Kurtlar vadisi

  • Bu konu 4 izleyen ve 4 yanıt içeriyor.
5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26230
    Anonim
    Pasif

    Yılların imanlısı ve güvendiğim bir kardeş ile Kıbrıs’ta bir restorantta oturuyoruz. Genç ve güzel bayanlar hizmet ediyor. Tam bir hayal kırıklığına uğradım. Hayır, hayır. Yemeklerden değil. Kardeşimin o aç gözlü bakışlarından. Gözlerini bir türlü kızlardan alamıyordu. Müjdecilik ile ilgili bazı bröşürler basmadan bahsediyordum. Genelde, bu konularda, “hep kulak” beni dinlerdi. Ama kısa etekli kızları görünce, sözlerimin bir tekini duymadı bile. Transa girmiş gibi. “Burda ben değil de Rab olsa, ne yapardı acaba?” diye düşündüm. Ama hemen cevabını verdim. Rab vardı zaten.

    Çok üzüldüm. Yüreğinde zina yapıyor ve bu günahını hafife alıyordu. Belli ki bu konuda hiç tövbe etmemişti. Ben, bu kızlara, daha önceki ziyaretlerimde Rab’den bahsetmiş, kiliseye davet etmiş ve bazı tohumlar ekmiştim. Ama o kendini alamadı ve elbiselerinin ne kadar yakıştığından, saçlarının ne güzel olduğundan ve kızların tümünün çok çekici olduğundan bahsetti. Kızlar şaşkın bir şekilde, bir bana, bir ona baktı: “Bu iki kişi nasıl beraber gezebiliyor” gibisinden.

    Yıllardır böyle şeyler görüyorum. Değişmemiş, kutsallıktan yoksun ve tamamen dünyalı yürekler. Her türlü kötülüğü barındırıyoruz içimizde ve “kurtulduk” diye seviniyoruz, içimiz rahat. Kutsallığı aramıyoruz. Arayan biri de çıkarsa, ona: “Otur oturduğun yerde. Benliğin işleri ile mi kurtulacaksın? İsa’nın ölümü sana yetmedi mi?” diyoruz hemen. Sanki da İsa’nın ölümü, günâha ruhsat çıkarmak içindi. “Tanrı eskiden üzülüyordu. Şimdi üzülmüyor artık” gibisinden.

    Halbuki Pavlus bunu defalarca, çok güzel izah etti. Yuhanna da ayni şekilde.

    “Benliğin işleri bellidir. Bunlar fuhuş, pislik, sefahat, putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgın eğlenceler ve benzeri şeylerdir. Sizi (yani kardeşleri), daha önce uyardığım gibi, yine uyarıyorum. BÖYLE DAVRANANLAR TANRI EGEMENLİĞİNİ MİRAS ALAMAYACAKLAR” (Galatyalılar 5:19-21).

    Yukarıdakine yorum gerekmiyor. Ama bir de şuna bakalım:
    “Ruh’un ürünüyse sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetimdir” (Gal.5:22-23).

    Güzel de, hani? Hani bu mükemmel meyve? Niye çok az görüyoruz?Bazılarında ise hiç görmüyoruz. Rab’den ne kadar bahsetsek, kim inanır? Onlar bizim ruhumuzu okuyorlar, içimizi çok iyi biliyorlar. Tanrı’nın hoş kokusunu yayıyormuyuz günlük hayatımızda?

    Sebebi ise şu arkadaşlar. Oturduğumuz yerde, kutsal olmayı bekliyoruz. “Biz hiçbirşey yapmayacağız. Herşeyi Kutsal Ruh yapacak”. İşte bu yüzden kutsallaşmıyoruz. İsa’ya benzemiyoruz. Korintos’luları bu yüzden azarladı Pavlus. Kızdı onlara. “Halâ daha bebeksiniz. Benlikte yaşıyorsunuz” dedi. Demek ki onların, bu konuda, birşeyler yapması gerekiyordu ve yapmadılar.

    Bakın; Kutsal Ruh’un meyvesidir denen herşey, ayni zamanda bir emirdir. Sevgi meselâ. Oturup sevgi bekliyelim mi? Kendiliğinden gelir mi acaba? Ama ne diyor Kutsal Kitap: “Tanrı’yı bütün yüreğinle …. seveceksin”. “Komşunu …. seveceksin”. “Düşmanını seveceksin”. Gördünüz mü; hepsi emir. Hepsi Tanrı’nın buyruğu.

