• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25292
    Anonim
    Pasif
    MERHAMETLİ OLMAK (Matta 5:7)

    İsa kalabalıkları görünce dağa çıktı. Oturunca öğrencileri yanına geldi. İsa konuşmaya başlayıp onlara şunları öğretti:
    “Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.
    Ne mutlu yaslı olanlara! Çünkü onlar teselli edilecekler.
    Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.
    Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara! Çünkü onlar doyurulacaklar.
    Ne mutlu merhametli olanlara! Çünkü onlar merhamet bulacaklar.”


    Sizlerle yaklasik 4 haftadir Mesih Isa`nin dagdaki konusmalarina bakip, size vaaz etmeye calisiyorum.

    Bu hafta bakacağımız ayet Matta 5:7 olacaktır. İsa’nın burada öğrettiği temelleri hayatımızda görmek istiyorsak ayetler arasındaki bağlantıları anlamamız önemlidir. İsa konuşmasına başlar başlamaz ilk ağzından çıkan söz “Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır” oldu. Neden? Çünkü bir insan ruhta yoksulluğunun farkında değilse o zaman yaslı, yumuşak huylu, doğruluğa acıkıp susayan, merhametli, yüreği temiz ve barış sağlayan birisi olması mümkün değildir. Ama bunun farkına varan kişiye ne mutlu çünkü bu kişiler ruhta yoksul olduklarının bilincine kavuştuklarında bu niteliklere sahip olacaklardır. İşte böyle kişiler ancak göklerin egemenliğini ve yeryüzünü miras alacak, Tanrı tarafından teselli edilecek, doğrulukla doyurulacak, merhamet bulacak, Tanrı’yı görecekler ve Tanrı oğulları diye çağırılacaklar.


    Merhametli olmak ne demektir?
    7.ayette İsa “Ne mutlu merhametli olanlara! Çünkü onlar merhamet bulacaklar.” diyor. Bu ayetin anlamını anlamaya çalışalım. Merhamet nedir? Merhametin sözlük anlamı “bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan duyulan üzüntü, acımadır.” Kutsal Kitap’a göre Merhamet, hak edilen bir şey değildir hak etmeyenlere verilen bir karşılıktır. Hak edilirse merhamet değil, doğruluk ve adalet olur. Örneğin evinize giren bir hırsızı yakaladığınız zaman onu işlediği suçtan dolayı polise verirseniz, adaleti yerine getirmiş olursunuz. Ama bu hırsızı bağışlayarak serbest bırakırsanız ona merhamet etmiş olursunuz. Eğer bu hırsızı hem serbest bırakır hemde ona çaldığı şeyi verirseniz lütuf göstermiş olursunuz. Lütuf hak edilen ceza yerine hak edilmeyen bir şeye sahip olmak demektir.

