Yehova Şahitleri ve Dünyamızın Geleceği

  • Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25720
    Anonim
    Pasif
    YEHOVA ŞAHİTLERİ VE DÜNYAMIZIN GELECEĞİ
    ( Sarkis Paşaoğlu)

    Y. Şahitleri’nin ısrarlı bir şekilde vurguladığı diğer öğretilerden biri de dünyamızın geleceğiyle ilgilidir. Y. Şahitleri, Vaiz 1:4, Mez. 37:29, 78:69, 104:5’teki beyanlara dayanarak üzerinde yaşadığımız dünyanın hiçbir zaman yok olmayacağını, bunun bir gün cennete dönüştürülerek, büyük kalabalığı oluşturan yersel ümitli Y. Şahitleri’nin ebedi konutu olacağını bildirirler (YCEY, sf. 10). Bizler her ne kadar dünyamızın Mesih’in bin yıllık egemenliği boyunca cennete benzer bir duruma dönüştürüleceğini kabul etsek de, bunun şimdiki lütuf döneminde iman edenlerin ebedi konutu olacağını sanmıyoruz. Kutsal Kitap, açık bir şekilde bin yıllık egemenliğin sonunda bu dünyanın yok edileceğini ve Tanrı’nın kendisini sevenler için günahla lekelenmemiş ‘yepyeni bir gök ve yepyeni bir yer’ yaratacağını öğretmektedir (Esin. 20:7, 11; 21:1; II. Pet. 3:12-13).

    İsa Mesih ve öğrencileri açık bir tarzda dünyamızın yok edileceğini bildirdiler. Örneğin İsa Mesih şöyle der:

    ‘Gök ve yer GEÇECEK, fakat benim sözlerim geçmeyecektir’(Mat. 24:35).

    ‘Gök ve yer GEÇİP GİTMEDEN, her şey vaki oluncaya kadar, şeriatten en küçük bir harf veya bir nokta bile yok olmayacaktır’ (Mat. 5:18).

    İbraniler kitabının yazarı da bu konuda şunları vurgular:

    ‘Ya Rab, sen başlangıçta yerin temelini kurdun, Gökler de senin ellerinin işleridir; Onlar YOK OLACAK, fakat sen durursun’ (İb. 1:10; Mez. 102:25-27).

    ‘Bir kez daha, yalnız yeri değil, göğü de sarsacağım’. diye söz vermiştir. ‘Bir kez daha’ sözü, sarsılabilen, yani yaratılmış olan şeylerin ORTADAN KALDIRILACAĞINI ve böylece sarsılmayanların kalacağını anlatıyor’ (İb. 12:27).

    Elçi Yuhanna da Esinleme kitabında bin yıllık egemenliğin sonunda gök ve yerin yok edileceğini bildirir:

    ‘Büyük, beyaz bir taht ve tahtın üzerinde oturanı gördüm. Yer ve gök O’nun önünden kaçtılar ve YOK OLUP gittiler’ (Esin. 20:11).

    Elçi Petrus da şunları söyler:
    ‘Rab’bin günü hırsız gibi gelecek. O gün GÖKLER büyük bir gürültüyle ORTADAN KALKACAK, maddesel öğeler yanarak YOK OLACAK, YER ve yeryüzünde yapılmış olan HER ŞEY yanıp bitecek. Her şey böylece YOK OLACAĞINA göre… biz Tanrı’ nın vaadine göre … yeni gökleri ve yeni yeryüzünü bekliyoruz’(II. Pet. 3:10-13; Bkz. Yeş. 51:6).

    Görüldüğü gibi yalnızca yeryüzündeki kötü şeyler sistemi değil, yer de yanıp bitecektir. Sıralanan bu ayetlerin anlamıyorum götürmez bir şekilde açıktır. Şimdiki yer ve gök yok olacaktır, fakat Tanrı bunların yerine daha görkemli ve daha güzel yepyeni bir yeryüzü ve gök yaratacaktır. Belki hemen sorabilirsiniz madem ki bu böyledir, Y. Şahitleri’nin yukarıda sıralamış olup, dünyanın ebediyen duracağını bildiren ayetler hakkında ne söylemeliyiz? Tanrı’nın Söz’ünde acaba çelişki mi var? Şüphesiz hayır! Bunun yanıtını dünyanın varoluşuyla ilgili kullanılan ‘ebedi’ kelimesinde aramalıyız. Hatırlayalım ki, Eski Antlaşma’da şeriatin, kurbanlar kesmenin, sünnet olunmanın veya Şapat günün tutulmasının da ebediyen takip edilecek kanunlar olduğu vurgulanır (Tek.17:13; Lev.3:17; Çık. 31:16; Kol.2:16).

