#30547
Anonim
Pasif

Seçilmişlik kelimesinin açılımı, Tanrı’nın egemen seçimidir. İnsan ve Tanrı arasındaki güç dengesini kolayca anlayabilmemizi sağlar. Bu felsefi ve soyut bir kavram değil, Tanrı’nın hâkimiyetinin algılanmasıdır. Yani Tanrı’nın kimlik bilgisidir. Başlangıçta üzerinde durulması gereken nokta şudur, yaratma eyleminde tek etkin güç olan Tanrı seçme eyleminde de mutlak tek etkin güçtür. Tanrı’nın hâkimiyetinin can alıcı önemini dikkate almak durumundayız.
Yaratılış bölümünde ilk insanın yaratılışında Tanrı’nın hâkim iradesini görüyoruz. Bu Tanrı’nın bağımsız isteği ve kararıdır. Ertesinde ise günahlı insanı ve o süregelişi görüyoruz. Başlangıçta yaratılan insan Tanrı’nın benzeyişinde yani kutsal olarak yaratıldı. İyiydi. Karanlıkla ortak hiçbir yanı yoktu. Fakat ayartı sonucu temiz olan insan karanlıkla yoğruldu ve doldu. Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalan insan günah çemberi içerisinde kendi hürriyetini yaşadı. Özgür irade verilen insan, günah içerisinde özgürdü fakat günahtan özgür değildi. O çember içerisinde tayin edebileceği her nokta karanlıktı. Çemberin dışına çıkabilmesi için bir güce ihtiyacı vardı ve bunu sağlayabilecek tek ve mutlak güç YHVH’dir. YHVH’nin Kutsal Ruh aracılığı ile insana yapmış olduğu etkin çağrı neticesinde, karanlık bir yüreğe sahip olan insan ışığı gördü ve ışığı sevdi. Tanrı tarafından yeni bir yüreğe sahip olan insan Tanrı’nın lütfu ile ışığı seçti. Günahlı insanın ışığı seçebilecek yetisi yoktur fakat Tanrı’nın bunu sağlayabilecek gücü vardır. Seçen ve seçtiren ikileminde etkin olan seçtirendir.
Seçilmemizin temeli, Tanrı tarafından bizde daha önce görülen bir şey değil. O’nun iradesinin öyle hoşnut olmasıdır. Burada Tanrı’nın egemenliği sadece Tanrı’nın gücü ve yetkisinden değil, aynı zamanda da lütfundan söz eder. Bu Pavlus’un Romalılar mektubunda büyük şevkle vurguladığı sözlerin yankısıdır. “Bunadan başka, Rebeke’da bir erkekten, atamız İshak’tan ikizlere gebe kalmıştı. Çocuklar henüz doğmamış, iyi yada kötü bir şey yapmamışken, Tanrı Rebeka’ya “ büyüğü küçüne kulluk edecek” dedi. Öyle ki Tanrı’nın bir seçim yapmakta ki amacı, yapılan işlere değil, kendi çağrısına dayanarak sürsün. Yazılmış olduğu gibi “Yakup’u sevdim, Esav’dan ise nefret ettim.”
“öyle ise ne diyelim? Tanrı’da adaletsizlik mi var? Kesinlikle hayır! Çünkü Musa’ya şöyle diyor: “ merhamet ettiğime marhamet edeceğim, acıdığıma acıyacağım.” Demek ki seçilmek, insanın isteğine yada çabasına değil, Tanrı’nın merhametine bağlıdır.” Rom 9:10-16
Pavlus Romalılar’a Tanrı’nın bildirdiği şeyi hatırlatıyor…..: “merhemet ettiğime merhamet edeceğim, acıdığıma acıyacağım.” İlke Tanrı’nın merhameti ve lütfunun egemenliğidir. Tanım olarak lütuf, Tanrı’nın sahip olması gereken bir şey değildir. Onu insanlara vermek yada vermemek Tanrı’nın egemen seçimidir. O’nun kimseye karşı lütuf borcu yoktur. Zaten borç olarak nitelendirilen lütuf lütuf değildir. Adalet mevcut olması gerekenin zorunlu kabulüdür. Ama lütuf, özde, gönüllü ve karşılıksızdır. Ve Tanrı’nın merhametinin hedeflerini seçme temeli sadece kendisini hoşnut eden isteğidir. Sevgili Pavlus bunu açıkça dillendirir: “ bizi Mesih’te her ruhsal kutsama ile göksel yerlerde kutsamış olan RAB’bimiz İsa Mesih’in Babası Tanrı’ya övgüler olsun. O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti. Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca İsa Mesih aracılığı ile kendisine oğullar olalım diye bizi önceden belirledi. (Efesliler 1:3-5)
Tanrı’nın isteğinin iyi amacına göre seçmiş olması, seçimlerinin kaprisli yada keyfi olduğu anlamına gelmez. O araştırılamaz gizemli isteğinde sadece Kendisinin bildiği nedenlerden ötürü seçer. Kendi iyi amacına göre seçer ki, bu O’nun Tanrısal hakkıdır. Geçenlerde foruma yazdığım yazıda da değindiğim gibi, bu yaklaşım kendisine paye aktarmak isteyen insanların canlarını acıtır. Fakat bilmeliyiz ki ….bir şey Tanrı’yı hoşnut ediyorsa iyi olmalıdır çünkü Tanrı’da kötü bir amaç yoktur ve olamaz.