    Victor Hugo’nun sefiller adlı bir romanından sinemaya uyarlanan bir film izlemiştim. Filmin başında Jan Verjan adında evsiz bir adam sokakta bank üzerinde uyumaya çalışırken oradan geçen bir kadın sıcak bir evde kalabilmesi için onu rahibin evine yönlendirir. Rahip evine gelen bu adama kapısını açar, O’na sıcak bir banyo yaptıktan sonra temiz elbiselerde vererek güzel bir yemek ikram eder. Yemeğini yiyen bu adama daha sonra sıcak bir yatak hazırlayarak evinde kalmasına izin verir. Gecenin ilerleyen saatlerinde evinde kalan bu adam gece yatağından kalkarak evdeki değerli eşyaları ve gümüş takımlarını bir çantaya koyar ve tam kaçacakken rahiple karşılaşır. Paniğe kapılan adam rahibe sert bir şekilde vurarak onu bayıltır ve hemen oradan uzaklaşır. Sabah olduğu zaman askerler adamı yakalamış bir şekilde rahibin evine gelirler.
    Ve rahibe bu adamı tanıyor musunuz onu hızlı bir şekilde kaçarken yakaladık ve üzerinden bu gümüş takımları çıktı. Rahip askerlere dönerek evet bu adam akşam evime konuk oldu ve ayrılınca bu takımları da almasına izin verdim ama şamdanları unutmuş diyerek adama şamdanlarıda verir. Askerler bu söz üzerine adamı bırakırlar ve adam utanmış bir şekilde o evden ayrılınca rahip ona yaklaşarak “Seni bağışlıyorum ve çaldığın bu şeylerle seni Tanrı için satın alıyorum. Bundan sonraki hayatını Tanrı için yaşamanı istiyorum” diyerek bu adama merhamet gösteriyor ve özgür yaşamasına izin veriyor. Filmin geri kalan kısmı boyunca bu adamın gördüğü merhamet ve lütuf karşısında hayatının nasıl değiştiğini ve yardıma ihtiyacı olan insanlara yardım ederek onlara nasıl merhamet gösterdiğini izliyorsunuz. Bu rahiple karşılaşmadan önce acımasız, zalim ve serseri bir hayat yaşayan bu adam yaşamının geri kalan kısmını diğer insanlara yardım ederek geçiriyor. Çünkü kendisine ne kadar merhamet edildiğinin ve bağışlandığının farkına varıyor. Bunun bilincinde olmak ise onu diğer insanlara merhamet ederek onlara hizmet etmeye yönlendiriyor.


    İncil’e baktığımızda ise Matta 18:21-35 arasında tam tersi bir hikaye ile karşılaşıyoruz. Maalesef bu hikayede okuduğumuz ayetlerde bu gibi durumu hem çevremizde hemde bazen kendi hayatlarımızda çok sık görüyoruz. Bu hikayedeki kölenin efendisine çok yüklü ödeyemeyeceği miktarda borcu vardır. Bu borcun büyüklüğünü ifade etmek için İsa 10 bin Talantlık abartılı bir rakam vermektedir. Kölenin böyle bir borcu ödemesi mümkün değildir. Bütün mallarını, karısını ve çocuklarını satması gereklidir. Bunun farkına varan köle efendisinin yanına gidip ona yalvararak ona borcunu ödemesi için zaman tanımasını ister. Bu durum karşısında efendisi köleye acır ve borcunu bağışlayarak onu serbest bırakır. Ama bu bağışlanan köle yolda giderken kendisine borcu olan başka bir köle arkadaşını görür. Ve hemen onun yanına giderek, boğazına sarılıp borcunu ödemesini ister. Kendisine acımasını ve zaman tanımasını isteyen arkadaşına efendisinin kendisine yaptığının tam tersini yaparak onu hapse attırır. Daha sonra bu olaydan haberi olan efendi kölesini çağırarak seni acımasız köle benim seni bağışlayıp, sana merhamet gösterdiğim gibi seninde köle arkadaşını bağışlaman gerekmez miydi? Diyerek, köleyi işkencecilere teslim eder.


    İsa bu benzetmeyi Petrus’un “ya Rab kardeşim bana karşı kaç kez suç işlerse onu bağışlamalıyım” sorusuna karşı cevap olarak anlattı. Bu benzetmede İsa’nın vurgulamak istediği şey Tanrı’nın bize göstermiş olduğu merhametin aynısını bizimde başkalarına göstermemizdir. Çünkü doğru olan budur. Tıpkı bu hikayedeki köle gibi bizimde Tanrı’ya karşı işlediğimiz suç ve günahlardan dolayı hak ettiğimiz bir ceza vardı. Suçlarımız ve günahlarımız karşısında ödememiz gereken bedel o kadar büyük bir bedeldi ki Tanrı bütün bu borçlarımızı biz O’na gelip, önünde diz çökerek itiraf ettiğimiz ve bağışlaması için yalvardığımız zaman sildi ve halada silmeye devam etmektedir. Tanrı bize merhamet ederek bizi bağışladı. Ve sadece merhametini göstermekle kalmadı hak etmediğimiz bir lütuf gösterdi. Biricik oğlu İsa Mesih’i günahlarımız uğruna çarmıhta kurban olarak sundu. Düşünün İsa Mesih’in çarmıhtaki çektiği acıları: Yediği o kırbaçlar, hakaretler, aşağılanmalar ve ellerine çakılan o çiviler hepsi bizim çekmemiz gereken acılardı. Ama Tanrı bize merhamet ederek ve lütfunu göstererek günah karşısında ödenmesi gereken bu bedeli ve ölümü kendi üzerine alarak bizi özgür kıldı. İşte bu bedelin ne kadar büyük olduğunu anlamayan bir kişi bu hikayedeki kendisine karşı suç işleyenlere acımasızca davranan köleye benzer.


