#28259
Anonim
Pasif

Eskatoloji ve Mesih Bilim:
İsa Mesih bize nasıl dua etmemiz gerektiğini şöyle öğretmişti. Bu da eskatoloji ve Mesih Bilim (kristoloji) arasındaki ilişkiyi anlayabilmemiz için ayrı bir yoldur:
Göklerdeki Babamız,
Adın kutsal kılınsın [yani “adını yücelt”]
Egemenliğin gelsin.
Gökte olduğu gibi,
yeryüzünde de senin istediğin olsun.

Bundan ötürü Kutsal Kitap’ta karşımıza çıkan dünya, yani yer ve gökyüzü arasındaki uygun öğreti dengesini de; öğretilerimizde korumamız ve uygulamamız gerekir.

Eskatoloji ile Mesih Bilimi (Kristoloji) arasında bir ilişki vardır. İsa Mesih, Yeni Ahit’te çok açık bir şekilde İkinci Adem olarak tanımlanıyor.

Romalılar 5:12 Günah bir insan yoluyla, ölüm de günah yoluyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.
13 Kutsal Yasa'dan önce de dünyada günah vardı; ama yasa olmayınca günahın hesabı tutulmaz.
14 Oysa Âdem'den Musa'ya kadar ölüm, gelecek Kişi'nin örneği olan Âdem'in suçuna benzer bir günah işlememiş olanlara da egemendi.
15 Ama Tanrı'nın armağanı Âdem'in suçu gibi değildir. Çünkü birinin suçuyla birçokları öldüyse, Tanrı'nın lütfu ve bir tek adamın, yani İsa Mesih'in lütfuyla verilen bağış birçokları yararına daha da çoğaldı.
16 Tanrı'nın bağışı, o tek adamın günahının sonucu gibi değildir. Tek bir suçtan sonra verilen yargı mahkûmiyet getirdi; ama birçok suçlardan sonra verilen armağan aklanmayı sağladı.
17 Çünkü eğer ölüm bir tek adamın suçu yüzünden o tek adam aracılığıyla egemenlik sürdüyse, Tanrı'nın bol lütfunu ve aklanma bağışını alanların bir tek adam, yani İsa Mesih sayesinde yaşamda egemenlik sürecekleri çok daha kesindir.
18 İşte, tek bir suç bütün insanların mahkûmiyetine yol açtığı gibi, bir doğruluk eylemi de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı.
19 Bir adamın sözdinlemezliği yüzünden birçoğu günahkâr kılındığı gibi, yine bir adamın söz dinlemesiyle birçoğu doğru kılınacaktır.
Ayetler burada Adem ile İkinci Adem olan İsa arasındaki benzeyişi ilişkilendiriyor. 14. ayette “Oysa Adem’den Musa’yı kadar ölüm, gelecek Kişi’nin örneği olan…” derken asıl ifade edilen şey, Adem ve Musa, gelecek bir Kişi’nin yani İsa Mesih’in örneğiydi. Yani onlar İsa’yı örnekliyorlardı (tipliyorlardı). Birinci ve İkinci Adem arasındaki karşılaştırmaya dikkat etmemiz gerekiyor. 12. ayette birinci Adem günah ve ölüm getiriyor. 15. ayette İkinci Adem ise, Lütuf ve Yaşam getiriyor. 16. ayette birinci Adem itaatsizliği sonucunda yargı ve mahkumiyet; İkinci Adem yani İsa Aklanma sağlıyor. 18. ayette birinci Adem ölüme yol açan mahkumiyeti, İkinci Adem ise Yaşam getiren Aklanma sağlıyor. 19. ayette başka bir karşılaştırma mevcut: Birinci Adem’in aracılığıyla birçoğu günahkar, İkinci Adem’in Söz dinlemesiyle birçoğu da Doğru kılınıyor.

