Re: Saba’nin sorusu

#34617
Anonim
Pasif

Saba kardeşim… yazılarımın uslübü hakkındaki güzel sözlerine teşekkürler… ‘Süslü’ de demişsin halbuki süslü hiç değiller. Şiirsellikleri vardır belki ama o kendiliğinden zuhur eden bir nitelik. Bu gibi şeyler esinlenişle yazılır… Esinleniş olmadı mı ruhsuz olurlar bir bakıma. Hani o rüzgarın esişi vardır ya… özellikle geceleri sukünette çalılarda, ağaçlarda, hatta binalar arasındaki dolaşışını hissederiz. İhtiyari bir niyeti yoktur müzik oluşturmaya ama ne kadar iliğe işleyici bir müziği vardır neticede… Yeni Ahit’te Ruh’ul Kudüs’ün rüzgara benzetilişi hiç de tesadüfi değildir elbet.

Şimdi bu ‘eskatolojik’ (varoluşun sonuçlanması ile ilgili yani) konular üzerinde konuşmayı pek istemem… Yeni Ahit’in ‘Vahiy’ kitabı çok yoğun bir ‘mit’ diliyle konuşuyor. Bu ‘mit’ yani imgeler dilinin bir tarih diliymiş gibi algılanması bence tamamen yanlış. İnsanları, neticede hayal kırıklığına uğratacak boş beklentilere sürüklüyor. İki bin sene geçmiş, Hz. İsa Mesih’in belirişinden, bilmek kaç kez bu süre içersinde ‘son’un geldiği sanılmış ama… ‘son’un falan gelmiş olduğu yok. Çünkü beklenen ‘son’ salt tarihi bir olay değil. Boşuna bekleniyor öyle bir olay. Bu ‘son’ bambaşka bir olay. Zaman mekan ile zaman mekan ötesi Ebediyet’in kucaklaşmasından müteşekkil bir koşul. Öyle olduğundan da normal nesir diliyle ifade edilemez bir şey. Dolayısıyla imgeler dili kullanılıyor sözünün edilmesinde.

Evet… varoluşun bir sonu var ama bu ‘son’ o zaman mekan içersine hapsolunmuş, herşeyi ancak zaman mekan birimleşmesi perspektifinden algılayan zihnin değebileceği bir şey değil. Öyle bir şeyden çok daha engin bir mevhum da ondan. Efendimiz Tanrı’nın Saltanatı’nın ‘izlemeyle gelmeyeceğini’ söyler (Luka 17:20). Ne demek oluyor bu söz? ‘İzlemek’ demekle neyi kastediyor? İzlemenin fonksiyonu varlığı izleyen ile izlenene bölmek. Halbuki ‘son’ bölünmüşlüğün feshedilmesi ve Varlığın Ebedi vahdetinin satha çıkmasıyla olacak. Sözün kısası ‘orda’, ‘burda’, ‘şimdi’, ‘sonra’ dendiği zaman sorun vardır demektir. ‘Orda’, ‘burda’, ‘şimdi’ ve ‘sonra’lar ‘günah’ berisi yaklaşımın ürünleri. ‘Günah’ ötesinde ‘orda’, ‘burda’ diye bir bölünmüşlük yoktur. Zaman aşılmıştır, Ebediyet belirmiştir… ölümsüzlük satha çıkmıştır.

Dikkat ediyorum bugün Amerika’da mesela… özellikle Protestant çevrelerde çok büyük bir ‘son’ beklentisi var (Dünya’daki öbür Hristyan cemaatlerinde de var ama daha eski, daha ‘pişkin’ cemaatler olduklarından daha bir temkinlilerdir bu konularda)… ‘Göklere alınmalar’ falan. Buna benzer bir ‘Mehdi beklentisi’ de İran da varmış, Müslüman, Şii bir hayat algılayışının verileri ortamında tabi. Ama bu beklentiler aslında nefsi bir doğrulanış, haklı kılınış, ‘seçkinlilik’ ve kendilerine uymayanların cezalandırılış beklentileri. Bencilliğin ağır bir dindarlık libasına bürünüşü, başka bir şekilde söylenecek olsa yani.

Bir de konuyla ilgili fıkra anlatayım, nükteyi de katmış olalım:

Günün birinde Kutsaldağ’ı (Aynaros, bin yıldan fazla tarihi olan bir manastırlar beldesi… otonom devlet statüsü de vardır zaten resmi açıdan, Yunan devletine bağlı olmasına rağmen ) ziyarete gitmiştik… Çernobil olaylarının yaşandığı yıllardı. Orda manevi konularda tecrübesi derin bir rahip arkadaşla sohbetteydik. Bir ara meclisten biri ”Vahiy’de bir kazanın açılmasından bahsediliyor, işte ‘kazan’ infilak etmiş nükleer reaktör’ diye bir söz edince (o zamanlar çok yaygındı bu tür söylentiler) rahip arkadaş ”Vahy’in yazıldığı zamandan bugüne kaç tane kazan açılmış biliyor musun’ dediği zaman çok gülmüştük :-)))

Bilmem bu yazı bu forumda yayınlanır mı ama… benden söylemesi. Görüp de yayınlamayan moderatörün yararına olur en azından… :-)))