#28257
Anonim
Pasif

Bu noktada karşımıza çıkacak bir başka ayrılığa dikkat edelim: insanoğlu ile yaratılış arasına giren ayrılık ve yabancılaşma… Tanrı, kadın ile erkeği yaratılışla uyum içerisinde yaşayan, sevgi dolu hizmetkarlar olarak yarattı. Tanrı’nın ilk orijinal planı içerisinde insan ırkı meyve veren bir ilişki içerisinde yaşamak üzere, yaratılış ise kadın ve erkeğin bu bakışına kendisini açmak üzere yaratılmıştı. Ama söylediğimiz gibi olayın akışında bazı şeyler yanlış gidiyor.

Tekvin 3:17 RAB Tanrı Adem'e, “Karının sözünü dinlediğin ve sana, Meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için, Toprak senin yüzünden lanetlendi” dedi, “Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın.
Günahın aslında kozmik (tüm evrene yayılan) bir etkisi olduğuna dikkat edin! Yani insanın Tanrı’ya karşı olan itaatsizliği öyle derindir ki; bu itaatsizlik tüm evreni etkilemektedir. Bu nedenle 17. ayetin sonunda “Toprak senin yüzünden lanetli oldu” diyor.

Aslında Tekvin 3:17 ayeti, Tekvin 1:31 ayetinin reddedilmesi değildir. Yaratılış hala iyidir. Fakat artık günahın bozucu etkilerini yaşamaktadır. Bu nedenle 17. ayetin en sonunda Tanrı “Ömrünün bütün günlerinde zahmetle ondan yiyeceksin” diyor.

Yani kendisini insanlara açması beklenen yaratılış, kendini kapatıyor ve insana karşı direniyor. Artık insan ekmeğini, acı dolu bir çalışma sonunda kazanabilecektir:
Tekvin 3: 8 Toprak sana diken ve çalı verecek, …
19 Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın…

Burada karşımıza çıkan şey artık insanlık ile yaratılış arasındaki ilişkinin mücadele ve direniş ilişkisi olduğudur. Bu durumda karşımıza bir soru çıkıyor: Tanrı mı yoksa insan mı kazanacak? Tekvin 1. ve 2. bölümde Tanrı’nın bize gösterdiği amacı mı; yoksa Tekvin 3. bölümde gösterildiği gibi başkaldırı içinde olan insanlık mı zaferli olacak? İşte bu da eskatolojinin merkezi sorusudur.

İşte bu nedenle hikayenin başını tam anlayamazsak; geri kalan kısmını da yanlış anlayacağız. eskatolojinin yukarıdaki sorulara verdiği yanıt, Tanrı’nın kazanacağıdır. Tanrı Egemenliği zaferli olacaktır. Tanrı’nın yaratılışı için beslediği amaç ortaya çıkacak ve hedefine ulaşacaktır. Bu nedenle Tekvin 4. bölümden, Vahiy kitabının sonuna kadar karşımızda tek bir hikaye vardır. Bu eskatolojik bir hikayedir. Bu hikayenin iki basit bileşeni bulunur:
a-) Tanrı Tekvin 3. bölümde gördüğümüz her tür yabancılaşma ve ayrılığın üzerinde galip gelecektir.
b-) Yaratılış aracılığıyla Tanrı’nın insanlık için beslediği amaç hedefe ulaşacaktır.

Bizler çoğu zaman Hristiyan kişinin kaderini anlayamayız. Bu kişilerin kaderinin ölmek ve cennete gitmek olduğunu düşünürüz. Fakat diriliş öğretisi bizlere, Hristiyan kişinin kaderinin cennet olmadığını gösterir. Cennet sadece dirilişten sonra ortaya çıkacak olan daha yüce bir konum için geçiş yeridir. Hristiyan kişinin kaderi ölümden diriltilmek ve yeni bir yeryüzü ve gökyüzünde sonsuza kadar yaşamaktır. Gördüğünüz gibi seçilmişlerin ve yaratılışın kaderi birbirine sıkı sıkı bağlıdır. Birini diğerinden ayırmak; ikisini de kaybetmek olacaktır. Bu nedenle bizlere olacak olan şey bedensiz bir şekilde sonsuza kadar cennette dolaşmak ya da uçuşmak değildir. Tanrı’nın amacı Tekvin 3. bölümde ortaya çıkan her türlü yabancılaşma ve ayrılığın üstesinden gelmektir. Buna insan ırkı ile yaratılış arasındaki yabancılaşmayı tekrar birleştirmek de dahildir.

