzenler ve uygular.

    Uygunsuz bir merak ile
    Tanrı’nın insan anlayışını ve
    bizim kavrama yeteneğimizi aşan işlerini
    sorgulama niyetinde değiliz.
    Ancak tüm yumuşaklık ve hürmetimizle
    Tanrı’nın bizden saklı olan
    adil yargılarını hayranlıkla seviyoruz,
    İsa Mesih’in birer öğrencileri olmaktan
    hoşnut oluyoruz,
    bizlere Söz’ünde göstermiş oldukları ile yetiniyoruz
    ve o sınırları aşmıyoruz.

    Bu doktrin bizlere tarifsiz bir esenlik verir
    bizlere hiçbir şeyin tesadüfi olamayacağını,
    her şeyin sadece göklerdeki lütufkar Babamızın
    düzenlemelerine göre gerçekleşeceğini öğretir.
    O, bizleri bir Baba şefkati ile gözetir,
    tüm yaratıkları hükmü altında tutar,
    Babamızın arzusu olmadıkça
    ne başımızdan bir tel saç,
    (ki hepsi tek tek sayılıdır)20
    ne de göklerdeki küçük bir kuş
    yere düşebilir.

    Bizler bu düşünce ile huzur buluruz,
    biliriz ki, Babamızın kontrolü altında olan
    ne cinler ne de düşmanlarımız
    O’nun izni ve isteği olmadıkça
    bize zarar veremez.

    Bu yüzden
    Tanrı hiçbir şeye karışmaz
    ve her şeyi şansa bırakmıştır
    diyen Epikürcülerin[9] lanetli hatasını reddederiz.

    20 Matta 10:29-30

    Bölüm 14 –İnsanın Yaratılması ve Günaha Düşmesi
    Tanrı’nın insanı topraktan yarattığına
    onu kendi suretinde ve benzeyişinde –
    [insanı] iyi, adil ve kutsal olarak;
    Tanrı’nın isteği olan her şeyi
    kendi iradesi ile yerine getirebilecek bir biçimde
    oluşturup şekillendirdiğine inanırız.

    Ancak insan onur içinde iken
    ne bunu anladı21
    ne de üstünlüğünü fark etti.
    Kulağını şeytanın sözlerine vererek,
    istekli bir biçimde kendisini günaha kurban etti,
    ve bunun sonucu olan ölümü ve laneti üzerine aldı.

    Tanrı’dan almış olduğu
    yaşam ile ilgili buyruğu çiğnedi,
    günahı ile gerçek yaşam olan Tanrı’dan ayrıldı
    ve bütün doğası tamamıyla bozuldu.

    Kendisini günahlı yapan insan,
    tüm yollarında kötü,
    bozuk
    ve sapkın olup
    fiziksel ve ruhsal ölüme maruz kaldı.
    Tanrı’dan almış olduğu
    bütün üstün hediyeleri kaybetti,
    ve kendisini mazeretsiz bırakacak olan
    tutabildiği ufak kırıntılar hariç
    hiçbirisine sahip çıkamadı.

    Daha da ötesi, Kutsal Yazılar’ın bize öğrettiği gibi
    içimizdeki bütün aydınlık karanlığa dönüştü:
    “Işık karanlıkta parlar
    ve karanlık onu alt edememiştir.”22
    Bu ayetlerde Yuhanna, insanı “karanlık” olarak nitelemiştir.

    Bu yüzden insanın özgür iradesi olduğuna dair
    her türlü öğretiyi reddederiz
    insan günahın kölesi olduğundan
    kendisine “gökten verilmedikçe”23
    hiçbir şey yapamaz.

    İsa Mesih’in,
    “Baba bir kimseyi bana çekmedikçe,
    o kimse bana gelemez”24
    şeklindeki sözlerinden sonra
    kim iyi bir iş yaptığını öne sürüp böbürlenebilir ki?

    “Benliğe dayanan düşünce Tanrı’ya düşmandır”25
    ayetini anlayan bir kişi
    kendi iradesini nasıl yüceltebilir ki?
    “Doğal haliyle kişi, Tanrı’nın Ruhuyla ilgili gerçekleri kabul etmez”26
    gerçeği karşısında,
    hangi insan kendi bilgeliğinden bahsedebilir ki?

    Kısaca,
    kendimiz hakkında, kendi kendimize,
    “tek bir düşünce bile düşünemeyeceğimizi”
    ve “bizi yeterli kılanın Tanrı”27 olduğunu bilen
    bizler bir fikir üretebilir miyiz?

    Ve bundan dolayı
    elçinin söylediği
    doğruluk içeren şu sözleri
    sıkı ve sağlam bir şekilde durması gerekir:
    “Çünkü kendisini hoşnut eden şeyi hem istemeniz,
    hem de yapmanız için sizde etkin olan Tanrı’dır”28

    “Bensiz hiçbir şey yapamazsınız”29
    diyen İsa Mesih’in öğretişine göre,
    O’nun işi olmadıkça
    insanın anlayışı ve isteği
    Tanrı’nın anlayışı ve isteği ile aynı olamaz.

    21 Mezmur 49:20
    22 Yuhanna 1:5
    23 Yuhanna 3:27
    24 Yuhanna 6:44
    25 Romalılar 8:7
    26 I.Korintliler 2:14;
    27 II.Korintliler 3:5
    28 Filipililer 2:13
    29 Yuhanna 15:5

    Bölüm 15 –Orijinal (ilk) Günah Doktrini
    Adem’in itaatsizliğinden dolayı
    orijinal günahın
    bütün insan ırkına yayıldığına inanırız.

    Orijinal günah bütün doğanın bozulmasıdır–
    annelerinin karnındaki
    küçük bebekleri bile etkileyen bozulmuşluk mirası,
    insanların içinde
    her türlü günahı üreten bir köktür.
    Bundan dolayı Tanrı’nın gözünde
    günah o kadar iğrenç, o kadar kötüdür ki,
    tüm insan ırkını mahkum etmek için yeterlidir.
    vaftizle bile
    tamamen kalkmaz,
    kökleri sökülmez,
    zehirli bir pınar gibidir
    günah ondan sürekli olarak kaynar.

    Buna rağmen orijinal günah,
    Tanrı’nın lütfu ve merhameti ile
    affedilmiş olan Tanrı’nın çocuklarının üzerine
    bir mahkumiyet getiremez–
    ancak bu onları rehavete (uykuya) kaptırmamalı,
    “ölüme götüren bu bedenden”30
    sıklıkla kurtulmayı arzulayıp
    inlemelerine rağmen
    bu yozluğun her an bilincinde olmalıdırlar.

    Bundan dolayı,
    günahın taklit etme olayından başka bir şey olmadığını ileri süren
    Pelagiyusçuların[10] hatalarını reddederiz.

    30 Romalılar 7:24

    Bölüm 16 –Seçilmişlik
    İlk insan olan Adem’in
    günahı yüzünden,
    onun bütün soyu
    yok oluşa ve mahvoluşa düşmüşken–
    Tanrı’nın kendisini olduğu gibi,
    merhametli ve adil olarak gösterdiğine inanırız.

    Rabbimiz İsa Mesih’te,
    mahvoluştan kendisine çektiği ve kurtardığı kişileri
    işlerine bakmaksızın
    Kendi saf iyiliğinden dolayı
    ebedi ve değişmez olan hükmü ile
    belirleyip seçen
    Tanrı merhametlidir.

    Geriye kalan kişileri,
    kendilerini batırdıkları mahvolmaya ve düşmeye bırakmakta
    Tanrı adildir.

    Bölüm 17 –Düşmüş İnsanın Kurtulması
    İyi olan Tanrımızın,
    muhteşem hikmeti ve iyiliği sayesinde,
    insan O’ndan titreyerek
    kaçmasına rağmen,
    kendisini hem fiziksel hem de ruhsal ölümün altına koyan
    ve kendisini tamamen sefalete düşüren adamı görerek,
    arayıp ve bulduğuna inanırız.

    Tanrı,
    “kadından doğacak olan”31
    Oğlunu vaat ederek
    yılanın başını ezeceğini 32
    ve aracılığı ile [insanı] bereketleyeceğini söyleyerek
    insanı teselli etmiştir.

