• Bu konu 8 izleyen ve 15 yanıt içeriyor.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 16)
  • Yazar
    Yazılar
  • #27068
    Anonim
    Pasif

    Bugünler Amerika’daki bir pastörün ‘Kuran’ı yakma’ günü ilan etmeye kalkışmasıyla ortalık karışmış epey…

    Burda belirgin mi belirgin bir çizgi ile altı çizilerek söylenmesi gereken bir şey var: bu türden hayat yaklaşımları, kitap yakmalar falan has Hristiyanlığın hayat görüşüne tamamen terstir. Üstelik bu sadece başka inançların kitaplarıyla ilgili değil, her ama her tür kitapla da ilgili bir şey.

    Bir kitabın yazdıklarıyla hemfikir değilsen, çıkar insancasına söylersin… dinleyen dinler, dinlemeyen dinlemez… Dinlemeyen veya itirazı olan Tanrı’nın takdirine terkedilir. Kendisine ne saldırılır ne küfredilir ne bir şey… hatta tam tersi… kendisi hakkında Tanrı yoluna gelsin diye dua edilir.

    Hristiyanlar’ın kimseye düşmanlığı yoktur… Kendilerine düşman olanlar çoktur ama Hristiyanlar kimseye düşman değillerdir. Rab’bın emri açık seçiktir… ‘Size dostunuzu sevmeniz, düşmanınızdan nefret etmeniz söylenmiş… Ben ise sizlere şunu diyorum: düşmanlarınızı sevin, sizleri lanetleyenler hakkında iyi sözler edin, size kötülükte bulunanlara iyilikle karşılık verin ve sizlere eziyet edip, takibatlara, kovulmalara tabi tutanlar hakkında dua edin… öyle ki, kurnaz, saf, haklı, haksız demeden herkese yağmur yağdıran Semalar’daki Baba’nızın çocukları olasınız ‘ (Matta 5.43,44,45)

    Ne yazık ki tarih boyunca Hristiyanlık muhtelif ‘kafayı üşütmüşler’ tarafından yanlış tanıtılmış, bundan dolayı nice zararlar hasıl olmuştur.

    Dileyelim Rab bu sözde pastör olacak adamın da aklını, gönlünü aydınlatsın… bu tür saçmalıklardan vazgeçsin.

    #35537
    Anonim
    Pasif

    Çok güzel demişsiniz. Hristiyan olan bir kişi asla böyle saçma ve anlamsız eyleme girişmez. Öğretilerimizde böyle bir şey asla bulunmamaktadır. Ne yazık ki böyle örnekler yüzünden insanlar Hristiyanları islam düşmanı sanıyorlar.

    İyiki de gerçekleşmedi bu eylem, yoksa tepkilerin ne boyutta olacağını düşünmek bile istemiyorum.

    #35539
    Anonim
    Pasif

    Esenlik,huzur,bereket İsa Mesih’e ait olanlarla olsun.

    Dünyanın hangi ülkesinden olursa olsun atasözleri ve bilge yazılarını severek okuyorum.Ülkemizdede çok kullanılan bir ata sözü vardır.
    “Bir deli kuyuya taş atmış,yüzlerce akıllı o taşı çıkarmak için günlerce uğraşmış”diye.

    İşte Amerika’da The dove world autreach center diye küçük bir topluluğun,hristiyan olduğunu idea eden pastörü Terry jones 11 eylül günü kuran yakma kararı almış.
    Biliyorum biraz sonra yazacaklarıma protestan kardeşlerimden tepki gösterenler olacaktır fakat derin ve adil düşünme ile, haklı olduğumu anlayacaklardır.
    Daha önceki birkaç paylaşımımda da yazmıştım Tanrı aşkına artık birileri çıkıp, tüm protestan kiliseleri bir statükoya, koyup bellirli bir hiyerarşik konuma, azda olsa oturtsun.
    Bu şekilde devam edilirse işte bu Terry gibi Kutsal kitap dışı davrananlar çıkıp,ortalığı karıştırır,binlerce aklı salim Hristiyanda bu yanlışı düzeltmek için günlerce uğraşıp didinir.
    Nedense her beş on yılda bir din adamı kisvesi altında birileri çıkıp sapıkca birşeyler söyleyip islam ülkelerinde zor şartlar altında iman hayatlarını devam ettirmeye çalışan binlerce Hristiyanın hayatını tehlikeye atmaktadır.

    Hatırlıyorum izmir’de de birkaç yıl önce bir önder tüm basın medya kurumlarını kilisesine davet edip ” Türkiyede yaşayan ortadoks ruhani lideri Bartelemos,tamamen Türkiye üzerinde oynanan Yunan megelo ideasının ve pis oyunlarının adamıdır” diye basın açıklamasında bulunup Sayın Bartelemosu hedef haline getirmişti.
    Medyada işte Hristiyanlar’da
    biri birine girdi diye manşetten haberler yapmışlardı.

    Günlerdir medyadan takip ediyorum ABD’li yetkililer ve din adamları
    Pastör Terry Jones için bağımsız bir kilisedir diye beyanat veriyorlar,
    zaten ne oluyorsa..! bu bağısızlık yüzünden oluyor at,tut,yık,vatan haini de,kuran yırtarım de,yakarım de ..de..babam de çünkü sen bağımsızsın, bir merci veya yetkili sana arkadaşım, sende kilise veya cemaat önderliği yapabilecek kriterler yok deyip seni görevden alamıyorki.
    Peki Sen nasıl görevini bırakırsın..! ancak sana sponsor olan seni din adamı zanneden (daha doğrusu senin kafaya aldığın) Avrupadaki çikolata imalatcısı, senin sponsor firman iflas eder veya müjde için ayırmış olduğu belirli bir parayı keser ise senin işin o zaman biter. Başka türlü senin yapamadığın önderlikten vaz geçmen mümkün degildir.
    Çünkü sen BAĞIMSIZ bir önder,kilise veya topluluksun.

    Hristiyan kurumlar protestan,katolik,ortadoks fark etmez, Kuran yakmaya karar veren pastör Terry Jones’i
    değil,Terry Jones ve onun gibi önderler yaratan sistemi gözden geçirsinler.Buna acil ihtiyaç var.