Kutsal Kitap eskatolojisinin üzerinde durduğu şey yalnızca inanlı kişinin nasıl olacağı ya da kaderinin ne olduğu değildir. Eskatolojinin odak noktası, Tanrı halkının ve yaratılışın kaderidir. Zira benim geleceğim yaratılışın geleceği içerisindedir.

Ölümün bu tarafından baktığımızda bizlerin bakışları cennete yönelik olur. Çünkü İsa bizlere “Kendinize Göklerde hazineler edinin. Çünkü yüreğiniz neredeyse; hazineleriniz de oradadır” diyor. Bizler öldükten sonra Rab’bimiz İsa Mesih’in yanında ve beraberliğinde olacağız. Tanrı’nın bizler için yapmış olduğu lutüf işlerini kısıtlamak istemiyoruz. Mesih aracılığıyla bizler için yapmak istediği şeyleri tüm doluluğuyla kabul etmek, görmek ve almak istiyoruz. Bizler öldüğümüzde cennete gideriz ve Mesih İsa ile beraber oluruz. Söylemek istediğim, bizler için bunun daha ötesinde, daha yüce bir şeyin var olduğudur. Bu ikisi arasında ayrım yapmanın neden önemli olduğunu birazdan fark edebileceğiz.

Şimdi Tanrı’nın tüm yaratılış için belirlediği eskatolojik amacı gösteren birkaç bölüme bakalım:
Çıkış 20:8 Şabat Günü'nü kutsal sayarak anımsa. 9 Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. 10 Ama yedinci gün bana, Tanrın RAB'be Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, hayvanların, aranızdaki yabancı hiçbir iş yapmayacaksınız. 11 Çünkü ben, RAB yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim. Bu yüzden Şabat Günü'nü kutsadım ve kutsal kıldım.

Tabi ki, bu dördüncü buyruk bizleri yaratılışın başına götürüyor. İsrail için belirlenen yedinci gün istirahat günü Tanrı’nın yaratılış işini yaptıktan sonra belirlemiş olduğu yedinci gün ile aynıdır. Fakat bu buyruğa Yeni Ahit ışığı altında da bakmamız gerekiyor. Bu nedenle Sept (ya da Şabat) günü Tanrı bitirilmiş bir yaratılma işine bakması ile birlikte, zamanın sonunda sona erdirilmiş bir kurtuluş işine de bakar. Bu nedenle Sept günü Mesih’te yaptığımız tüm işlerimizden istirahat etmektir. Altını tekrar çizmek istiyorum: Sept bizlere, Mesih’te olacak sonsuz istirahatı gösterir.

Şimdi tam olarak kimin bu istirahat içinde olacağını anlamak için bu buyruğa bakalım:
10. ayet: “Sen değil, oğlun ya da kızın da değil. Kölen ya da cariyen değil. Kapılarında olan garibin bile değil” diyor. Söylediklerinden birini dikkat ederseniz geçtim. Zira bunun altını çizmek istiyorum. “Hayvanların” kelimesi… Sept Gününde yalnızca insanlar değil; hayvanlar da istirahat ediyor. Gördüğünüz gibi Sept, yalnızca insanlar için değil; tüm yaratılışa veriliyor. Yeni Ahit’e bakarken daha sonra göreceğimiz gibi; Mesih’in kurtarış işinin kapsamı yalnızca canları değil, tüm kosmozu (Evreni) içerdiğidir. Bunun ışığı altında, hayvanların da Sept günü istirahatına ortak olacakları garip gelmemelidir.