    31 Galatyalılar 4:4
    32 Tekvin 3:15

    Bölüm 18 –İsa Mesih’in Beden Alması
    Tanrı’nın,
    tek ve ebedi Oğlu’nu
    kendi belirlediği zamanda
    dünyaya göndererek,
    kutsal peygamberlerin ağzından
    kadim atalara verdiği vaadi yerine getirdiğini
    itiraf ederiz.

    Kutsal Ruh’un gücü sayesinde,
    bir erkeğin katkısı olmadan
    kutsanmış Bakire Meryem’in rahminde oluşan,
    günah hariç
    tüm zayıflıkları ile
    tam gerçek insan doğasını alan Oğul;
    “kul özünü aldı”
    ve “insan benzeyişinde doğdu”33

    ve O (Oğul), sadece bedensel olarak insan doğasını almakla kalmadı,
    gerçek bir insanoğlu olabilmek için
    aynı zamanda gerçek bir insan ruhu da aldı.
    Bedenle birlikte ruh da kaybedildiği için,
    O (Oğul)her ikisini de kurtarmak amacıyla
    ikisini de üzerine aldı.

    Mesih’in annesinden insan bedeni aldığını
    reddeden Anabaptislerin delaletine karşı
    şu gerçekleri itiraf ederiz;
    O (Oğul) “çocuklarla aynı eti ve kanı aldı”;34
    bedence “Davut’un soyundan gelen birisi”;35
    “bedence Davut’un soyundan doğan”;36
    “bakire Meryem’in rahminin ürünü”;37
    “kadından doğan”;38
    “Davut’un soyundan”;39
    “İşay’ın kökünden”40
    “Yahuda oymağından”41
    Bedence Yahudilerin soyundan geldiğinden;
    “İbrahim’in soyundandır”
    “İbrahim’in soyunun bedenini almıştır”
    ve “günah dışında her yönden kardeşlerine benzeyen”42 biridir.

    İşte bu yüzden O [İsa Mesih], bizim gerçek “İmanuel’imizdir”
    “İmanuel, `Tanrı bizimle’ demektir.”43

    33 Filipililer 2:7
    34 İbraniler 2:14-15;
    35 Elçilerin İşleri 2:30
    36 Romalılar 1:3
    37 Luka 1:42
    38 Galatyalılar 4:4
    39 II.Timoteyus 2:8
    40 Romalılar 15:12
    41 İbraniler 7:14
    42 İbraniler 2:17; 4:15
    43 Matta 1:23

    Bölüm 19 –Mesih’in İki Doğası
    Bu şekilde beden almış olan Oğul kişisinin
    ayrılamaz bir biçimde
    insan doğası ile
    birleştiğine inanırız;
    Tanrı’nın iki Oğlu olmamıştır,
    iki ayrı kişi değil
    ancak iki ayrı doğa tek bir kişide
    her bir doğa kendi özgün niteliklerini kaybetmeyecek bir biçimde birleşmiştir.

    Bu ilahi doğa (Oğlun Tanrı doğası), her zaman yaratılmamış olarak kalmıştır,
    yeryüzünü ve cennetti doldurarak
    ne günlerinin başlangıcı, ne yaşamının sonu vardır.44

    Oğul insan doğası niteliklerini kaybetmemiştir,
    yaratılmış olanın özelliklerine sahip olmaya devam edecektir–
    günlerinin başlangıcı vardır;
    ebedi olmayan bir doğası vardır
    gerçek bir bedenin kısıtlamaları altındadır.
    O (Oğul)
    diriliş aracılığı ile
    ölümsüzlüğü vermiş olsa bile
    insan doğasının gerçekliği
    buna rağmen değişmemiştir
    çünkü bizlerin kurtuluşu ve dirilişi
    bu bedenin gerçekliğine dayanmaktadır.

    Bu iki doğa,
    tek bir kişide öyle bir birleşmiştir ki,
    ölüm bile bu iki doğayı birbirinden ayıramamıştır.

    Buna göre
    ölürken Baba’ya adamış olduğu
    gerçek bir insan ruhu bedenini terk etti
    Bu arada O’nun (Oğul’un) Tanrı doğası
    mezarda yatarken bile
    insan doğası ile olan birleşmişlikte kaldı;
    küçük bir çocukken bile
    O’nun Tanrılığı hiçbir zaman O’ndan ayrılmayıp
    ancak bir süre için kendisini ortaya koymadı.

    O’nun (İsa Mesih) gerçek Tanrı ve gerçek insan olduğunu
    itiraf etmemizin sebepleri bunlardır:
    kudreti ile
    gerçek Tanrı ölüme zafer kazansın.
    ve bedeninin güçsüzlüğü içindeki
    gerçek insan bizim için ölebilsin.

    44 İbraniler 7:3

    Bölüm 20 –Tanrı’nın Mesih’teki Adaleti ve Merhameti
    Mükemmel bir biçimde merhametli
    ve adil olan
    Tanrı’nın
    en acı ıstırapla ve ölümle
    günahın cezasını taşısın diye
    kendi Oğlu’nu itaatsizliğin işlendiği doğayı alması için
    gönderdiğine inanırız

    Böylece Tanrı adaletini
    bizim günahlarımızı üstlenen Oğluna bildirmiştir.
    ve suçlu ve lanetlenmeyi hakketmiş olan bizlere
    iyiliğini ve merhametini dökerek
    en mükemmel sevgi aracılığıyla
    Oğlu’nu bizim için ölüme vererek,
    O’nun aracılığı ile
    bizlerin sonsuz yaşamı olsun
    ve ölümsüzlüğe sahip olalım diye
    aklanmamız için
    O’nu ölümden diriltti.

    #28776
    Anonim
    Pasif

    Bölüm 21 –Kefaret
    bir ant ile belirlenmiş olan–
    Melkisedek düzenine göre–
    İsa Mesih’in sonsuza kadar baş kahin olduğuna;
    peygamberlerin önceden bildirdikleri gibi
    bizlerin günahlarını temizlemek için
    çarmıh ağacı üzerinde
    kendi kendini sunarak
    ve değerli kanını dökerek
    Baba’nın gazabını
    tam bir tatmin ile yatıştırmak için
    bizim yerimize
    Baba’sının önünde,
    kendi kendini sunduğuna inanırız.

    [Kutsal Yazılar’da] şöyle yazılmıştır:
    “esenliğimiz için gerekli olan ceza”
    Tanrı’nın Oğlu üzerine konuldu
    ve “bizler onun yaralarıyla şifa bulduk.”
    “Kesime götürülen kuzu gibi” ölüme götürüldü;
    “başkaldıranlarla bir sayıldı,”45
    masumiyeti Pilatus tarafından
    beyan edilmiş olsa da
    Pontiyus Pilatus tarafından bir suçlu olarak mahkum edildi.

    Çalmadığı malı
    geri verdi46
    ve “doğru kişi olarak doğru olmayanlar uğruna,”47
    hem bedence hem ruhça acı çekti.
    Günahlarımız için talep edilen
    korkunç cezayı hissettiği zaman
    “teri, toprağa düşen
    iri kan damlalarına benziyordu.”48
    “Tanrım, Tanrım, beni niçin terk ettin?”49 diye bağırdı.

    Bizim günahlarımızın affedilmesi için
    tüm bunlara katlandı.

    Bu yüzden elçi Pavlus gibi bizlerinde,
    “İsa Mesih’ten ve O’nun çarmıha gerilmiş olmasından
    başka bir şey bilmemeye”50
    kararlı olmamız doğru olacaktır çünkü
    Rabbimiz “İsa Mesih’i tanımanın üstün değeri yanında her şeyi süprüntü”51 sayarız.
    Bütün teselliyi O’nun yaralarında buluruz,
    Tanrı ile barışmak için,
    sonsuza dek
    inananları mükemmel yapan
    tek bir kez için
    sadece bir kurbandan
    başka araçlar aramak ya da yaratmak ihtiyacında değiliz

    İşte bu yüzden
    İsa, Tanrı’nın meleği,
    yani “Kurtarıcı” diye çağrılır–
    “çünkü halkını günahlarından
    kurtaracak olan O’dur.”52

    45 İşaya. 53:4-12
    46 Mezmur 69:4
    47 I.Petrus 3:18
    48 Luka 22:44
    49 Matta 27:46
    50 I.Korirntliler 2:2
    51 Filipililer 3:8
    52 Matta 1:21

    Bölüm 22 –İmanla Aklanma
    Bu büyük gizemin gerçek bilgisini elde etmemiz için
    tüm faziletleri ile
    İsa Mesih’e sarılan
    ve O’nu kendisine ait kılan
    ve O’ndan ayrı olarak
    başka bir şeyi aramayan
    Kutsal Ruh’un yüreklerimizde gerçek bir iman ateşi yaktığına
    inanırız.

