• Bu konu 2 izleyen ve 1 yanıt içeriyor.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #24972
    Anonim
    Pasif

    Kİlise Neden Zayıf?

    ( Prof. Dr. J. I. PACKER )

    Günümüzde kilisenin zayıf olmasının en büyük nedenlerinden biri, Tanrı’ya O’nun yollarını ve O’nunla beraberlikte bulunmaya ilişkin bilgisizliktir. Olayın bu boyuta girmesinin iki nedeni vardır.

    Birinci neden, imanlı düşünüşünün çağdaş ruha boyun eğmesidir. İnsanla ilgili abartılı düşünceler vardır; oysa Tanrı’ya ilişkin düşüncelere çok az yer verilmektedir. Çağdaş insan Tanrı’yı tümüyle inkar etmese bile O’nu bir kenara koyma eğilimindedir. Ne yazık ki çağdaş imanlılar da inançsız bir dünyada bir takım dinsel uygulamaları devam ettirmeye çalışarak Tanrı’yı kendilerinden uzak tutmuşlardır. Açık görüşlü insanlar bu yüzden kiliselerden tiksinti duyarak uzaklaşmışlar, Tanrı’yı kendi başlarına aramaya çalışmışlardır.Bu gibi kişileri kimse fazlaca suçlayamaz; çünkü kilise görevlileri Tanrı’ya teleskopun öbür ucundan baktıkları için O’nu cüce boyutuna indirgemiş, bunun sonucunda da ortaya cüce imanlılar çıkmıştır. Açık görüşlü insanlar bundan daha iyiysini isterler.Üstelik ölüm, sonsuzluk, yargı, canın büyüklüğü ve geçici kararların sonuçları gibi konular, çağdaş modanın dışında kalmıştır. Ne yazık ki imanlı kilisesi, sesini yükseltip unutulan konuları hatırlatmak yerine, bu konuları aynı şekilde küçümsemeye koyulmuştur. Çağdaş ruha verilen bütün bu ödünler iman yaşantısını öldürmek demektir.

    İkinci neden imanlı düşünüşün çağdaş kuşkuculukla karışmış olmasıdır. Rönesansın doğacı mayası üç yüzyıldan beri Batı düşünüşünde kanser gibi yayılmaktadır. On yedinci yüzyılın Armincileri ve Deistleri, İnanç devrimcilerinin tersine tanrı’nın yeryüzüne doğrudan ve tamamen müdahale ettiğini inkar etmişlerdir. Teoloji, felsefe ve bilim, bu inkarı o zamandan beri güçlendirmiştir. Bunun sonucunda Kutsal Kitap ağır ateş altında kalmış, tarihsel hristiyanlık oldukça etkilenmiştir. İmanın temel gerçekleri sorgulanmaya başlamıştır. Tanrı gerçekten İsrail’i Sina dağında karşıladı mı ? İsa’nın normal bir din adamından ne fazlası vardı ? Müjde kitapçıklarında yazılı olan mucizeler gerçekten oldu mu ? Müjde kitapçıklarındaki İsa, hayal ürünü değil mi ? Sorunların hepsi bu kadar da değildir. Tanrısal esin ve iman kökenleriyle ilgili kuşkuculuk gerçeğin birliğiyle ilgili tüm düşünceleri yerle bir etmiştir. Birleşik insan bilgisiyle ilgili tüm ümitler bununla birlikte yıkılmıştır. İnsanın kişisel inancıyla dışsal dünya bilgisi arasına uçurum girmiş , Tanrı’nın yalnızca ruhsal dünyada bir yerde yaşadığı varsayılmıştır. Günümüzde Tanrı’ya ilişkin belirsizlik ve karışıklık ikinci yüzyılda hristiyanlığı yutmaya çalışan Gnostik düşüncelerinden çok daha beterdir.

    Günümüzde teolojinin her zamnkinden daha güçlü olduğu söylenmektedir. Akademik uzmanlık ile basılan kitapların niteliği ve niceliği açısından bu belki de doğrudur. Ancak teolojinin kiliseyi müjdenin temel gerçeklerinde tutma konusundaki çabası hiç bu denli zayıf ve çelimsiz olmamıştır. Doksan yıl önce C. H. Spurgeon, Baptistlerin Kutsal Yazı, kefaret ve insanın geleceğine ilişkin cılızlılığını ” düşük not ” vererek değerlendirmişti. Günümüz protestanlılığında Tanrı’ya ilişkin düşünceleri bir araştırsa, herhalde ” sınıfta kaldı ” diye bir yorum getirirdi.