Çıkış 23:10 Toprağınızı altı yıl ekecek, ürününü toplayacaksınız. 11 Ama yedinci yıl nadasa bırakacaksınız; öyle ki, halkınızın arasındaki yoksullar yiyecek bulabilsin, onlardan artakalanı da yabanıl hayvanlar yesin. Bağınıza ve zeytinliğinize de aynı şeyi yapın. 12 “Altı gün çalışacak, yedinci gün dinleneceksiniz. Böylece hem öküzünüz, eşeğiniz dinlenir, hem de kadın kölenizin oğulları ve yabancılar rahat eder.
Yine bir Sept prensibi ortaya çıkıyor. Sept yılı… “Altı yıl tarlada çalışacaksınız. Yedinci yıl ise istirahata bırakacaksınız” Yani yedinci yılda ne ekme, ne de biçme işi var. Peki böyle ise edinci yılda ne oluyor? Altı yıl boyunca ekilmeye alışmış olan toprak, ekilmediği bir yıl içerisinde insanın çalışması gerekmeksizin yedinci yılda devam ediyor. Böylelikle ortaya çıkan istirahata ve esenliğe bakın! Fakirler dinleniyor… Bu çok önemlidir. Zira Tanrı, tüm Kutsal Kitap içerisinde fakirlerle özel bir şekilde ilgilenir. Bu kişiler, Tekvin 3. bölümde gerçekleşen yabancılaşmadan; insan ırkı içerisinde en çok etkilenen ve acı çeken kesimdir. Bu nedenle Rab’bin geleceği o yüce gün, adaletin yerine geleceği gündür. Gelecek, her zaman için şimdiki zaman üzerine ışık saçar.

Gelecekte Tanrı’nın ortaya çıkaracağı bu adalet günü ışığı altında fakirler için kaygı duymak, onlarla ilgilenmek; en son zamanda ortaya çıkacak esenliğin önceden gösterilmesidir. Bundan ötürü 11. ayette fakirlerin istirahat edeceği söyleniyor. Yani bu kişiler ekilmemiş tarlalardan bu yıl için kendilerine yiyecek toplayabilirler. Bu tarla için yıl boyunca çalışmak yerine, sadece toplayabilirler. Ama dikkat ederseniz; hayvanlar da istirahat ediyor. Tarlada çalışmıyorlar ama tarlanın meyvelerini yiyorlar. Fakat bu bölüm, diğer bölümün söylemediği bir şeyi söylüyor ki, o da yerin bile istirahat edeceğidir. Yani fakirler, hayvanlar ve dünya bile dinleniyor. Fakirler, dünya ve toprak bile Sept Gününe giriyor. Gördüğünüz gibi Eski Ahit’te karşımıza çıkan Sept gününü, İsa Mesih’in zamanın sonunda bizlere verecek olduğu Sept kavramından kesinlikle ayıramayız.

Levililer 25: RAB Sina Dağı'nda Musa'ya şöyle dedi: 2 “İsrail halkına de ki: Size vereceğim ülkeye girdiğiniz zaman, ülke RAB için Şabat'ı kutlamalı. 3 Altı yıl tarlanı ekeceksin, bağını budayacaksın, ürününü toplayacaksın. 4 Ama yedinci yıl toprak dinlenecek. O yıl Şabat yılı olacak, RAB'be adanacak. Tarlanı ekmemeli, bağını budamamalısın. 5 Kendiliğinden yetişen ürünü biçmeyecek, budanmamış asmanın üzümlerini toplamayacaksın. O yıl ülke için dinlenme yılı olacak. 6 Şabat yılında ülke ne ürün verirse, sizin için, köleleriniz, cariyeleriniz, yanınızda çalışan ücretliler ve aranızda yaşayan yabancılar için yiyecek olacak. 7 Ülkede yetişen ürünler kendi hayvanlarınızı da yabanıl hayvanları da doyuracak.
Burada çok açık bir şekilde doğru kişi için, fakir kişi için, hayvanlar ve dünya için Sept’i görüyoruz.