    Buna göre,
    kurtuluşumuzla ilgili talep edilen her şey
    ya Mesih’te değildir;
    ya da eğer her şey Mesih’te ise
    o zaman iman ile kim Mesih’e sahip ise
    onun tam bir kurtuluşu vardır.

    Bundan dolayı,
    Mesih’in yeterli olmadığını
    Aynı zamanda başka şeylerin de gerekli olduğunu söylemek r
    Tanrı’ya karşı yapılmış en büyük hakarettir–
    Ki, bu doğru olsaydı
    İsa Mesih sadece yarım bir kurtarıcı olacaktı.
    Bu nedenle Pavlus’un da söylediği gibi
    aklanmamız “sadece imanla”53
    ya da “işlerden bağımsız” imanla gerçekleşmektedir.

    Ancak,
    daha da uygun bir şekilde ifade etmek gerekirse,
    bizleri kurtaran imanın kendisidir
    demek istemiyoruz–
    iman yalnızca
    doğruluğumuz olan İsa Mesih’e
    sarılmamız için gerekli bir araçtır.

    bizler için ve bizim yerimize
    bütün kutsal işlerini yapmış olan
    ve tüm faziletleri bizler için mümkün kılan
    İsa Mesih doğruluğumuzdur.
    Ve iman ise,
    O’nunla (Mesih ile)
    ve O’nun bütün yararları ile bizleri paydaş kılan bir araçtır.

    O yararlar bizim olduğunda
    bizim günahlarımızın
    temizlenmesi için gerekenden fazladır

    53 Romalılar 3:28

    Bölüm 23 –Günahkarların Aklanması
    İsa Mesih aracılığı ile
    bereketlenmemizin günahlarımızın bağışlanmasında yattığına
    ve bu sayede doğruluğumuzun Tanrı önünde olduğuna
    Davut’un ve Pavlus’un da öğrettiği gibi,
    işlerden ayrı olarak
    Tanrı’nın doğruluk verdiği 54
    insanın bereketlenmiş olduğuna inanırız.

    Aynı elçinin söylediği gibi
    “karşılıksız olarak” ya da “lütuf ile”
    Mesih’in bedel ödemesi aracılığı ile aklandık.55
    Bundan dolayı sonsuza dek sağlam olan
    bu temeli sıkı tutuyoruz
    Bütün yüceliği Tanrı’ya vererek,
    kendimizi alçaltarak,
    ne olduğumuzun bilerek;
    faziletlerimiz ya da kendimiz için bir hak talep etmeyerek
    ve kendisine iman ettiğimizde
    çarmıha gerilmiş Mesih’in itaatinin bizim olduğuna
    dayanıp ve güveniriz.

    Bu bütün günahlarımızı örtmek
    ve bundan bizi emin kılmak için
    Tanrı’nın gelişi karşısında,
    kendisini incir yaprağı ile örtmeye çalışırken titreyen
    ilk atamız Adem’in yaptığını yapmaksızın
    vicdanlarımızı korkudan, dehşetten ve terörden
    özgür kılmaya yeterlidir.

    Aslında
    Tanrı’nın karşısına–
    ne kadar küçük olursa olsun–
    kendimize ya da başka bir yaratığa
    güvenerek çıkmaya kalksaydık,
    o zaman, vay bize, yutulurduk (yok olurduk).

    İşte bu yüzden herkes Davut ile bu sözleri söylemelidir:
    “Rab, kulunla yargıya girme,
    çünkü hiçbir canlı senin karşında aklanmaz”56

    54 Mezmur 32:1-2; Romalılar 4:6
    55 Romalılar 3:24
    56 Mezmur 143:2

    Bölüm 24 –Günahkarların Kutsallaşması
    Tanrı’nın Söz’ünün duyulmasıyla
    ve Kutsal Ruh’un işleyişi ile insanda oluşan
    bu gerçek imanın
    insana yeniden doğuş verdiğine ve onu “yeni bir insan”57 yaparak
    onun “yeni bir yaşam”58 sürmesini sağladığına
    ve günahın köleliğinden özgür kıldığına
    inanırız.

    Bundan dolayı,
    bu aklayıcı iman
    insanları dindar ve kutsal bir yaşam sürmekten
    soğutmak yerine,
    tam aksine,
    insanların içinde öyle bir şekilde işler ki,
    ondan ayrı olarak
    kendilerine olan sevgilerinden
    ve yargılanma korkusundan kaynaklanan işleri yapacaklarına
    Tanrı sevgisine dayanan işleri yaparlar.

    İşte bu yüzden,
    bu kutsal imanın insan için meyvesiz olması imkansızdır,
    Bahsettiğimiz iman boş olan değil
    Kutsal Yazılar’ın,
    “sevgiyle etkin olan iman”59 olarak bahsettiği
    Tanrı’nın Söz’ünde
    insanın kendi kendine yapmasını
    buyurduğu işleri etkin kılan imandır.

    İmanın iyi kökünden kaynaklanan
    bu işler,
    O’nun lütfu ile kutsandığı için
    Tanrı gözünde iyi ve kabul edilebilirdir.
    Ancak bu işler
    bizim aklanmamız için sayılmazlar–
    çünkü bizler sadece İsa Mesih’e olan imanımızla
    iyi işler yapmadan önce bile aklandık.
    Eğer ilk olarak ağaç iyi değil ise,
    bizim iyi işlerimizde ağacın meyvesinden
    daha iyi olamazdı

    Buna göre iyi işler yaparız,
    ancak bu iyi işler bize bir hak kazandırmaz–
    o zaman neyi hak ederiz?
    Hatta yaptığımız iyi işler ile
    O’nun bize değil,
    bizim Tanrı’ya borcumuz vardır,
    çünkü O “kendi iyi isteğine göre
    hoşnut olduğu şeyi istememiz ve yapmamız için bizde çalışır”60
    Şu yazılanları aklınızda tutun:
    “Siz de böylece, size verilen buyrukların
    hepsini yerine getirdikten sonra, `Biz değersiz kullarız;
    sadece yapmamız gerekeni yaptık’ deyin.”61

    Ancak Tanrı’nın iyi işleri ödüllendirdiğini de
    inkar etmek istemiyoruz–
    fakat bu işler O’nun lütfu ile
    O armağanlarını taçlandırır.

    Daha da ötesi,
    iyi işler yapsak bile
    kurtuluşumuzu onların üzerine dayandırmayız;
    çünkü cezalandırılmayı hakketmiş olan
    ve benliğimizin kirletmediği
    bir iş yapamayız.
    Eğer bir tane bile [iyi iş] gösterebilseydik,
    tek bir günahımızı bile hatırlaması
    Tanrı’nın o işi reddetmesi için yeterliydi

    sürüklenip savrularak
    hiç güvencemiz olmaksızın
    her zaman şüphe içinde olacaktık,
    eğer Kurtarıcımızın acı çekmesinin ve ölümün
    sağladığı yararlara dayanmasaydık
    bizlerin zavallı vicdanına sürekli bir eziyet edilecekti.

    57 II.Korintliler 5:17
    58 Romalılar 6:4
    59 Galatyalılar 5:6
    60 Filipililer 2:13
    61 Luka 17:10

    Bölüm 25 –Yasanın Tamamlanması
    İsa Mesih’in gelişi ile,
    yasanın törensel ve sembolik anlamının bittiğine,
    ön bildirilerin sona erdiğine
    Hristiyanlar arasında
    yürürlükten kaldırılması gerektiğine
    inanıyoruz.
    Ancak tüm bunların gerçeği özü
    kendisinde tamamlanmış olan
    İsa Mesih’te bizim için saklıdır.