Peki bizler karşımıza çıkan bu karşılaştırmadan ne anlam çıkarmalıyız? İsa’ya neden İkinci Adem deniyor? Bunu açıklayabilmemiz için yine en başa dönmemiz gerekiyor. Tekvin 1. ve 3. bölüm tüm bunları anlamamızda yardımcı olacaktır. Adem, Tanrı’ya, sonunda bir kahinler krallığı olacak soyun başı olarak çağırılmıştı. Ve bu kahinler krallığı tüm yaratılışa bakacaktı. Verdikleri bu sevgi dolu hizmet ile tüm evrenin içerisinde olan potansiyeli açığa çıkarıp Tanrı’ya yücelik verilmesini sağlayacaklardı.

Fakat Adem başarısız oldu ve Tanrı’ya karşı itaatsizlik etti. Tüm insan ırkını kendisi ile beraber bir başkaldırıya sürükledi. Bu nedenle Adem kendi soyunu yaşama yönlendirmek yerine günaha, yargıya, mahkumiyete ve ölüme götürdü. Ama Tanrı’nın amaçları hiçbir şekilde değişmezdi. Yaratılıştaki insanlık ve yaratılış için sahip olduğu amaçlar hiçbir şekilde bozulmayacak ve açığa çıkacaktı. Tanrı bu nedenle İkinci bir Adem ortaya çıkarıyor. Öyle ki, bu İkinci Adem de yeni bir insan ırkının başı olacaktı. Ölümü ve dirilişi ile İsa Mesih, bu yeni halkın sonsuza kadar krallar ve kahinler olmalarını garantiye alacaktı.

Bu kadarla da kalmadı. Bu yeni insan ırkı, yenilenmiş bir yaratılış içerisinde sonsuza dek kahinlik ve krallık içerisinde olacaklardı. Adem’in yapmakta başarısız olduğu şeyleri Tanrı, İkinci Adem olan Oğlu aracılığıyla başardı.

Filipililer 2:5-11 ayetler arasını okurken Tekvin 1. ve 3. bölümün metnini de bu bölümün arka planı olarak aklınızda tutun:
Filipililer 2:5 Mesih İsa'da olan düşünce sizde de olsun.
6 Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı.
7-8 Ama yüceliğinden soyunarak kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.
9 Bunun için de Tanrı O'nu pek çok yükseltti ve O'na her adın üstünde olan adı bağışladı.
10-11 Öyle ki, İsa'nın adı anıldığında göktekiler, yerdekiler ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün ve her dil, Baba Tanrı'nın yüceltilmesi için İsa Mesih'in Rab olduğunu açıkça söylesin.

Bahçedeki Adem’i düşünün. 8. Mezmurun bizlere söylediği gibi, Adem meleklerden biraz aşağı kılınmıştı. Yücelik ve görkemle taçlandırılmıştı. Tanrı’nın yaratılışı üzerinde egemenlik sürmeye çağırılmıştı. Fakat Adem yalnızca Tanrı’nın bir yaratığı olmakla tatmin olmamış; şeytanın yalanına inanarak, Tanrı gibi olmaya başlamıştı. Artık yaratık konumundan vazgeçerek yaratan konumunda yaşamak istemişti. Buradan çıkardığımız anlam, Tekvin 1. ve 3. bölümler birinci Adem’in itaatsizliğini ortaya koyarken bu bölümde de İkinci Adem’in itaatkarlığını okuyoruz. Birinci Adem tanrısallığı, kendi yararına kullanmak üzere sahip olmak istemişti. Fakat burada gözümüze çarpan şey şudur: İkinci Adem zaten Tanrı ile eşitti. Ama bizim yararımız için kendi sahip olduğu bu Tanrı’lığı kendi yararı için kullanmayarak birinci Adem’in tersine Tanrı’nın hizmetkarı olmaya istekli olmuştu. Bu ayrıcalığını bir kenara koyarak çarmıh üzerinde ölüm derecesine kadar kendisini alçaltmıştır. Ve bu itaatkarlığı içerisinde Tanrı, O’nu en yücelerdeki konuma çıkararak O’na en büyük övgüyü ve yüceliği vermiştir (Filipililer 2:6-11). Birinci Adem’in başarısızlıkla sonlandırdığı şeyi, İkinci Adem’in başarıyla sonlandırmıştır.

