• Bu konu 2 izleyen ve 2 yanıt içeriyor.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25997
    Anonim
    Pasif

    Nemrut ve Babil Kulesi

    Size esenlik olsun.

    Nuh’un ikinci oğlu Ham’dan doğan Nemrut adlı bir adam vardı. Nemrut, tufandan sonra yaklaşık beş yüz yıl yaşayan usta bir avcıydı.
    Adının anlamı isyankardır. Nemrut çok zeki biriydi, ama Tanrı’yı tanımıyordu. Tanrı’nın sözünü önemsemedi ve Şeytan’ın, Kayin’in ve Nuh’un kuşağının insanlarının yolunu izledi.
    Nemrut yedi büyük kent inşa etti ve dünyanın tüm insanlarının birlikte yaşayabilecekleri ve bir olabilecekleri büyük bir kent bina etmeyi tasarladı.

    Nemrut ve onun ile birlikte olanların bina etmeyi tasarladıkları büyük kent ile ilgili olarak Kutsal Yazıların ne söylediklerini görmek için şimdi Yaratılış kitabının on birinci bölümünü okuyalım:
    ”Başlangıçta bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı. İnsanlar doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova bulup oraya yerleştiler. Birbirlerine, ‘Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim’ dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar. Sonra, ‘Kendimize bir kent kuralım’ dediler, ‘göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız.’” (Yaratılış 11:1-4)

    Böylece, Adem oğullarının nasıl büyük bir kent ve göklere erişecek bir yüksek kule bina etmeyi tasarladıklarını görüyoruz.
    Bu yüksek kuleyi neden bina etmek istediler?
    Nemrut ve beraberindekiler, dünyada kendilerine ün yapma peşindeydiler.
    Güçlü olmak ve yeryüzüne dağılmamak için dünyadaki insanları tek bir yerde toplamayı planladılar. Ancak, yapmayı planladıkları şey Tanrı’yı hoşnut etmedi.
    Tanrı, Nuh’un çocuklarına yeryüzüne dağılmalarını söylemişti.
    İnsanı yaratan Tanrı, dünyadaki insanlar için neyin en iyi olacağını biliyordu.
    Ama Nuh’un soyundan olan pek çok kişi Tanrı’nın düşüncelerine değer vermiyorlardı. Onlar Tanrı’dan daha zeki olduklarını düşündüler.
    Şeytan’ın kendisi gibi, onların yürekleri de Tanrı’ya karşı gurur ve isyan ile doluydu.
    Ama Kutsal Yazılarda bize bildirilen şudur: “Kendini yücelten alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir.” (Matta 23:12)
    “İnsanların gururlandıkları ne varsa Tanrı’ya iğrenç gelir.” (Luka 16:15)

    İnsanı yüceltmek ya da insanın kendi adı için ün yapmak istemesi, Tanrı’nın önünde günah’tır, çünkü övgü ve yüceliğe layık olan yalnızca tek bir İsim vardır. Bu da göğü ve yeri yaratan Rab Tanrı’nın Adı’dır.
    Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: “Övünen, Rab ile övünsün! Kabule değer kişi kendi kendini tavsiye eden kişi değil, Rab’bin tavsiye ettiği kişidir.” (2.Korintliler 10:17, 18)

    Ama Nemrut’un zamanında Adem’in çocuklarının çoğu, Rabbe saygı duymuyorlardı. Tanrı’ya ve O’nun sözüne ihtiyaçları olmadığını düşündüler; kimsenin onlara bir şey anlatmasını gerekli görmediler. Bir bağımsızlık ve isyan ruhu tarafından yönetildiler.
    Bu aynı tutum, Adem’in çocuklarının yüreklerinde günümüze kadar gelmiştir. Aynı tutumu küçük çocuklarda bile kollarını küstah bir tavır ile kaldırıp, “Hayır, yapmayacağım!” dedikleri zaman görebiliriz.
    Ve bu aynı isyan ruhunun daha da fazlası yetişkinlerde bulunur.
    Evlerde ve dünya uluslarında görülen bu çekişmenin nedeni nedir?
    “Ben kendi kendime bakabilirim. Benim geleneklerim en iyisi. Benim dinim benim için yeterince iyi. Benim mezhebim doğru. Benim insanlarım en üstün. Benim kabilem en akıllısı. Benim adım en önemlisi. Benim şeylerim! Benim isteğim! Benim işlerim! Benim param! Benim! Benim! Benim!!!
    İnsanoğlu nasıl da ben-merkezlidir!
    Herkes kendi çıkarları ile ilgilenir. Bu, benliğe öncelik veren bağımsızlık ruhu, dünyanın çekişme, kavga ve savaşlar ile dolu olmasının nedenidir.
    Tanrı, böyle bir ruhtan nefret eder.
    Çünkü yalnızca O’nun adı yüceltilmeye layıktır.
    Bu neden ile Tanrı, Sözü’nde şöyle der: “Rab benim; adım budur! Yüceliğimi bir başkasına vermeyeceğim!” (Yeşaya 42:8)