    Bununla birlikte,
    yasa ve peygamberlerden alınmış tanıklıkları
    Müjde’de bizi onaylasın
    ve yaşamlarımızı tam bir doğruluk ile düzensin diye
    Tanrı’nın isteğine göre
    Tanrı’nın yüceliği için
    kullanmaya devam ediyoruz

    Bölüm 26 –Mesih’in Aracılığı
    Tek ve biricik Aracımız ve Yakarışçımız
    Adil olan İsa Mesih olmadıkça,
    kimsenin Tanrı’ya gelemeyeceğine inanırız.62

    Bu sebepten bizler insan olarak İlahi Yüceliğe girelim diye
    Tanrısal ve insani doğa birlikte birleşerek
    O insan oldu.
    Aksi takdirde bizler [İlahi Yüceliğe] giremeyecektik.

    Baba’nın kendisi ve biz arasında atamış olduğu
    Fakat bu Aracı
    bizleri yüceliği ile korkutmasın,
    öyle ki, bizler kendi düşüncemize göre
    başka birini aramayalım.
    Çünkü ne cennetteki ne de dünyadaki varlıklar arasında
    bizleri İsa Mesih’ten daha fazla
    seven herhangi yoktur.
    Kendisi, “Tanrı özüne sahip olduğu halde,”
    buna rağmen “yüceliğinden soyunarak
    bizler için “bir insan” ve “bir hizmetçi” özünü aldı63
    ve kendisini “her yönden kardeşlerine”64 benzetti.

    Başka bir aracı bulmak zorunda olduğumuzu farz edelim.
    Bizler “Tanrı’nın düşmanlarıyken” 65 bizim için
    canını verenden daha çok kim bizi sevebilir ki?
    Saygın ve güçlü bir aracı bulmak zorunda olduğumuzu farz edelim.
    “Baba’nın sağında”66
    oturandan daha fazla kimin saygınlığı ve gücü var ki?
    ve “gökte ve yeryüzünde”67
    kendisinde tüm güç olandan başka kim var?
    Tanrı’nın biricik Oğlu’ndan başka
    sözü daha çok dinlenecek kim olabilir ki?

    Buna göre katıksız bir inançsızlığın uygulamaları
    azizleri onurlandırması gerekirken
    tersine onlara onursuzluk getirmiştir.
    Bunlar azizlerin asla yapmadıkları ve talep etmedikleri şeylerdi
    görevini yerine getiren azizlerin
    yazılarında görüldüğü gibi
    onlar böyle bir uygulamayı sürekli olarak reddettiler.

    Yalvarmaya layık olmadığımızı
    söylememeliyiz–
    meselemiz dualarımızı kendi saygınlığımıza
    dayandırarak sunma meselesi değil,
    iman aracılığı ile
    bizlerin doğruluğu olan
    Mesih İsa’nın
    sadece saygınlığına ve mükemmelliğine
    dayanarak dualarımızı sunma meselesidir.

    Bu aptalca korkuyu–
    yani inançsızlığı–
    atmamızı haklı sebeplerden dolayı isteyen elçi
    İsa Mesih’in, “her yönden kardeşlerine benzemesi” gerektiğini
    bize söylüyor,
    öyle ki, Tanrı’ya olan hizmetinde
    merhametli ve sadık başkâhin olup
    halkının günahlarını paklayabilsin68
    Çünkü kendisi acı çekerek
    sınandığına göre,
    sınananlara
    yardım edebilir.69

    Daha da ötesi,
    bizleri Tanrı’ya yaklaşma konusunda
    teşvik etmek için
    elçi böyle diyor:
    “Gökleri aşmış olan büyük başkâhinimiz
    Tanrı’nın Oğlu İsa varken,
    açıkça benimsediğimiz inanca sımsıkı sarılalım.
    Çünkü zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan değil,
    tersine, her alanda
    bizim gibi sınanmış,
    yine de günah işlememiş
    bir başkâhinimiz vardır.
    Bu nedenle
    merhamete ermek
    ve gerektiğinde bize yardım edecek lütfa kavuşmak için
    Tanrı’nın lütuf tahtına
    cesaretle yaklaşalım”70

    Aynı elçi şöyle söylüyor:
    “İsa’nın, kendi kanı sayesinde
    kutsal yere girmeye özgürlüğümüz vardır.
    İmanın
    verdiği tam güvenceyle,
    gidelim”71

    Aynı şekilde,
    “Mesih’in kâhinliği sonsuzdur.
    Bu nedenle
    O’nun aracılığıyla Tanrı’ya yaklaşanları
    tamamen kurtarabilir,
    çünkü onlara aracılık etmek için hep yaşamaktadır”72

    Daha fazla neye ihtiyacımız var?
    İsa Mesih’in kendisi beyan ediyor:
    “Yol, gerçek ve yaşam ben’im;
    Benim aracılığım olmadan
    Baba’ya kimse gelemez.”73
    Niçin bir başka
    aracı arayalım?

    Oğlu’nu bize Aracımız olarak vermek
    Tanrı’yı hoşnut ettiğine göre
    bir başkası için O’nu terk etmeyelim–
    ki, o başkasını arasak da asla bulamayız.
    Çünkü Tanrı, Oğlu’nu bize verdiğinde
    günahlı olduğumuzu iyi biliyordu.

    Bundan dolayı,
    bizlere Rab’bin Duasında öğrettiği gibi,
    Mesih’in buyruğuna itaat ederek,
    tek Aracımız olan
    Mesih aracılığında
    O’nun adıyla
    Baba’dan isteyeceğimiz her şeyi
    Alacağımızdan emin olarak
    Göklerdeki Babamızı çağırırız

    62 I.Yuhanna 2:1
    63 Filipililer. 2:6-8
    64 İbraniler 2:17
    65 Romalılar 5:10
    66 Romalılar 8:34; İbraniler 1:3
    67 Matta 28:18
    68 İbraniler 2:17
    69 İbraniler 2:18
    70 İbraniler 4:14-16
    71 İbraniler 10:19, 22
    72 İbraniler 7:24-25
    73 Yuhanna 14:6

    Bölüm 27 –Kutsal Katolik (Evrensel) Kilise
    Tek bir katolik ya da evrensel kilise dediğimiz–
    İsa Mesih’te tam olan kurtuluşlarını bekleyen
    O’nun kanı ile yıkanmış,
    Kutsal Ruh tarafından kutsanmış ve mühürlenmiş,
    gerçek Hristiyan imanlıların
    kutsal bir cemaatine ve topluluğuna
    inanıyor ve itiraf ediyoruz.

    tebaasız bir halk olamayacağına göre
    İsa Mesih ebedi Kral olması
    gösteriyor ki,
    bu kilise dünyanın başından beri var olmuştur
    ve sonuna kadar da var olacaktır.

    Bu kutsal kilise,
    bir süre için
    insanların gözünde
    çok küçük
    ya da sönmüş gibi gözükse de–
    tüm dünyanın hiddetine karşı
    Tanrı tarafından korumaktadır.

    Örneğin
    Ahav zamanında çok tehlikeli bir dönemde
    Rab, İsrail’de Baal’ın önünde diz çökmemiş
    yedi bin kişiyi74 korumuştur.

    Böylece bu kutsal kilise,
    belli bir yere ya da halk ile kısıtlı olmadı
    ya da sınırlanıp
    bağımlı olmadı.
    Tüm dünyaya
    yayılmış ve dağılmış olmasına rağmen
    imanın gücü sayesinde,
    tek ve aynı Ruh’ta
    yürekte ve arzuda
    birleşmiş ve bağlanmıştır

    74 I.Krallar 19:18

    Bölüm 28 –Kilise Üyelerinin Zorunlulukları
    Bu kutsal cemaat ve topluluk
    kurtulmuş olanların bir araya gelmesiyle oluştuğundan
    ve kilisenin dışında bir kurtuluş olmadığına göre
    kimsenin kiliseden çekilmemesi,
    kişinin durumu ya da statüsü ne olursa olsun
    kimsenin kendisiyle yetinmemesi
    gerektiğine inanıyoruz.