İşte bu nedenle dirilişi, eskatolojik bir olay olarak görmeliyiz. Çünkü İsa Mesih’in dirilişi; Tanrı’nın zamanın en sonunda gerçekleştireceklerinin bir prototipidir. Tanrı dirilişte İsa Mesih için yaptıklarını, en sonunda tüm ‘kosmos’ (evren) için yapacaktır.

I.Korintliler 15:42 Ölülerin dirilişi de böyledir. Beden çürümeye mahkûm olarak gömülür, çürümez olarak diriltilir.
43 Düşkün olarak gömülür, görkemli olarak diriltilir. Zayıf olarak gömülür, güçlü olarak diriltilir.
44 Doğal bir beden olarak gömülür, ruhsal bir beden olarak diriltilir. Doğal beden olduğu gibi, ruhsal beden de vardır.
45 Nitekim şöyle yazılmıştır: «İlk insan Âdem, yaşayan bir can oldu.» Son Âdem ise yaşam veren bir ruh oldu.
46 Önce ruhsal olan değil, doğal olan geldi. Ruhsal olan sonra geldi.
47 İlk adam yerden, yani topraktandır. İkinci adam[] göktendir.
48 Topraktan olan adam nasılsa, topraktan olanlar da öyledir. Göksel adam[] nasılsa, göksel olanlar da öyledir.
49 Bizler topraktan olana nasıl benzer idiysek, göksel olana da benzeyeceğiz.
50 Kardeşler, şunu demek istiyorum, et ve kan Tanrı'nın Egemenliğini miras alamaz. Çürüyen de çürümezliği miras alamaz.
51-52 İşte size bir sır açıklıyorum. Hepimiz ölmeyeceğiz; son borazan çalınınca hepimiz bir anda, göz açıp kapayana dek değiştirileceğiz. Evet, borazan çalınacak, ölüler çürümez olarak dirilecek, ve biz de değiştirileceğiz.
53 Çünkü bu çürüyen varlığımız çürümezliği, bu ölümlü varlığımız ölümsüzlüğü giyinmelidir.
54 Çürüyen ve ölümlü olan varlığımız çürümezliği ve ölümsüzlüğü giyinince, «Ölüm yok edildi, zafer kazanıldı!» diye yazılmış olan söz yerine gelecektir.
55 «Ey ölüm, zaferin nerede? Ey ölüm, dikenin nerede?»
56 Ölümün dikeni günahtır. Günah ise gücünü Kutsal Yasa'dan alır.
Burada bizlerin dirilişinin İkinci Adem’in [İsa Mesih’in] dirilişinde temel bulduğuna dikkat edelim! Ayetler çok belirgin bir karşılaştırma ortaya koyuyor. Birinci Adem’de olduğumuz şeyler ile İkinci Adem’de olduklarımızı karşılaştırıyor. Bu karşılaştırma özellikle de dirilişle ilgili yapılıyor. 42. ayette Bizler birinci Adem’de olarak çürümeye mahkumuz. Fakat dirilişte, bir daha çürümemek üzere diriltileceğiz. 43. ayette başka bir karşılaştırma mevcut: bedende zayıf olarak gömülür; ama güçlü olarak diriltiliriz. Zayıf olarak öldüğümüzde toprak altına gireriz; fakat güçle diriliriz. 44. ayette Doğal bir beden olarak gömülür; ruhsal bir beden olarak diriltiliriz.

53. ayetin sonunda nasıl bir sonuç çıktığına dikkat ediniz: Çürüyen varlığımız, çürümezliği; ölümlü olan da ölümsüzlüğü giyinecektir. 50. ayette “et ve kan Tanrı’nın egemenliğini miras alamaz. Çürüyen de çürümezliği miras alamaz” diyor.