4. ayette: “Bağını budamayacaksın”, 6. ayette: “…ve garibin için yiyecek olacak” diyor. Yani ne varsa sadece yemek için kullanacaksın, satmak ya da başka bir amaçla değil…

Tekvin 9:8 Tanrı Nuh'a ve oğullarına şöyle dedi: 9-10 “Sizinle ve gelecek kuşaklarınızla, sizinle birlikteki bütün canlılarla, kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, gemiden çıkan bütün hayvanlarla antlaşmamı sürdürmek istiyorum. 11 Sizinle antlaşmamı sürdüreceğim: Bir daha tufanla bütün canlılar yok olmayacak. Yeryüzünü yok eden tufan bir daha olmayacak.” 12 Tanrı şöyle sürdürdü konuşmasını: “Sizinle ve bütün canlılarla kuşaklar boyu sonsuza dek sürecek antlaşmamın belirtisi şu olacak: 13 Yayımı bulutlara yerleştireceğim ve bu, yeryüzüyle aramdaki antlaşmanın belirtisi olacak. 14 Yeryüzüne ne zaman bulut göndersem, yayım bulutların arasında ne zaman görünse, 15 sizinle ve bütün canlı varlıklarla yaptığım antlaşmayı anımsayacağım: Canlıları yok edecek bir tufan bir daha olmayacak. 16 Bulutlarda ne zaman yay görünse, ona bakıp yeryüzünde yaşayan bütün canlılarla yaptığım sonsuza dek geçerli antlaşmayı anımsayacağım.” 17 Tanrı Nuh'a, “Kendimle yeryüzündeki bütün canlılar arasında sürdüreceğim antlaşmanın belirtisi budur” dedi.
Tanrı’nın burada yaptığı Antlaşmaya dikkat edin! Bu Ahit’in gücü İsa Mesih’in sizinle yapmış olduğu Ahit ile aynıdır. Tanrı burada kudretli ya da kadir olarak, kendi lütfundan kaynaklanan bir ilişki oluşturmaktadır. 9. ayete bakarsak bu Ahit, Nuh ve onun soyu ile yapılmıştır. Ama Ahit onlarla beraber olan her canlı yaratıkla birlikte bütün yeryüzünü kapsıyor. Bundan sonra artık hiçbir zaman yeryüzü yok olmayacaktır. 13. ayet bunun için, gökkuşağı alametini ortaya koyuyor. Yani bu Ahit yalnızca Tanrı ile insan arasında değildir. 16. ayetin sonuna dikkat edin: Bu, “Tanrı ile yaşayan her yaratık arasında olan sonsuz bir ahittir”. 17. ayette “Bu Ahit benimle yeryüzündeki her beden sahibi olan yaratık arasında olacaktır” diyor.

Böyle bir antlaşmanın (Ahit) üzerine Tanrı kendi antlaşmasını bozup dünyayı yok edeceğine inanan bir eskatolojiye nasıl inanabiliriz? Karşımıza çıkan soru şudur: Tanrı’nın kendi andını bozup, kendini yalancı çıkararak; zamanın sonunda dünyayı ve evreni yok ettiğine inanan bir eskatolojiye nasıl inanabiliriz? Eğer Tanrı’nın yaptığı bu Ahit “yeri bir daha yok etmeyeceğim” şeklinde ise, dünyanın sonunda Tanrı’nın yeryüzünü yok edeceğine nasıl inanabiliriz?

Tekvin 9. bölüm, gördüğünüz gibi Tanrı’nın eskatolojik eylemlerinin kapsamlarını göstermektedir. Tanrı’nın burada söylemek istediği şey, Tekvin 1 ve 2. bölümde ortaya koyduğu amaç; tüm dünya üzerinde ortaya çıkmaktadır. Kısa bir süre için biraz daha ileri gitmek gerekirse; Tekvin 9. bölüm gibi bir kısım, Yuhanna 3. bölüm ile çok büyük bir ilişki içerisindedir. Çoğu zaman bizler Yuhanna 3. bölümü düşündüğümüzde, aslında metnin hiç de ortaya koymadığı bir şeyi anlamamızı sağlar. Özel olarak da kastettiğim yer Yuhanna 3:16 ayetidir.