    Aynı bedende
    birbirlerinin üyeleri olarak
    Tanrı’nın kendilerine verdiği armağanlara göre
    onun talimatlarına ve disiplinine uyarak
    İsa Mesih’in boyunduruğuna boyun eğerek
    ve birbirlerini bina etmek için hizmet ederek
    kiliseye bağlanmaya ve birleşmeye
    kilisenin birliğini korumaya
    tüm insanlar mecburdurlar.

    kilisenin dışındaki kimselerden
    kendi kendilerini ayırarak
    Tanrı’nın kiliseyi kurduğu yer nerede olursa olsun
    bu topluluğa katılmak için
    sivil otoriteler ve resmi hükümlerle yasaklamış da olsa
    cezası fiziksel ve hatta ölümle bile sonuçlansa
    Tanrı’nın Söz’üne göre
    bu birliği daha etkin bir biçimde korunmak
    bütün inananların görevidir,

    Ve böylece
    kiliseden kendilerini çeken
    ya da kiliseye katılmayan herkes
    Tanrı’nın düzenine karşı hareket eder.

    Bölüm 29 –Gerçek Kilisenin Özellikleri
    Dünya üzerindeki bütün I]“hristiyan”[/I inanış biçimlerinin
    “kilise” ismini kullanmayı kendilerine hak saydıkları günümüzde
    Tanrı’nın Söz’ü aracılığı ile
    gerçek kilisenin ne olduğunu
    gayretle ve dikkatlice
    ayırt etmek zorunda olduğumuza inanıyoruz.

    Burada kilisedeki iyi olanların arasına
    karışmış olan iki yüzlüler grubunu konuşmuyoruz,
    bu kişiler fiziksel olarak kilisede olsalar bile
    asla [gerçek] kilisenin parçası değillerdir.
    Fakat konuştuğumuz şey
    gerçek kilisenin bedeninin ve paydaşlığının
    kendilerine “kilise” diyen [diğer] inanışlardan ayırt edilmesidir.

    Gerçek kilise,
    aşağıdaki özelliklere sahip olmasıyla tanınabilir:
    Kilise
    Müjde’nin pak vaazı ile meşguldür;
    Mesih’in teşkil ettiği şekilde
    pak sakramentlerin uygulanmasını sağlar;
    hataları düzeltmek için
    kilise disiplinini uygular.
    Kısacası, Tanrı’nın pak Söz’üne uygun olarak
    buna zıt olan her şeyi reddeder
    ve tek Baş olarak İsa Mesih’i tutarak
    kendi kendini yönetir.
    Bu özellikler sayesinde bir kişi
    gerçek kiliseyi tanıma konusunda emin olabilir–
    ve hiç kimse bu kiliseden ayrılmamalıdır.

    Kiliseye üye olabilecek kişilere gelince,
    Hristiyan olmanın işaretleri aracılığı ile onları tanıyabiliriz:
    açık bir şekilde iman
    tek ve biricik Kurtarıcı olarak
    İsa Mesih’i kabul ettikten sonra
    ve günahtan kaçmak ve doğruluğu takip etmek.
    Sağa sola sapmadan,
    gerçek Tanrı’yı ve komşularını severek,
    benliği ve benliğin işlerini kurban ederler.

    İçlerinde büyük bir zayıflık olmasına rağmen
    Kutsal Ruh aracılığı ile
    bütün yaşamları boyunca
    kendisine olan iman ile
    günahların bağışlanmasına sahip oldukları
    İsa Mesih’in itaati, ölümü, acıları ve kanı ile
    her zaman yalvararak
    ona karşı savaşır

    Sahte kiliseye gelince,
    Tanrı’nın Söz’ünden daha
    kendisine ve kendisinin düzenlemelerine yetki verir;
    Mesih’in boyunduruğuna
    boyun eğmeyi istemez;
    Mesih’in Söz’ünde buyurduğu gibi
    Sakramentleri uygulamaz;
    bunların yerine hoşnut oldukları bir biçimde
    onlara (sakramentler) ekleyip çıkarırlar;
    İsa Mesih’ten daha fazla
    insan üzerine kuruludur;
    Tanrı’nın Söz’üne göre kutsal yaşam sürenleri
    ve kusurlarını, aç gözlülüğünü ve putperestliğini azarlayanlara
    zulmeder.

    Bu iki kiliseyi
    hem tanımak
    hem de birbirinden
    ayırt etmek kolaydır

    #28777
    Anonim
    Pasif

    Bölüm 30 –Kilisenin Yönetimi
    Bu gerçek kilisenin,
    Rabbimizin Söz’ünde öğrettiği
    ruhsal düzene göre yönetilmesi gerektiğine inanıyoruz.
    Kilisede, Tanrı’nın Söz’ünü vaaz etmek
    ve sakramentleri yönetmek için
    görevliler ya da pastörler olmalıdır.
    Aynı zamanda kilisenin konseyinin oluşturulması için
    pastörlerle birlikte
    [kilisede] presbiterler ve dyakonlar da olmalıdır.

    hem fakirler
    hem acı çekenler
    ihtiyaçlarına göre
    yardım ve teselli bulsunlar diye
    Bu düzen ile
    gerçek din korunur;
    gerçek doktrin akışına devam eder;
    ve kötüler ruhsal açıdan düzeltilir ve kontrol altında tutulur,
    ihtiyaçlarına göre
    fakir ve acı çekenler
    yardıma kavuşur ve teselli bulur.

    Bu düzen ile
    kilisede,
    her şey iyi bir şekilde
    ve iyi bir düzende yapılır,
    Pavlus’un Timoteyus’a verdiği
    kurala göre75
    belirlenen güvenilir kimseler
    görevliler olarak seçilir.

    75 I.Timoteyus 3

    Bölüm 31 –Kilise Görevlileri
    Tanrı’nın Söz’ünün görevlileri, presbiterleri ve dyakonları
    kilisenin yasal bir biçimdeki seçimi ile
    kendi görevlerine
    Tanrı Sözünün öğrettiğine göre
    Rab’bin isminde dua ile
    ve iyi bir düzen içinde
    seçilmesi gerektiğine inanırız.

    Böylece herkes,
    çağrısından emin olsun
    ve bu çağrının Rab’den
    geldiğine kesin olarak emin olsun diye
    uygun olmayan bir şekilde kendisini öne çıkarmamaya
    fakat Tanrı tarafından çağırılana kadar beklemeye dikkat etmelidir.

    Söz’ün görevlilerine gelince,
    evrensel kahin
    ve kilisenin başı olan
    İsa Mesih’in kulları olduklarına göre
    her nerede olursa olsunlar,
    her birinin aynı yetkisi ve aynı gücü vardır.

    Ayrıca,
    Tanrı’nın kutsal düzenini
    bozulmaktan ve önemini yitirmesinden korumak için
    herkesin,
    mümkün olabildiğince
    Söz’ün görevlilerine ve kilisenin presbiterlerine
    yaptıkları görevden dolayı
    özel bir saygı beslemesi
    ve şikayet etmeden, çekişmeden ya da kavga etmeden
    onlarla barış içerisinde olması gerektiğini söylüyoruz.

    Bölüm 32 –Kilisenin Düzeni ve Disiplini
    Kiliseleri yönetenlerin,
    kilise bedeninin devam etmesi için
    kendileri arasında belli bir düzen
    kurmalarının ve bunu yerleştirmelerinin
    faydalı ve iyi olduğuna inansak da,
    bu kişilerin
    tek Efendimiz olan
    Mesih’in
    bizler için
    düzenlemiş olduğundan
    sapmama konusunda her zaman dikkatli olmaları gerektiğine inanıyoruz.

    Bu yüzden Tanrı’ya olan tapınmamızda
    bütün insan icatlarını
    ve yasaların üzerimize koyduğu
    vicdanımızı herhangi bir şekilde
    bağlayan ve zorlayan her şeyi reddederiz.

    Kabul ettiklerimiz ise sadece,
    herkesin Tanrı’ya itaatini sürdürmesinde
    düzenin ve birliğin sağlanmasında
    uygun olanlardır.