Zamanın sonunda Göklerin Egemenliği tam olarak geldiğinde (bu Egemenliğe şu anda olduğumuz gibi girmeye hazır değiliz) 51. ayette her birimizin değiştirileceği söyleniyor. Peki bu nasıl olacak? Cevabı 53. ve 54. ayetlerde karşımıza çıkıyor: “Çünkü bu çürüyen varlığımız çürümezliği, bu ölümlü varlığımız ölümsüzlüğü giyinmelidir. Çürüyen ve ölümlü olan varlığımız çürümezliği ve ölümsüzlüğü giyinince, ‘Ölüm yok edildi, zafer kazanıldı !’ diye yazılmış olan söz yerine gelecektir”

Bu ayetlerde altı çizilen şeylere dikkat edelim: Çürüyen, çürümezliği; ölümlü olan ölümsüzlüğü giyiniyor.

Şimdi Filipililer 3. bölümde yapılan başka bir karşılaştırmaya bakalım:
Bu değişim ne zaman meydana gelecek? Bu olay, İsa Mesih geri geldiğinde; bu çağın sonunda olacak:
Filipililer 3: 20 Oysa bizim vatanımız göklerdedir. Ve oradan, Kurtarıcı olan Rab İsa Mesih'i bekliyoruz.
21 O, her şeyi kendine bağlı kılmaya yeterli olan gücünün etkinliğiyle bizim zavallı bedenlerimizi değiştirip kendi yüce bedenine benzer hale getirecektir.

20. ayet esas vatanımızın gökler olduğunu söylüyor. I.Korintliler 15. bölümde yazılan ayetleri hatırlayın: “et ve kan Göklerin Egemenliğini miras alamaz”. Peki bizlere verilen bu vatana sahip olabilmemiz için ne yapmamız gerekiyor? Olması gereken şey şudur: Başını İkinci Adem’in çektiği yeni bir ırk, O’nun gelişinde değiştirildiğinden bu şekilde göksel vatana girebiliyoruz. Şu andaki halimizle bizler çürüyen bedenlere sahibiz ve ölümlüyüz. Fakat artık bizler İsa Mesih’le birleştiğimizden dirilişimizde ölümsüzlüğü giyineceğiz. Bu nasıl mümkün olabilir? Çünkü kilise topluluğu olarak bizler İkinci Adem’e Kutsal Ruh aracılığıyla birleşmiş kişileriz. İsa’nın kendisi diriltilmiş olduğundan, bizlerin de dirilişinin garantisi O’dur. İsa Mesih de kendi insanlığı içerisinde ölümsüz ve çürümez olarak diriltildiyse; bizler de kendi insanlığımız içerisinde çürümez ve ölümsüz olarak diriltileceğiz. Kutsal Kitap’ın bizlere söylediği gibi, İsa Mesih’in dirilişi aslında bu çağın sonunda meydana gelecek olan bu hasat zamanındaki ürünlerin ilk meyvesidir. Fakat burada İkinci Adem’in yapmış olduğu iş yalnızca kilise topluluğunun üyelerini diriltmek değildir.

Romalılar 8:18 Yargım şu ki, bu anın acıları, gözümüzün önüne serilecek olan yücelikle karşılaştırılmaya değmez.
19 Yaratılış, Tanrı çocuklarının ortaya çıkmasını büyük özlemle bekliyor.
20-21 Çünkü yaratılış amaçsızlığa teslim edilmiştir. Bu da yaratılışın isteğiyle değil, onu amaçsızlığa teslim eden Tanrı'nın isteğiyle oldu. Çünkü yaratılışın, yozlaşmaya olan köleliğinden kurtarılıp Tanrı çocuklarının yüce özgürlüğüne kavuşturulması ümidi vardı.
Burada dikkat ederseniz tüm yaratılış, Tanrı çocuklarının ortaya çıkmasını büyük bir özlemle bekliyor. Fakat Tanrı çocukları olarak bizlerin yüceltilmesi ya da ortaya çıkarılması olayı ne zaman meydana gelecek? Bu da (diriliş: yüceliğimiz) İsa Mesih’in gelişinde ortaya çıkacaktır.