    Fakat şimdi Mesih’in getirdiği yeni düzende bunların artık yeri yoktur ve ortadan kaldırılmışlardır. Gerçekte ‘ebedi’ sözünün İbranice karşılığı olan ‘ohlam‘ kelimesi Y. Şahitleri’nin de kabul ettiği gibi bizim anladığımız tarzda sonu hiç gelmeyen bir zamanı değil, ne zaman biteceği tam olarak bilinmeyen bir belirsizlik dönemini de ifade etmektedir.

    İşte, Y. Şahitleri’nin ileri sürdüğü ayetlerde kullanılan kelime de ‘ohlam’ olup, bu, dünyamızın yalnızca bilinmeyen bir zamana kadar var olacağını dile getirir, ebediyen kalacağını değil.

    İçinde yaşamakta olduğumuz bu kilise veya lütuf döneminde gerçek Hıristiyanların beslemesi gereken ümit hakkında da Y. Şahitleri yanılmaktadırlar. 1935 yılında Rab‘den almış olduklarını ileri sürdükleri özel bir ışıkla inananları ‘büyük ve küçük sürü’ diye iki sınıfa ayırmaya başlayan YŞT, 144 bin kişiden oluştuğunu iddia ettiği küçük sürünün, gökte, ruhî varlıklar ola-rak Mesih’le egemenlik süreceğini, sayısı bilinmeyen büyük sürünün de cennete dönüşmüş yeni bir yeryüzünde yaşayacağını öğretir. 1935’ten bu yana da 144 binin sayısının hemen hemen tamamlandığına inanan Y. Şahitleri, şimdi insanlara özellikle, yersel, yani yeryüzünde yaşama ümidini ilan etmektedirler. Kutsal Kitap’a göreyse bu bildiri İsa Mesih’in ve öğrencilerin ilan ettiği göksel ümitten farklı olup, Galatyalılar 1:8-9’da lanetlenen ‘başka bir incil’dir. Kilise’nin Pentikost günü kuruluşundan, göğe alınacağı zamana kadar tüm insanlığa sunulacak bildiri ve gerçek İnanlılarca beslenecek olan ümit yalnızca göksel ümit olmalıdır. Kutsal Kitap içinde yaşamakta olduğumuz bu kilise veya lütuf döneminde iki değil, yalnızca tek, göksel bir ümidin var olduğunu bildirir. Pavlus bu konuda şunları söyler:
    ‘Çağrınızdan doğan TEK BİR ÜMİDE ÇAĞRILDIĞINIZ gibi, beden bir, Ruh bir‘(Efs.4:4).

    ‘İman ve sevginiz, GÖKLERDE sizin için saklı bulunan ÜMİTTEN kaynaklanıyor. Bu ümidin haberini gerçeğin bildirisinden, yani daha önce size ulaşmış olan Müjde’den aldınız… Duyduğunuz müjdenin verdiği ÜMİTTEN KIMILDANMADAN, imanda temellenmiş ve yerleşmiş olarak kalın’ (Kol. 1:5-6, 23).

    ‘Oysa bizim vatanımız GÖKLERDEDİR. Ve oradan, Kurtarıcı olan İsa Mesih’i bekliyoruz’ (Filp. 3:20).

    Elçi Petrus da bu ümit hakkında şunları belirtir:


    ‘Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı ve Babasına övgüler olsun…

    İsa Mesih’i ölümden diriltmekle bizi yaşayan bir ümide, çürümez, lekesiz ve solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras sizin için GÖKLERDE saklıdır’ (I. Pet. 1:3-4).