    Afganistandaki uluslar arası güç komutanı General Petrus’un açıklaması
    Kuran yakma eylemi islam ülkelerindeki Hristiyan askerlerin hayatını tehlikeye atarmış…..!

    Adama sorarlar sayın general;
    senin bir tek askerinin üzerindeki tesisat bir köyü dakikasında cehenneme çevirebilecek güçteyken korkuyorsan
    Ve çok zorda kalırsan en yakın hava limanından güvenlikli bir hristiyan ülkeye kaçabilecekken, korkuyorsan..!

    Suriyede müslüman bir köyde yaşayan on tane keçiyi güdüp sütü ile geçinen gariban ermeni Hristiyan’ı kim koruyacak….
    İran’da küçük bir zücaciye dükkanında yaşam mücaadelesi veren çocukları bütün gün sokakta oynayan süryani kardeşimi kim koruyacak…..
    Türkiyede yirmi beş yaşında İsa Mesih’i Rab ve kurtarıcı kabul etmiş
    ailesi tarafından dışlanmış,tablada simit satarak geçinen Mesih çocuğunu,Mesih ten başka kim koruyacak

    Biz hristiyanların kutsal kitabında yakma,yıkma ayetleri değil barış,huzur ve esenlik ayetleri vardır.

    ” İmanı güçlü olan bizler,kendimizi hoşnut etmeye değil,güçsüzlerin zayıflıklarını,yüklenmeye borçluyuz.Her birimiz komşusunu ruhça geliştirmek için,komşusunun iyiligini gözeterek onu hoşnut etsin”
    Romalılar15:1-2
    Amacımız nerede yaşarsak yaşayalım iyi ilişkiler içerisinde komşularımıza, Mesih İsa ve öğretilerinin iyi haberini vermektir.
    Didişmek degil.

    Gerektiğinde ölmeyide biliriz,

    ” Yaşarsak Rab için yaşarız,
    ölürsek Rab için ölürüz.
    öyleyse yaşasak da ölsek de,
    Rab’be aitiz.”
    Romalılar 18:8

    Ama Mesih İsa için.
    Terry efendi için değil.
    Rab’bimiz İsa Mesih,tüm dünyada,yaşayan her bir imanlı canı korusun
    Amin

    Not:Pastör Terry efendi Obamanın devreye girmesi ile eyleminden vaz geçmiş…Şükürler olsun Obama’yı kullanan Rab’be

    #35543
    Anonim
    Pasif

    Mutaf kardeşimizin düşüncesine katılıyorum… Hiç bir ortak referans noktası olmadan her mensubu az veya çok olan cemaatin ayrı telden çalabiliyor olması Protestant’lığın en belli başlı sorunlarından.

    Burdaki kardeşler gücenmesin lütfen… bunları sorunlarla yüz yüze gelinsin, çözüm bulunabilsin diye konuşuyoruz… niyetimiz pak…

    Katoliklik veya Ortodoksluk gibi cemaatlerde olan milliyetçilik, mutlak tek merkezlilikten kaynaklanan otarşi (‘dediğim dedik’lik) falan da sorun teşkil eden şeyler elbet ama işte… Protestantlığın sorunlarının en merkezi olanlarından biri de bu Mutaf kardeşimizin bu kadar isabetlice altını çizdiği sorun.

    Kanımca tüm bunlar açık açık konuşulmadığı sürece Hristiyanlar aralarında ortak referans düstürları oluşturamayacak ve bir türlü bir araya gelemeyecekler. Bir araya gelememeleri ise Rab’bın öğretisine tamamen ters düşen bir şey olarak kalacak.

    Burdaki hakikatten çok sevdiğim, Rab yolundaki azimlerini çok saydığım tüm forum başta gelenlerine şunu rica ediyorum: küfretmediği, söz tacizinde bulunmadığı ve ukala tavır takınmadığı sürece herkes, her ne diyorsa söz hakkı kendisinden esirgenmesin.

    Şuracıkta, biz iyi niyetli olmaya gayret eden Rab müridleri aramızda anlaşamadık mı veya en azından karşıdakini dışlamaya değil, anlamaya yönelik bir tavır sergilemedik mi, o halde başkalarıyla nasıl anlaşabileceğiz…

    Katolik olana da, Ortodoks olana da, Kıpti veya Ermeni Gregoryen olana da edep dışı davranmadığı sürece söz hakkı tanınmalı… Tanınmalı ki paylaşım olsun… birliktelik doğsun…

    Sakın yanlış anlaşılmasın… bu forum gerçekten takdir edilmeye değer bir zihin açıklığına sahip zaten ama… daha da fazlası olmalı…

    Herkese en içten sevgiler…

    #35546
    Anonim
    Pasif

    Kardesler Kardesler… Benim de cok üzüldügüm bir konu bu: Hristiyanlik, Guliver cüceler ülkesindeki hikayeye cok benzer bir durumda. Güliver uykuda ve cüceler onu baglamakla, üzerinde ziplamakla mesguller. Dev bir hiristiyanlik var ama ne durumda: Bir tek mesih imanlilari denilen parcada uyaniklik hali, dinamizim görülüyor. Bu cagda ne katolik ne ortodoks ne de protestanlik isimlerinin bir anlami kalmadi artik. Hepsi zamanini doldurdu, eskidiler, bu caga birsey ifade etmiyorlar. Kendimize protestan bile diyemiyoruz. Kutrsal kitaba ahlak kitabi diyen önderlerden, escinseller evliliklere onay verenlere kadar neler var. Kendimize bu cagda Mesih imanlisi diyoruz. Evet heba halinde dev bir potansiyel var hristiyan dünyasinda. Bu potansiyerli mahv halinden, dev bir dirilis haline gecirmenin benim kanimca tek yolu: Acilen hristiyan konferans örgütü olusturmak. Bu örgüt araciligiyla, farkli görüsleri ayrilik nedeni yapmak yerine, ortak görüsleri birlesme alani olusturma cizgisinde hristiyanligin her bir noktasinin büyütec altina alindigi ve islendigi konferanslar düzenlemerk, sonuclari halka duyurmak. Hristiyanim diyen herkesin duyarlilik göstermesi gereken bu konferanslar baslamali ve o dev uyanmali artik, o dev uyandirilmali. Hristiyan dünyasinda yeni dogus baslamali.