Hümanizma etkilenimli insanlara ve narsizmin sempatik yaklaşımcılarına göre, Tanrı bir kişiye lütuf verirse adalet için eşit miktarda diğerine de vermelidir. Bu dünyanın demokratik adalet yaklaşımıdır. Fakat bu gereklilik Kutsal Yazılardaki lütuf kavramına tamamen yabancıdır. Hepside Tanrı’nın önünde günahtan suçlu olan ve onun yargısına açılmış olan düşmüş insan kitleleri arasında kimse Tanrı’nın merhametini talep yada hak edecek konumda değildir. Tanrı bu grubun içerisinden bazılarına merhamet etmeyi seçerse, bu O’nun herkese etmesi gerektiğini göstermez. Kimseye adaletsiz davranılmaz çünkü Kutsal Kitap seçilmişliğin şartsız olduğunu gösterir. Seçilmişlerin önceden görülmüş hiçbir davranışı onların seçilmiş olmasını yada seçilmişlikleri için bir temel oluşturmaz. Ve başlangıçta seçilmeyen hiç kimse O’na gidemez. Günahlılığı bildiren ruh insanı ziyaret etmedikçe insan nasıl gerçek tövbeye gitsin.
Romalılar 3:11 ne diyor…..”anlayan kimse yok, Tanrı’yı arayan yok”. Aslında burada Tanrı şaka mı yapmış? Bazıları tövbeye gitmiş, tüm yüreği ile O’nu aramış ve bulmuş ama Tanrı bir zamanlar kapris yapmış kimse beni aramıyor diye. (bu cümleleri kurduğum için RAB’den özür diliyorum, yalnızca anlatım açıklığı içindi). Seçim Kutsal Yazılardaki bütünsel ifadedir. Çünkü, Tanrı etkin olan çağrısı ve Ruhu aracılığıyla bizleri kendisine çeker. Bunu da bizlere olan sonsuz sevgisinden dolayı yapar. Tanrı ışıktır ve günahlı yürek ışığı sevemez; ışığı sevebilmek için Ruhun yönlendirmesine ihtiyaç vardır. Yönlenim lütuftur ve Rab’bin lütfu esenliğin kaynağıdır. Kusursuz olan yalnızca Tanrı’nın düşüncesidir. Bu günahtan yozlaşmış beyinlerimizle şu soruya cevap verelim mi….” Rab’bin düşüncesini kim bilebildi? Ya da kim O’nun öğütçüsü olabildi…” (Rom. 11:34).
Şimdi seçimin nasıl herkese olduğuna da bakalım….Matta 22:14’te “Çağrılanlar çok ama seçilenler azdır” diye yazılmaktadır. Bu ayette “Çağrılanlar çok…” kısmı evrensel çağrıyı, “…seçilenler az” kısmı ise etkin çağrıyı göstermektedir. Doğal vahiy evrensel olarak Tanrı’nın yüceliğini gösterir fakat özel vahiy sadece Tanrı’nın seçtikleri üzerinde etkindir. Tanrı’nın İsa Mesih aracılığıyla olan kurtuluş planı herkesin kurtuluşunu kapsamamaktadır. Kutsal Kitap’ta geçen “kurtuluş”a dair “bütün” kelimesi, geçmişte sadece İsrail halkına yapılan çağrının Mesih’le birlikte bütün insanlığa değil, bütün uluslar içersindeki Tanrı’nın seçilmişlerine işaret etmektedir. Bundan dolayı bütün insanlığın kurtulacağını söylemek ya da inanmak veya Mesih’in herkesi kurtarmak için geldiğini iddia etmek Kutsal Kitap mantığına aykırıdır. “Çağrılanlar çok ama seçilenler azdır.” Matta 22:14.
“ Öteki uluslardan olanlar bunu işitince sevindiler ve Rab`bin sözünü yücelttiler. Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti.” Elç.işl.13:48
Tanrı’dan gelen “Kurtuluş” bir kereye mahsustur ve süreklidir. Kurtuluşta hep diye bir kavram yoktur; her diye bir kavram vardır. Vahiy kitabının 20.bölümünün 15.ayetinde yazılı olduğu gibi “Adı yaşam kitabında yazılmamış olanlar ateş gölüne atıldı.” Tanrı’nın kitabı kurşun kalemle yazılmamıştır ki silinip değiştirilsin. Kutsal Yazılar’da da değinildiği gibi Tanrı, değişken ve döneklik ruhuna sahip bir tanrı değildir. Günahlıyız ve günah işlemeye her zaman meyilli bir yapımız var. Günahkâr olmasaydık lütfa ihtiyacımız olmazdı. Hamdolsun ki biz günah içinde yaşarken, Tanrı bizi Oğlu Mesih İsa’ya benzer şekilde değiştiriyor. Zamanın başlangıcında seçtiyse sonsuzlukta da beraberiz. Amin.
Hiçbir imanlı Tanrı’ya ait övgüyü çalmak için teolojik cümleler kurup, kelimelere sempati yüklememelidir.
SEZAR’IN HAKKINI SEZAR’A, TANRI’NIN HAKKINI TANRI’YA VERMELİ!
İNSAN ACZİNİN ÇIRPINIŞI TANRI’NIN SEÇİMİNE ORTAKLIK İDAA EDEREK DEĞİL O’NUN SÖZÜNE KOŞULSUZ İTAAT EDEREK ÇÖZÜM BULUR.