    İbraniler’in yazarı da şöyle der:

    ‘Çünkü burada kalıcı olan bir kentimiz yoktur, biz gelecekteki kenti özlüyoruz’ (İb.13:14).
    Zaten İsa Mesih de göğe yükselmeden önce takipçilerine şu vaatte bulunmuştu:
    ‘Babamın evinde yaşanacak çok yerler vardır. Öyle olmasa size söylerdim. Çünkü size yer hazırlamaya gidiyorum. Gider ve size yer hazırlarsam, siz de benim bulunduğum yerde olasınız diye yine gelip sizi yanıma alacağım’ (Yu. 14:2).

    ‘Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin… fakat kendinize gökte hazineler biriktirin’ (Mat. 6:19-20).

    İsa Mesih’in sözünü ettiği bu konutlar ve öğrencilerin içinde yaşamayı ümit ettikleri göksel kent, şüphesiz Esinleme kitabın-da sözü edilip, bin yıllık egemenliğin sonunda gökten yeni yeryüzü üzerine inecek olan ‘Yeni Yeruşalim Kenti’ dir. (Esin. 21:2).

    Kilise çağında, bu lütuf döneminde Mesih’in kurtuluşunu kabul edenlerin ebedi konutu işte burası olacaktır. Belirtelim ki, bizler göksel ümitten söz ederken bununla tüm inananların ruhsal varlıklara dönüşüp, havada yaşayacağını söylemek istemiyoruz. Hiçbir insan sırf ruh olarak gökte veya başka bir yerde bulunmayacaktır. Göksel ümide sahip olmasına rağmen elçi Pavlus hem kendisinin hem de diğer imanlıların bedenlerinin diriliş yoluyla kurtuluşa ereceğini vurgulamıştır (Rom. 8:11,23).

    Dirilen her inanlı yeni güç ve yeteneklerle kuşatılmış ve Mesih’in ölülerden dirildiğinde sahip olduğu bedeni anımsatan fiziksel bir vücuda sahip olacaktır (I. Kor. 15:35-50).

    Hesaplamalara göre yaklaşık 2.200 km. genişliğinde (tüm Avrupa‘yı kaplayabilecek büyüklükte), kare biçiminde olup, harfi bir kent olacak olan görkemli göksel Yeruşalim kenti, Esinleme kitabında gördüğümüz gibi, yeni yaratılacak yeryüzünün başkenti olacaktır (Esin. 21:1-4,9-27).

    Gökle, yeni yerküre arasında havada bulunacak olan bu harfi kentte, yalnızca zamanımızda, lütuf döneminde Mesih’in kurtuluşunu kabul edenler yaşayacaktır. Ne büyük sıkıntıda ne de bin yıllık egemenlikte imana gelecek olanlar burada yaşamayacaklar. Bunların konutu Bin yılllık egemenliğin sonunda yaratılacak olan yeni yeryüzü olacaktır. Gerçekte, Tanrı Eski Antlaşma inanlılarına yersel bir krallık veya yersel bereketler öngörmüştü. Fakat insanlık tarihinde Lütuf Dönemi adlanan bu ara, parantez (şimdi yaşamakta olduğumuz) dönemde Mesih’in sayesinde insanlara daha üstün, göksel bir ümit yani; yeni göksel Yeruşalim’de yaşama ümidi sunulmuştur. Kilise’nin göğe alınışından sonra bu lütuf çağı kapanıp, yine eski Yasa Dönemi devreye gireceğinden büyük sıkıntıdaki İnanlılar yani 144 binler ve büyük kalabalık da bu göksel Yeruşalem’de yaşama ümidine sahip olmayacaklar. Onlar yeryüzünde kalıp açılacak olan bin yıllık egemenlikte yersel Yeruşalem’de, yönlendirici ve bereketlerden ilk yararlananlar olacaklardır. Bunlar bin yıllık dönemde doğup, sonuna dek sadık kalan diğer milyonlarca inanlılarla birlikte yaratılacak yeni yeryüzünün tebaları olacaklardır. Kilise ise bu yeni yeryüzünün yeni yönlendirme merkezi olan Yeni Yeruşalem’de yaşayacaktır. İçinde yaşadığımız bu lütuf döneminde insanlara sunulacak tek ümit göksel ümittir. Kutsal Kitap’taki farklı dönemleri (Yasa-Lütuf) birbirine karıştırıp, içinde bulunduğumuz bu lütuf döneminde göksel ümitten başka, yersel bir ümit vaaz etmek açıkça “başka bir incil” ilan etmek demektir!