    #35547
    Anonim
    Pasif

    Çok Değerli Kardeşlerim,

    Bu konuyu irdelerken çok dikkatli olmalıyız. Evet, ‘Bütünleşme’ ilk başta ‘Sevgi’den doğmuş bir hareket gibi görünse de, insanoğlu gayretleri ile olmamalıdır. Yani ‘Farklılıklara Rağmen Bütünleşme’, Kutsal Ruhtan değildir. İnsan Öğretisi etrafında ve ‘Sevgi Rayları’na zorlanmış, taviz verilerek elde edilen birşeyler olur ki, bu da Rab’bin huzurunda günah sayılır. (İdollara kurban edilen eti yemek gibi. İnancına aykırı davranan, günah işler) Yürek, düşünce ve inanç, ancak Kutsal Ruh tarafından değiştirilmeli ve ‘Bir’ yapılmalıdır.

    Babil Kulesini Rab niye yıktı? Orada, Şeytan’ın egemen olduğu ‘Tek Dünya Egemenliği ve Tek Dünya Dini’ kurulmak üzereydi, hatta kurulmuştu. (Yahudi efsanelerine göre, insanlar bir bütünlük içerisinde, bu kulenin en yüksek yerine çıkıp Rab’be ok ve mızrak atıyorlardı.) Böylece Şeytan’ın işi kolaylaşacak, ‘dediği dedik, kestiği kestik’ bir hükümranlık kurmuş olacaktı dünya üzerinde. Rab herşeyi darmadağın etti. Çünkü kendisine has, kendisine ait ve bir tek kendisine tapan bir ulus yaratmak istemişti.

    Bu son günlerde de Şeytan’ın çabası tamamen ayni yöndedir. Kendisinin egemen olacağı bir dünya düzeni ve Ekumenik Kilise. İnsanları ve inananları ‘Sevgi ve Hoşgörü’ kisvesiyle kandırıp dinde birleşmeye zorlamak, uymayan ve reddedeni ‘sevgisiz’ ilan etmektir.

    Samimi söylüyorum ki, Katolik ve Ortodokslar, kendi sitelerinde, Protestantlara hiç taviz, hatta ‘Söz Hakkı’ bile vermiyorlar. Bir yere kadar veriyorlar ama birileri imana gelip de Protestant olmak isterse, hemen devreye girip, bizleri saf-dışı bırakıp, o kişiyi kendilerinden biri yapıyorlar. Madem ki ‘fark yoktu’, madem ki ‘Hepsi ayni şeydi’ bunu niye yapıyorlar.

    Ben defalarca söyledim. Benim de maksatım kimseyi üzmek değildir. Ama ben bir Katolik, bir Ortodoks ve bir Müslüman arasında, ‘Neredeyse Hiç’ fark göremiyorum. Ve sitemizin de, bu kadar önemli farkları ‘barış, sevgi ve hoşgörü’ uğruna yeteri kadar ortaya çıkarmamasını doğru bulmuyorum. Ben de şahsen, bu sitede iman etmiş ve etmek üzere olan birinin, Katolik ve Ortodokslar tarafından adeta çalınmasına, gerçekten üzülüyorum. Ben şahsen, bir Katolik, bir Ortodoks veya bir Müslüman olmayı ‘Rab’be İhanet’ sayardım.

    Daha fazla detaya girip kimseyi üzmeyeceğim. Ama ufak-tefek farklılıkları Kutsal Ruh, dua ile ortadan kaldırabilir diyorum. Ama düpedüz sapkınlıklar Şeytan’dandır. Ben onlarla birleşemem. İnanmayabilirsiniz ama, ben bu sitedeki bütün Katolik ve Ortodoksları, hem seviyor ve hem de onlara saygı duyuyorum ve onlar için dua ediyorum.

    Rab esenliği ve lütfu ile bizlerle birlikte olsun.

    #35548
    Anonim
    Pasif

    Kemal abi merhabalar… O tüm saydığın Ortodoks, Katolik veya herhangi başka birilerinin ‘bildiğim bildik, kestiğim kestik’liğine ben de kökten zıtım… Ondandır ki zaten kendileri de beni biraz ‘sapkın’ sayarlar :-)))

    Ama bak işte… senin de kendini ifade etme tarzında ne kadar büyük bir ‘bildiğim bildiklik, kestiğim kestik’lik var… Protestant’ların dışındakileri ‘inanlı’ bile saymayıp kestirip atıyorsun. Yani eleştirdiğinin aynısını yapıyorsun. Niyetinin iyiliği hakkında hiç bir kuşkum yok ama dikattimi çekeni de söylemek zorundayım. Aksi takdirde, senin de hiç istemediğin gibi sahtekarca davranmış olacağım. İnan bana, maksadım seni değiştirmek değil… insan ne bir başkasının ne de kendisinin nefsi çabalarıyla değişir… Sadece Ruh’ul Kudüs’ün kendisine bir şeyleri doğrudan idrak ettirmesiyle değişir, senin de mesajında demiş olduğun gibi.

    O zoraki, beşeri zorlamalarla sağlanmasına çalışılan ve aslında dünyevi amaçlar güden ‘birliğe’ ben de tamamen zıtım. Ve bu konuda dediklerine tamamen katılıyorum. Babil kulesi misali de çok isabetli, şüphesiz. Ama öte yandan… nasıl ki sevgi kisvesi altında hakikat es geçilebiliyorsa, sözde hakikat uğruna sevgi de es geçilebilir… bencillik, yargılayış, nefret ve hatta zulum da meşrulaştırılabilir. Dolayısıyla insanın aşırılık tuzağından sakınması ölüm kalım meselesidir, manevi açıdan. Ortodoks gelenekteki azizlerin bir sözü vardır… ‘sağlıklı maneviyat sürekli bir ip cambazlığına benzer’ diye. Ne sağa ne de sola meyillenilmesi gerekir. En ufak bir aşırılık insanın ‘düşmesine’ yol açar. Zehirin bir damlası bir şey değilmiş gibi görünür ama koca bir fıçı tertemiz suyu ölümcül kılmaya kafidir.