    Ama her şeye rağmen, göklere erişecek bir kule yapmaya başlayan kişiler Tanrı’nın yüceliği ile ilgilenmediler.
    Onlar yalnızca kendi yüceliklerinin peşindeydiler.
    Yaratıcılarının Adı’na gereksinme duymadılar, bu Adı hor gördüler.
    O zaman yaşayan insanlar elbette dindar kişilerdi, ama Tanrı’nın sözünü önemsemediler.
    Göklere kendi yolları aracılığı ile ulaşabileceklerini düşündüler.

    Düşünün! Tufandan yalnızca beş yüz yıl sonra insanlar tekrar kendi yollarına döndüler ve onlara yaşam ve soluk veren Rabbi önemsemediler.
    Aynı, yıkandıktan sonra gidip çamurda yuvarlanan bir ata benziyorlardı! (Bakınız 2.Petrus 2:22)
    İnsanın yaşamını Tanrı’dan ve O’nun Sözü’nden ayrı yaşamak istemesi ne kadar da ahmakça ve kötü bir davranış!

    Bu durumda Tanrı ne yaptı?
    Yaratıcılarından bağımsız yaşamak isteyen insanın planını görmezlikten mi geldi?
    Hayır, görmezlikten gelmedi! Tanrı’nın ne yaptığını dinleyin. Kutsal Yazılar şöyle der:
    ‘’Rab, insanların yaptığı kent ile kuleyi görmek için aşağı indi. ’Tek bir halk olup bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiç bir engel tanımayacaklar’ dedi. ’Gelin aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar.’ Böylece Rab onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. Bu nedenle kente Babil adı verildi. Çünkü Rab bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı.” (Yaratılış 11:5-9)

    Böylece Tanrı’nın kendi yücelikleri için büyük bir kent bina etmeye başlayan Nemrut ve diğerlerinin kurmuş oldukları planı nasıl bozduğunu görüyoruz.
    O zamana kadar dünyadaki herkes aynı dili konuşurdu.
    Ama o gün, Tanrı, bundan böyle birbirlerini anlamamaları için onların dillerini karıştırdı. Tanrı’nın, Nuh’un soyuna, ‘yeryüzünü doldurmalarını”; dünyanın her köşesine yayılmalarını buyurmuş olduğunu hatırlayacaksınız.
    Ama Nemrut ve izleyicileri, her şeyi kendi düşüncelerine göre yapmak istediler ve dünyadaki tüm insanları tek bir yerde toplamayı amaçladılar.
    Tanrı, bu niyetlerini onlara yeni diller vererek bozdu. Tanrı, işte onları bu şekilde tüm yeryüzüne dağıttı.
    Bugün dünyada yüzlerce ulus ve binlerce dilin var olmasının nedeni budur.

    Tanrı, dünyanın dillerini karıştırarak kesinlikle tam ve eksiksiz bir iş yaptı.
    Tanrımız ne kadar da büyüktür! Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’ya karşı olup da başarılı olabilecek hiç kimse olamaz!
    İnsanın Tanrı’ya karşı isyan ederek bina etmeye çalıştığı bu kentin adını biliyor musunuz?
    Evet, kentin adı Babil’dir.
    Babil, kargaşa sözcüğünü çağrıştırır.
    Tanrı’dan ve Sözü’nden uzak bir yaşam yalnızca kargaşadır!