    Bütün bu zorunluluklarla birlikte,
    Tanrı’nın Söz’üne göre
    aforoz uygulaması
    olması gereklidir.

    Bölüm 33 –Sakramentler
    İyi olan Tanrımızın,
    kabalığımızı ve zayıflığımızı bilerek
    vaatlerini bizlerde mühürlemesi
    bizler için olan iyi isteği ve lütfundan bizleri emin kılsın
    ve aynı zamanda imanı güçlendirsin ve devam ettirsin diye
    sakramentleri bizler için düzenlediğine inanıyoruz

    bizlere verdiği kurtuluşu
    bizlerde tasdik etsin diye
    dışsal duyularımıza daha iyi bir şekilde göstererek
    yüreklerimizde içsel olarak yaptıklarını göstermek için
    ve de Söz’ü aracılığı ile anlayabilelim diye
    Tanrı bu sakramentleri Müjde’nin Söz’üne ekledi.

    Sakramentler,
    Kutsal Ruh’un gücü sayesinde
    Tanrı’nın içimizdeki işleyişi aracılığı ile
    manevi ve görünmez olan bir şeyin
    görünür işaretleri ve mühürleridir.
    Böylece sakramentlerin gerçeği İsa Mesih olup
    O’nsuz sakramentler hiçbir şey olacağından
    sakramentler bizleri kandırmak ve aldatmak için
    anlamsız ve içi boş işaretler değildir

    Daha da ötesi,
    Efendimiz Mesih’in bizler için düzenlediği
    sakramentlerin sayısı tatminkarız.
    Sadece iki adettir:
    vaftiz sakramenti,
    İsa Mesih’in Kutsal Sofrası (Rab’bin Sofrası).

    Bölüm 34 –Vaftiz Sakramenti
    Kendisinde Yasanın tamamlandığı İsa Mesih’in
    kanının dökülmesi aracılığı ile,
    günahların karşılığı ya da kefareti olarak
    birisinin akıtacağı ya da akıtmak istediği
    diğer bütün kan dökümlerine (kurban) bir son verdiğine
    inanıyor ve itiraf ediyoruz.

    Kan ile gerçekleştirilen
    sünnetin kaldırıldığından
    O (İsa) sünnet yerine
    vaftiz sakramentini oluşturmuştur.
    Bu sakrament ile Tanrı’nın kilisesine kabul edilir,
    ve diğer bütün insanlardan ve dinlerden ayrılmış olur,
    O’nun izini ve işaretini taşıyarak,
    tamamen O’na adanmış olabiliriz.
    Vaftiz sakramenti aynı zamanda
    Babamız lütufkar olduğundan
    sonsuza kadar bizim Tanrı’mız olacağına tanıklık eder.

    Bundan dolayı
    kendisine ait olanlara
    “Baba’nın
    ve Oğul’un
    ve Kutsal Ruh’un adında”76
    pak su ile vaftiz olmalarını buyurmuştur.

    Tanrı bizlere bu şekilde
    üzerimize dökülen suyun
    bedenin kirini arıtması gibi,
    vaftiz edilenin
    üzerine serpiştirilen su
    İsa Mesih’in kanında içsel olarak,
    Kutsal Ruh aracılığı ile
    ruhumuzda yaptığına aynı işe işaret eder.
    Mesih’in kanı ruhu günahtan yıkar ve arındırır
    gazap çocuklarıyken
    Tanrı’nın çocuklarına dönüştürür.

    Bu fiziksel su ile olmaz
    ruhsal diyarımız olan
    Kenan’a girmemiz
    ve şeytan olan
    Firavun’un zulmünden kaçmamız için
    geçmemiz gereken kendi Kızıl Denizimiz olan
    Tanrı’nın Oğlu’nun üzerimize serpiştirilen değerli kanıdır.

    Bundan dolayı kilise görevlileri
    bizlere gözle görünür olan sakrament verir,
    ancak sakramentin işaret ettiğini–
    açıkça görünmez hediyeleri ve lütufları;
    bütün kirliliklerimiz ve adaletsizliklerimizden
    ruhlarımızın yıkanması, paklanması ve arınmasını;
    bütün teselliyle
    yüreklerimizin yenilenmesi ve dolmasını;
    O’nun babacan iyiliğinin
    gerçek güvencesini vererek;
    bütün işleriyle birlikte
    “yeni insanı” giyinip “eskisini” çıkartmayı
    Rab verir.

    Bu sebepten dolayı,
    iki defa doğamayacağımız için
    sonsuz yaşama kavuşmak isteyen her hangi birinin
    asla bir daha tekrar etmeksizin
    sadece bir kere vaftiz olması gerektiğine inanıyoruz.
    Bu vaftiz,
    sadece su üzerimize dökülürken
    ve vaftizi olduğumuz an için değil
    fakat bütün yaşamlarımız
    boyunca
    [geçerli ve] faydalıdır.

    Bu sebepten dolayı,
    bir kez alınan
    tek bir kez gerçekleştirilen vaftiz ile tatmin olmayan
    ve inananların çocuklarının
    vaftiz olmalarını yargılayan Anabaptist’lerin[11] hatalarından nefret ederiz.
    İsrail’de küçük çocukların sünnet olması gibi,
    bizim çocuklarımıza verilmiş olan
    aynı vaadin temelinde
    bizler çocuklarımızın vaftiz olması
    ve antlaşmanın işareti ile mühürlenmesi gerektiğine inanıyoruz.

    Ve gerçekten
    Mesih, yetişkinlerin arınması için döktüğü kanını
    imanlıların çocukları için daha az dökmemiştir

    Bu yüzden çocukların da
    Mesih’in onlar için yaptığı işaret ve sakramenti
    Rab’bin yasada çocuklar için
    bir kuzu sunmayı buyurması gibi
    İsa Mesih’in acı çekme ve ölme sakramentinin
    doğduktan kısa bir süre sonra
    kendilerine verilmesi için alması gerekir
    İsa Mesih’in sakramenti budur.

    Daha da ötesi,
    Yahudiler için sünnetin yaptığı şeyi
    çocuklarımız için vaftiz yapar.
    Pavlus bu yüzden vaftize,
    “Mesih’in sünneti,”77 demiştir.

    76 Matta 28:19
    77 Kololseliler 2:11

    Bölüm 35 –Rabbin Sofrası Sakramenti
    Kurtarıcımız İsa Mesih’in
    ailesi olan
    kilisesine,
    aşılanmış ve yeniden doğmuş olan kişilerin
    ruhça beslenmesi ve devam etmesi için
    Rab’bin Sofrası sakramentini emrerttiğine ve teşkil ettiğine
    inanıyor ve itiraf ediyoruz.

    Yeniden doğmuş olan kişilerin iki yaşamı vardır.
    Biri fiziksel ve geçici olandır–
    Doğdukları ilk andan itibaren var olan
    ve bütün herkesçe müşterek olan.
    Diğeri ise ruhsal ve göksel olandır–
    sadece Tanrı’nın seçmiş olduklarınca
    İsa Mesih’in bedeninin paydaşlığında,
    Müjde’nin Söz’ü aracılığı ile gelen,
    ikinci doğumlarında verilen müşterek olan yaşam.

    Böylece fiziksel ve dünyadaki hayatı desteklemek için
    herkesçe müşterek olan
    yaşamı verdiği gibi
    dünyasal ve maddi bir ekmeği
    Tanrı bizim için ayırdı.
    sadece imanlılara ait olan
    ruhsal ve göksel yaşamı desteklemek için
    yaşayan bir ekmeği
    cennetten [dünyaya]
    iman aracılığı ile
    uygun bir şekilde
    ruhsal olarak kabul edilip
    yenildiğinde
    inananların ruhsal hayatını
    besleyen ve devam ettiren
    ismen İsa Mesih olanı gönderdi:

    Bu ruhsal ve göksel ekmeği
    temsil etmesi için
    Mesih,
    bedeninin sakramenti olarak dünyasal ve gözle görülür bir ekmeği,
    kanının sakramenti olarak da şarabı atamıştır.
    Bunu yaparak
    aracılığı ile hayatımızı devam ettirdiğimiz
    elimizle alıp tuttuğumuz
    ve ağzımızla yiyip içtiğimiz sakramentler ne kadar gerçek ise
    ruhsal yaşamlarımız için de
    ruhumuza gerçekten aldığımız
    tek Kurtarıcımız olan
    Mesih’in gerçek bedeni ve kanı olan
    sakramentlerin o kadar gerçek olduğunu
    bize tanıklık eder.
    Bu sakramentleri,
    ruhumuzun eli ve ağzı olan iman ile alırız.

