• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #27343
    Anonim
    Pasif

    YALANCININ MUMU, MEZARA KADAR YANAR :

    Arkadaşım Tim, İngiltere’de orta büyüklükte bir şirketin sahibi, bana bir olayını anlatmıştı. “Birkaç yıldır işler kötü gidiyordu. Çalışanların yarısını durdurmam gerekiyordu. Ama hepsini de çok iyi tanıyordum. Ailelerini, çocuklarını biliyordum. Yıllardır benim şirketime hizmet etmişlerdi. Bunu yapmaya vicdanım razı olmadı. Onları bir araya toplayıp durumu izah ettim, ‘Siz de görüyorsunuz. Hiçbir iş yok. Bütün gün oturuyorsunuz. En azından yarınızın işine son vermem gerekiyor. Ama bunu yapmayacağım. Yalnızca, haftada 5 gün yerine, 4 gün çalışacak ve maaşınızı da ona göre alacaksınız.’

    Razı olmuşlardı. Aslında 3 gün çalışmayı bile ödemekte zorluk çekeceğimi biliyordum. Nitekim, aylar süren sıkıntıların sonunda, bankada hiçbir birikimim kalmamıştı. Ama nedense, sonradan işler yavaş yavaş açılmaya başladı ve durumu düzelttik. Onları işten atmamak için, neredeyse iflasın eşine gelmiştim.

    Bir sonraki sene işler çok daha iyi gitti ve sene sonunda, yılbaşında, sırf içimden öyle geldiği için, bir sürpriz yapıp onlara fazladan, ‘bir haftalığa eşit’ prim verdim. Herkes çok mutlu olmuş, ‘Şahane bir yılbaşı hediyesi oldu’ demişlerdi. Ben de onların mutluluğundan mutluluk duymuştum.

    Bunu takip eden sene, inanılmaz kötüydü. Çin’den gelen rekabet, sadece benim firmamı değil, ayni işi yapan tüm firmaları adeta silip süpürmüştü. Fiyatlarımızı o kadar çok düşürmüştük ki artık iş aldığımızda bile sevinemiyorduk. Aniden böyle düşük fiyatlı bir iş gelmişti. İş, bir ayda tamamlanacaktı. Kabul ettim ve çalışanlara da bildirdim. Ama işe daha başlamadan, bir ay yerine, işi sadece 2 haftada tamamlamamız istendi. Bu neredeyse imkânsızdı. Çok fazla ‘ek mesai’ ve dolayısıyla, çok daha yüksek maliyet gerektiriyordu. Alacağımız para bunu karşılamıyordu bile. Ama otursalar, yine cebimden verecektim. Mecburen kabul ettik ve işe koyulduk. Gece gündüz çalışarak, zamanında tamamladık. Ama binlerce sterling de zarar ettik.

    Eşyaları paketleyip, teslime hazırlarken, “Prim alacağız”, “Prim verecekler herhalde”, “Bir aylık işi, 2 haftada tamamladık” gibi sözler işitmeye başladım çalışanlar arasında. Halbuki herkes, fazladan fazladan tüm ek mesailerini, normal ücretin bazen birbuçuk, bazen ise iki katı değerinde almışlardı. Benim onlar için çektiğim çileyi bilmedikleri için, bir de prim alacaklarını ümit ediyorlardı.

    Nihayet, geçen yıl işler iyi gittiğinde işe almış olduğum bir bayan, yanıma gelerek, “4 hafta yerine 2 haftada tamamladığımız bu işler için prim vermiyecekmisiniz? Bizlere verileceği söylendi!” dedi. “Ne diyeyim?” diye düşündüm. Bu bayan, sanki da, patron ben değil de, başka bir otorite varmış gibi davranıyordu. “Prim vermiyoruz bayan. Bunu size kim söyledi bilmiyorum. Ancak sene sonunda, işler iyi giderse, düşünülebilir” diye cevap verdim. O da bir hışımla, “Sene sonu verileceğini biz de biliyoruz. Bize ‘şimdi de verilecek’ dendi.” Artık kendimi tutamayıp, “Dinle bayan! Şirket de Ben’im. Prim de Ben’im. Verirsem, Ben veririm. Vermezsem, Ben vermem. Şimdi anlaşıldı mı?” dedim.

    Bu uzun hikâye bana neyi hatırlattı biliyormusunuz? İsa’nın Lazar’ı diriltişini. Lazar öleli 4 gün olmuştu. Lazar’ın kızkardeşleri Meryem ve Marta, zamanında gelip ona şifa vermediği için, adeta İsa’yı suçluyorlardı. “Burada olsaydın, kardeşim ölmezdi” diyorlardı. Rab İsa ise onlara, “Kardeşin dirilecektir” diye cevap verince, Marta, “Primlerin sene sonu verileceğini biz de biliyoruz” demiş olan yukarıda bahsettiğimiz kadın gibi, “Son gün, diriliş günü onun dirileceğini (ben de) biliyorum” dedi.

    Yani, “Bunu bilmeyi bir maharet mi sanıyorsun? Bunu herkes biliyor. Göklerin otoriteleri bunu böyle buyurmuş” dercesine, biraz da tokat gibi bir cevap vermiş oldu. İsa’nın cevabı da, Tim’in cevabından farksızdı: “Dinle bayan! Şirket de Ben’im. Prim de Ben’im. Verirsem, Ben veririm; vermezsem Ben vermem. Şimdi anlaşıldı mı?”

    Ne dedi Rab İsa? “Diriliş de Ben’im. Yaşam da Ben’im. Bana iman eden kişi, ölse de yaşayacaktır. Yaşayan ve bana iman eden, asla ölmeyecektir” (Yuhanna 11:25). Yani, “Sen ne diyorsun ey kadın? Tek otorite Ben’im. Dirilten Ben’im. Yargılayan ve yargılayacak olan Ben’im. Cennetin ve cehennemin anahtarları bendedir.Açtığımı KİMSE kapatamaz; kapattığımı ise KİMSE açamaz. Başlangıç ve Son Ben’im.”

    O,bir daha ölmemek ve ebediyen yaşamak üzere dirildi. Ölümü yok etti. Ona iman edenleri de dirilteceğini söyledi. Bunun yalan ve ‘Uyduruk’ olmadığını, ölümden dirilerek ispatladı. Diğer iddia sahipleri ise, hâlâ daha mezarlarındadırlar. Yalancının mumu, mezara kadar yanar. Diriliş Bayramınız Kutlu Olsun.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.