    Bir de… hayır, benim Protestantlar’ı Hristiyan’dan saymadığım kesinlikle yok. Sadece bazı konularda, tarihsel ve bölgesel koşulların da sebep olmasıyla bir takım şeyleri yanlış anlamış olduklarını düşünüyorum. Mesela kendilerini çok ‘zihniyetçi’ bulurum (zaten Protestant’lığın Avrupa’nın Alman bölgelerinde belirmiş olması da hiç tesadüfi değildir : – ). Kaldı ki Protestantlık dediğimiz akım sürüyle, bazen birbirinden çok uzak hayat yaklaşımları olan dallanmalardan müteşekküldür. Kafasına Kuran yakmak esmiş pastör efendi kastettiğimin en belirgin örneklerinden mesela. Adamın ‘kendi kilisesi’ var… kimseye danışmadan, kimseden denetlenmeden kafasına eseni yapıyor.

    Zaten ben şahsen, İslam peygamberi hakkında da ‘şeytan’dan falan türünden nitelendirilmelere gidilmesine karşıyım. ‘Cehennemlik’ olup olmadığı Tanrı’nın bileceği iş. Benim gördüğüm, hayat önerisinin ‘çıkar yol’ teşkil etmediği, ne varlıksal-manevi, ne de pratik, sosyal açıdan. Zulme, zora dayalı da ondan. Halbuki, ‘zorla güzellik’ olmaz, halkın dediği gibi. Zorla girilmiş bir cennet, cehennemdir. ‘Zorla güzellik’ olamayacağını ise kesinkes olarak sadece Ruh’ul Kudüs bildirebilir insana ama… o zaman bile insan bunu karşısındakilere ispatlayamaz. Zira Ruh’ul Kudüs varlığını dehşete düşürerek kabul ettirmeyi istemez. Ruh’ul Kudüs sevgi ruhudur, latiftir, akıl almaz bir nezaketle yaklaşır insana. Bu sebeptendir ki Hristiyanlık edebinde saldırganlık, ikna çabası ve iyi niyet bahanesi ile bile olsa ard düşüncelilik yoktur. Herşey samimidir, latiftir, mütevazidir, edeplidir. Tarih boyunca tüm Hristiyan şehit azizler bu tür bir hayattan ödün vermeme uğruna işkencelere tabi tutulmayı, hunharca katledilmeyi yeğlemişlerdir. Bu tür meziyetleri doğuran Ruh’ul Kudüs’ten mahrum kalmanın acısı o kadar çekilmezdir ki insan ölmeyi tercih eder, elbet.

    Kemal abi biz ‘diğerleri’ için dua ettiğini biliyorum… söylemene bile gerek yoktu… niye inanmayacakmışız ki… Benim için senin hakkında dua etmek en normal şeylerden, ister inan ister inanma… Senin Tanrı katındaki mevkini bilmek ve hatta araştırmak benim ne haddime, ister Protestant ol, ister Katolik, ister Budist, ister Müslüman… Tanrı esirgesin bu tür yargılarda bulunmaktan…

    Can-ı gönülden sevgiler…

    #35550
    Anonim
    Pasif

    Hislerimi, düsüncelerimi yeterince anlatamadim. Tüm hristiyanlar ana caddede hem fikirdirler. (Bazi mezhepler haric) Ana cadde: Kutsal kitabimizin ne oldugu, Mesihin bizim icin ne oldugu gibi temel konulardir. Ara sokaklar da vardir: Meryem in rolü, kadin pastör olur mu, azizlere dua edilir mi,papazlara rahibelere evlilik yasagi, papanın yeri gibi nice konular. Ayriliklarimiz ara sokaklar noktasinda olmaktadir. Peki diyorum: ana caddedeki ortakligimiz bir birliktelik yaratmiyor da, ara sokaklardaki görüs farkliliklari neden ayrismayi yaratiyor. Önemsiz olan önemliyi, hafif olan agir olani gecersiz kiliyor. Zaten savundugum birliktelik herkesin ortakca bastigi alanda ve o konuyla ilgili sinirli bir birliktelik. inanli inanliyla bile ayni degil, bazi seyleri fakli algiliyor, yasiyor olabiliyor. Ama anacaddeyi ara sokaga degil, ara sokagi ana caddeye feda ederek birlikte varoluyoruz, anacaddede bulusuyoruz. Sokaktaki farkliligimiz kendi özelimize kaliyor.

    Hristiyan dünyasinda konferanslar baslasa, herkese konusma hakki, dinleme sorumlulugu verilse; anacadde, tüm sokaklariyla orada konusulsa ne büyük dinamizim olurdu. Hristiyanliga tüm elestiriler orada cevaplansa, degisik görüsler orada birbiriyle etkilesebilse, ayriliklar daha fazla törpülense ortak alan daha da gelistirilebilse……… Tüm protestanlar iyidir diyebilir miyiz… tüm ortadokslar tüm katolikler Tüm katolikler kötü, yanlis diyebilir miyiz tüm ortadokslar tüm protestanlar… diyemeyiz Hristiyanim diyen farkli görüsteki liderlerin tüm konulari tek tek ayni cati altinda kamoyunun huzurunda görüsme cesareti gücü ve iyi niyeti tasimasi gereklidir. Hristiyanligin gelecegini ancak böyle bir calismanin zaferlendirecegi kanatindeyim. Ayni cati altinda bu görüsmeler zinciri, tek merkezcilige gitme amaci degil, tek merkezcilige de sebep olacagini sanmam. Böyle bir calismayi organize edip yürütmeyi, zaten ancak inanlilar yapabilir.

    #35552
    Anonim
    Pasif

    Sevgili kemal abi.
    Rab’bimiz İsa Mesih’in Lütfu,esenliği,ve bereketi siz ve kuzularınız ile olsun…Amin.