    Peki ya sevinç? “Tanrı’da her zaman sevinin. Ve yine söylüyorum. Her zaman sevinin”. Ya barış; ona ne demeli? “Herkesle barış içerisinde yaşayın”. Kutsal Ruh’un tüm meyvesi böyledir. Herbiri için, Kutsal Kitap’ta birçok buyruk vardır. Yuhanna’da “Birbirinizi sevin”. Korintos’lularda: “Sevginin ardından gidin”. Yani, “Sevgiyi hedefiniz haline getirin. Peşini hiç bırakmayın” diyor.

    Bakın kardeşlerim. Bir düğmeye basmakla Kutsal olunmuyor. Çünkü Tanrı bizi, manevî varlıklar olarak yarattı. Maneviyat sadece insanlar, melekler ve Tanrı’da var. Hayvanlarda yoktur. Bu yüzden, kutsal bir köpek veya günahkâr bir tavuk yoktur. Tavuklar, gurk olduğunda, biyolojik bir değişime uğrar, karakteri değişir ve yavru civcivlerini fedakârca korur. Bir müddet sonra da bu geçer. Yani, istem ve seçenek dışı bu olayda, tavuk birkaç aylığına “kutsal” olmuş değildir. Ayni şekilde, Tanrı bir düğmeye basar gibisinden insanları değiştirse, bunun hiçbir kıymeti olmaz. O kişi Kutsal olmaz.Çünkü, iyi ve kötüyü yargılayıp, doğruyu bilerek seçmiş değildir. Kutsallık, doğruyu, her ne pahasına olursa olsun seçmektir. Ölüm pahasına, Rab’be isyan etmemektir. Her günah, Rab’be isyandır.

    Günaha karşı direnmede geçerli olan bir prensip vardır. Yeşu 1:3 “Ayak basacağınız her yeri size veriyorum”. Aslında vaad ülkesindeki düşmanlar, ruhsal olarak, günah kalelerimizi temsil ederler. Bu kaleler bir bir fethedilmeli ve bundan asla taviz verilmemelidir. Hepsi, en küçüğünden, en büyüğüne, yok edilmeli, bir tane bile sağ bırakılmamalıdır. Yoksa onlar yeniden canlanır, yeniden türer ve bizleri yok eder. Günahın kalelerini yıkmak, eski benliği çıkarıp atmaktır. Galibiyet kesindir. Çünkü “Galip Gelmiş Olan” içimizdedir. Sevginin, sevinç ve barışın ardından koşmak ise, İsa Mesih’i giyinmektir.

    Yeni antlaşma nedir biliyormusunuz:

    Onlara tek bir yürek vereceğim, içlerine yeni bir ruh koyacağım. İçlerindeki taş yüreği çıkarıp, onlara etten bir yürek vereceğim. O zaman kurallarımı izleyecek, ilkelerime uymaya özen gösterecekler” (Hezekiel 11:19-20).

    Ne güzel değil mi? Tanrı herşeyi bizim için yapacak. Bizim birşeyler yapmamıza gerek kalmadı. Ama o da nesi? Bu bölümden sadece 7 bölüm sonra, Rab şöyle diyor:

    “Dönün. İsyanlarınızdan dönün! Günahın sizi yıkıma sürüklemesine izin vermeyin. İsyanlarınızı kendinizden uzaklaştırın. Yeni bir yürek, yeni bir ruh edinin. Neden öleceksiniz ey İsrail halkı?” (Hezekiel 18:30-31).

    Biz de zannettik ki, yerimizde oturmakla bizlere yeni bir ruh ve yeni bir yürek verecek. Halbuki, gidin, bunları edinin diyor.

    Rab’de tertemiz olabiliriz kardeşler. Önce inanmak gerekir. “Tanrı’nın Oğlu, İblis’in yaptıklarına son vermek için ortaya çıktı”. Buna günah da dahildir. Buna inanıyormuyuz?

    “Ama siz, ‘Kurtlar Vadisi’ demiştin. Bu yazdıkların ile ne alâkası var? Buna iki şekilde cevap verebilirim:

    1) Başlığı “Kutsallık” atsam, bu yazıyı sonuna kadar okurmuydunuz?

    2) Son cümlemi şöyle tamamlayabilirdim: Kurtlar Vadisinde yaşayan Rab’bin kuzularıyız. Bu yüzden, içimizdeki kurdu çarmıha germeliyiz.

    Affolundum mu?

    Sevgi, Saygı ve Dualarımla.

