Re: Kutsal Kitap’ta geçen Tanrı’nın İsimleri
Yahve nissi – sancağımız
Yahve Nissi (Rab Sancağım’dır)
Giriş: Bu hafta bakacağımız Tanrı’nın adı Yahve Nissi’dir. Rab sancağımdır anlamına gelen bu isim ilk kez Kutsal Kitap’ta Çıkış 17. bölümde geçmektedir. Aslında bu bölüm hepimizin çok iyi bildiği bir bölümdür. İsterseniz ilk olarak bu ayetleri okuyalım ve daha sonra anlamını anlamaya çalışalım.
M. Çıkış 17:8-16 Amalekliler gelip Refidim’de İsrailliler’e savaş açtılar. Musa Yeşu’ya, “Adam seç, git Amalekliler’le savaş” dedi, “Yarın ben elimde Tanrı’nın değneğiyle tepenin üzerinde duracağım.” Yeşu Musa’nın buyurduğu gibi Amalekliler’le savaştı. Bu arada Musa, Harun ve Hur tepenin üzerine çıktılar. Musa elini kaldırdıkça İsrailliler, indirdikçe Amalekliler kazanıyordu. Ne var ki, Musa’nın elleri yoruldu. Bir taş getirip altına koydular. Musa üzerine oturdu. Bir yanda Harun, öbür yanda Hur Musa’nın ellerini yukarıda tuttular. Güneş batıncaya dek Musa’nın elleri yukarıda kaldı. Böylece Yeşu Amalek ordusunu yenip kılıçtan geçirdi. RAB Musa’ya, “Bunu anı olarak kayda geç” dedi, “Yeşu’ya da söyle, Amalekliler’in adını yeryüzünden büsbütün sileceğim.” Musa bir sunak yaptı, adını “RAB sancağımdır” koydu. “Eller Rab’bin tahtına doğru kaldırıldı” dedi, “RAB kuşaklar boyunca Amalekliler’e karşı savaşacak!”
Rabbimiz insanların hayatında etkinliğini sürdürmek isteyen Rab’dir. İsrailliler büyük sıkıntılar çektikten sonra Mısır’dan mucizelerle dışarıya çıktılar. Kızıldeniz önüne geldiler önlerinde ve arkalarında tehlike vardı ama Tanrı onları bu tehlikelerden kurtardı. Kızıldeniz’i geçtiler ama onların önünde hala tehlikeli olan bir yol vardı ve onlar bu yolda ilerlemeye devam ettiler. Rab onlara önderlik yaparak onları yönlendirmeye devam etti. Aynı zamanda sağlayan yani Yahve Yire olan Tanrı, onların bu yolda bütün ihtiyaçlarını da karşıladı. Susuz kaldılar, Rab onlara su verdi. Aç kaldılar, Rab onlara gökten her gün taze man verdi. Onlar bir çocuk gibi daima şikâyet ettiler ama Rab onların bu çocuksu tavırlarını görmezden gelerek, onların ihtiyaçlarını karşılamaya devam etti. İsrail halkı Tanrı’nın yaptıkları karşısında şükretmek yerine yaşadıkları her zorlukta şikâyet ederken, Tanrı’ya dik başlı davranırken, Tanrı onlara yinede iyiliğini ve merhametini gösteriyordu. Yasanın Tekrarı 25:17-18e aslında gerçekten İsraillilerin o dönemlerden geçerken çok sıkıntılar çektiğini anlıyoruz.
“Siz Mısır’dan çıktıktan sonra Amalekliler’in yolda size neler yaptığını anımsayın. Siz yorgun ve bitkinken yolda size saldırdılar; geride kalan bütün güçsüzleri öldürdüler. Tanrı’dan korkmadılar.”