21. ayette olan şeye dikkat edin: bizlerin yüceltilmesiyle beraber, yaratılışın kendisi de Tanrı çocuklarının sahip olduğu özgürlüğe ulaştırılacak. Yaratılış da özgürlüğe kavuştuğunda İsa Mesih’in yani İkinci Adem’in hizmeti tamamlanmış olacak. İsa Mesih, yenilenmiş yeni bir yer ve göğün içinde, yenilenmiş ve yüceltilmiş bir ırkın önünde, yine yüceltilmiş bir şekilde duracaktır.

İsrail ile İsa Mesih
Tanrı’nın İsrail’i seçip; ortaya çıkarmasındaki amaç neydi? İsrail’deki bu amacı anlayabilmemiz için, Tekvin Kitabına tekrar geri dönmemiz gerekiyor. Tekvin Kitabında karşımıza ne çıkıyor? Yaratılış hikayesi… Düşüş ile birlikte kötülük dünyaya giriyor. Aslında Tekvin 1. bölümden 11. bölüme kadar bir bütün olarak ele almalıyız. Çünkü bu ilk 11 bölümde sadece günaha düşen bir kadın ve bir erkeğin hikayesi değil, tüm insan ırkının günaha düşüşü ve evrenin tamamının düşüş hikayesi karşımıza çıkıyor. Düşüşten hemen sonra Kain’in Habil’i öldürdüğünü görüyoruz.

Tekvin 6. bölümde tufan hikayesi ile karşılaşıyoruz. Bu bölümde Tanrı, dünyaya bakıyor ve tüm insan ırkının kötülüğünün ne kadar derin ve tamamlanmış olduğunu görüyor. Ve onlara bakıp şöyle diyor: “insanların bütün düşünceleri her zaman, sürekli kötüdür”

Tekvin 10. bölüme baktığımızda; Babil kulesi ile karşılaşıyoruz. Tüm insan ırkının bütün gururunu birleştirerek Tanrı’ya bir başkaldırı olayı gözümüze çarpıyor. 11. bölümde tüm ulusların bir listesini görüyoruz. Tekvin 11 bölüm evrensel bir hikayedir. Tekvin 12. bölümün ışığı altında bunu anlamak çok önemlidir. Çünkü 12. bölümde çok ani bir değişme söz konusudur. 11. bölümde tüm insan ırkına bakarken; aniden 12. bölümde tek bir ırka odaklanıyoruz. 11. bölümde tüm ulusların varlığından söz ederken 12. bölümde tek bir ulusun oluşturulması kavramı karşımıza çıkıyor. Neden böylesine ani bir değişim oluyor?

Tekvin 12: RAB Avram'a, “Ülkeni, halkını, babanın evini bırak, sana göstereceğim topraklara git” dedi, 2 “Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım. Bereket kaynağı olacaksın. 3 Seni kutsayanları kutsayacağım. Seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Yeryüzündeki halkların hepsi Senin aracılığınla kutsanacak.”
Burada dikkat etmemiz gereken nokta, özellikle 3. ayette karşımıza çıkıyor. Tanrı diyor ki: “Yeryüzünün bütün kabileleri, bütün halkları senin aracılığınla, sende mübarek olacaktır” Aslında bu inanılmaz bir şey… Tanrı, bir putperesti çağırıyor ve bu adamı tek bir ulusun babası olmak üzere belirliyor. Ve daha sonra da diyor ki, “Bu tek bir adam aracılığıyla bütün uluslar bereketlenecektir”

Tekvin kitabının ilk 11 bölümün ışığı altında, 12. bölümde karşılaştığımız şey şudur: Tanrı’dan dünyada bulunan kötülüğe çare, İsrail aracılığıyla geliyor. Burada İsrail tüm uluslara ışık olamaya çağırılıyor. İsrail yine Tanrı’nın kozmik kurtuluş planının gerçekleştirilmesindeki araç olarak belirleniyor. İSRAİL’E MESİHSEL BİR MİSYON VERİLİYOR. Yeni Ahit’e geldiğimizde görüyoruz ki, Tanrı Oğlu’nu gönderiyor. Peki bu ne tür bir Oğul?
Galatyalılar 4:4 Ama zaman dolunca Tanrı, Yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için kadından doğan, Yasa altında doğan öz Oğlunu gönderdi.