    Babil kentinin ve kendi adlarına ün kazanmaya çalışan insanların öyküsü budur.
    Bizler de Babil halkına benziyor muyuz?
    Hiç kendimizi yücelttiğimiz oluyor mu?
    Tanrı bize, böyle yapmanın günah olduğunu söylüyor.
    Kardeşlerim, yüceltmeyi arzuladığın isim kimin ismi? Kendi ismin mi?
    Bir insanın, belki de bir dervişin ismi mi?
    Ya da Rab Tanrı’nın ve yalnızca O’nun adını yüceltmeyi mi arzuluyorsunuz?
    Kimin övgüsünü (teşekkürünü) arıyorsunuz?
    İnsanın övgüsünü mü? Yoksa Tanrı’nın övgüsünü mü arıyorsunuz?
    Kesin olan bir şey vardır ve o da şudur: insanlardan gelen övgü gelip geçicidir, ama Tanrı’dan gelen övgü sonsuza kadar kalıcıdır.
    Tanrı Sözü şöyle der: “İnsan soyu ota benzer, bütün yüceliği kır çiçeği gibidir. Ot kurur, çiçek solar, ama Rabbin sözü sonsuza kadar kalır.” (1.Petrus 1:24)

    Rabbin Kendisinin söylediği şu sözü dinleyin:
    “‘Bilge kişi bilgeliği ile, güçlü kişi gücü ile, zengin kişi zenginliği ile övünmesin. Dünyada iyilik yapanın, adaleti, doğruluğu sağlayanın, Ben Rab olduğumu anlamak ile, ve beni tanımak ile övünen övünsün. Çünkü Ben bunlardan hoşlanırım’ diyor RAB.” (Yeremya 9:23, 24)

    O’nun sözündeki şu gerçeğni hatırladığınızda Tanrı sizi bereketlesin.
    “Kabule değer kişi kendi kendini tavsiye eden değil, Rab’bin tavsiye ettiği kişidir.” (2.Korintliler 10:18)

    Sevgiyleeeee

    #32330
    Anonim
    Pasif

    Rabbin esenliği üzerine olsun.
    sevgili halleluya.. yazın için teşekkürler. benim merak ettiğim nemrut ile alakalı olarak yıllardır farklı bir inanış şekline sahiptim. Ama islamiyettede iseviliktede kesin olan şey Hz. İbrahimdir. benimmerak ettiğim Babil zamanı nemrutun varoluşu dısında. Urfa ‘da yaşadığı rivayet edilen ve ibrahimi ateşe attığı ve suya dönüştüğü işle alakalı bilgi incil de varmıdır. acaba yoksa sonrada uydurma bir hurafemidir. sevgiler.

    #32333
    Anonim
    Pasif

    Sevgili Nurdem Kardeş…

    Aslolan tek bir gerçek vardır. O da Tanrıdır. Tanrı Sözü olan Kutsal Kitap’tır.
    Burada bahsettiğimiz konu din değildir.
    Dinler arası bir ilişki değildir.
    Bizler sadece Tanrı’yı yaşamlarımızda yaşıyor ve yüceltiyoruz.
    O’nun gerçeği bizlere ışık tutuyor.
    Ne bir insan sözü, ne masallar, nede hurafeler bizim ilgi alanımıza girmiyor.
    Elimizde diri ve yaşayan bir söz vardır. KUTSAL KİTAP.
    Bizler sadece O’nun sözlerini işitmeye çalışıyor ve O’nunla olan birlikteliğimizi dahada pekiştirmek istiyoruz.

    Kimin nerde ne söylediği umrumuzda değil.
    Gerçeğimi arıyorsunuz?
    Okuyun kardeşim sadece. Evet okuyun.
    Okuyun tanrı sözlerini. Kutsal Kitap’ı.
    O size tüm gerçeğini açıklayacak ve yaşamınızda O’nun sevgisini bulacaksınız.

    Okumazsanız eğer?
    İsa’nın göğe alınışında, çobanların O’nun yükselişini görüpte bakakaldıkları gibii.
    Sizde biz inanlıları seyretmekle yetinirsiniz.
    İsa Mesih ‘’ kapı benim’’ diyor. Girin o kapıdan ve yaşamınızın farkına varın. Yaşam bulun.

    ( İbrahim Peygamber’i birkaç güne kadar formda yayınlayacağım. Formu takip ediniz)

    Sevgiyleeee

3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.