Evet İsrailliler Tanrı’ya karşı şikayet edip söylenirken onların gerçektende içinde bulundukları durumun ne kadar zor olduğunu görmekteyiz. Onların gündelik hayatlarında sıkıntı ve zorluklar vardı aynı şekilde bizimde var. Çünkü bu yaşam bizim için tasarlanmış bir yaşam değildir. Tanrı’nın bizim için tasarladığı yaşam iyi idi ama dünyaya günah girdikten sonra yaşam bozuldu ve yaşam bozulduğu içinde bizler tıpkı İsrailliler gibi sık sık zorluklarla ve sıkıntılarla karşılaşabiliyoruz. Bazen bizde İsrailliler gibi her sıkıntıda Tanrı’ya karşı homurdanabiliyoruz. “Kafamızı kaldırıp onlar gibi sen bizi öldürmek için, bize sıkıntı çektirmek için mi buraya getirdin? Neden böyle bir dünyada yaşamamıza izin veriyorsun?” diyebiliyoruz. İsraillilerin bazı sözleri ve şikâyetleri Tanrı’ya hakarete kadar vardı ama Rab yinede onları tamamen yok etmedi. Amalekliler onlara saldırdıklarında İsrailliler çok güçlü bir halk değillerdi, daha yeni yeni organize olmaya başlamışlardı. Mısırdan zorla kaçmışlar, daha çıkalı birkaç hafta olmuş, yorgun ve zor bir durumdalar daha dinlenip nefes alamamışlar. Ve o sırada Amalekliler onlara saldırıyor. Bu durum onlar için hayatlarının tamamen bir dönüm noktası, İsrail yok olabilme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Kim bu Amalekliler? Aslında çokta yabancı değiller İsrail Oğullarının akrabaları, Amalek Esav’ın torunu, Amalekliler’de Esav’ın torununun soyu (Yaratılış 36:12) yani hepsi İbrahim’in oğlu İshak’ın soyundan geliyorlar. İsrail ve Amalekliler uzaktan akrabalar ve İsrail Oğulları Mısır’dan çıkıp bu noktaya geldiklerinde onların ilk büyük düşmanları Amalekliler oluyor (Atasözü ‘akrabanın akrabaya yaptığını akrep bile yapmaz’). Kutsal Kitap’ta Amalekliler’den söz ederken onların İsrail’le karşı çıkmakta birinci olduğunu söylüyor (Ç. Sayım 24:20). Onlar Refidim bölgesinde yaşayan bir halk. Biraz onların tarafından da olaya bakmaya çalışalım. Amalekliler Refidim bölgesinde yaşarlarken İsrail halkı Mısırdan çıkmış ve onların yaşadığı bölgeye gelmişler. Eğer benim bölgeme gelmiş olsalardı ne yapardım. Bu doğanın kanunu değil mi? Hayvanlar bile yaşadıkları bölgeyi değişik yöntemlerle bir şekilde işaretlerler. Ve bu işaretler eğer buraya benim bölgeme başka biri girerse ben onu yok ederim anlamındadır. Çünkü oraya başka bir hayvanın girmesi demek işaretleyenin haremine, yiyecek alanına, güvenliğine, su alanlarına tehdit demektir. İsrailliler Refidim bölgesine geldiklerinde Amalekliler’i tehdit etmiş gibi oldular bu yüzdende Amalekliler hiç sorgusuz sualsiz gidip onlara saldırdılar. Mantıklı gözüküyor değil mi? Hayvanlar öyle yapıyorlar insanlarda öyle yapıyorlar. Aslında insanlar öyle yapmamalılar insanlar Tanrı’nın ne istediğini arayıp sorup ona göre davranmalılar. Burada Amalekliler Tanrı’nın seçtiği halka onu yok etmek için saldırıyorlar. Aslında yaptıkları çok adilce değil, yorgun, zayıf, düşkün kişileri öldürüyorlardı.
O zaman Musa Yeşu’ya görev verdi “adamlarını seç Amalekliler’e karşı savaşacaksın ve Ben yarın tepenin üzerine çıkıp orada değneğimle duracağım.” Yeşu Musa’nın sağ kolu, ona Yeşu adını veren Musa’nın kendisiydi. Ve ordunun başına komutan olarak onu geçirdi ve “ben değnekle tepenin üzerinde duracağım” dedi. Burada Musa’nın elinde bulunan değnek meşhur bir değnek 17:5 ayetlerini okuyacak olursanız. Bu değnek aracılığıyla Tanrı’nın Nil’de mucize yaptığını ve kayadan su çıkardığını görürsünüz. Musa sürekli elinde bu değneği taşıyordu ve Tanrı bu değnek aracılığıyla mucizeler yapıyordu. Bu değnek Tanrı’nın Musa’ya verdiği bir değnek ve Musa Yeşu’ya “sen adamları al git ve Amalekliler’le savaş ben değneğimle o tepenin üzerinde olacağım” diyor. Aslında sancak denilen şey işte o değnektir. Bizim bildiğimiz sancaklarda bir sopa üzerine bez takılmakta ve bu bez o sancağın kime ait olduğunu göstermektedir. Bu değneğin üzerinde bir bez yok ama biliyoruz ki sancak bir işarettir. Günümüzde de sancaklar kullanılmaktadır. Turist rehberleri insanları gezdirirken ellerinde bayrak gibi bir şey taşırlar ve turistler bu işareti gördüklerinde o işaret olan rehberi takip ederler, yada askeri geçitlerde en önde sancak taşıyanlar yürür, savaşta bir yer ele geçirilince ele geçiren taraf sancağını dikerek oranın artık kendilerine ait olduklarını gösterirler.