    Kuran yakma konusundaki paylaşımımdaki ana tema her protestan,topluluk veya kilise önderi bağımsızlık, kisvesi altında benliğin işlerini yapıp, bunuda bağımsız olmasının arkasına sığdıramaz, demek istedim.
    Ama Türkiye’de ama dünyanın herhangi bir bölgesinden,kutsal ruhun destegi ve güçü ile güçlü önderlerin çıkıp bu bağımsızlık meselesine bir çözüm getirilmesi içindi.
    Yazımdaki mesajım, mezheplerin tek bir birlik altında toplanması değil,protestan kiliselerin bir birlik altında toparlanmasıdır.

    Ki..!
    Bölünmeler Tanrının buyruğudur.

    “Çünkü Tanrı’nın beğenisini kazananların belli olması için aranızda bölünmeler olması gerekiyor!”
    1.korintliler 11:19

    Kemal abi hala şoktayım, İsa Mesih Rab’bim ve kurtarıcımıdır diyen,ama ortadoks ama katolik bir imanlıyı Rab’bin önünde inanç olarak müslümanla nasıl aynı tutabiliyorsunuz…?
    Size katılıyorum eksiklikler,yanlış öğretiler var olabilirde, fakat biz protestanlar sütten çıkmış ak kaşıkmıyız.

    Alın size bir örnek: Ben anlatacağım bu olayı çok yaşadım.
    “Bu nedenle kim uygun olmayan biçimde ekmeği yer yada Rab’bin kasesinden içerse,Rab’bin bedenine ve kanına karşı suç işlemiş olur.
    Kişi önce kendini sınasın,sonra ekmekten yiyip kaseden içsin.”
    1 korintliler 11:27-28-29

    Rab’bin sofrası merasimi ve protestan pastör kapıdan geçerken, girip bakayım Hristiyanlar nasıl ibadet ediyorlar diye gelen başka dinden veya ateist insanlarıda Rab’bin sofrasına çıkartıyor adamlar şaşkın..!

    Rab’bin sofrası değil sanki pijama partisi.
    Yukarıdada dediğim gibi biz protestanlarda ak kaşık değiliz.

    “Herkes nasıl inşa ettiğine dikkat etsin.Çünkü hiç kimse atılan temelden,yani İsa Mesih’ten başka temel atamaz.Bu temel üzerine kimi altın,gümüş ya da değerli taşlarla,kimi de tahta,ot yada kamışla inşa edecek.Herkesin yaptığı iş belli olacak,yargı günü ortaya çıkacak.
    Herkesin işi ateşle açığa vurulacaktır.Ateş her işin niteliğini sınayacak.”
    1 korintliler 3:10-14

    Katolik,ortadoks,protestan..yargı Rab’bin işi bizim değil.
    İsa Mesih Rab’bim ve Kurtarıcımdır diyen her bir canı sevgi ile kucaklıyorum.

    Esenlik olsun.

    #35555
    Anonim
    Pasif
    Kemal Başaran;19431 wrote:
    Ben defalarca söyledim. Benim de maksatım kimseyi üzmek değildir. Ama ben bir Katolik, bir Ortodoks ve bir Müslüman arasında, ‘Neredeyse Hiç’ fark göremiyorum. Ve sitemizin de, bu kadar önemli farkları ‘barış, sevgi ve hoşgörü’ uğruna yeteri kadar ortaya çıkarmamasını doğru bulmuyorum. Ben de şahsen, bu sitede iman etmiş ve etmek üzere olan birinin, Katolik ve Ortodokslar tarafından adeta çalınmasına, gerçekten üzülüyorum. Ben şahsen, bir Katolik, bir Ortodoks veya bir Müslüman olmayı ‘Rab’be İhanet’ sayardım.

    Kitap Yakma başlığı altında açılan bu konu başka yönlere kaydı, zaten o konuda yorum yapmak da istemiyorum. Katolik ve Ortodokslar konusuna gelelim! Çok hassas bir konu, bu konuda düşüncelerimizi birbirimizi incitmeden, çağdaş bir şekilde yapabiliriz.

    Aslında Protestanların bir kısmının hristiyanlıkla pek alakası olmadığı gibi, katolik ve ortodokslarda da çok samimi bir şekilde Mesih’i seven kişiler tabii ki vardır. Bu yüzden ben de kısmen, sevgili Kemal abinin bu düşüncelerine katılmıyorum. Ama bazı katolik ve ortodoks öğretilerinde (papalık, ikonaları kutsal sayma ve önlerinde eğilme.. azizlere tapınma, araf ve kurtuluşu iyi işlerle elde etme çabası vs. )gibi konuların Kutsal Kitap öğretileriyle bağdaşmadığını ve bu öğretilerin, insanı tövbeden ve kurtuluştan uzaklaştırabileceğini düşündüğüm için onların bu öğretilerini kabul etmiyorum. Kutsal Kitap’la bağdaşmayan her öğretiyi reddiyorum.

    Tek dileğim, herkesin, her dinden, her inançtan, her mezhepten insanların Kutsal Kitap’ın ve Kutsal Ruh’un önderliğinde gerçeğe sımsıkı sarılmaları, insan öğretişlerine değil (azizler de birer insandırlar) sadece Tanrı’nın sonsuz Sözleri’ne bakarak, o sözlere itaat ederek, kurtuluşa giden tek KAPI’nın sadece İSA MESİH olduğunu bilerek bu KAPI’dan iman ve tövbe ederek geçmelerini, kurtulmalarını ve Rab’bin canlı birer tanıkları olmalarını diliyorum.

    Sevgilerimle

    #35556
    Anonim
    Pasif

    Çok Sevdiğim Mutaf ve Musti Kardeşlerim,

    Protestantım diyenlerin de sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarına kesinlikle katılıyorum ve çok üzülüyorum. Sahte Kutsal Ruh vaftizimleri, Sahte Şifa Toplantıları, okunmuş su, okunmuş yağ, üflenmiş atkı derken, Protestant Kilisesi adına yapılanlardan, homoseksüal evliliklerinden utanç duyuyorum. Ama benim için, Protestant Harekâtı, ‘Kutsal Kitab’a Dönüş’ harekâtıdır ve esası ‘SOLA SCRİPTURA’dır. Yani Yalnızca yalnızca Kutsal Kelâm. İşte ben bununla gurur duyuyorum. O kadar ki, sevinçle haykırmak istiyorum. Ben bir Protestant’ım. Rab’bin Kelâmı’ndan başka hiçbirşey bilmek, kabul etmek istemiyorum.

