#30285
Anonim
Pasif

Arkadaşlar, Müslümanları anlamak demek, Müslümanların Kuranı baz alarak söylemiş oldukları şeyleri, Hristiyanlık açısından doğru kabul etmek manasına gelmemelidir.

Farklılıklar olacaktır. Sorular sorulacaktır… İtiraz ettiğim nokta ise Kuran baz alınarak Kutsal Kitap hakkında konuşulması ve Kutsal Kitapa tarafınızca kesin hükümler verilmesidir. Bu sizin görüşünüz olabilir. Sizin kitabınız bunları bu şekilde yazıyor olabilir; ama burası Hristiyan bir forumdur. Buraya Hristiyanlığı öğrenmek için gelen ve Hristiyanlık hakkında henüz bilgisi olmayan kardeşlerimiz yazdıklarınızı okursa yanlış bilgilenmiş olmazlar mı? Ve bu etik bir şey olabilir mi?

Son iki gündür Aytunç Altındal’ın Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri adlı kitabını okuyorum. Ne siyasi anlamda nede dini anlamda Aytunç Altındal’ı benimserim; ama amacım zıt görüşleri de öğrenmektir. Gelin size Aytunç Altındal’ın başından geçen ve bu kitapta var olan bir olayı alıntıyayım.

Özellikle Cizvitlerin girişimleriyle Avrupa’da bu yeniden Hristiyanlaştırma çabalarının işlendiği seminerler ve konferanslar toplanmıştır. Bu amaçla toplanan ilk büyük seminer 24-27 Ekim 1991’de Hannover’de yapılmıştır.Ortodoks Kilisesi’nin temsilcileri, açılış günü seminerin Hristiyanlığı değil Katolikliği yaymak amacıyla toplandığını öne sürerek, toplantıyı protesto ederek ayrıldılar. Bu seminere ilginçtir ki hiçbir Yahudi din adamı resmen çağrılmamıştı: Tek Müslüman bendim. Ve bir konuşma, daha doğrusu bir ‘İtiraz Metni’ okumama izin verilmişti. Konuşmama Avrupa’nın yeniden Katolisizm’e döndürülmesinin sakıncalarına değinerek başladım ve bunun Avrupada’ki ‘Sekülarizmi’ ve bununla kurulmuş olan dengeleri zedeleyeceğini vurgulayarak bitirdim. Ne yazıkki bu konuşmam hiç istemediğim halde tatsız bir tartışmaya yol açtı. İki kardinalle dünyaca ünlü bir ilahiyatçı arasında tartışma çıktı. Katolik din adamları benim Müslüman olduğumu ve bu nedenle Hristiyanlığın iç meselelerine karışmamam gerektiğini söylediler.

Bakın arkadaşlar, farklı din mensupları yan yana oturabilirler. Aynı seminerlere davet edilip hep birlikte olabilirler ki zaten olması gereken de budur. Ama söz konusu, bu yanyana oturmaları fırsat bilip, başka bir dini övmek ve onun propakandasını yapmak ise, işte burada bu işe karşı çıkılır.

Fatih Sultan Mehmet’e gelince… Fatih Sultan Mehmet’in patrikaneyi kapatmamasını her zaman taktir etmişimdir. Bunu içten yapmıştır yada Rus’yanın ve azınlıkların desteğini almak için yapmıştır; bu her zaman tartışılmıştır ve tartışılacaktır da ama gayet düz bir mantıkla düşünürsek… O gün için Fatih Sultan Mehmet’in patrikhaneyi kapatma gücü varken kapatmaması, benim nazarımda sevgi ve dostluk adına atılan önemli bir adımdır.

Ama sadece Fatih Sultan Mehmet’in bu örneğini alarak, Müslümanlar zaten böyle davranır Hristiyanlar ise böyle davranmaz demek doğrumudur? İstanbul dediniz, Patrikhane dediniz… Gelin bu konu hakkında size apayrı bir örnek vereyim… Patrikhaneyi hiç gördünüz mü, bilemiyorum; ama Patrikhanenin oldukça büyük ve tarihi bir kapısı vardır. Bu kapı her zaman kapalı tutulur ve bu kapının ismi “Kin Kapısı” yada “Nefret Kapısı” olarak anılır. Acaba bu heybetli, tarihi kapı neden hep Patrikhane tarafından kapalı tutuluyordur? Neden bu kapı “Kin Kapısı” yada “Nefret Kapısı” sıfatlarıyla anılıyordur? Bu soruların cevaplarını biliyor musunuz? Eğer bilmiyorsanız lütfen araştırın ve yazdıklarınıza (mantıksal olarak) oldukça zıt sonuçlar elde edeceksiniz.

Ayrıca Hristiyanlara baktığımız zaman her Hristiyan ülkesinde Müslüman kültürü
yle yada camilerle karşılaşmak mümkündür. İstenilse bunların hiç birine izin verilmeye bilirdi; ama verildi.