Kimin önde olduğunu görmek açısından sancak önemlidir ve bu işe yarar. İsrail savaşırken Musa’nın yanında o değnek duruyordu sancak olarak ve bu sancak o ordunun kime ait olduğunu gösteriyordu. Oradaki ordu Tanrı’nın ordusuydu, Tanrıydı o ordunun komutanı ve o sancak onların Tanrı’ya ait olduklarını ve önde gidenin Tanrı olduğunu gösteriyordu. Mucizeler yapmakta aracı olarak kullanılan bu değnek orada Tanrı’nın varlığını, O’nun komutanlığını ve O’nun sahipliğini simgeliyordu. Ama bir fark var bu değnek savaş alanında değil, Musa ile birlikte tepenin üzerinde duruyordu. Sancak herkesin görebileceği şekilde tepenin üzerinde duruyordu ve aşağıda savaşan insanlar bu tepeye baktıklarında onu görüyorlardı. Bu değnek yol göstermek amacıyla orada duran bir şey değildi, bu değnek aitlik amacıyla orada duruyordu. Bütün ordunun takip edeceği bir sancak değil ordunun kime ait olduğunu gösteren bir sancaktır.
Yeşu, Musa’nın buyurduğu gibi Amalekliler’le savaştı. Musa halkın bir önderi ve Peygamberi olarak savaş alanında değil, Musa, Harun ve Hur ile birlikte tepenin üzerinde Tanrı’nın sancağının yanında. Aşağıda ordu savaşıyor, insanlar mücadele ediyorlar ve Musa elini kaldırdıkça İsrailliler, indirdikçe Amalekliler kazanıyor. Neden ellerini kaldırıyor? Ellerini kaldırdığında, ellerini uzattığı yer Tanrı, burada Musa sancağın sahibine doğru ellerini kaldırıyor. Okuduğumuz zaman aslında değneğe çok dikkat etmiyoruz. Acaba o sancak, Tanrı’nın sancağı görünmez bir sancak mıydı? Musa ellerini uzattığında yukarıya belirsiz bir şekilde mi kaldırıyordu? Hayır, o Tanrı’ya kaldırıyor ve O’na dua ediyordu. Burada Musa kendisi için dua etmiyordu, orada savaşan insanlar için dua ediyordu. Ellerini kaldırdıkça oradaki insanlar için, başkaları için şefaat etmiş oluyordu. Ellerini kaldırdığı zaman onlar kazanıyor. Burada şefaatin önemini görüyoruz, başkaları için dua etmenin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Ellerini kaldırıp yakardıkça İsrailliler başarılı oluyor, eğer yakarmazsa İsrailliler başarılı olamıyor.