Bu Oğul, Yahudi bir kadından Yasa altında doğuyor. Ve Yeni Ahit’i okurken fark ediyoruz ki, Mesih İsa gerçek bir İsrail’in beden almış halidir. İsa Mesih burada İsrail’in kişiliğini üstleniyor. Ve bu üstleniş sonucunda da İsrail’in içinde bulunduğu çağrıyı ve konumu da üzerine alıyor. Eski Ahit’te İsrail “Dünyanın ışığı” tanımını alıyordu. Fakat İsa Mesih, Yuhanna 8. bölümde “Dünyanın ışığı Ben’im” diyor.

Davut nasıl Tanrı halkını temsilen Golyat’la savaşmaya gittiyse, aynı şekilde İsa da günah ve ölümle savaşmak için dünyaya geliyor. İsrail’in nasıl bir kralı nasıl var idiyse, İsa da Davut’tan daha üstün olan Kraldır [Davut Oğlu’dur]. İsrail’in nasıl bir başkahini var idiyse, İsa da, daha iyi bir Başkahin olarak karşımıza çıkıyor. İsrail’de nasıl bir tapınak var idiyse, İsa Mesih de esas tapınak “Ben’im!” diyor. İsrail’de peygamberler vardı. Fakat İsa’nın kendisi En Yüce ve En Son Peygamberdir. İsa, İsrail’in kimliğini (yani İsrail’i tanımlayan kavramları) ve çağrısını üzerine aldığında iki şey yapıyor:
1- İkinci Adem olan İsa, Yahudi ve Grekler’den oluşan yeni bir halk yaratarak insanlığı yeniliyor.
2- İsa gerçek bir İsrail’li olarak tüm yaradılışı yeniliyor.

1- İsa Mesih kendi bedeninde yeni bir halk yaratıyor:
Efesliler 2:16 “Kutsal Yasa’yı, buyrukları ve kurallarıyla birlikte etkisiz kılarak iki topluluğu birleştirdi, kendi bedeninde aradaki engel duvarını, yani düşmanlığı yıktı…”

Buradaki “iki topluluk” Yahudi ve Greklerdir. Bu da İsa Mesih’te tek bir beden olarak karşımıza çıkıyor. İkinci Adem olarak İsa Mesih’in [gerçek bir İsrail’li olarak] bu iki ulusu nasıl birleştirebildiğini anlayabilirsek Eski Ahit’teki İsrail ulusunun isminin Yeni Ahit’teki kiliseye neden verildiğini de anlayabiliriz. Yeni Ahit şimdiki kilise için “Tanrı’nın İsrail’iyiz, gerçek sünnetlileriz, on iki oymağız” diyor. Bu noktada fark etmemiz gereken şey şudur: Tanrı’nın kötülüğü yenip evreni yenilemesi hiçbir zaman herhangi bir etnik ya da kültürel bir olay değildir. Tamamıyla bir lütuf olayıdır.