    İsa Ne mutlu merhametli olanlara diye seslenmektedir. Merhametli bir yüreğe sahip olmak için bir imanlının yapması gereken ilk şey kendisine ne kadar merhamet edildiğini anlamasıdır. Bunu anlayan bir kişi ve Tanrı’nın sınırsız merhametini yaşamında tecrübe etmiş bir imanlı başkalarına karşıda merhamet dolu bir yüreğe sahip olur. Tanrı bize merhametini vermiştir. Yaşamlarımız RAB’den aldığımız merhameti yansıtmalı şunu asla unutmamalıyız bize verilen merhametin farkına vardıkça bizde insanlara merhamet verebiliriz.

    Kilise olarak bizler bunun gerçekten farkında mıyız? Bunu gerçekten anladık mı? Madem öyleyse neden aramızda birbirini yargılayan kişiler var? Madem öyleyse neden aramızda bazı kardeşler birbiriyle konuşmuyor ve birbirlerini bağışlamıyor (onlar kendilerini iyi biliyor)? Çünkü hala Tanrı’nın bize gösterdiği merhameti tam olarak anlamış değiliz. İşte bu yüzdende bu merhameti gösteremiyoruz. İşte bu yüzden merhametli olamıyoruz. Merhametli olmak için bize ne kadar merhamet edildiğini anlamamız gereklidir. Bunu tam olarak anlamadığımız için suç işleyenleri taşlamak istiyoruz. Tıpkı İsa’nın döneminde yaşayan, kendilerini dindar eylemlere kaptırarak ve doğru sanan ferisiler gibi Yuhanna 8:1-11’e baktığımız zaman Ferisiler bir gün zinada yakalanan bir kadını İsa’nın önüne getiriyorlar ve ona bu kadını zinada yakaladık ne yapmamız gerekiyor? diye sordular. İsa onlara ne yapmanız gerekiyor? diye sorularına soru ile cevap verdiği zaman onlar yasamıza göre taşlayarak öldürmemiz gerekiyor dediler. O zaman İsa’nın onlara verdiği cevap şu oldu “aranızda günahsız olan ilk taşı atsın.” O zaman kimse kadına taş atamadan oradan ayrıldı. Merhametli oldukları için değildi. Tam tersine onlar taşlamak istiyorlardı zaten bunun için kadını yakaladılar. Ama eğer taş atmış olsalardı doğru olmazdı. Çünkü o zaman kendilerini günahsız adlandırmış olacaklardı. Oysaki yasaya göre günah işlemeyen kimse yok bu yüzden taş atamadılar. Orada taş atma yetkisine sahip olan tek İsa’ydı ama O’da “Seni bağışlıyorum. Git ve artık günah işleme” diyerek kadına merhamet gösterdi.