Ama bu sadece şefaat etmekle ilgili değil, ellerini kaldırdıkça İsrail oğulları kazanıyor. Ama Musa’nın bu şefaat zamanında ellerinin yukarda kalması gereklidir. Aslında bu pozisyon o kadarda rahat bir pozisyon değil, eğer uzun süre sizde ellerinizi yukarda tutmaya çalışırsanız belli bir zaman sonra elleriniz yorulmaya ve aşağı doğru inmeye başlar. Musa bu şekilde elini saatlerce yukarıda tuttu ama yoruluyordu. Şefaat etmek, birisi için dua etmek kolay ama asıl kolay olmayan şey nedir biliyor musunuz? Gücün sizden gelmemesi, birileri savaşırken ve aşağıda birileri ölürken asıl zor olan şey o tepenin üzerinde kalıp aşağıya bakmaktır. Üstelik orada siz sadece aracısınız, ellerinizi kaldırırsanız aşağıdakiler kazanıyor. Güç sizden gelmiyor, siz sadece gücün gitmesi için orada aracı oluyorsunuz, yani tamamen bağımlısınız. Gücün sahibine bağımlısınız, ellerinizi kaldırarak gücün hareket etmesi için yalvarıyorsunuz. Ve o gücün etkin olduğunu göreceğiniz tek yer savaş alanındaki savaşanlara bakmaktır onlara bağımlısınız. Tanrı burada Musa’ya ve İsrail halkına tam bağımlı olmayı öğretiyor. Bizler bağımsız yaşamayı seven ve bağımsız olmak isteyen insanlarız ama Tanrı ile birlikte yaşamak istiyorsak bağımlı olmak zorundayız. Hem Tanrı’ya ait olup hemde bağımsız olmak mümkün değildir. Bütün güç kaynağı Tanrı’dır. Ellerimi kaldırıyorum ve bunu ifade ediyorum “ya Rab senden başka güç kaynağım yok, gel ve benim halkımın benim ordumun bu düşmanı yenmesine yardımcı ol. Ya Rab sana ihtiyacım var gel ve burada etkin ol. Burada insanların acı çektiğini görüyorum gel ve etkin ol. Hindistan’da insanların acı çektiğini görüyorum gel ve etkin ol, Malatya’da insanların acı çektiğini görüyorum gel ve etkin ol, Antalya’da Kilisemde hasta, acı çeken sıkıntı içinde yaşayan kardeşler var gel ve etkin ol. Ya Rab senden başka hiçbir kurtuluş yolumuz yok, senden başka hiçbir güç alacağımız yer yok gel ve etkin ol.”
Eğer bunu yapmazsam o ordunun içinde kaybedenlerden olacağım. Musa elinde sancak o tepenin üzerine çıktığında insanların ölümlerini ve zaferlerini seyretmeseydi ellerini kaldırır mıydı? Elindeki o sancakla savaşın önünde gitse ölüp iyi bir kahraman olabilirdi. Bazen bizde bunu tercih ediyoruz, elimizde kılıç savaşın ortasına dalıyoruz iyi ve acı çeken kahramanlar oluyoruz. Bazen Tanrı bizim öyle olmamızı istemiyor. Tanrı bazen bizi halkı için aracı olarak kullanmak istiyor, ellerimizi kaldırıp halkı için şefaat etmemizi istiyor. “Ya Rab ben tamamen sana bağımlıyım gel ve kardeşlerimin hayatında kendi gücünü göster. Gel benim hayatımda kendi gücünü göster.” Tanrı hareket etmek için hazır bekliyor.
12 ayet “Ne var ki, Musa’nın elleri yoruldu. Bir taş getirip altına koydular. Musa üzerine oturdu. Bir yanda Harun, öbür yanda Hur Musa’nın ellerini yukarıda tuttular. Güneş batıncaya dek Musa’nın elleri yukarıda kaldı.” Belki savaşa gitmediniz ama birçok savaş filmi görmüşsünüzdür. İnsanların nasıl acılar çektiğini, öldüğünü ve öldürdüğünü kanlı ve korkunç bir şeydir. Musa’da tepede olanları izliyor. İnsanlarının öldüğünü gördükçe yoruluyor, ellerinin yukarıda durmasından dolayı yoruluyor ayakta duracak hali kalmıyor. Biz burada yarım saat bile bazen ayakta duramıyoruz evet ayakta durmak zorunda değiliz, ama böyle diye diye ayakta durmakta istemiyoruz. Musa’nın altına bir kaya getirdiler ve oturdu. Hur ve Harun Musa’nın ellerinin aşağıya doğru indiğini görünce onun ellerinin altına girerek havaya kaldırmasında yardımcı oldular. Musa’nın gücünün kalmadığını görüyoruz zaten Tanrı bunu istemiyor ki Zekeriya 4:6 “güçle kuvvetle değil, ancak benim ruhumla başaracaksın” diyor.
