Manevi evrimin bir göstergesi: bireyselleşme…

  • Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25981
    Anonim
    Pasif

    ‘‘Yolda, etrafında bulunanlardan biri kendisine ‘üstad, nereye gidersen git, müridin olacak ardından geleceğim’ dedi. İsa adama şöyle karşılık verdi: ‘tilkilerin sokulacakları inleri vardır, gökteki kuşların da yuvaları, insanoğlunun ise başını yaslayacağı yeri yoktur’.’’ (Matta 8.20, Luka 9.58)

    İnciller’deki öğretiye dikkatlice bakıldığında daha başka şeylerin yanında, aynı zamanda derin bir bireyselleşme öğretisi de teşkil ettiğinin farkına varılır. İnsanın insan yapan, hayvanlardan ayıran, sürüleşmişlikten çıkmış olmasıdır. ‘Başını yaslayacağı bir yerin olmamasıdır.’ İnsanlığını has bir şekilde muhafaza eden hiç bir ‘sürü’nün koruyucu şemsiyesinde sığınabilme uğruna kendi özünden, bireyinin tecrübesinin bildirdiğinden taviz vermez. Herhangi bir dostlar meclisi olacaksa etrafında tam bir vicdani serbesti içinde, bu mutlak bireysellikte hemfikir olunduğundan var olacaktır. Aksi takdirde her tür meclis açık veya örtülü şantaj ve korku temelleri üzerine inşa edilmiş olur ki… hiç bir varlıksal değeri yoktur, er veya geç dağılır gider.

    Mesihi cemaatinin (Kilise’nin yani) anlamlarından biri de budur: bireyselllik ve vicdan serbestisi temelinde kardeşlikte bulunanların meclisidir. Her ne kadar tarihte ‘Kilise’ olgusunun anlamı muhtelif insani zaafların müdahalesiyle çarpıtılmış dünyevi emellere alet edilmişse de.

    İnciller’deki anlatılarda İsa Mesih bedendeki yaşamının son zerresine kadar, küfredilmeye, tükürülmeye, kamçılanıp çarmıha gerilerek ölmeye dek gider ama uzlaşmaz. Söylediğinde yapayalnız kalır… mucizelerine şahsen tanık olmuş müridleri bile korkup kendisini terkeder. Üstelik, ‘dişe diş göze göz’ mantığının fasıt dairesine ölümcül bir darbe oluşturan öğretisiyle tamamen uyumlu bir şekilde, dünyeviliğe dünyevilikle karşılık vermeden işkenceye tabi tutularak idam edilmeyi tercih eder.

    Mesih’in öğretisinde yapayalnız kalmak korkulacak bir şey değildir, önemli olan insanın sonuna dek kendiyle ve Tanrı ile olan samimiyetinde kalmasıdır. Bu samimiyetin her tür dünyevi tehdidin korkusunu ve zulmunu aşabilecek, hayatı başka hiç bir şeyin anlamlandıramayacağı kadar anlamlandırabilecek bir vecdi, bir ebediyet hazzı vardır. Daha burdaki bedenen göçmeden evvelki hayattan başlayan Semalar Saltanatı vatandaşlığının hazzıdır bu. Eşi olmayan bir tezminattır bu haz.

    İsa Mesih Yeni Ahit metinlerinde kendinden hem ‘Tanrı oğlu’ olarak hem de ‘İnsanoğlu’ olarak bahseder. Bunun nedenlerinden biri insanın insanlığını muhafaza edebildiğinde Tanrı’dan olan orijinal yaratılmışlığına uygun bir şekilde yaşamış olacağıdır. Yani gerçekten insan gibi yaşadığında Tanrı çocuğu da sayılabileceğidir. Özetle, ‘İnsanoğlu’ olmakla ‘Tanrıoğlu’ olmak birlikte gider. Biri olmadan öbürü de olmaz. İnsan olmak ise bireyselleşmekten, her tür dışlanma korkularından sıyrılıp inançta ve hayatta tümüyle şahsi mesuliyet üstlenmekten geçer.

    Esenlikler…

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.