    İsa Mesih de açıkça yalnızca elçilerinin değil, ama onların sözüyle kendisine iman edeceklerin de kendisiyle birlikte bu göksel kentte olmasını dilemiştir (Yu.17:20-24).

    Bu nedenlerle bizler Pavlus’un şu bildirisini öneme alıp, duyduğumuz müjdenin verdiği bu göksel ‘ÜMİTTEN KIMILDANMADAN, imanda temellenmiş ve yerleşmiş olarak” ilerlemeliyiz (Kol. 1:5-6,23).

    ruma dönüştürüleceğini kabul etsek de, bunun şimdiki lütuf döneminde iman edenlerin ebedi konutu olacağını sanmıyoruz. Kutsal Kitap, açık bir şekilde bin yıllık egemenliğin sonunda bu dünyanın yok edileceğini ve Tanrı’nın kendisini sevenler için günahla lekelenmemiş ‘yepyeni bir gök ve yepyeni bir yer’ yaratacağını öğretmektedir (Esin. 20:7, 11; 21:1; II. Pet. 3:12-13).

    İsa Mesih ve öğrencileri açık bir tarzda dünyamızın yok edileceğini bildirdiler. Örneğin İsa Mesih şöyle der:

    ‘Gök ve yer GEÇECEK, fakat benim sözlerim geçmeyecektir’ (Mat. 24:35)

    ‘Gök ve yer GEÇİP GİTMEDEN, her şey vaki oluncaya kadar, şeriatten en küçük bir harf veya bir nokta bile yok olmayacaktır’ (Mat. 5:18).

    İbraniler kitabının yazarı da bu konuda şunları vurgular:
    ‘Ya Rab, sen başlangıçta yerin temelini kurdun, Gökler de senin ellerinin işleridir; Onlar YOK OLACAK, fakat sen durursun’ (İb. 1:10; Mez. 102:25-27).

    ‘Bir kez daha, yalnız yeri değil, göğü de sarsacağım’ diye söz vermiştir. ‘Bir kez daha’ sözü, sarsılabilen, yani yaratılmış olan şeylerin ORTADAN KALDIRILACAĞINI ve böylece sarsılmayanların kalacağını anlatıyor’ (İb. 12:27).

    Elçi Yuhanna da Esinleme kitabında bin yıllık egemenliğin sonunda gök ve yerin yok edileceğini bildirir:
    ‘Büyük, beyaz bir taht ve tahtın üzerinde oturanı gördüm. Yer ve gök O’nun önünden kaçtılar ve YOK OLUP gittiler’ (Esin. 20:11).



    Elçi Petrus da şunları söyler:

    • ‘Rab’bin günü hırsız gibi gelecek. O gün GÖKLER büyük bir gürültüyle ORTADAN KALKACAK, maddesel öğeler yanarak YOK OLACAK, YER ve yeryüzünde yapılmış olan HER ŞEY yanıp bitecek. Her şey böylece YOK OLACAĞINA göre… biz Tanrı’ nın vaadine göre … yeni gökleri ve yeni yeryüzünü bekliyoruz’ (II. Pet. 3:10-13; Bkz. Yeş. 51:6).

    Görüldüğü gibi yalnızca yeryüzündeki kötü şeyler sistemi değil, yer de yanıp bitecektir. Sıralanan bu ayetlerin anlamıyorum götürmez bir şekilde açıktır. Şimdiki yer ve gök yok olacaktır, fakat Tanrı bunların yerine daha görkemli ve daha güzel yepyeni bir yeryüzü ve gök yaratacaktır. Belki hemen sorabilirsiniz madem ki bu böyledir, Y. Şahitleri’nin yukarıda sıralamış olup, dünyanın ebediyen duracağını bildiren ayetler hakkında ne söylemeliyiz? Tanrı’nın Söz’ünde acaba çelişki mi var? Şüphesiz hayır! Bunun yanıtını dünyanın varoluşuyla ilgili kullanılan “ebedi” kelimesinde aramalıyız. Hatırlayalım ki, Eski Antlaşma’da şeriatin, kurbanlar kesmenin, sünnet olunmanın veya Şapat günün tutulmasının da ebediyen takip edilecek kanunlar olduğu vurgulanır (Tek.17:13; Lev.3:17; Çık. 31:16; Kol.2:16).