    Nasıl ki, “Hristiyanım” diyen insanların tüm yaptıklarından İncil sorumlu tutulamaz (mesela bir pastör cinayet işler veya birine tecavüz ederse sorumlusunun İncil olmadığını biliriz) ayni şekilde, İncil’e Geri Dönüş harekâtı olan Protestanlığın özüne aykırı her davranış da, Protestant halkına leke düşüremez. Çünkü özünde bu yoktur.

    Ama, bir Katolik veya Ortodoks inancının özüne bakın. İslâmda olan Sakalı-Şerif, Asai-Şerif, Hırkai-Şerif ve daha ne tapılacak objeler, onlarda da yok mu? İslamda olan türbeler, mezarlar, kutsal yerler, hurafeler, masallar, onlarda da yok mu? Hem de çok daha fazlası. Bence putperestliğin dik-alâsı var. “İsa’ya da” tapıyor olabilirler, ama Yunanlılar da binbir tanrıları arasında ‘Bilinmeyen Tanrı’ya da tapıyorlar ve O’na anıt dikiyorlardı. Ne kadar inkâr etseler de Meryem’e İsa’dan çok fazla önem veriyorlar, tapıyorlar, seviyorlar, ve çok daha fazla onurlandırıyorlar. Azizlere dua ediyorlar ve”Dua etmiyoruz. Sadece bizler için dua etmeleri için dua ediyoruz” diyorlar. Tam bir putperestlik. Tanrı’dan başkasına tapan bence lânetlidir.

    Her bir işleri için, tapacakları, yakaracakları azizleri vardır. Yolculuk için bir aziz, parasızlık için bir başka, her bir hastalık için ayrı ayrı bir aziz, hastalık için, iş için, aşk için, evlilik için, bereket için, yüzlerce aziz ve azize. İsa’ya gitmeye hiç gerek kalmadı. Peki, putperestler bunlardan farklı ne yaparlardı?

    Kardeşlerim, fark işte burda. Protestantlık ‘Özde Temiz’dir. Bireysel hareket ve düşünceler onu kirletemez (İncil gibi). Ama Katolik ve Ortodoksluk ‘Özde Kirli’dir. Hiçbir bireyin temizliği onu aklayamaz, haklı çıkaramaz. Yani, Ortodoks veya Katolik inancında yetişmiş olup da, doğru düşünce ve inanca sahip olanlar yok mu? Tabii ki var. Ancak ‘Sola Scriptura’ ya bağlı oldukları müddet bizlerden farkları yoktur. Ama böyle olanlar da çok azdır.

    Bana göre, Protestantlığın özüne sadık kalmayanlar ve Katolik ve Ortodoksluğun özüne sadık kalanlar, işte sapkınlar bunlardır. Bunlar, hiç de hafif ve önemsiz farklılıklar değillerdir. Pavlus giysisini boşuna yırtmadı kendisine tapıldığında. Rab’bimiz Şeytan’a: “Yalnızca Rab’bin Tanrı’ya tapacak, bir tek O’na kulluk edeceksin diye yazılıdır” dedi. “Tanrıya DA tap” demedi.

    Viran Dede arkadaşıma da şunu söylemek istiyorum. Çok haklısın. İnsanoğlu ‘Hakikatler’ namına, sevgisiz davranabilir ve bunu haklı da gösterebilir. Sevgisiz yüreğini de kamufle edebilir. Yalnız, Işık Meleği gibi davranıp, yılışık ve sahte bir sevgiyle insanın günahta barınmasına çanak tutmak gerçekten sapkınlıktır.

    Hiç fark etmediniz mi? Her Tanrı adamı, her Havari, Rab İsa da dahil, sanki de bir elinde terazi, diğer elinde ise kılıç taşıyıyor. Yahya’nın sert sözlerini hatırlayın. Rab’bimizin azarlamalarını düşünün. Petrus’un, Yakup’un mektupları ne kadar ciddi. Ellerindeki kılıcı hissediyorsun. Yahuda ise yıldırımlar çaktırıyor. Pavlus ve hatta ‘Sevgi Elçisi’ denilen Yuhanna’da tavizden eser yok. Onların hepsinin ellerinde kesinlikle çok keskin bir kılıç vardı. Laubalilik yoktu. Yılışıklık yoktu. Sahte sevgi ve öpücükler üfleme yoktu. Onların sözleri ‘Kılıç’tı. Rab’bin de öyle. Ben ise, inandıklarımı yazmakla mükellefim.

    “Sola Scriptura” sadece Protestantları değil, bütün dünyayı birleştirecek güçtedir. Ama Rab yüceliğini asla bir başkası ile paylaşmaz ve asla bir başkasına tapılmasına izin vermez. Tüm sevgisine rağmen bunların yerinin cehennem olduğunu bildirir. Hiç de hafife alınmaz. Şakası bile yapılmaz.

    Rab’bin bedeninin parçaları, yani üyeleri dışındaki kimse Rab’bin bedenine dahil edilemez. Rab’bin bedeni ile bir bütün olamaz ve doğuştan kimse Rab’de olamaz. Bütünlüğü Rab sağlar ama sadece kendi üyeleri arasında. Yoksa İsa ile Belial arasında ne bütünlük olabilir ki?

    Ama Protestant bütünlüğü konusunda hemfikirim. “Sola Scriptura” temel alınarak ve asla Kelâm’dan şaşmadan ve doğrulardan taviz vermeden yapılacak bir topluluk, zaten şimdiden var olan bir bedenin ortaya çıkışı olacaktır. Çünkü, “Yalnızca Kelâm” diyen bir yürek, Amerika’da da aynidir, Almanya’da da, Türkiye’de de. Biz zaten varız. Rab’bin bedeniyiz. Ayni düşünce ve yürekteyiz, ama birbirimizi bilmiyoruz. Bizler, bir araya gelmeliyiz. Ama yalnızca bizler. Sulandırmadan. Yoksa, çok şey kaybederiz, kaybettiririz ve Rab’be ihanet etmiş oluruz. Amin kardeşlerim. Olsun diyorum.

    Rab sizi bereketlesin. Sevgiler.