    Tanrı’nın Ruhunun etkinliğinin
    gizli ve anlaşılamaz olduğu
    her ne kadar bunu yapma şekli
    kavrayışımızın
    ve anlayışımızın ötesine gitse de
    Mesih temsil ettiği her şeyde
    bu kutsal işaretler aracılığı ile
    kendisi içimizde çalıştığından
    İsa Mesih’in sakrametlerini
    boş yere tayin etmediği,
    şimdi açıktır.

    Yediğimizin İsa’nın doğal bedeni
    ve içtiğimizin İsa’nın kanı olduğunu söylerken
    bir yanılgı içerisinde olmayız–
    ancak bunu yeme şeklimiz
    ağız yolu ile değil
    Ruhta iman aracılığı iledir.

    İsa Mesih her zaman
    Babası olan Tanrı’nın sağında,
    cennette oturmaya devam edecektir–
    iman yolu ile bizlere
    kendisini sunmaktan
    asla geri kalmamaktadır.

    Bu şölen, bütün yararları ile birlikte
    Mesih’in kendisini bize sunduğu
    ruhsal bir sofradır.
    Bu sofrada hem O’nun kendisinden
    hem de O’nun çarmıhtaki acılarının ve ölümünün erdemlerinden
    hoşnut olmamızı sağlar,
    bizlerin zayıf ve kederli ruhlarını,
    O’nun bedeninden yiyerek
    besler, güçlendirir ve teselli eder;
    O’nun kanından içerek
    ferahlatır ve yeniler.

    Daha da ötesi,
    sakramentler ve işaret ettikleri birleşmiş de olsalar,
    bunlara her katılana bu ikisi birden nasip olmaz.
    Kötü insanlar kendilerinin
    mahkumiyetinin sakramentini alır
    fakat sakramentin gerçeğini almazlar.
    Yahuda [İskariyot] ve Büyücü Simon,
    her ikisi de gerçekte sakrament almışlardır
    ancak sakramentin işaret ettiği
    Mesih’i almamışlardır.
    O sadece imanlılar ile ilişki içindedir.

    Sonuç olarak,
    yumuşak huyluluk ve saygı ile
    Tanrı’nın halkı olarak bir araya geldiğimizde
    Kurtarıcımız olan Mesih’in ölümünün
    kutsal hatırası eşliğinde
    şükranla
    birlik içinde olarak
    ve imanımızı ve Hristiyan dinini
    itiraf ederek
    kutsal sakramenti alırız
    Bundan dolayı kendisini dikkatlice sınamadan
    “bu ekmeği yiyerek
    ve bu kaseden içerek
    kendi yargısını yiyip içmesin diye” 78
    hiç kimse bu sofraya gelmemelidir.

    Kısaca,
    bu kutsal sakramentin kullanılması aracılığı ile,
    Tanrı’ya ve komşularımıza karşı
    gayretli bir sevgiye yönlendiriliriz.

    Bundan dolayı
    insanların sakramentlere eklediği ve karıştırdığı
    bütün karışık fikirleri ve lanetli icatları
    sakramentlerin kutsallığını bozduğu için reddederiz.

    Ve Mesih’in ve elçilerin bizlere öğrettiği
    yordam ile yetinerek,
    bu konuda onların söylediği gibi
    söylemeliyiz.

    78I.Korintliler 11:27

    Bölüm 36 –Hükümetler
    İnsan ırkının bozulmuşluğu yüzünden
    iyi olan Tanrımız, krallar, prensler ve sivil hükümetler atadığına
    inanıyoruz.
    İnsanın yasa tanımazlığının kontrol altına alınması,
    ve insanlar arasındaki
    her şeyin iyi bir düzen ile idare edilmesi için
    dünyanın yasalar ve politika ile yönetilmesini ister.

    Bu nedenle hükümetlerin ellerine,
    kötülerin cezalandırılması
    ve iyilerin korunması için
    kılıç koymuştur.

    Bu amaç uğruna çağrılmış olan yöneticilerin
    Tanrı’yı hoşnut eden
    toplumsal gelişime katkıda bulunmak için
    Tanrı’nın yasasına bağımlı olma,
    Müjde’nin vaazına
    ve ilahi tapınmanın her parçasına
    engel teşkil eden her unsuru ortadan kaldırma
    görevleri vardır.

    Onlar bunu yapmalılar;
    kendilerine ait araçlarla
    sorumluluklarına verilen alanlarda çalışırken
    mutlak bir otorite uygulamaya yönelik
    her türlü eğilimden kaçınmaları gerekir.

    Böyle yapmaları durumunda
    Tanrı’nın Söz’ü serbestçe yayılabilir;
    İsa Mesih’in krallığı ilerleyebilir;
    ve her türlü Hristiyan karşıtı güce karşı konulmuş olur*

    Daha da ötesi herkes,
    statü, durum ve rütbe farkı olmadan,
    hükümete itaat etmeli,
    ve vergilerini ödemeli,
    ve temsilcilerine hürmet ve saygı göstermeli,
    ve Tanrı’nın Söz’ü ile
    çelişmeyen her konuda onlara itaat etmeli,
    onların tüm yollarında
    Rab’bin isteği onları yönlendirsin
    dindarlıkla ve ahlaklı bir şekilde
    esenlik dolu ve sakin bir hayat sürebilelim diye.
    dua etmeliyiz.**

    Bölüm 37 –Son Yargı
    Son olarak bizler,
    Tanrı’nın Söz’üne göre,
    (hiçbir yaratığın bilmediği)
    Rab’bin belirlediği zaman geldiğinde,
    ve seçilmişlerin sayısı tamamlandığında
    Rabbimiz İsa Mesih
    aynen yükseldiği gibi,
    büyük görkem ve yücelik içerisinde
    bedence ve gözle görülür bir biçimde
    yaşayanların ve ölülerin
    üzerinde yargıç olduğunu beyan etmek için
    göklerden gelecektir.
    Bu eski dünyayı ise,
    arıtmak için
    alev ve ateş ile yakacaktır.

    dünyanın
    başlangıcından sonuna kadar yaşamış olan
    erkekler, kadınlar ve çocuklar
    O zaman bütün insanlar kişisel olarak
    büyük yargıcın önünde gözükecek–
    Baş meleğin seslenmesiyle
    ve ilahi borazanın sesiyle79
    oraya çağrılacaklar.

    O günden önce ölenlerin hepsi,
    topraktan dirileceklerdir
    ruhları,
    içinde yaşamış oldukları
    kendi bedenleri ile katılıp birleştirilecektir.
    O an yaşamakta olanların hepsine gelince
    diğerleri gibi ölümü ölmeyecekler
    “çürüyenden çürümezliğe”80
    “göz açıp kapayana dek” değiştirilecekler.

    Arkasından “kitaplar” (vicdanlar) açılacak,
    ölüler, iyi ya da kötü
    bu dünyada yaptıklarına göre yargılanacaklardır.81
    Gerçekte bütün insanlar,
    bu dünyanın
    sadece oyun olarak nitelendirdiği
    söyleyecekleri her boş sözün hesabını vereceklerdir.82
    Arkasından insanların bütün sırları ve ikiyüzlülükleri
    herkesin gözü önünde
    açıkça meydana çıkarılacaktır.
    Bu yüzden,
    iyi sebeplerden dolayı,
    bu yargı günü fikri bile
    kötü insanlar için korkunç ve dehşet vericidir.
    Fakat doğru ve seçilmiş olanlar için
    onların kurtuluşları tam bir biçimde
    o an tamamlanacağından
    büyük mutluluk
    ve büyük tesellidir.
    O zaman işlerinin
    ve çektikleri eziyetlerin meyvelerini alacaklardır;
    onların masumiyeti herkes tarafından açıkça kabul edilecektir;
    bu dünyada
    kendilerine zulmeden, karşı gelen ve baskı uygulayan
    kötüler üzerine Tanrı’nın getireceği
    korkunç intikamı görecekler.

