• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25875
    Anonim
    Pasif

    Vermezseniz – Alamazsınız (John Bevere)

    Bunun için size diyorum ki, duayla dilediğiniz her şeyi daha şimdiden almış olduğunuza inanın, dileğiniz yerine gelecektir. Kalkıp dua ettiğiniz zaman, birine karşı bir şikayetiniz varsa onu bağışlayın ki, göklerdeki Babanız da sizin suçlarınızı bağışlasın. Ama siz bağışlamazsanız, göklerdeki Babanız da sizin suçlarınızı bağışlamaz’ (Markos 11:24-26).


    İsa, söylediklerini tüm içtenliğiyle dile getiriyordu, ‘Ama siz bağışlamazsanız, göklerdeki Babanız da sizin suçlarınızı bağışlamaz.’ Öyle bir kültürde yaşıyoruz ki, söylediğimiz şeyleri aslında her zaman tüm içtenliğimizle söylemeyiz. Bu yüzden başkalarının bize söylemiş olduğu şeylerin içtenliğine pek inanmayız. Kişinin sözü ciddiye alınmaz.

    Bu durum ta çocuklukta başlar. Bir ebeveyn çocuğuna, ‘Bunu bir daha yaparsan, dayak yiyeceksin’ der. Çocuk onu yalnızca bir kez daha yapmakla kalmaz, ondan sonra birçok kez daha tekrarlar. Her olayın ardından çocuk, anne veya babasından aynı uyarıyı tekrar tekrar alır. Genellikle çocuğu terbiye edici herhangi bir eyleme başvurulmaz. Terbiye etme eylemi gerçekleşse bile, ya söz verildiğinden çok daha hafif ya da ebeveynin yaşadığı hayal kırıklığından ötürü çok daha sert olur.

    Her iki karşılık da çocuğa şu mesajı gönderir; ya söylediğiniz sözlerde içten değilsiniz ya da söylediğiniz şey doğru değil. Çocuk, yetki sahiplerinin söylediği her şeyin doğru olmadığını düşünmeyi öğrenir. Dolayısıyla, yetki sahibi olanları ne zaman ciddiye alması ve gerçekten ciddiye alıp almaması gerektiği konusunda kafası karışır. Bu tutumu yaşamının başka alanlarına da yansıtır. Öğretmenlerini, arkadaşlarını, liderlerini ve işverenlerini bu aynı gözlükten bakarak değerlendirir. Yetişkin bir kişi olduğunda da bunu normal bir şeymiş gibi kabul eder. Şimdi tüm konuşmaları aslında içtenlikle söylemek istemediği vaat ve cümlelerden oluşmaktadır.

    Şimdi size varsayımsal olarak tipik bir konuşma örneği vereyim.
    Jim, tanıdığı ama uzunca bir süre konuşmadığı Tom’u görür. Acelesi var ve içinden şöyle düşünmekte: ‘Yoo, olamaz.. Tom’u gördüğüme inanamıyorum. Konuşacak hiç zamanım yok!’


    İki adam yüzyüze gelirler.

    Jim, ‘Rabbe övgüler olsun kardeşim. Seni görmek ne iyi!’
    Kısa bir süre ayakta konuşurlar. Ama Jim’in acelesi olduğundan, şu cümleyle konuşmayı bitirir: ‘Bir ara birlikte bir öğle yemeği yememiz gerek!’



    Birincisi, Jim’in acelesi olduğundan, Tom’u gördüğünde pek heyecanlanmamıştı. İkincisi, Rab’bi düşünmediği halde, Tom’u ‘Rab’be övgüler olsun’ diyerek selamladı. Üçüncüsü, öğle yemeği davetinde bulunma niyetinde değildi. Bu, yalnızca daha çabuk uzaklaşması ve bu arada vicdanını rahatlatması için bir araçtı. Aslında Jim’in o konuşmada söylediği şeyler hiçbir anlam taşımıyordu.

    Buna benzer durumlar hergün meydana gelmekte. Bugün birçok insan söylediklerinin dörtte birini bile içtenlikle söylememekte. Bu bakımdan, erkek veya kadın olsun, bir kişinin sözüne ne zaman güvenebileceğimizi bilmekte neden zorluk çektiğimizi merak etmeye gerek var mı?
    Ama İsa Mesih konuştuğu zaman kendisini ciddiye almamızı ister. Başka yetki sahibi kişileri veya yaşamlarımızda ilişki içinde olduğumuz kişilerin konuşmalarını değerlendirdiğimiz gibi, İsa’nın söylediklerini de değerlendirmeliyiz. Bir şey dediğinde, onu tüm içtenliğiyle söyler. Bizler güvenilmez olduğumuz halde bile, O güvenilirdir. Kültür ve toplumumuzu aşan bir gerçek ve dürüstlük düzeyinde yürür. Bu yüzden, İsa: ‘Ama siz bağışlamazsanız, göklerdeki Babanız da sizin suçlarınızı bağışlamaz’ derken içtendir.

    İsa, bunu bir adım daha ileriye götürerek, bu uyarıyı Müjde kitapçıklarında yalnızca bir kez değil, ama bir çok kez tekrarlar. Bunu yaparak, bu uyarının ne kadar önemli olduğunu vurguluyordu. Gelin farklı durumlarda dile getirdiği bu yargıların birkaçına bakalım:

    ‘Başkalarının suçlarını bağışlarsanız, göksel Babanız da sizin suçlarınızı bağışlar. Ama siz başkalarının suçlarını bağışlamazsanız, Babanız da sizin suçlarınızı bağışlamaz.’ (Matta 6:14-15).



    ‘Başkasını bağışlayın, siz de bağışlanırsınız’ (Luka 6:37).

    Yine Rab’bin duasında şöyle okuyoruz:

    ‘Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, Sen de bizim suçlarımızı bağışla’ (Matta 6:12).



    Kaç Hristiyan’ın kendilerini gücendiren kişileri bağışladıkları biçimde, Tanrı’nın kendilerini bağışlamasını istediğini merak ediyorum. Ama onlar da tıpkı öyle bağışlanacaklardır. Kiliselerimizde bağışlamazlığın aşırı boyutlara ulaşmış olduğundan, İsa’nın bu sözlerini pek o kadar da ciddiye almak istemeyiz. Aşırı boyutlara ulaşmış olsun ya da olmasın, gerçek asla değişmez. Bir başkasını nasıl bağışlar, serbest kılar ve onunla olan ilişkimizi yeniden canlandırırsak, bize de o şekilde bağışlanacaktır.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.