    #32985
    Anonim
    Pasif

    Kemal abi açıkçası ben yazının ortasında başlığın ne olduğunu unutmuştum…Bu yazı benim bir yaramı deşti…Zaman zaman durduramadığım nefsimin emarelerlini gözüme getirdi. Sizden duanızda bana da yer vermenizi rica ediyorum…

    Rab günümüz gençliğinin zina düşkünlüğüne şifa sunsun(Bana da)…Amin

    #32994
    Anonim
    Pasif

    Bu sadece incile has bir duyarlılık değil. Kuran ayetleride kınar bu tür davranışları.Kınadığınız şey insanın karakterinde olan ve gizlenen ya da hep açıkda duran birşey(iradeli ya da iradesiz olmaya bağlı). Nefsimize hakim olmayı öğrenmek zorundayız. Bu bir sınav ve başarısız olamayız. Bu hayata 1 kez geliyoruz nirvana olmayacaz! Sonuç olarak aç kurt gibi kızlara bakılması iğrenç ve ahlaksızca birşey. Bunu yapan insanlar,aynı şey bacısının anasının başına gelince aslan kesiliyorlar ilginçtir ama kendi yaparken hiç düşünmezler. Yazık.

    Selametle

    #33014
    Anonim
    Pasif

    Sevgili Asil,
    “İslâm’da da var” diyorsun. Ama hepsi alıntı. Ben de oturup yeni bir din kitabi yazsam, içine tabii ki iyi şeyler yazmak mecburiyetindeyim. Yoksa kimse inanmaz. Ama içinde bu iyi şeyler vardır diye de, kimse “Kesinlikle Tanrı Kelâmı’dır” diyemez.

    Dinler, “Yap” ve “Yapma”larla doludur. İslâm da öyle. Bunların hiçbir yararı yoktur. Çünkü insanoğlu, bu “yap” veya “yapma”ları bilse, anlasa, takdir etse ve yapmaya, uygulamaya çalışsa da, asla başaramaz. Dıştan davranışları değişse de, içten hep ayni kalırlar. İşte herhangi bir dinin, insanları getirebileceği en son nokta budur. Daha ileri götüremezler. Bu yüzden hiçbir din, insanları kurtaramaz.

    Ama, “İsa Mesih’e iman”; bir din değildir. Çünkü iman edildiği an, Mesih’in Kutsal Ruhu içimize gelmekte ve bizim ruhumuzla “Bir Ruh” olmaktadır. Bu da insanoğlunu içten değiştirir. Yani insanın ruhu değişir. Bambaşka biri olur. Yeni bir yaşam başlar. İşte Tanrı’nın ta baştan beri öngördüğü, peygamberler vasıtası ile bildirdiği, yegâne “Kurtuluş Yolu” budur. Çünkü yüreklerimiz değişmezse, cenneti de cehennem yaparız dünyayı yaptığımız gibi.

    Misal verip açıklamak istiyorum. Pis bir domuz düşünün (günahlı bir insanı temsil ediyor). Onu alın, yıkayın, temizleyin, parfümleyin ve evinizdeki, halı ile kaplı salonunuza yerleştirin ve ona:”Bak, hak etmediğin halde ben sana neler yaptım. Seni tertemiz kıldım (günahlarını affettim). Evime (cennete) davet ettim. Bu benim kendi iyilik ve merhametimden dolayıdır. Bana şükran borçlusun” diye açıklamalarda bulunun. Bu domuz bir müddet mutlu olacak ve yaptıklarınızı taktir edecek. Ama bu kısa sürecek.

    Çünkü, onun içi hala domuzdur. Dışarda yağmur yağıp da etraf çamur çirkef olduğunda, domuz pencereden dışarıya bakacak ve içi gidecek. O çamurda, çirkefde yuvarlanmak isteyecek ve sonunda dayanamayıp: “Bak diyecek. Iyı birisiniz. Bana şefkat ve merhamet gösterdiniz. Beni tertemiz kıldınız. Ama yüreğim ayni kaldı. Ben halâ bir domuzum. Vücudum içeride, ama ruhum çirkefte (günahta) yuvarlanıyor. Eviniz (cennet), benim için bir cehennem gibidir. Bırakın gideyim çünkü ben asla burada mutlu olamam. Ama, koltuktaki şu kediye bakınız. Onu bu yağmurda dışarı atsanız bile, hemen geri gelecek, yalanıp temizlenecek. Kire (günaha) hiç tahammülü yoktur. Beni de öyle yapsanız, içimdeki domuz ruhunu alıp, kedi ruhu verseniz, ben de öyle olurdum”.

    Burdan da anlayacağımız gibi, sadece affedilip, dıştan tertemiz olmak yetmiyor. İçimiz ayni kaldığı müddet, yine çirkefte yuvarlanmak isteyeceğiz. Onun için af, ‘Kurtuluş veya Ebedî Hayat’ getirmiyor.