    Fakat şimdi Mesih’in getirdiği yeni düzende bunların artık yeri yoktur ve ortadan kaldırılmışlardır. Gerçekte “ebedi” sözünün İbranice karşılığı olan “ohlam” kelimesi Y. Şahitleri’nin de kabul ettiği gibi bizim anladığımız tarzda sonu hiç gelmeyen bir zamanı değil, ne zaman biteceği tam olarak bilinmeyen bir belirsizlik dönemini de ifade etmektedir. İşte, Y. Şahitleri’nin ileri sürdüğü ayetlerde kullanılan kelime de “ohlam” olup, bu, dünyamızın yalnızca bilinmeyen bir zamana kadar var olacağını dile getirir, ebediyen kalacağını değil.

    İçinde yaşamakta olduğumuz bu kilise veya lütuf döneminde gerçek Hıristiyanların beslemesi gereken ümit hakkında da Y. Şahitleri yanılmaktadırlar. 1935 yılında Rab‘den almış olduklarını ileri sürdükleri özel bir ışıkla inananları “büyük ve küçük sürü” diye iki sınıfa ayırmaya başlayan YŞT, 144 bin kişiden oluştuğunu iddia ettiği küçük sürünün, gökte, ruhî varlıklar ola-rak Mesih’le egemenlik süreceğini, sayısı bilinmeyen büyük sürünün de cennete dönüşmüş yeni bir yeryüzünde yaşayacağını öğretir. 1935’ten bu yana da 144 binin sayısının hemen hemen tamamlandığına inanan Y. Şahitleri, şimdi insanlara özellikle, yersel, yani yeryüzünde yaşama ümidini ilan etmektedirler. Kutsal Kitap’a göreyse bu bildiri İsa Mesih’in ve öğrencilerin ilan ettiği göksel ümitten farklı olup, Galatyalılar 1:8-9’da lanetlenen “başka bir incil”dir. Kilise’nin Pentikost günü kuruluşundan, göğe alınacağı zamana kadar tüm insanlığa sunulacak bildiri ve gerçek İnanlılarca beslenecek olan ümit yalnızca göksel ümit olmalıdır. Kutsal Kitap içinde yaşamakta olduğumuz bu kilise veya lütuf döneminde iki değil, yalnızca tek, göksel bir ümidin var olduğunu bildirir. Pavlus bu konuda şunları söyler:

    ‘Çağrınızdan doğan TEK BİR ÜMİDE ÇAĞRILDIĞINIZ gibi, beden bir, Ruh bir…‘(Efs.4:4).

    ‘İman ve sevginiz, GÖKLERDE sizin için saklı bulunan ÜMİTTEN kaynaklanıyor. Bu ümidin haberini gerçeğin bildirisinden, yani daha önce size ulaşmış olan Müjde’den aldınız… Duyduğunuz müjdenin verdiği ÜMİTTEN KIMILDANMADAN, imanda temellenmiş ve yerleşmiş olarak kalın.”(Kol. 1:5-6, 23).

    ‘Oysa bizim vatanımız GÖKLERDEDİR. Ve oradan, Kurtarıcı olan İsa Mesih’i bekliyoruz’ (Filp. 3:20).

    Elçi Petrus da bu ümit hakkında şunları belirtir:


    ‘Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı ve Babasına övgüler olsun…

    İsa Mesih’i ölümden diriltmekle bizi yaşayan bir ümide, çürümez, lekesiz ve solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras sizin için GÖKLERDE saklıdır’ (I. Pet. 1:3-4).

    İbraniler’in yazarı da şöyle der:
    ‘Çünkü burada kalıcı olan bir kentimiz yoktur, biz gelecekteki kenti özlüyoruz’ (İb.13:14).

    Zaten İsa Mesih de göğe yükselmeden önce takipçilerine şu vaatte bulunmuştu:
    ‘Babamın evinde yaşanacak çok yerler vardır. Öyle olmasa size söylerdim. Çünkü size yer hazırlamaya gidiyorum. Gider ve size yer hazırlarsam, siz de benim bulunduğum yerde olasınız diye yine gelip sizi yanıma alacağım’ (Yu. 14:2).

    ‘Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin… fakat kendinize gökte hazineler biriktirin! (Mat. 6:19-20).