    Ferisiler kendilerini çok dindar ve doğru görüyorlardı bu yüzden günahkarlara karşı yüreklerinde her zaman acımasızlık ve aşağılama vardı. Bu yüzden İsa Matta 23:23’te “Vay halinize ey din b ilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz nanenin, dereotunun ve kimyonun ondalığını verirsiniz de, Kutsal Yasa’nın daha önemli konularını -adaleti, merhameti, sadakati- ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden asıl bunları yerine getirmeniz gerekirdi.” Diye onları azarladı aynı şekilde Matta 9:9-13 “İsa, Matta’nın evinde sofrada otururken, birçok vergi görevlisiyle günahkâr gelip O’nunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturdu. Bunu gören Ferisiler, İsa’nın öğrencilerine, “Sizin öğretmeniniz neden vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yemek yiyor?” diye sordular. İsa bunu duyunca şöyle dedi: “Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. Gidin de, ‘Ben kurban değil, merhamet isterim’ sözünün anlamını öğrenin.” dedi.

    Aslında hepimizin bu sözün anlamını iyi anlamamız gerekiyor. Eğer anlamazsak İsa’nın buradaki öğretilerini bir din kuralı gibi görmeye başlarız. (Örnek günah işleyen kardeşe karşı kilisenin sabrı ve bazı kardeşlerin bu konuda kiliseyi yargılamaları. Orhan Neden bu kisiyi KILISEDEN KOVMUYORSUN gibi.). Yahuda 21 “Rabbimiz İsa Mesih’in sizi sonsuz yaşama kavuşturacak olan merhametini beklerken kendinizi Tanrı’nın sevgisinde koruyun. Kimi kararsızlara merhamet edin. Kimini ateşten çekip kurtarın. Kimine de korkuyla merhamet edin. Ama günahlı bir bedenin lekelediği giysiden bile tiksinin.” Ve Yakup bölümünde Yakup5:19-20’de şunlar söylenmekte “Kardeşlerim, içinizden biri gerçeğin yolundan sapar da başka biri onu yine gerçeğe döndürürse, bilsin ki, günahkârı sapık yolundan döndüren, ölümden bir can kurtarmış, bir sürü günahı örtmüş olur.”

    Güzelliklerimizi görmeye çalışalım: John Mıles adında bir adam kendisi bir define avcısı ve dünyadaki herkesten daha çok altın ve değerli şeyler bulmuş. Bu adam altını denizde derinliklerde arayarak buluyormuş. Batan gemileri arıyor, denizde bir tepecik gördüğü zaman onun altında batmış bir gemi olduğunu anlıyor ve üzerindeki tozları alarak gemiyi buluyormuş. Bazen yanılıyormuş ama genelde bir şeyler buluyormuş. Bizde bu adam gibi birbirimizdeki değerli şeyleri görmeye ve bulmaya çalışmalıyız bazen birbirimizdeki bu güzellikleri görmek için üzerindeki tozları atmak ve içindeki değeri görmek için çalışmak gerekli ama kusurlarımız yüzünden birbirimizi bir kenara atmayalım hala işe yarar. Merhamet insanları değiştirir ve onları Tanrı için kazanmış olursunuz.


    Dikkat edin merhamet doğruluğa acıkıp susayanlar ayetinden sonra gelmektedir. Neden? Eğer merhameti bir din olarak görürsen merhametli olamazsın tıpkı ferisiler gibi olursun. Senin doğruluğun yasaya bağlı bir dinden geliyorsa ferisiler gibi günahkar kadını taşlamak istersin. Ama lütuf gerçeğini anlamış bir şekilde Tanrı’dan geliyorsa, bu doğruluk merhamet göstermene neden olur. Çünkü yasaya bağlı dinden gelen doğrulukta merhamet yoktur. “Göze göz, dişe diştir” ama Tanrı’dan gelen doğrulukta sevgi ve merhamet vardır.


