Re: İslam Konferansı Teşkilatından Mısır’daki Patrik’e duyarlı Mektup

#35942
Anonim
Pasif

UMARIM HEPSİNİ OKURSUN : –

Sevgili Ocean49,

Kardeşim, inan ki senin sorduğun bu soru ve ifade ettiğin düşünce, hemen hemen bütün ‘Hristiyanlığı araştıran’ Müslüman’lar tarafından sorulmuştur ve bu sitede hepsine de verilmiş, çok detaylı izahatlar vardır. Onların hepsini, şimdi yeniden burada yazmak, yüzlerce kitap yazmak gibi olur. Senden ricam, bunları bulup okumandır. Yine de burda, az da olsa, doğruları göstermeye çalışacağım.

Bu sitedeki hemen hemen herkes, senin gibi, Müslüman ailelere doğmuş ve sonradan Hristiyanlığı benimsemiş kişilerdir. Onun için, biz de, senin gibi düşünüyorduk. Yani Müslümanlar, hep mazlum olanlardı. Hristiyanlar, hep kötülerdi. Ama şimdi ki, bu dünyaya Rab’bin gözlükleri ile bakıyoruz; bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu ve ‘tam tersinin’ insafsız derecede doğru olduğunu görüyoruz. Körlüğümüzün sebebi, tek taraflı iletişim araçları, tek taraflı yayın, öğretim, tarih ve düşünce propagandalarıdır. Batıya, Hristiyan olan herşeye ve Yahudi olan herkese karşı yapılan, bilinçli veya bilinçsiz; inmek, dinmek, bitmek bilmeyen, nefret propagandalarıdır. Burda, Kuran’ın rolü çok büyüktür.

Gelelim saldırıya uğramış ‘Mazlum Müslümanlar’a. Trabzon papazı Santoro, dua ederken hunharca öldürüldü. O kime saldırmıştı? Malatyada, binbir türlü ürpertici işkence ile ve boğazları kesilerek öldürülen ikisi Türk, biri yabancı üç Hristiyan kardeşimiz, hangi Müslümana zulmetmişti? Hrant Dink’lerden mi bahsedeyim, Hatay’daki öldürülen papazdan mı, yoksa sırf sarışın mavi gözlü olduğu için İstanbul’un göbeğinde, yüzlerce kişi seyrederken, “Bugün kendime bir Hristiyan öldürmeye karar verdim” diyen bir gözü dönmüşün bıçaklı saldırısına uğrayıp katledilen Alman turistten mi? Sadece 2007 yılında ve sadece protestan Hristiyanlara (Katolik ve Ortodokslar hariç) yapılan acımasız saldırılar 19 tanedir.

Bütün bu kişiler, hangi Müslüman’a saldırdı? Kime zulmettiler. Türkiye’de yaşayan gayrî-Müslüm’lerin, bir öğretmene, bir papaza veya bir rahibe ihtiyaçları yok mu? Olmasın mı? Yasak mı? Bu ne biçim hoş görü? İngilterede neredeyse 2000 tane cami var, medrese var, İslâmî yayın organları, TV, radyo, magazin ve gazete var. Gece gündüz propaganda yapıyorlar. Kimse de birşey söylemiyor, hatta kimse kızmıyor bile. Bir tek imam bile tehdit edilmiş değildir. Bir tek Müslüman bile korku içerisinde yaşamamıştır. İslâmî dernek ve organizasyonlar sayısızdır.

Ama biz, sırf Hristiyan olduk diye, kendi ülkemizde her gün tehdit ediliyoruz, aşağılanıyoruz, dışlanıyoruz, nefret ediliyoruz. Birçoklarımızın, yakınlarından ve ailelerinden gördükleri zulüm, göz yaşartıcıdır. Ne polisin, ne hükümetin, ne askerin ve ne de yargıcın bizlere karşı en ufak bir sempatisi vardır. Rab’bimizden başka kimsemiz yoktur bizim. Gece gündüz, kelle-koltukta geziyoruz biz. Ama sen o taraftasın, biz ise bu tarafta. Onun için anlayamazsın, hissedemezsin. Mazlumun kim olduğunu göremezsin.