    İsa Mesih’in sözünü ettiği bu konutlar ve öğrencilerin içinde yaşamayı ümit ettikleri göksel kent, şüphesiz Esinleme kitabın-da sözü edilip, bin yıllık egemenliğin sonunda gökten yeni yeryüzü üzerine inecek olan ‘Yeni Yeruşalim Kenti’dir. (Esin. 21:2).

    Kilise çağında, bu lütuf döneminde Mesih’in kurtuluşunu kabul edenlerin ebedi konutu işte burası olacaktır. Belirtelim ki, bizler göksel ümitten söz ederken bununla tüm inananların ruhsal varlıklara dönüşüp, havada yaşayacağını söylemek istemiyoruz. Hiçbir insan sırf ruh olarak gökte veya başka bir yerde bulunmayacaktır. Göksel ümide sahip olmasına rağmen elçi Pavlus hem kendisinin hem de diğer imanlıların bedenlerinin diriliş yoluyla kurtuluşa ereceğini vurgulamıştır (Rom. 8:11,23).

    Dirilen her inanlı yeni güç ve yeteneklerle kuşatılmış ve Mesih’in ölülerden dirildiğinde sahip olduğu bedeni anımsatan fiziksel bir vücuda sahip olacaktır (I. Kor. 15:35-50).

    Hesaplamalara göre yaklaşık 2.200 km. genişliğinde (tüm Avrupa‘yı kaplayabilecek büyüklükte), kare biçiminde olup, harfi bir kent olacak olan görkemli göksel Yeruşalim kenti, Esinleme kitabında gördüğümüz gibi, yeni yaratılacak yeryüzünün başkenti olacaktır (Esin. 21:1-4,9-27).

    Gökle, yeni yerküre arasında havada bulunacak olan bu harfi kentte, yalnızca zamanımızda, lütuf döneminde Mesih’in kurtuluşunu kabul edenler yaşayacaktır. Ne büyük sıkıntıda ne de bin yıllık egemenlikte imana gelecek olanlar burada yaşamayacaklar. Bunların konutu Bin yılllık egemenliğin sonunda yaratılacak olan yeni yeryüzü olacaktır. Gerçekte, Tanrı Eski Antlaşma inanlılarına yersel bir krallık veya yersel bereketler öngörmüştü. Fakat insanlık tarihinde Lütuf Dönemi adlanan bu ara, parantez (şimdi yaşamakta olduğumuz) dönemde Mesih’in sayesinde insanlara daha üstün, göksel bir ümit yani; yeni göksel Yeruşalim’de yaşama ümidi sunulmuştur. Kilise’nin göğe alınışından sonra bu lütuf çağı kapanıp, yine eski Yasa Dönemi devreye gireceğinden büyük sıkıntıdaki İnanlılar yani 144 binler ve büyük kalabalık da bu göksel Yeruşalem’de yaşama ümidine sahip olmayacaklar. Onlar yeryüzünde kalıp açılacak olan bin yıllık egemenlikte yersel Yeruşalem’de, yönlendirici ve bereketlerden ilk yararlananlar olacaklardır. Bunlar bin yıllık dönemde doğup, sonuna dek sadık kalan diğer milyonlarca inanlılarla birlikte yaratılacak yeni yeryüzünün tebaları olacaklardır. Kilise ise bu yeni yeryüzünün yeni yönlendirme merkezi olan Yeni Yeruşalem’de yaşayacaktır. İçinde yaşadığımız bu lütuf döneminde insanlara sunulacak tek ümit göksel ümittir. Kutsal Kitap’taki farklı dönemleri (Yasa-Lütuf) birbirine karıştırıp, içinde bulunduğumuz bu lütuf döneminde göksel ümitten başka, yersel bir ümit vaaz etmek açıkça ‘başka bir incil’ ilan etmek demektir!

    İsa Mesih de açıkça yalnızca elçilerinin değil, ama onların sözüyle kendisine iman edeceklerin de kendisiyle birlikte bu göksel kentte olmasını dilemiştir (Yu.17:20-24).

    Bu nedenlerle bizler Pavlus’un şu bildirisini öneme alıp, duyduğumuz müjdenin verdiği bu göksel ÜMİTTEN KIMILDANMADAN, imanda temellenmiş ve yerleşmiş olarak’ ilerlemeliyiz (Kol. 1:5-6,23).

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.