    İlk vaazımı paylaşırken, İsa burada Hıristiyan yaşamındaki temellerden bahsediyor demiştim. Buradaki ne mutlu sözleri İsa’nın öğretişinin temelindeki lütuf ve merhameti bize göstermektedir. Buradaki lütfu, gerçek doğruluğu ve merhameti anlarsak İsa’nın bu vaazda verdiği diğer öğretileri de daha iyi anlarız. Çünkü bu öğretilerin kapısını bize açacak olan anahtar lütuf ve merhamettir. Tanrı’nın lütfu ve merhametinde temel bulmadan bu öğretiler din kuralı gibi olur. Bunları yapmak zorundasın yapamazsan bitersin tarzında bir öğreti kişiyi Tanrı’dan ve O’nun sözünden ayırır ve yasaya bağlar. Ama lütuf ve merhamet ise ilk olarak kişinin yüreğine iner ve içten bir şekilde kişiyi değiştirir. Tıpkı Pavlus gibi Pavlus yasaya bağlı ve kendi doğruluğuna çok güvenen bir kişiydi. Bu yüzden inanlılarda zulmediyordu. Ama İsa’ya geldiği zaman hayatı tamamen değişti. Çünkü Tanrı’nın lütfunu ve merhametini anlamıştı daha önce bunları bilmiyordu bakın 1.Timoteos 1:13’te ne diyor. “Bir zamanlar O’na küfreden, zalim ve küstah biri olduğum halde bana merhamet edildi. Çünkü ne yaptıysam bilgisizlikten ve imansızlıktan yaptım.”
    İsa’nın burada söylediği merhamet sadece günahkarlara yada suçlulara gösterilmesi gereken merhamet değildir. Aynı zamanda etrafımızdaki acı çeken yada ihtiyaç içinde olanlara da gösterilmesi gereken bir merhamettir. Merhametli olan kişiler kardeşleri aç ve ihtiyaç içindeyken buna seyirci kalmayan kişilerdir. Sadece onlar için dua eden değil aynı zamanda yardım eden kişilerdir. Yakup 2: 13-16 “Çünkü yargı merhamet göstermeyene karşı merhametsizdir. Merhamet yargıya galip gelir. Kardeşlerim, bir kimse iyi eylemleri yokken imanı olduğunu söylerse, bu neye yarar? Böylesi bir iman onu kurtarabilir mi?Bir erkek ya da kız kardeş çıplak ve günlük yiyecekten yoksunken, içinizden biri ona, “Esenlikle git, ısınmanı, doymanı dilerim” der, ama bedenin gereksindiklerini vermezse, bu neye yarar?”

    Merhametlimi olmak istiyorsun işte yolu! Kardeşine yardım et Merhamet sadece bir duygu değil ama harekete geçen, kendini ifade eden bir eylemdir. Merhamet kendini öbürünün durumuna koyar ve anlamaya çalışır. Matta 25:34-40 etrafımızda yüreğimizden gelecek merhameti verebileceğimiz birçok fırsatlar var bunları değerlendirelim. Merhamet bağışlamak gibi hem ruhsal, hemde ihtiyaçlarını karşılamak gibi fiziksel sağlayışta bulunmaktır. Luka 6:35 “Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik yapın, hiçbir karşılık beklemeden ödünç verin. Alacağınız ödül büyük olacak, Yüceler Yücesi’nin oğulları olacaksınız. Çünkü O, nankör ve kötü kişilere karşı iyi yüreklidir. Babanız merhametli olduğu gibi, siz de merhametli olun.”



    Sonuç: İşte bunun karşılığında Tanrı’da bize vaat olarak şunu söylüyor. “Onlar merhamet bulacaklar.” Bunun anlamı gerek bu yaşamda, gerekse Mesih’in yargı kürsüsünde daha çok merhamet bulacağız. Yanlış anlamayın İsa burada kurtuluştan bahsetmiyor. Sen merhametli olursan kurtulacaksın yoksa cehenneme gideceksin diye öğretmiyor. Çünkü bizim kurtuluşumuz bizim vereceğimiz karşılıklara yada yardımlara değil. Tanrı’nın sınırsız merhameti ve lütfuna bağlıdır. İsa burada eğere merhametli bir yüreğe sahip olursan daha çok merhamet göreceksin diyor.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.