    Dünyada, bedende yaşayıp da hiç günah işlememiş tek kişi, İsa Mesih’tir. Yalnızca O’nun Kutsal Ruhu yüreğimize geldiğinde biz bu domuzluktan kurtulabiliriz. Domuza ne kadar emretsen, ne kadar “şunlar şunlar yanlıştır” desen ve hatta o, ne kadar söylediklerini takdir etse de yapamaz. İçini değiştiremez. Hep domuz kalır. Dıştan buyruklar insanları değiştiremez.

    Sevgili Asil. Umarım anlamışsınızdır. Umarım bu kadar yazıyı boşuna yazmamışımdır. Gerekirse, bir daha yavaş yavaş ve dua ile, düşünerek, anlayarak okumanı rica ediyorum. “İslâm’da da vardır” diyorsun. Biliyorum. Ninemde de var. Ama o beni kurtaramaz.

    Sakinleş ve düşün canım dostum. Dünyada bir tek sen ve bir tek Tanrı var. Diğer hiç bir kişi veya gücü nazarı itibare alma. Her koyun kendi bacağından asılacak.

    Sevgi ve Dualarımla.

    #33016
    Anonim
    Pasif
    Asil;14003 wrote:
    Bu sadece incile has bir duyarlılık değil. Kuran ayetleride kınar bu tür davranışları.Kınadığınız şey insanın karakterinde olan ve gizlenen ya da hep açıkda duran birşey(iradeli ya da iradesiz olmaya bağlı). Nefsimize hakim olmayı öğrenmek zorundayız. Bu bir sınav ve başarısız olamayız. Bu hayata 1 kez geliyoruz nirvana olmayacaz! Sonuç olarak aç kurt gibi kızlara bakılması iğrenç ve ahlaksızca birşey. Bunu yapan insanlar,aynı şey bacısının anasının başına gelince aslan kesiliyorlar ilginçtir ama kendi yaparken hiç düşünmezler. Yazık.

    Selametle

    Sayın Asil,
    Bu konuyla ilgili yazılanlarla Kuran’da yazılanları birbirine karıştırmayın bence. Zina günahsa eğer Kuran bu günahla doludur. İncil’de açıkça yazar:

    Bana herşey serbest ama her şey yararlı değildir. Bana herşey serbest ama hiçbir şeyin tutsağı olmam. Yemek mide için , mide de yemek içindir. Ama Tanrı hem mideyi hem de yemeği ortadan kaldıracaktır. Beden cinsel ahlaksızlık için değil, Rab içindir. Rab de beden içindir. Rab’bi dirilten Tanrı kendi kudretiyle bizi de diriltecek. Bedenlerinizin Mesih’in üyeleri olduğunu bilmiyormusunuz. Mesih’in üyelerini alıp bir fahişenin üyeleri mi yapalım. ASLA! Fahişeyle birleşenin, onunla tek bir beden olduğunu bilmiyormusunuz? ”İkisi tek bir beden olacaklar ” deniyor. Oysa Rable birleşen kişi, Onunla tekbir ruh olur. Cinsel ahlaksızlıktan kaçın. İnsanın işlediği tüm günahlar bedenin dışındadır, ama cinsel ahlaksızlıkta bulunan kendi bedenine karşı günah işler. Bedeninizin, Tanrı’dan aldığınız ve içinizde olan Kutsal Ruh’un tapınağı olduğunu bilmiyormusunuz? Siz kendinize ait değilsiniz. Bir bedel karşı satın alındınız; bunun için Tanrı’yı bedeninizde yüceltin.

    Cinsellik TEK BEDEN OLMAKTIR. Ve aynı zamanda birkaç kişi ile tek beden olamazsınız. 4 tane karınız olamaz, bilmem kaç tane cariyeniz de olamaz. Ahzab suresinde söylendiği gibi bunlardan istediğini alıp istediğini bırakamazsın. İslam peygamberinin onlarca kadınla beraber olmasının izninin Kuran tarafından verildiğini biliyoruz. Fakat İncil’de bırakın peygamberi bir topluluk önderinin özellikleri açıklanırken bile şöyle deniyor: Ayıplanacak yönü olmayan TEK KARILI OLMALIDIR…

    Kurandaki zina kavramı ile İncil’deki zina kavramı arasında dağlar kadar fark vardır. Sadece 1 tane eşiniz olabilir ve eşinizi kendi bedeniniz gibi sevmelisiniz. Başka bir kadına ya da erkeğe şehvetle bakmak bile zinadır. İkinci bir eşin Tanrı katında izni yoktur. Bunu yapan zina yapmış olur ve bu günahtır.

    Esen kalın…

5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.