Eskatolojimiz Kutsal Kitap’a uymadığı zaman Yuhanna 3:16 ayetini de yanlış anlarız. Her ne kadar gözlerimiz sayfanın üzerindeki yazıları görse de; aklımız başka bir şeyi anlıyor. Böylece şöyle anlamaya başlıyoruz: “Tanrı (tek tek) kişileri öyle çok sevdi ki; insanları öyle çok sevdi ki; biricik Oğlu’nu gönderdi” Ama ayet böyle demiyor. Aslında ayet, tam olarak söylemek istediğini söylüyor: “Tanrı dünyayı öyle çok sevdi ki…

Eğer Tekvin 9. bölümü iyi anlarsak; Tanrı’nın neden dünyayı çok sevdiğini anlayabiliyoruz. Çünkü Tanrı dünya ile bir Ahit yapmıştır. Ve İsa Mesih de bu Ahit’i kanıyla onaylamak, mühürlemek için gelmiştir. Tanrı tüm yaratılışı çok sevdiğinden ötürü, bu yaratılışın içinde yaşayan insanları da sever.

İşaya 65: 17 Çünkü bakın, yeni bir yer,
Yeni bir gök yaratmak üzereyim;
Burada Tanrı’nın verdiği vaade dikkat edin! Tanrı burada sadece “Ben canlar için göksel bir ev vaat ediyorum” demiyor. Tersine “Yeni gökler ve yeni yer yaratacağım” diyor.

İşaya 66: 22 “Çünkü yaratacağım yeni yer ve gök önümde nasıl duracaksa, soyunuz ve adınız da öyle duracak” diyor RAB.
Tanrı yine bizlere aynı şeyi söylüyor: “Yeni bir gök ve yeni yeryüzünden oluşan bir ev vermek”. Genel olarak insanlar bu gibi ayetlerde belirtilen “yeni” kelimesini, sanki eskisi ile değiştirilmiş olan yeni olarak anlıyorlar.

II.Petrus 3:5 Ne var ki göklerin, çok önceden Tanrı'nın sözüyle var olduğunu ve yerin su aracılığıyla sudan şekillendiğini kasıtlı olarak unutuyorlar.
6 O zamanki dünya yine suyla, tufanla mahvolmuştu.
7 Şimdiki yer ve gökler ise ateşe verilmek üzere aynı sözle saklanıyor, tanrısız kişilerin yargılanarak mahvolacağı güne dek korunuyorlar.
8 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab'bin gözünde bir gün bin yıl ve bin yıl bir gün gibidir.
9 Bazılarının gecikmiş saydığı gibi Rab, vaadini yerine getirmekte gecikmez; ama size karşı sabrediyor. Çünkü hiç kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor. 10Ne var ki, Rab'bin günü hırsız gibi gelecek. O gün gökler büyük bir gürültüyle ortadan kalkacak, maddesel öğeler yanarak yok olacak, yer ve yeryüzünde yapılmış olan her şey yanıp bitecek.
11-12 Her şey bu şekilde yok olacağına göre, sizin nasıl kişiler olmanız gerekir? Tanrı'nın gününü bekleyip o günün gelişini çabuklaştırarak kutsallık içinde yaşamalı ve Tanrı yolunu izlemelisiniz. O gün gökler yanarak yok olacak, maddesel öğeler şiddetli ateşte eriyecektir.
13 Ama biz Tanrı'nın vaadine göre, doğruluğun barınacağı yeni gökleri ve yeni yeryüzünü bekliyoruz.
Bu bölümde dikkat ederseniz Petrus, Nuh zamanındaki tufan ile Rab’bin Gününde gelecek olan ateş arasında bir paralellik kuruyor. Bu nedenle bizler 10. ve 13. ayetler arasındaki “ateş” hakkında okuduğumuzda; bu ateşin tamamıyla yok edici bir ateş olduğunu, Rab’bin Gününde bu ateşle, tüm yerin ve göğün tamamıyla yok olacağını düşünmüyoruz. 12. ayetin ikinci kısmına baktığımızda şöyle diyor: “O gün gökler yanarak yok olacak ve maddesel öğeler şiddetli ateşle eriyecektir”. Bu sözleri 5. ve 7. ayetler arasında, hakkında bahsedilen tufan ile karşılaştırmamız gerekir. 6. ayette “O zamanki dünya yine suyla, tufanla mahvolmuştu”