    Kötüler,
    kendi vicdanlarının tanıklığı ile
    mahkum edileceklerdir–
    “iblis ile onun melekleri için hazırlanmış
    hiç sönmeyen ateşte”83
    sadece işkence çekmek üzere
    ölümsüz kılınacaklardır.

    Tüm bunların aksine
    imanlılar ve seçilmişler
    onur ve yücelik ile taçlandırılacaklardır.
    Tanrı’nın Oğlu,
    Baba’sı Tanrı ile kutsal ve seçilmiş melekler önünde
    “onların adını itiraf edecek”84
    “onların gözlerinden bütün yaşları silecektir”85
    her ne kadar günümüzde
    bir çok yargıçlar ve görevliler tarafından
    din düşmanı ve şeytan olarak yargılansalar da
    Bu gözyaşlarının sebebinin–
    “Tanrı’nın Oğlu’nun amacından dolayı” olduğu bilinecektir.

    Ve lütufkar bir ödül olarak
    insan yüreğinin
    asla hayal edemeyeceği bir şekilde
    Rab onları görkem sahibi yapacak

    Böylece Tanrı’nın,
    Rab’bimiz İsa Mesih’teki vaatlerinden
    tam bir sevinç alalım diye
    o büyük günü özlemle bekliyoruz.

    79I.Selanikliler 4:16
    80I.Korintliler 15:51-53
    81Vahiy 20:12
    82Matta 12:36
    83Matta 25:41
    84Matta 10:32
    85Vahiy 7:17


    Kaynakça
    Ecumenical Creeds and Reforomed Confessions
    (Grand Rapids, Michigan: CRC Publications), 1988


    [1] Tanrı’nın basitliği: 1-) Tanrı, “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” olarak bölünemez. 2-) Tanrı’nın nitelikleri –iyiliği, kutsallığı, merhameti, v.s.- birbirinden ayrılamaz; O’nun özünden ayrılamaz

    [2] İngilizcede Marcion. (Pontuslu; İ.S. 80–160) Sadece Pavlus’u elçi olarak kabul ettiği halde Pastörel mektupları da kabul etmedi. Luka Müjdesinin küçük bir kısmını kabul etti. Eski Ahit’i red etti. Ona göre Eski Ahit’teki Tanrı yaratıcı, yasa veren ve adil olan Tanrı’dır. Fakat İsa Mesih’in Babası olan Tanrı tam farklı bir Tanrı’dır. Mesih gelmeden önce hiç kimse bu Tanrı hakkında bir şey bilmezdi. Yeni Ahit’te Tanrı lütufkar, merhametli ve kurtaran Tanrı’dır.

    [3] İngilizcede Mani. Marcion’un öğretişinden çok fazla etkilenmiştir. Mani (İ.S. 216–276) Suriye ve Pers bölgelerinde yaşadı. Gnostisizimin en son temsilcilerinden biridir. Onun öğretişi (Manichaeism) Manikeizim’dir. İki ayrı tanrıya inanır: Işık Tanrı ve Karanlık Tanrı. Maddenin kötü olduğuna inandığı için insanın fiziksel yapısının mutlak kötülükle dolu olduğunu düşündü. Ona göre insanlar canlarını gnosis (bilgi) aracılığıyla uyandırabilirdi. İsa Mesih dünyaya gelen pek çok kurtarıcıdan biri olarak kabul ettiği gibi O’nun bedende dünyaya geldiğini kabul etmedi.

    [4] İngilizcede Praxeas (İ.S. 225-250). Kilise Babalarından Tertulyan ona karşı bir kitap yazdı. Baba ve Oğul’un aralarında bir fark olmaksızın aynı olduğunu düşündü. Baba’nın bakire Meryem’in rahmine girerek Oğul olduğunu, böylece oğulun acı çekerek ölüp dirildiğini ileri sürdü.

    [5] Sabellius (Romalı; İ.S. 198–220). Tanrı’nın Krallığını ‘Modalistik Monarşizm’ olarak yorumladı. Yani Tanrı’nın üç farklı maske kullandığını düşündü. Çok Tanrıcılık görüşüne katılmayıp Tanrı’nın birliğini vurgulamaya çalıştı. Ona göre “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” ifadeleri sadece Kutsal Kitap’ta kelime olarak vardır; ancak hepsi tek kişidirBir Tanrı’nın kendisini tarih içinde üç farklı maske ile açıkladığını düşündü. Bunların hepsi de ona göre Baba idi. Yani Baba geçici bir zaman için Oğul şeklini ve daha sonra ise Kutsal Ruh şeklini kullanmış oldu.

    [6] Samosatalı Pavlus (Antakya Episkoposu 260-272). İsa Mesih’in diğer insanlardan çok farklı olmadığını ileri sürdü. İsa Mesih’in kişisel gayret ile Tanrı’ya diğer insanlardan daha fazla yakın olduğunu savundu. Yani İsa’yı, Tanrı ile ahlaki düzeyde iyi bir ilişki kurmuş kişi olarak düşündü. Böylece bu ilişkinin sonucunda İsa’nın insanlığının bittiğini ve O’nun bu şekilde Tanrı olduğunu düşündü. Antakya Konseyinde (İ.S.268) afaroz edildi.

    [7] Ariyus (İ.S. 250– 336). İskenderiye’li dir (Mısır). ‘Polytheizim’ (çok tanrıcılık) inancından kaçmak istedi. Ona göre bu Tek Tanrı yalnız Tanrı Baba’dır; Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh Tanrı yoktur. İsa’nın özel bir kişi olarak Baba Tanrı tarafından yaratılışın başlangıcında yaratıldığını düşündü. İsa’nın fiziksel dünya ile Tanrı arasında aracılık yaptığını düşündü. Çünkü Tanrı çok yüce olduğundan dünyaya dokumazdı. İsa’yı kurtuluş yolu için itaat ile insanlara örnek olmuş biri olarak değerlendirdi.

    [8] İngilizcede Manicheans.

    [9] İngilizcede Epicurean. Epicurus (İ.Ö. 341-270). Temel olarak bu dünyadaki yaşamın amacını zevklerde aradı. İnsanlara ve kendine zarar vermeden, dikkatlice ve bilgece hayatın zevklerini yaşamayı amaçladı. Böylece tecrübeler yoluyla bilgiye ulaşılacağını düşündü. Bu düşünce aşırı bağımsızlık fikrini getirdiğinden böyle düşünen kimseler toplum içinde sorumluluk almak istemediler. Pavlus da epikürcüler ile konuştu.

    [10] İngilizcede Pelagian. Pelagius (Britanyalı, İ.S. 400 – 431). Kendisi Roma’da ve daha sonra kuzey Afrika’da öğretiş verdi. Pelagius’a göre Adem’in düşüşünün insanın iradesini hiç etkilemediğini düşündü. Bu durumda ‘İlk Günah’ diye bir şey ve bunun suçluluğu, bozulmuşluğu diye bir şey olamazdı. Pelagius’a göre Hrıstiyan olmayan biri Tanrı’dan bir yardıma ihtiyaç duymaksızın kendi çabası ile Hristiyan olabilirdi. Hrıstiyanların Tanrı’nın yardımı olmadan her şeyi çok mükemmel yapabileceğine inandı. Bir anlamda insanların iyi işlerle kurtulacağına inandı.

    [11] “Ana” tekrar, “baptist” vaftiz anlamındadır; “Anabaptist” düşünce reform döneminde Katoliklerden ve Reformculardan ayrı bir görüşe sahiptirler. Tek bir inanç doktrinleri olmayan bir grup olarak kaldılar, kendi içlerinde değişik görüşler vardı. Hepsinin ortak yönü ise Katoliklerin vaftizini ve çocukların vaftiz edilmesini red etmeleriydi. Ancak Reformcular vaftizin dördüncü yüzyıldan beri devam eden prensiplerden dolayı “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” adıyla geçerli olduğunu vurgulayarak onlara karşı çıktılar.

4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.