1970-71 yıllarında, Bangladeş (Doğu Pakistan olarak biliniyordu), Pakistan’dan ayrılmak istedi. O günkü Pakistan liderleri, kendilerini haklı çıkartmak için, Bangladeş’i İslâm’dan dönmekle itham etti ve ‘Gâvur’ ilan etti. Tabii gâvur ilan edildin mi, hapı yuttun demektir. Artık sana yapılan herşey mübahtır. “Sen Allah ve Resuluna karşı mı geliyorsun?” der adam ve “Allahu-ekber” naraları atarak, hiç acımadan kafanı keser o anda. Bu tarih boyunca böyle olmuştur. “Bunlar, Allah ve Resulundan nefret edenlerdir. Bunlar ayetleri inkâr edenlerdir” diyerek galeyana getirmişlerdir müslüman halkı ve en gaddarca cinayetleri işletmişlerdir. Pakistan ordusu Bangladeşe girdiğinde, 3 milyondan fazla silahsız halkı, İslâm ve Allah adına katletmişler, yüzbinlerce kadın ve kıza tecavüz etmişlerdi. Halbuki Bangladeş de Müslüman bir halktı. Mazlum kim söyler misin?

İran devrimi sırasında da ayni şeyler oldu. Okur, yazar, düşünür, avukat, öğretmen, şair ve İslâm’ın tehdit saydığı yüzbinlerce kişi merhametsizce katledilmiş, kimilerin yürekleri göğüslerinden sökülüp alınmış daha canlı iken ve hapisteki binlerce kadın ve kıza, ‘sırf cennete girmelerini önlemek için’ ve Allah adına, İslâm adına tecavüz edilmiştir. Mazlum kim? Zulmeden kim?

Yine ayni şey Sudan’da da olmuştur. Kuzeyde Arap Müslümanlar, güneyde zenci Hristiyanlar. Kuzeydekiler, liderleri El Beşir önderliğinde, sırf Şeriat Yasalarını zorla kabul ettirmek için, bu Hristiyanlara saldırmış, milyonlarcası hunharca katledilmiş, kafaları oyulmuş, mekânları yerle bir edilmiş, malları ‘Allah’ın bahşettiği ganimet’ kisvesi altında (aynen Kuran’da olduğu gibi) yağmalanmış, kadın ve kızlara, yine ‘Allah’ın elimize teslim ettiği savaş ganimeti’ gözüyle bakarak, tecavüz edilmiştir. Bunların bir çoğu, çocuk yaşta. Onbir, oniki yaşındaki hamile kızların ve bebeklerinin (onbinlercesinin) ölümüne göz yumulmuştur. Dünya bunu bir katliam, bir soykırım olarak görmüş ve devlet başkanı olan El-Beşir kırmızı bültenle her yerde, tutuklama emri ile aranırken, Türkiye’de kırmızı halılar ile ve kucaklanarak karşılanmıştır. Televizyonlarımızda ise, bu olaylara ‘Sudan’daki iç çatışmalardaki ölenler ….’ diye bahsedilmiştir. “Bakın biz Müslümanlar neler yaptık” diyecek halleri yoktu ya!

Bu misalleri sonsuza kadar sıralayabiliriz. Zaten sıraladık. Bu Forum’da var. Bitmeyen tükenmeyen bir liste. Hepsi İslâm saldırıları. Kana doymaz, tatmin olmaz, kendisini asla suçlu görmez, kin, nefret dolu bir anlayış, bir kâbus, karanlığın elçileri gibi her tarafta ölüm kusuyor ve sen halâ görmüyorsun.