Sizin gücünüzün hiçbir önemi yok ne kadar akıllı, bilgili, güçlü ve sağlıklı olursanız olun bunun hiçbir önemi yok bunlar kötüdür demiyorum. İtaat etmek ve başarmak açısından bunun bir önemi yok çünkü başaracaksanız Tanrı’nın gücüyle başaracaksınız. Ellerinizi Tanrı’ya kaldırıp tamamen O’na bağımlı bir şekilde yalvararak “gel ya Rab benim senden başka gücüm yok, sana ihtiyacım var, kendi gücümle yapamam, sana bağımlıyım” demek lazım ama aynı zamanda şunu da bilmek lazım bazen şefaatçilik ve bağımlılık insanı yorar. Tanrı’yı beklemek bazen insanı yorar. Musa eline kılıç alarak Amalekliler’in arasına gidip savaşmayı çok isterdi. Musa savaşmaktan korktuğu için yada ölmek istemediği için o tepede beklemiyordu. Tanrı ondan bunu istediği için Musa o tepede duruyordu. Bazıları aşağıda savaşıyor, Yeşu komutanlık yapıyor ama Musa dua ediyordu. Tanrı bir şeyler öğretiyordu herkesin Tanrı’ya ve herkesin birbirlerine ihtiyacı vardı. Yeşu’nun savaşacak askerlere askerlerin önderlik yapacak olan Yeşu’ya, ordunun şefaat için Musa’ya Musa’nın da Hur ve Harun’a ihtiyacı vardı. Savaşçıların dua edenlere, dua edenlerin yoldaşlara ihtiyaçları var Harun ve Hur orada olmasaydı Musa yorulacaktı ve daha çok insan ölecekti. Belki İsrail kazanabilirdi ama daha çok kan dökülüp daha çok acı çekilirdi. Kardeşlerin kardeşlere, yoldaşlara ihtiyacı vardır. Sizin ve benim hepimizin yoldaşlara ihtiyacımız var. Yoldaşlar kardeşler olmadan bu savaş yaşanmaz. Harun ve Hur’lara ihtiyaç var.
13. ayet zaferden bahsediyor. “Böylece Yeşu Amalek ordusunu yenip kılıçtan geçirdi.” İsrailliler zafer kazandı ama bu ayetlerin konusu zafer değil, zaten zafer onlarındı. Savaşın sonucu önemli değildi zaten savaşın sonucu biliniyordu Tanrı onlara vaat vermişti. Önemli olan savaşın sonucu değildi önemli olan o savaşı nasıl kazandığınızdır. Bu paragraf bize savaşın sonundaki zaferi değil, Tanrı’ya tam bir bağımlılıkla yaşamayı öğretmek istiyor. İsrailliler bunu okuduğunda “eğer Tanrı olmasaydı, eğer Tanrı bizim sancağımız olmasaydı biz başaramazdık” diyecekler.
14. ayet “RAB Musa’ya, “Bunu anı olarak kayda geç” dedi, “Yeşu’ya da söyle, Amalekliler’in adını yeryüzünden büsbütün sileceğim.” Zafer kazanıldı ve Amalekliler’in adlarının silineceğine dair burada bir söz var. Peki ne zaman Amalekliler’in adı yeryüzünden silindi? 1.Tarihler 4:43 “Amalekliler’den sağ kalanları öldürdüler. Bugün de orada yaşıyorlar.” Bunu olması, Amalekliler’in ortadan kaldırılması yüzyıllarca sürdü. Nedeni de İsraillilerin Tanrı’ya itaat etmemesiydi. Kral Saul Amalekliler’i yok etmek için Tanrı’dan buyruk almıştı ama Saul bunu yapamadı ve bu yüzdende Krallığı Tanrı tarafından sona erdirildi. Kral Saul’u öldüren bir Amalekli askerdi. İsrailliler Tanrı buyruğunu tutmadıkları için bu savaşı yüzyıllarca savaşmak zorunda kaldılar. Tanrı burada geleceğe yönelik bir peygamberlik sözü veriyor. Kuşaklar boyunca Tanrı Amalekliler’le savaşıyor. Aslında bu savaşı bitirmek İsraillilerin elindeydi zafer kazanılmış, karar verilmiş savaşı savaşacak olanlar insanlar Yeşu, ondan sonraki kuşaklar zaferin kazanıldığını bilen ama zafer kazanılmamış gibi yaşayan bütün kuşaklar acı çekmelerinden, başarısızlıklarından kendileri sorumludur. Bu kayıp onlarındır zafer kazanılmışken buna göre yaşamak gereklidir.
15. ayet “Musa bir sunak yaptı, adını “RAB sancağımdır” koydu. “Eller Rab’bin tahtına doğru kaldırıldı” dedi, “RAB kuşaklar boyunca Amalekliler’e karşı savaşacak!” Rab sancağımdır, burada Musa övgüyü sahibine yani asıl kazanana veriyor. Ve bunu yapmak lazım kazanılan her zaferin ardından zaferin sahibine övgüyü iletmek ve zafer senindir demek lazım. Ellerimizi kaldırarak zafer kaynağım, güç kaynağım sensin demek lazım.