Romalılar 9:6 Tanrı'nın sözü boşa çıktı demek istemiyorum. Çünkü İsrail'den olanların hepsi İsrail değildir.
7 İbrahim'in soyundan olsalar bile, hepsi onun çocukları değildir. Ama, «Senin soyun İshak'la sürecek» diye yazılmıştır.
8 Demek ki Tanrı'nın çocukları, olağan yoldan doğan çocuklar değildir. İbrahim'in soyu sayılacak olanlar, Tanrı'nın vaadine göre doğan çocuklardır.
9 Çünkü vaat şöyleydi: «Gelecek yıl bu mevsimde geleceğim ve Sarâ'nın bir oğlu olacak.»
10 Bundan başka, Rebeka da bir erkekten, atamız İshak'tan ikizlere gebe kalmıştı.
11-12 Çocuklar henüz doğmamış, iyi ya da kötü bir şey yapmamışken, Tanrı Rebeka'ya, «Büyüğü, küçüğüne kulluk edecek» dedi. Öyle ki, Tanrı'nın bir seçim yapmaktaki amacı, yapılan işlere değil, kendi çağrısına dayanarak sürsün.
13 Yazılmış olduğu gibi, «Yakup'u sevdim, Esav'dan ise nefret ettim.»
6. ayetin ne kadar açık bir dil kullandığına dikkat ediniz! Şöyle diyor: “Fiziksel olarak İsrail’den olanların hepsi, İsrail değildir” çünkü gerçek İsrail’in bir parçası olunması bir ırk, bir insan seçimi olayı değil ama bir lütuf olayıdır. Zira Lütfun gelmesi bir ırka bağlı olursa Romalılar 9. bölümü anlamak imkansızlaşır.

Çünkü 7. ayette gördüğümüz kadarıyla İbrahim çağırılıyor. İbrahim’in iki oğlu var: İshak ve İsmail.. Dikkat ederseniz burada diyor ki, “Senin soyun İshak’la sürecek!” Eğer olay bir ırk olayı olsaydı, buna İsmail’in de dahil olması gerekirdi. Ama görüyoruz ki, burada sadece İshak var.

10 ve 11. ayetler İshak’ın da iki oğlu olduğunu hatırlatıyor: Yakup ve Esav. 13. ayet diyor ki. “Yakub’u sevdim; Esav’dan ise nefret ettim” Bir ırk olayı yine yok. Lütuf bir fark, arada bir ayrılık yapıyor. Bu aradaki farklılığın yine de ırktan kaynaklanmadığını görebiliyoruz.

Burada fark ettiğimiz şey, İbrahim aracılığıyla Tanrı, Mesih’te yeni bir ırk yaratmaktadır. Birinci insan ırkı, meleklerden biraz aşağı kılınmıştı. Daha sonra bu ırk, yücelik ve görkemle taçlandırıldı. Yine aynı ırk, Tanrı’nın yaratılışı üzerinde hüküm sürmek üzere çağırılıp konumlandırılmıştı. İşte bu da aynı insan ırkıdır ki, günah içinde kaybolmuştur. Yine aynı ırk dünyanın Işığı olan Mesih aracılığıyla yenilenmiştir.

Eğer bir eskatoloji öğretisi, yalnızca en son zamanda İsrail’e bir ırk olarak özel bir yer ve konum veriyorsa, bu, Kutsal Kitap’ın sunmuş olduğu eskatoloji öğretisinden farklıdır, yanlış bir öğretidir.

Vahiy 7:9 Bundan sonra gördüm ki, her ulustan, her oymaktan, her halktan ve her dilden oluşan, kimsenin sayamayacağı kadar büyük bir kalabalık tahtın ve Kuzu'nun önünde duruyordu. Hepsi de birer beyaz kaftan giyinmişti ve ellerinde hurma dalları vardı.
10 Yüksek sesle, «Kurtarış, taht üzerinde oturan Tanrımıza ve Kuzu'ya özgüdür» diye bağırıyorlardı.
Ayetler burada sonsuzluğun başlangıcında, yeni bir ırkın yaratılışından bahsetmektedir. Burada Tanrı’ya ait olan iki tane eskatolojik halk olduğunu görmüyoruz. Yahudiler ve Grekler Yok. Fakat, “Her ulustan, her oymaktan, her halktan ve her dilden oluşan; tek bir halk var”

Tek bir halk olarak bizler, Tanrı’nın tahtının önünde durup; sonsuzlara dek ‘Kuzu’ya tapınacağız (Elçilerin İşleri 8:32-33). İşte bu yüzden Yeni Ahit diyor ki, “Bizler Tanrı’nın bu son zamanlarda yaratacağı yüce halkız”

