#29157
klaus
Anahtar yönetici

Sayın BURÇ, yürüttüğünüz fikirler mantıklı ancak VATİKAN’ da olsaydı açıklardı tüm dünyayı sallardı gizli tutmasına gerek yok, diye düşünüyorum.Bu bakımdan bu fikre katılmıyorum, ikincisi ise devletin kazı izni vermemesi ve bölgeyi SİT alanı ilan etmesi, bu kuşkuyu kuvvetlendirdi.Dediğiniz gibi geride iki şık kaldı kase seramikten yada taş benzeri bir şeyden,ancak ağaçtanda olabilir tabi bu konu kesinleşmedi. Bu Antakya’daki batık kiliseye tesadüfen yani üzerinde kurulu ahşap evin tuvaletinin çökmesi neticesi varılırken,daha sonra yapılan bazı analizler oldu,ben yakın tanık olduğum için inanıyorum zaten Hürriyet Gazeteside 2002 yılında olayı yarım sayfa haber yaptı. Uydu fotoğraflarına bakarak aşınmaları görür ve kazı yeri tesbit edilir.Bunu MTA ve üniversiteler yapar.Bu sistem 1935 yılından beri Türkiye’de var.Bu fotğraflardaki uydu ve hava fotoğrafları incelenir, fotoğraf analizini ben bilirim bunu Saskaton Üniversitesinde öğrendim.Uydu fotoğraflarındaki bilgiler en yakınkarayolu bağlantısınıa bağlanır ve kazı alanı tesbit edilir madencilik sektöründe. Antakya’daki çalışma arkadaşları içinde zaten jeoloji mühendisleri inşaat mühendisleri vardı.Zaten bugün toprağın 8 metre altına kadar gösterim yapan sisimik dedktörler MTA nın elinde ve ilgili üniversitelerde mevcuttur.Ancak ben yaptığım münasebetler dialaoglar görüşmeler neticesinde; ”Türkiye misyoner merkezi olur” diye düşünülerek faaliyetin önüne set çekildiğine dair kesin net bilgiye ulaştım.Bu durum tabi ki beni üzdü. Umarım dilerim yurdumuzda ortaya çıkar. Yurdumuz cennetliğine cennet katar, esen kalın.