Bunu anlamak için yapmamız gereken şey, Tekvin 6 ve 9. bölümler arasını okumak ve dünyanın mahvolmadığını görmektir. Sular çekildiğinde, dünya hala oradaydı. Nuh ve ailesi hala hayattaydı. Hayvanlar geminin içinde korunmuşlardı. Ama burada gördüğümüz tufan sularının, arıtıcı özelliği olmasıdır. O zaman temizlemek ve saflaştırmak anlamında dünya mahvedilmişti. Kötülük ve günah, öylesine büyük boyutlara ulaşmışlardı ki; Tanrı bu felaket aracılığıyla tüm dünyayı yeniledi.

Bunun ışığı altında ateşin, aynı şekilde suyun sahip olduğu nitelikleri (saflaştıran, temizleyen) taşıdığını görüyoruz. Yani Petrus’un burada söylediği şey, ateşin saflaştırdığı dünya içerisinden yeni bir yer ve göğün ortaya çıkacağı günün geleceğidir (Vahiy 21:1-5). Bu nedenle İsa’nın söylediklerini iyi bir şekilde aklımızda tutmamız gerekiyor. Burada İsa’nın, Petrus Mektubunda ortaya çıkan ateş olayını nasıl belirttiğine bakalım:
Matta 19: 28 İsa onlara, «Size doğrusunu söyleyeyim» dedi, «her şey yenilendiğinde, İnsanoğlu görkemli tahtına oturduğunda, siz, evet ardımdan gelmiş olan sizler, on iki tahta oturup İsrail'in on iki oymağını yargılayacaksınız.

İnsanoğlu tahtına oturduğunda, her şey mahvedilmeyecek ama her şeyin yenilenmesi, yenden doğması, değiştirilmesi söz konusu olacak. Anlaşılması gereken şey şudur: ateş tarafından temizlenen, saflaştırılan dünya bu ateşin içerisinden değiştirilmiş bir şekilde çıkacaktır. Her ne kadar bizim şu anda anladığımız şekilde dünyada yaşam açısından bir süreklilik olacaksa da, bu yeni düzenin, şu andaki düzenden gerçekten çok büyük bir farkı olacaktır.

Tufandaki sular dünyayı her ne kadar aynı bıraktıysa, Tanrı’nın bu ateş yargısı da dünyayı saflaştıracak. Fakat yenilenmiş bir şekilde dünya kalacaktır. Kendi kurtuluşumuzu düşünebiliriz: Kutsal Kitap “Her kim Mesih’te ise, yeni bir yaratıktır” diyor (II.Korintliler 5:17). Yani siz Mesih’e iman ettiğinizde artık yeni bir yaratık oluyorsunuz. Mesih’te gömülmüş ve yeni bir yaşam için diriltilmişsiniz (Romalılar 6:4-5). Ama bunlar olurken siz hala aynı yüze, aynı sese sahiptiniz, arkadaşlarınız sizi halen aynı kişi olarak tanıyorlardı; ama radikal bir şekilde farklıydınız.

Burada gördüğünüz şey aynı anda süreklilik ve aynı anda süreksizliktir. Bu da yeni yer ve gökyüzü hakkında biraz daha anlamamızı sağlayabilecek bir örnek olabilir. Bildiklerimiz aynen devam edecek, fakat aynı zamanda da kötülük açısından radikal bir süreksizlik meydana gelecektir.