Mazlum Müslümanlar, hep saldırıya uğraya uğraya, hep kendilerini sadece savuna savuna, neredeyse tüm Avrupa’yı, orta Asyayı ve kuzey Afrika’yı ellerine geçirdiler. Kendilerini savunmatan başka hiçbirşey yapmamış olan bu mazlumlar, kendilerini birden, taaa İspanya ve Fransa topraklarında buldular. 450 yıl süren katliamlardan, tecavüzlerden ve ganimetlerden hiç haberleri bile yok. Ve ansızın, durup dururken, bu zavvallıların hiçbirşeyden haberleri yokken, kötü ve Hristiyan Batı, Kutsal Şehri (Yerüşalim) geri almak için, ‘Haçlı Seferleri’ düzenlediler ve biz de bin yıldır hep bunları konuşuyoruz. Haçlı seferlerinden bahsederek, onlardan nefret etmekte ne kadar haklı olduğumuzu tazeliyoruz. Ama, tarih kitaplarımızda ‘İslâm Seferleri’nden hiç bahsedilmiyor. Bahsedilse bile, “Allah o kâfirleri elimize teslim etti” olarak lanse ediliyor. Bizimki Hak, onlarınki müstahak. Onlar galip geldiğinde ‘Kahpeler’; biz galip geldiğimizde ‘Kahramanlar’ oluyoruz.

Gelelim İrak’a. Yüzlerce defa yazdık. Orda, ‘Hristiyanlar Müslüman’lara saldırdı’ diye düşünen bir tek sizsiniz. Amerika orada kendi siyasî ve iktisadî çıkarları için vardır. “Düşmanlarını bile seveceksin. Onlar için dua edeceksin” diyen İncil’e ters düşecek bir şekilde onlar oradadır. Kaldı ki, 300 milyonluk Amerika’da, hayatlarını İncil’e dayamış hakiki Hristiyan sayısı, sadece 3 milyondur. Ve bir de, ordaki katliamların çoğunu gerçekleştiren, yine Müslümanlardır. Camileri, masum çoluk çocuğu havaya uçuranlar, hepsi Müslümanlardır. Tabii ki, Müslüman İraklıların, Hristiyan İraklılara (Amerikayı bahane ederek) yaptıkları zulümden haberin olmasına izin vermezler. Ne de Hristiyan Filistinlilerin, Müslüman Filistinliler tarafından katledildiklerini duyarsın. Çünkü biz Müslümanlar, aleyhimize konuşanların kafalarını (İslâm peygamberinin buyurduğu gibi), bedenlerinden ayırdığımız halde, halâ sevgi ve hoşgörü diniyiz diye ısrar etmede inatçıyız.

Son olarak da, şunu söylüyorum. “Bunlar İslâm adına yapılmış olabilir ama Kuran’da ve İslâm öğretilerinde bunlar yoktur” diyenler için. 11 yaşında tüm Kuran’ı ezberlemiş, Kahire’deki en ünlü İslâm Üniversitesinden mezun olmakla kalmayıp, profesör olmuş ve sonradan Rab’bin ışığıyla İsa’ya iman etmiş bir kişi ve ona benzer İslamiyet Uzmanı binlerce kişi sana söyliyecektir ki “Vardır”. İslam’da baştan sona, kin, nefret, hiddet, şiddet ve cihad çağrısı vardır. “Ayyy! Batı cihadın anlamını bilmiyor ki! Yanlış anlaşılıyoruz!” masalını da, batı yutsa bile, İslâmı ezberlemiş bu insanlar asla yutmazlar. Muhammed’in ilk zamanlarda, Mekke’de uğradığı baskılardan dolayı, kendisini koruma amaçlı söylemiş birkaç yumuşak ayetin dışında (“Dinde zorlama yoktur” ve “Bir kişiyi öldürmek, bir milleti yok etmek gibidir”), hepsi savaş ayetidir. Tam 109 tane. “Dünyada tek Allah dini (İslâm) kalana kadar onlarla savaşın” diye emrediyor. Darel-İslâm olmayan her yer, her ülke, Darel-Harp’tır diyor. Bu 109 ayete karşı çıkan herkes, ‘Kafir’ ilan ediliyor ve ‘Kuran’ı Sulandırmak’la suçlanıyorlar.

Sevgili kardeşim, bir anda fikir değişeceğini, bizlerle ayni görüşü kazanacağını zannetmiyorum. Ama bunun için dua ediyorum. Ne olur. Sabırla izle, oku, araştır. Samimi isen, Rab’bi tüm yüreğinle ararsan, İsa’nın ‘sadece bir peygamber’ olmadığını, olamayacağını kavramaya başlayarak, “Kimdir bu İsa?” diye düşünerek, bir başlangıç yapabilirsin. Rab seninle olsun.