• Bu konu 2 izleyen ve 1 yanıt içeriyor.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26547
    Anonim
    Pasif

    Bir haftadır Jesus Culture’ün temmuz ayında çıkardığı Consumed albümünü hiç durmadan dinliyorum. Özellikle Light of your Face adlı ilahilerini. Ve bu ilahiyi dinlerken Rab yüreğime ilk olarak Matta 4:16’daki “Karanlıkta yaşayan halk, Büyük bir ışık gördü. Ölümün gölgelediği diyarda Yaşayanlara ışık doğdu” ayeti gözümün önüne getirdi.

    Bu ayeti okurken o doğan ışığın nasılda bizi aydınlattığını düşündüm. Zaten ilahiyi dinlerken gözyaşlarımı tutamıyordum. Birde bu ayetlerin üzerine ilahiyi dinlemek dahada çok o ayetin içine soktu beni. Ve daha fazla odaklandım ayete. Gözümün önünde canlanıyordu herşey.
    Her türlü pisliğin ve putperestliğin olduğu dünyamıza Rab geldi. Bizi o pislik ve putperestlikten, yani bizi karanlıktan çıkarmak istiyordu. Evet biz karanlıktaydık, işlediğimiz günahlarla. Günah bir yana biz Rab’bi tanımıyorduk. Tanrı’dan fazlasıyla uzaktaydık. Her ne kadar o bizim yanıbaşımızda olsa
    da. Tanrı bizim için her zaman üzülüyordu ve bize elini uzatıyordu. Ama biz karanlıkta olduğumuzdan o Tanrı’nın uzattığı eli göremiyorduk. Düşünelim ışık karanlıkta parlar. Ama biz o karanlığın içinde o ışığı bile göremeyecek kadar gözlerimiz kapalıydı.

    Peki Rab vazgeçti mi? “Olmuyor, daha ne yapayım?” dedi mi? Veya biz insanların yaptığı gibi “Ben herşeyi yaptım doğruyu göstermek için. Artık benden bu kadar.” dedi mi? Kesinlikle hayır. Her ne kadar her kapıyı çaldığında, karşısındaki kapı açılmasa da, O çalmaya devam etti. Aslında kutsal kitap bunun sebebini bize çok net bir şekilde gösteriyordu.

    ‘Böylece Yeşaya’nın peygamberlik sözü onlar için gerçekleşmiş oldu: ‘Duyacak duyacak, ama hiç anlamayacaksınız, Bakacak bakacak, ama hiç görmeyeceksiniz!

    Çünkü bu halkın yüreği duygusuzlaştı, Kulakları ağırlaştı. Gözlerini kapadılar. Öyle ki, gözleri görmesin, Kulakları duymasın, yürekleri anlamasın Ve bana dönmesinler. Dönselerdi, onları iyileştirirdim” (Matta 13: 14-15)

    Rab benzetmelerle konuşmasının sebebini bu şekilde açıklıyordu. Evet göremiyorduk, aynı bir kör gibi. Ya o dönemde yaşayanlar? Düşünün biri geliyor ve sizin yaşadığınız yerde hastaları iyileştiriyor, ölüleri diriltiyor, 5 kişiye bile yetmeyecek balık ve ekmekten koca bir halkı doyuruyor. Sizde kalkıp hangi güçle bunu yaptığını soruyorsunuz. Peki bu dönem bundan farklı mı? Farklı olduğunu düşünenlerin olduğunu sanmıyorum. Hala görmeyen ve görmek istemeyen çok insan var. Aslında insanlığın Tanrı’yı aklına getirdiği dönemlere bakarsak, bu çokta şaşırılacak bir şey değil. Biz insanların aklına Tanrı ne zaman gelir?

    Ne zaman bir felaket, bir vefat, kısacası ne zaman başımıza kötü bir şey gelirse Tanrı’yı hatırlarız. O zaman dua ederiz veya parmağımızı Tanrı’ya sallayarak hesap sorarız. Şöyle bir gerçek var, Ateistlerde aynısını yapıyor. Her şey yolundayken, hayatlarımızda herşey düzgün bir şekilde işliyorken durum farklıdır ama. Tabi bu durumdaykende kaçımızın aklına Tanrı geliyor ve Tanrı’ya şükrediyoruz buda ayrı bir durum. Böyle oluncada bu durumda şükretmeyen bir insanın, her şey ters giderken şükretmesini beklemekte insan mantığına biraz aykırı.

    Ayrıca insanlık için herşey yolundayken Tanrı’ya hesap sorulmamasıda dikkat çekici. Peki o zaman her şey yolundayken Tanrı yoksa, neden herşey kötü giderken suçlusu Tanrı oluyor? Bu biraz çelişkili değil mi? Ben herşey yolundayken Tanrı’ya şükretmeyeceğim, O’nu aramayacağım, O’nu tanımayacağım. Sonra hayatımdaki en ufak terslikte Tanrı’ya dönüp hesap soracağım.