Bu ad ve bu bölüm bizi nasıl etkilemelidir?
İlk önce şunu sormak lazım sizin bu savaştaki rolünüz nedir? Siz ne iş yapıyorsunuz. Yeşu musunuz, ordunun başındaki adamısınız yoksa ordunun içinde savaşan askerlerden birimisiniz? Musa mısınız, Harun yada Hur musunuz? Herkesin savaşta bir yeri var ve sizde bu savaşta kendi yerinizi bulup bunu söylemelisiniz. Siz bu savaşın içerisinde neredesiniz, bu savaşın içerisinde kendi yerinizi aldınız mı?
İkinci olarak ta şefaatin önemini anlıyor musunuz? Amalekliler, yani İsrail’e onları ortadan kaldırmak için ilk saldıran halk burada sembolik olarak Dünyanın Tanrı saymaz güçlerini temsil ediyor. Bizimde hayatımızda ve çevremizde ruhsal bir savaş ve şeytana ve onun karanlık güçlerine karşı bir mücadele var. Bizlerde kilise ve bireyler olarak etrafımızda Tanrı’ya karşı çıkan diklenen her şey için şefaat ediyor muyuz? Etmemiz gereklidir sadece kendi zaferlerimiz için değil, başkalarının zaferleri içinde dua etmeyi öğrenmeliyiz. Başkaları için yakarın, dua edin ve Tanrı’ya ellerinizi kaldırın ve O’na tam bağımlı olun. Yasanın Tekrarı 20:3-4 “Onlara şöyle diyecek: ‘Ey İsrailliler, dinleyin! Bugün düşmanlarınızla savaşmaya gidiyorsunuz. Cesaretinizi yitirmeyin, korkmayın. Onlardan yılmayın, ürkmeyin. Çünkü sizi zafere kavuşturmak üzere sizinle birlikte düşmanlarınıza karşı savaşmaya gelen Tanrınız RAB’dir.” Yeter ki tam bağımlı olun bizim için savaşan Tanrı’nın kendisidir. Bizim yapmamız gereken şey sadece arada kanal olmamız lazım, ellerimizi kaldırmalıyız. Pirize takılı bir fiş gibi, enerji orada ve piriz enerji kaynağına takılı olmadığı sürece çalışamaz. Aynı şekilde bizde O’na bağımlı olmadığımız sürece kazanamayız. Bağımlı olursak kazanırız değilsek kazanamayız. Yarım bir şekilde pirize takılı olmak mümkün değildir tam takılı olmak gereklidir. Bizimde Tanrıya tam bağımlı olmamız gereklidir. Tanrı’nın gücünün bizim hayatımızda etkin olmasını istiyorsak O’na dokunmaya daha çok gayret etmek lazımdır. Tıpkı kanaması olan kadın gibi Kadın İsa’ya elini uzatıp dokunabilirsem iyileşeceğim demişti zafer oradaydı, zafer kazanılmıştı, ama o zaferi yaşamak için dokunmak gerekliydi. Eriha’da ki kadın bunu yaptı.
Yeşaya 11:10,12 “O gün İşay’ın kökü ortaya çıkacak, Halklara sancak olacak, Uluslar ona yönelecek. Kaldığı yer görkemli olacak. Uluslar için sancak kaldıracak, Sürgün İsrailliler’i toplayacak, Dağılmış Yahudalılar’ı Dünyanın dört bucağından bir araya getirecek.” Burada bahsettiği uluslar biziz ve İşay’ın kökü de İsa’dır ve uluslar ona yönelecek, O ise Uluslara sancak olacak. İsa’nın sancağında toplanmazsanız, hayatınızın önünde giden O olmazsa, O’nun ordusu içinde yerinizi almazsanız sizin için çözüm yoktur ve umutta olmayacaktır. Evet bizlerde sizin gibi acı çekiyoruz, ağlıyoruz, yaralanıyoruz ama bizi bekleyen bir görkem var. Bizim zaferimiz vardır biz kazanılmış zaferde acı çeken savaşçılarız. Çünkü bizim Rabbimiz zaferlidir. Ne mutlu sancağı Yahve Nissi olan halka…

