    #35559
    Anonim
    Pasif

    Josh McDowell,”Diriliş gerçeği” kıtabından bir alıntı.
    Bölümün adı yüzleşme.

    “Onlarla olan konuşmam beni rahatsız etmeye başladı.Sonunda oradaki öğrencilerden güzel bir kıza,

    “Senin yaşamını değiştiren nedir.?Yaşamın diğer öğrencilerden,öğrenci başkanlarından ve profesörlerden neden bu kadar farklı.?” dedim.

    Soruyu sorduğum karşımda oturan genç kız kendine güveniyor olmalı ki küçük bir gülümseme ile gözlerime bakıp,
    üniversitede bir çözüm olarak işiteceğimi hiç ummadığım iki kelime söyledi.

    “İSA MESİH”

    Bense ona ,”hadi ordan,bana din saçmalığından bahsetme dedim.”
    Bunun ardından karşımda oturan kız,
    “Beyfendi,ben din demedim; “İSA MESİH dedim” diye karşılık verdi.
    Bu kız daha önce hiç bilmediğim bir noktaya değinmişti.Hrıstıyanlık bir DİN değildir.Din insanın iyi işleriyle Tanrı’ya ulaşma çabası ile tanımlanabilir.Fakat ,diğer taraftan hrıstıyanlık ise Tanrı’nın Mesih İsa aracılığı ile insanlara gelmesi ve insanlara Tanrıy la ilişki armağanı sunmasıdır.”

    Evet bizler İman ederken,Yüreklerimizde, O’nun bizi çağırış sesini duyduk, geldiğimiz,inandığımız ve İman ettiğimz İSA MESİH’tir.
    Mezhepleri İnsanlar şekillendirmiştir.Hrıstıyanların dinlerini ifade etme şekilleri yüzyıllar boyunca çok sayıda değişiklikler ve gelişmeler meydana getirdiyse de Hrıstiyan Kiliseler ve her Hrıstıyan birey daima Havarilerin inancını ve Kutsal Kıtabı kabul etmişlerdir.Bu inanç kesin ve değişmez ifadesinide yeni antlaşmada bulmuştur.
    RAB’bin kuzular arasında meshep farklılıklarının olup,ayrılıklara sebep olabilecek İmanı ve İnancı kabul edeceğini sanmıyorum.Ortadoks’ta,Katolikte,Protestanda Aynı ayet’lerle ibadetini yapar.Şekil,töre,alışkanlıkların hiç bir önemi yok.tartışma ve bölünmelerinde, farklı ayetlerle,Benim ayetim,senin ayet’inden daha gerçek diye,birbirimizi kırmanında,güçendirmeninde alemi yok.Kimisi öyle ibadet eder, kimisi böyle,Kiminin Ruh’una o Şekil hitap eder,Kiminin böyle,Sonuçta oluşan simgesel hareketler ve duruştur.Tüm mezheplerin, hem yanlışları var,hem iyi olan tarafları.
    RAB bize ,”Komşunu seveceksin” diyor.

    Birbirinizle meydan savaşı, yapın demiyor.birbirinizi alt edinde demiyor,bu bizleri sevdiklerimizden ancak ayırır,bence gideceğimiz tek gerçek’i İSA MESiH söylemiş,dahasına ne haçet.

    ” Yol gerçek ,yaşam benim”
    Yuhanna 14:6

    Rüzgar’ın yazısı;

    Quote:
    “Tek dileğim, herkesin, her dinden, her inançtan, her mezhepten insanların Kutsal Kitap’ın ve Kutsal Ruh’un önderliğinde gerçeğe sımsıkı sarılmaları, insan öğretişlerine değil , sadece Tanrı’nın sonsuz Sözleri’ne bakarak, o sözlere itaat ederek, kurtuluşa giden tek KAPI’nın sadece İSA MESİH olduğunu bilerek bu KAPI’dan iman ve tövbe ederek geçmelerini, kurtulmalarını ve Rab’bin canlı birer tanıkları olmalarını diliyorum.”

    Evet bende, bu konudaki Rüzgar’ın paylaşımına yürekten katılıyorum.

    Esenlik ve RAB’bimizin gerçeği,yüreklerimizden hiç çıkmasın.Amin.

    #35558
    Anonim
    Pasif

    Kemal abi, Ortodokslar’ın, o putperestlikmiş gibi görünen pratiklerinin nedenlerini eski yazılarımda anlatmaya çalışmıştım… ‘Sola Sriptura’ anlayışının, her ne kadar arı gözükse de sorunlu olduğunu da anlatmıştım (Yeni Ahit metinlerinin gökten ‘düşmüş’ bir kitap olmayıp zaten önceden varolan bir cemaatin içersinde tanıklıklar ve Ruh’ul Kudüs’ün esinleyişi sayesinde, var olan bunca başka metinlerin arasından, ekümenik cemaat toplantısı içersinde ayırd edilmiş ve seçilmiş olduklarını söylemiştim). Kilise metinlerden evvel de vardı, özetle…

    Ayrıca, ne Ortodoksluk ne de başka bir kadim gelenekte azizlere ‘tapma’ yoktur (‘worshipping’ anlamında yani) ama hayatlarından örnek alış, kendilerine saygı ve kendilerinin bedenlerine de işlemiş Tanrı lütfundan bereketleniş vardır ( İngilizce’de ‘adoration’, ‘pilgrimage’, ‘euologizing’ ve ‘taking blessing’ gibi kavram ve anlamlarla ifade edilmek istenen şeyler). Havariler zamanında da havarilerin gölgelerinin bile birinin üzerine düşmesinden hasıl olan şifalardan bahsedilir Yeni Ahit metinlerinde… bu havarilerle ilgili bir putperestlik değildir elbet. Onlar misali caizse tek bir cereyan akımının sayıca çok olan ‘prizleri’ olmuşlardır. Cereyan prizden değildir ama priz aracılığıyla iletilir. Bu azizlerin biyolojik hayat sürecinden göçmelerinden sonra da kendileri için geçerli olan bir şeydir. Fani yaşam süresindeki nefesin sönmesi yokuluş değildir… başka, çok daha engin bir varlıksal koşula geçiştir. Zira, demiş olduğum gibi, Kilise bir ‘ölüler diyarı’ değil, tam aksine, bir ‘diriler diyarı’dır (İslami tasavvuftaki ‘arifler ölmez’ deyişi çok ama çok eski bir saptayışa dayanmaktadır). Üstelik ahiret mevzuları zaman ve mekan kurallarının işlerliğinin ötesindeki bir beldeye değindiklerinden salt zihni sayısallıklarla irdelenmeleri bir yere vardırmaz (‘nasıl olur da bir aziz bunca kişinin duasını aynı zamanda işitir de herkese birden cevap verir’ türünden akıl gütmeler tamamen aşkınlık berisinin sayısallığına kısılmış bir zihniyetin işaretidir).

