Re: Kadıköy’ün Ortasında İncil dağıtan misyoneri bıçakla rehin aldı..

#33357
Anonim
Pasif

Gerçekten bu tür davranışları anlamak, sebepleri üzerinde fikir yürütebilmek çok zor. Olay tamamen kişisel bir eylem olarak görünüyorsa da, şahsı bu davranışa yönelten fikri alt yapı çoğu insanda var.

Mesih’e iman etmiş olmanın ne olduğunu tam anlamadan ve genellikle ön yargıyla gelişen saldırgan davranışların kökeninde, resmi ideolojinin dayatıp öğrettiği kısır ve taraflı tarih bilgisi, Batı emperyalizminin kendisine meşruiyet arama noktasında misyonerliği kullanmış/kullanıyor olması, Avrupa da görülen güçlü sosyo-ekonomik durum ve bunun sağladığı refah düzeyinin fakir ülke insanlarınca kıskanılması; Batı dünyasının bu refah düzeyine, başka ülkeleri sömürerek ulaştığına dâir zihinlerde oluşan kanaat, Hollywood filmlerinde görülüp tanınan yaşantı ve kültürün ‘Hristiyanlık’ zannnedilmesi ve nihayet dinsel taassup/bağnazlık yatmakta…

Ayrıca benim şahsi kanaatim, insanlara olur olmaz her yerde İncil dağıtmanın Müjde’yi duyurmaktan ziyâde, bir takım yeni sıkıntılara yol açtığı şeklindedir.

Eğitim enstitüsü son sınıfta okuduğum bir zamandı. Eğitim yılı sonu yaklaşmış, dersler hemen hemen bitmişti. Bir öğretmenimiz bize şunları söyledi.

“Yakında diplomanızı alıp memleketin değişik yerlerinde bulunan okullara tayin olacaksınız. Derslere gireken faydalanacağınz kaynakları hazırladınız mı ?”

Bizler, cilt cilt kitaplar aldığımızı, maaşa geçince de yenilerini alacağımızı söyledik. Bunun üzerine öğretmen,

” Aldığınız tüm kitapları okuyup öğrendikleinizi öğrencilerinize de aktarmayı düşünüyor olmalısınız.” dedi.

“Evet.” diye cevap verdik.

“Kaynak kitapları okuyun.Hatta bu kaynakları sürekli yenileyerek bilgilerinizi güncelleyin. Ama edindiğiniz her bilgiyi öğrenciye yüklemeye kalkarsanız, ters teper.” diye devam etti ve şu tavsiye de bulundu.

“Soru insanın içini kemiren kurttur. Cevap buluncaya kadar rahat bırakmaz. Halbuki öğrenci en çabuk ezberlediği bilgiyi dahi kısa sürede unutur. Üstelik ezber insana bir şey kazandırmaz. Öğrencilerin kafasına, nasıl kullanacaklarını bilmedikleri bir yığın bilgiyi zerk etmek yerine, onların zihninde sorular oluşturun.”

Evet. Bende inanca dâir değişikliğe sebep olan şey de sorular idi.

Halbuki İncil’i ilk okuduğumda, kafam da oluşan ve cevabını aradığım sorularla değil; imanından emin bir müslüman olarak, tahrif edildiğine inandığım bir kitabı, ön yargıyla okumaya çalışmış, hiç istifâde edemediğim gibi; baş tarafta buluna soy ağacını görünce ‘Bu da neden bahsediyor yav.” deyip gülmüştüm. Hele, su küplerinde şarap oluşması mucizesi ise artık İncil’i okumaktan vaz geçmeme sebep olmuş, ‘Kutsal bir kitap böyle şeylerden bahsetmemeli’ diye düşünmüştüm.

Hristiyanlığı doğru bilmeyen, kendi inancından son derece emin görünen ve diğer kutsal kitapların tahrif edildiğine inanan insanların ellerine zorla İncil tutuşturmaya kalkarsanız, sonuçlarına da katlanmak mecburiyetine katlanırsınız. Üstelik kaşılaştığınız eziyet, hakâret ve cefa sonrasında da hiç kimseye bir şeyler anlatamadan.

İnsanları sözler değil davranışlar etkiler, yönlendirir. Bir MESIH inanlısı her şeyden evvel ‘İman ettim’ dediği öğretiyi kendi hayatında uygulama çabası içerisinde olmalıdır.

İnancını sorgulamayan, üstelik temel bilgisi olmasa bile o inanca sımsıkı bir şekil de bağlanmış insanlar, inanmış değil şartlandırılmış kişilerdir. Bilgiyi aydınlanmak/aydınlatmak için değil, şartlandıkları ve doğru olduğuna inandıkları inancı desteklemek için kullanırlar. İşlerine geldiğinde her tür bilgiden -sinekten yağ çıkarırcasına- istifade etmeye kalkarken, işlerine gelmeyen hususlarda kulaklar tıkanır, kafalar kuma gömülür. Bu şartlanmanın iman zannedilmesi, koyu bir bağnazlık ve taassubu beraberinde getirecek; davranışlar, tahrik unsurunun oluşmasına gerek kalmadan şiddete dönüşecektir.

‘Tok’ olduğunu düşünen ve ‘Aç’lık hisstemeyen bir kimseye dünyanın en leziz yemeğinden söz etseniz, sizi dinlemez. Çünki ihtiyaç hissetmez. Önüne koyduğunuz yemeği de elinin tersi ile iter.

İncil de okuduğuma göre İsa Mesih iman etmeye yanaşmayan insanların olduğu yerde mucize gerçekleştirmiyordu. ‘İncilerinizi domuzların önüne atmayın’ diye emretmişti.

Nerede okuduğumu ve kime ait bir söz olduğunu şimdi hatırlayamadım. Fakat şu cümle bu başlığın açılmasına sebep olan olayı iyi betimliyor.

“Gerçeği anlamak istemeyenlere gerçeği anlatmaya çalışmak, gerçeğe yapılacak en büyük hakarettir.”

Saygılar.