2- İsa Mesih yaratılışı yeniliyor:
İsa’nın yaptığı ikinci şey; gerçek bir İsrailli olarak tüm yaratılışın yenilenmesidir. Bu aslında özellikle Galatyalılar Mektubunda çok çarpıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Buradaki öğreti büyük ölçüde kilisedeki Yahudi ve Grek sorunuyla ilgilidir. Bu kilisede bazı insanlar Tanrı lütfunun ırk aracılığıyla ulaştığını iddia ediyorlardı. Diğer uluslardan olan bir kişilerin Hristiyan olabilmeleri için öncelikle Yahudi olmaları gerektiği öne sürülüyordu. Galatyalılar ayetleri bu türlü düşünüşü yerle bir ediyor. Tüm mektup boyunca ayetler Tanrı’nın Lütufkar amacının Mesih’te tek bir halk yaratmak olduğunu vurguluyor. Bu tartışmanın en merkezi noktasında ise sünnet olayı yatıyordu. “Diğer uluslardan olan bir kişi sünnet olmalı mıdır?” sorusu merkezde idi. Diğer uluslardan olan bir kişi Hristiyan olabilmek için bir Yahudi’nin taşıdığı işareti üzerine almalı mıdır?
Galatyalılar 3:28 Artık ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı vardır. Hepiniz Mesih İsa'da birsiniz.
29 Ve eğer Mesih'e aitseniz, o zaman İbrahim'in soyundansınız, vaade göre de mirasçılarsınız.

Tek bir ulus hakkındaki bu sözleri söyledikten sonra, 6:15 ayeti Mesih’in yaptığı işi işaret ederek mesajı en doruk noktaya taşıyor:
Galatyalılar 6:15 Sünnetli olup olmamanın önemi yoktur, önemli olan yeni yaratılıştır.

İşte bu da gerçek İsrail’li olan İsa Mesih’in; gerçek hizmetinin gerçek meyvesidir:
Efesliler 1:9 Tanrı, Mesih'te edindiği iyi amaç uyarınca bize kendi isteğinin sırrını açıkladı.
10 Zaman dolunca gerçekleştireceği bu tasarıya göre, yerdeki ve gökteki tüm varlıkları Mesih'te birleştirecek.

10. ayet zaman dolunca gerçekleşecek olan bir tasarıya göre; yani gerçek bir İsrailli olan Mesih’teki tasarıya göre yerdeki ve gökteki tüm varlıkların tek ‘Baş’ta (Mesih’te) birleşeceğini söylüyor. Burada tek önemli olan şey Yaratılıştır, Yeni Yaratılış.

Özetlemek gerekirse; eğer eskatoloji öğretimiz bir denge içerisindeyse, Kristoloji (Mesih Bilimi) öğretişimizle uyum içinde olacaktır. Eğer tüm yaratılışı kapsayan bir eskatoloji anlayışımız, öğretişimiz yoksa hem İsa Mesih’in kimliğini hem de yaptığı hizmetin içeriğini ve kapsamını büyük ölçüde kısıtlamış olacağız.

Eskatoloji ve Kristoloji öğretisi hem yeri hem de göğü bir denge içerisinde tutmalı; şimdiki zaman ve gelecek zaman arasındaki dengeyi iyi sağlamalıdır. Bunun da Müjde’nin uygun bir tanımını içermesi gerekir.

Eskatoloji ve Kristoloji (Mesih Bilim) öğretisi Müjde’yi çok dikkatli bir şekilde tanımlamamızı gerektirmektedir. Protestanlar olarak Müjde’nin bir kısmını tümü için feda etme eğilimimiz vardır. Fakat Müjde’nin tüm içeriği yerine yalnızca bir kısmını vaaz edersek Müjde’yi çarpıtmış oluruz. Görüp, anlamamız gereken şey; Müjde’nin özünde eskatolojik bir olay olduğudur.