    Ama, neyse… Prosefhi kardeşimizin de dediği gibi biz, kendimize Mesih müridi diyenler, aramızda bile birbirimize sevgi gösteremezsek o halde Mesihi olmayanlara tavrımızın nasıl olması gerekecek…

    Bir de kimseye sevimli görünmeye, yaranmaya çalıştığım yok… ne başka bir Hristiyan gelenekte bulunana, ne Müslüman’a, ne kimseye… Ama niyetim zaten Rab’bın takdirinde… dolayısıyla konu ile ilgili sözü uzatmanın yararı yok…

    Herkese sevgiler, saygılar… Rab hepimize sadece Kendisinin bahşedebildiği hürriyeti bahşetsin…

    #35562
    Anonim
    Pasif

    Alıntı:
    Viran Dede arkadaşıma da şunu söylemek istiyorum. Çok haklısın. İnsanoğlu ‘Hakikatler’ namına, sevgisiz davranabilir ve bunu haklı da gösterebilir. Sevgisiz yüreğini de kamufle edebilir. Yalnız, Işık Meleği gibi davranıp, yılışık ve sahte bir sevgiyle insanın günahta barınmasına çanak tutmak gerçekten sapkınlıktır.

    Çok Sevgili Viran Dede,

    Son yazını okurken biraz şaşırdım. “Kimseye sevimli görünmeye veya yaranmaya ihtiyacım yok” demişsin ve bunu niye söylüyor acaba diye merak ettim. Çünkü ben böyle bir ithamda bulunmadım ve kesinlikle de böyle birşey düşünmüyorum. Yazılarımı tekrar incelediğimde, yukarıdaki bölümü buldum. Hakikaten yanlış anlaşılabilecek bir şekilde yazılmış.

    Ben asla kişileri hedef almam. Yanlış Düşünce ve öğretileri hedef alırım. Size de sevgi ve saygım sonsuzdur. ‘Eleştirme’, sevgisizlik göstergesi değildir. Rab’bi herşeyin üstünde sevmenin ve doğruların her ne pahasına olursa olsun savunulması gerektirdiğinin göstergesidir. Azacık maya, bütün hamuru mayalar.
    Azacık sapıklık, tüm Kelâmı saptırır.

    Yukarıdaki yazımın ilk kısmında, sizin sözleriniz üzerinde durarak, sizi gerçekten haklı bulduğumu söyledim. Yani, insanlar ‘Hakikat’ uğruna, çok sevgisiz davranabilirler. Bu tarih boyunca olmuştur ve birçok kez, acımasız sonuçlar doğurmuştur. Sizinle, bu konuda, kendi yaşadığım tercübelerden dolayı da hemfikirim. Bence, ‘Hakikat’ söylenmeli ve ondan sonraki işi Kutsal Ruha bırakılmalı. Kimsenin kafasına vura vura hakikat kabul ettirilmemeli. Kaldı ki, ‘Hakikat’ dediğimiz şey, bazen hakikat bile değildir. Ama susmamalı ve hakikat söylenmeli. “Yoksa onların kanından siz sorumlu olursunuz” diyor Rab. Hakikatı dinlemeyenlere karşı, ayakkabılarınızın tozunu silkin diyor Rab. İslâmda’ki gibi: “Onlarla kavga edin, savaşın” demiyor. Bunu iyi bildiğim için, sadece hemfikir olduğumu söyledim.

    “Işık Meleği” bölümü ise, sadece genelleme idi. İnsanlar maalesef ışık meleği gibi davranıp, Rab’bin doğrularını saptırıyorlar. Meselâ: Bir homoseksüale, yaptıklarının günah olduğunu söylemenin yanlış ve sevgisizce olduğunu söylemek gibi. Yani, “Homoseksüallik günahtır” diyeni azarlayanların, şirin gözükmek için, ‘Sahte Işık Melekleri’ kılığına girdiklerini söylüyordum. Hatta bu konuda, bu sitede daha önce de yazmıştım. Sizin şahsınızla ilgili olduğunu asla düşünmeyiniz lütfen. Sizin böyle biri olduğunuzu asla düşünmedim. Düşünsem, “Evet, öyle düşünüyorum” derdim. Ama, yanlış bir anlamaya da sebep olduğum için, özür dilerim.

    Sevgi ve Saygılar.

    #35566
    Anonim
    Pasif

    Sorun yok Kemal abi… rahat ol… İyi niyetinin farkındayım, her ne kadar bazı şeylerde fikir ayrılığım varsa da.

    O hakikatı söyleme konularında da tamamen hemfikirim. Homoseksüelliğin, zinanın, mastürbasyon müptelalığının, karşıdakini kullanma yönelimli şehevi meyillerin ve başka bu türden şeylerin Tanrı’nın isteğine aykırı olduğuna da tamamen katılıyorum… Özellikle de bu tür şeylerin hoşgörü bahanesiyle meşrulaştırılmasını çok büyük bir sapkınlık olarak nitelerim (bu söz konusu meşrulaştırma günümüz dünyasında ne yazık ki çok sık rastlanan bir tutum, burdaki herkesin bildiği gibi). Ama bu tür düşkünlüklere yuvarlanmış olanlara yargılayıcılık değil merhametle yaklaşmayı da tek yol olarak görüyorum.

    Hristiyanlar olarak tutumumuz cezalandırıcı değil, şifalandırıcı olmalı… elden gelenin son demine kadar hem…

    Esenlikler, saygılar…

15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 16)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.