    İnsan bünyesi bu diye bir mantık ortaya çıkıyor. Ama Tanrı’yı gerçek anlamda tanıyan ve o yolda yürüyen insanlara baktığımızda tersi bir durum görüyoruz. En büyük örneği Davut peygamber! Bırakın herşey yolundayken şükretmeyi, Davut peygamber her şey kötü giderken, kısacası sıkıntılı günlerinde bile Tanrı’ya şükrediyordu. Ama insan mantığına göre bu imkansız değil mi? Hayır! Peygamber dediklerimizde bizler gibi bir insan. Doğup, büyüyüp, ölüyorlar. Aynı bizim gibi bir canı taşıyorlar. Bu insan mantığına göre imkansız diye bir şey yok.

    Bu tamamen Tanrı’ya adanmışlığa dayanan bir durum. İnanmak ve adanmışlık arasında çok büyük bir fark vardır. İnanmak Tanrı’nın varlığını kabul etmektir. Adanmışlıksa tamamen her şeyi bir kenara bırakıp Tanrı yolunda sapmadan yürümektir. Adamın biri Isa’ya “Sonsuz yaşama kavuşmak için nasıl bir iyilik yapmalıyım?” Diye soruyordu Isa’ya. O ayetlere bir göz atabiliriz.

    Adamın biri İsa’ya gelip, “Öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için nasıl bir iyilik yapmalıyım?” diye sordu. İsa, “Bana neden iyilik hakkında soru soruyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var. Yaşama kavuşmak istiyorsan, O’nun buyruklarını yerine getir.”

    “Hangi buyrukları?” diye sordu adam. İsa şu karşılığı verdi: ‘Adam öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin’ ve ‘Komşunu kendin gibi seveceksin”

    Genç adam, “Bunların hepsini yerine getirdim” dedi, “Daha ne eksiğim var?”

    İsa ona, “Eğer eksiksiz olmak istiyorsan, git, varını yoğunu sat, parasını yoksullara ver; böylece göklerde hazinen olur. Sonra gel, beni izle” dedi’ (Matta 19: 16-21).

    Aslında bu ayetlerde iki şeye dikkat edebiliriz. İlki Tanrı dışında iyi olan kimsenin olmadığı. Biz insanlara soracak olsak herkes kendini iyi görür. Kimse kendine toz kondurmak istemez. Ama gerçek bunun böyle olmadığını çok net gözler önüne seriyor.

    Gelelim asıl bizi ilgilendiren kısım, yani son ayete. İsa o ayette “sonsuz yaşama kavuşmak istiyorsan beni takip et.” diyordu. Konumu daha fazla uzatmadan şunu diyebilirim Tanrı ışıktır. Ve O’nun ışığı gördüğümüz ışıklar gibi değildir. Tanrı kendine ait olan insanlarada kendi ışığından verir.

    Bir zamanlar karanlıktınız, ama şimdi Rab’de ışıksınız. Işık çocukları olarak yaşayın.
    Çünkü ışığın meyvesi her iyilikte, doğrulukta ve gerçekte görülür.
    Rab’bi neyin hoşnut ettiğini ayırt edin.
    Karanlığın meyvesiz işlerine katılmayın. Tersine, onları açığa çıkarın.
    Karanlıktakilerin gizlice yaptıklarından söz etmek bile ayıptır.
    Işığın açığa vurduğu her şey görünür.
    Çünkü görünen her şey ışıktır. Bunun için şöyle deniyor: “Uyan, ey uyuyan! Ölümden diril! Mesih sana ışık saçacak.”
    Öyleyse nasıl yaşadığınıza çok dikkat edin. Bilgelikten yoksun olanlar gibi değil, bilgeler gibi yaşayın.
    Fırsatı değerlendirin. Çünkü yaşadığımız günler kötüdür.
    Bunun için akılsız olmayın, Rab’bin isteğinin ne olduğunu anlayın.
    Şarapla sarhoş olmayın, bu sizi sefahate götürür. Bunun yerine Ruh’la dolun:
    Birbirinize mezmurlar, ilahiler, ruhsal ezgiler söyleyin; yürekten Rab’be ezgiler, mezmurlar okuyun;
    durmadan, her şey için Rabbimiz İsa Mesih’in adıyla Baba Tanrı’ya şükredin;
    (Efesliler 5: 8-20)

    #33738
    Anonim
    Pasif

    Sevgili Kardeşim,
    Yazınızı beğendimi belirtmek istedim. Rab sizi bereketlesin. İnsanlar iyi işlerinin yeterli olduğunu sanıyor, ve kendilerine güveniyorlar. Gerçeği duysalar bile uygulamak çok zor geliyor. İncilden alıntı yaparak örnek verdiğiniz o zengin adam gibi. Herşeyimle kötüye yaklaşmıyorum, kaçınıyorum diyor, ama Rab’be de yaklaşmak, adanmak istemiyorlar. Rab onların gözlerini açsın, ve alçakgönüllü bir kalp versin. Bu şekilde günahlı olduklarını ve Rab’be karşı ne kadar mahçup olduklarını kabul edebilirler. Ancak böyle bir yürek, günahlı olduğunu kabul edip, Rab’bin sonsuz sevgisini, Rab Mesih ile gerçekleştirdiği büyük lütfu kabul edebilir. Rab yürekleri açsın ve O’na ait olanları daima koruyacaktır. Rab’bin adına övgüler olsun.

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.