Şimdi bakacağımız bölümlerde Tanrı’nın Kendi yaratılışı için olan amacının vurgulanışını görelim:
Yuhanna 1: 1 Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı.
14 Söz insan olup aramızda yaşadı. Biz de O'nun yüceliğini, Baba'dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu olan biricik Oğul'un yüceliğini gördük.

Burada ayetlerde görülen şey Tanrı’nın ebedi ve sonsuz Söz‘ü olan İsa Mesih’tir. Bu Söz, tüm sonsuzluktan beri Tanrı ile birlikteydi. 14. ayette de bu Söz, tarih içerisine giriyor. Tanrı’nın yaratılışı için duyduğu ilgisini gösteren bir ayettir. Yaratılışı kurtarmak için, onun içine girmektedir. Ama bundan harika olan bir şey daha var: “Söz, insan (beden aldı) oldu” yani Tanrı’nın ebedi Oğlu, Kendisi yarattığı doğayı, insan bedenini Kendi üzerine aldı.

Bedenimizin Tekvin kitabında anlatılan doğasına dikkat edelim:
Tanrı yarattığı bu toprağa elini uzattı, topraktan aldı, ona şekil vererek, yaşam nefesini üfledi. Tanrı dedi ki, “Sen topraksın, bu dünyanın toprağından geldin” İşte İsa, dünyanın bu toprağını, yani bedenimizi kendisi ile birleştirmek üzere alıyor ki, bu da yaratılışın iyiliğini ve kurtuluşumuz için araç olarak kullanılabileceğini vurgulamaktadır. Ve bu gerçek de her Pazar günü kilisede bir araya geldiğimizde bizleri etkilemelidir. Çünkü [Rab’bin Sofrasını yaptığımız] masanın üzerine bizler bu dünyanın meyvesi olan ekmek ve şarap koyarız. İsa Mesih’in “bu Benim bedenimdir, bu Benim kanımdır” demesinden dolayı sakramentlerin (vaftiz ve Rab’bin Sofrası) lütuf araçları olduğuna inanırız.

Yani dikkat etmemiz gereken şey, yaratılışın kendisiyle İsa bizlere lütfetmek için gelmiştir; bunlar aracılığıyla bizlere gelir ve yaklaşır. Bunun ışığı altında Rab’bin Sofrası, kurtuluş ile yaratılış arasındaki ilişkiyi vurgular.

Romalılar 8:18 Yargım şu ki, bu anın acıları, gözümüzün önüne serilecek olan yücelikle karşılaştırılmaya değmez.
19 Yaratılış, Tanrı çocuklarının ortaya çıkmasını büyük özlemle bekliyor.
20-21 Çünkü yaratılış amaçsızlığa teslim edilmiştir. Bu da yaratılışın isteğiyle değil, onu amaçsızlığa teslim eden Tanrı'nın isteğiyle oldu. Çünkü yaratılışın, yozlaşmaya olan köleliğinden kurtarılıp Tanrı çocuklarının yüce özgürlüğüne kavuşturulması ümidi vardı.
22 Şimdiye dek bütün yaratılışın birlikte inleyip doğum ağrısı çektiğini biliriz.
23 Yalnız yaratılış değil, biz de, evet Ruh'un turfandasına sahip olan bizler de evlatlığa alınmayı, yani bedenlerimizin kurtulmasını özlemle bekleyerek içimizden inleriz.
24 Çünkü bu ümitle kurtulduk. Ama görülen ümit, ümit değildir. Gördüğü şeyi kim ümit eder?
25 Ama henüz görmediğimize ümit bağlamışsak, sabırla bekleyebiliriz.
19. ayetin yaratılış hakkında nasıl bahsettiğine bakın: Burada yaratılışın “özlemle” beklediğini vurguluyor. Yani burada yaratılış sanki küçük bir çocuğun çok özel bir anı heyecanla beklemesi gibi, yerinde duramamasına benzetiliyor. Peki yaratılışın bu şekilde özlemle beklediği nedir?