    ” Yollar üzerinde durun ve bakın, iyi yol neresidir diye eski yolları sorun ve onda yürüyün ve canlarınıza rahat bulursunuz. ” ( yer. 6:16 ) C. S. Lewis ‘le aynı fikirdeyim: ” Benim gibi hayal güçleri itaatlerini aşanlar, iyi bir cezayı hak ederler. İçinde bulunduğumuz durumlardan çok daha yüksek düzeylere ulaştığımızı hayal ederiz. Başkalarına da aslında hiç ulaşamadığımız yüksek düzeylere ulaştığımızı söyleriz. Böylece hem onları hem de kendimizi aldatırız. ” İman yaşamı hakkında yazan bütün yazarlar, Lewis’in sözlerine ağırlık verseler iyi ederler.” İman ettim ve bu nedenle konuştum ” diye yazılmıştır. Aynı iman ruhuna sahip olarak biz de inanıyor ve bu nedenle konuşuyoruz. ( 2. Ko. 4:13 )

    #30371
    Anonim
    Pasif

    Değerli Kardeşim Fırat,


    Yazılarını, katkılarını sevinçle okuyorum. Eline ve yüreğine sağlık!


    Alıntı yaptığın yazıyı okudum. Tabi ki Prof. Dr. J. I. PACKER’in tespitlerinde haklılık payı var. Fakat unutulmamalıdır ki zayıflığın nedeni olarak gösterilen bilgisizlik sadece günlerimize özgü bir şey değildir. İlk günahın oluşuyla birlikte bilgisizlik bu dünyaya egemen olmuştur.Aynı bilgisizlikle Tanrı Kuzusu’nu yeryüzüne geldiğinde O’nu kabul etmediler.

    Yine de “Kilise Neden Zayıf?” başlığı beni oldukça rahatsız ettiğini belirtmeden geçemiyeceğim.

    Öncelikle “Kilise” tanımını yapıp; neden rahatsız olduğumu açıklıyayım:



    Kilise her şeyi oluşturan Mesih’in doluluğu ve bedenidir (Ef 1:23); bu beden Rab İsa Mesih’i Kurtarıcısı olarak kabul edip ona iman eden tüm seçilmişlerden oluşur (Yuhanna 1:11-13). Kilisenin başı Mesih İsa’dır.

    Kilise Rab İsa Mesih’in egemenliği, Tanrı’nın ev halkı ve ailesidir (Romalılar 8:16). Yerde ve Gökte tüm yetkiyi elinde tutan Mesih yeryüzünde Müjdenin tüm dünyaya ulaştırılması, iman edenlerin vaftiz edilip yetiştirilmesi ve Mesih’in öğrettiği her şeyin öğretilmesi için Kiliseye buyruk vermiş (Matta 28:18-20); ve Kilisenin bunu yerine getirebilmesi için gerekli her türlü kutsamayla onları kutsamış (Efes 1:3);ihtiyaçları olan donanımı ona sağlamış (Efes 6:11); İblisi ve tüm ruhsal kötülük ordularını ayaklar altında ezmesi ve şeytanın tüm kalelerini yıkması için (Luka 10:19) Kiliseye yetki vermiştir ve Mesih kendi varlığıyla ve Ruhuyla, vaadi uyarınca Kiliseyi tüm bunlar için yeterli kılar. Bütün bunlara rağmen yeryüzünde olan en pak kiliseler bile hem yanlışlığa hemde karışıklığa açıktır (1Ko 13:9-13) ancak seçilmiş olanlardan tek biri bile kaybolmayacak her şeyin sonunda yüceliği giyinecektir (Yu 6:39-40); kilisenin içinde bulunduğu her durumda ister sıkıntı-ister refah olsun Rab iyilik için etkindir(Rom.8:28).

    Kilise kutsal bir ulus, Mesih’in kahinleri ve Mesih’in Krallığının halkıdır (1Pe 2:9) ve Kralları olan Mesih’le ve O’nun Ruh’u aracılığıyla iman yoluyla birleşmiş olan tüm kutsallar; Mesih’le tam bir paydaşlık içindedirler.


    Kilise tanımı bunları içeriyorsa “Zayıf” sözcüğü sadece kiliseye giden (yazarın değimiyle: Bilgisiz) kişileri değil Mesih’i de bağlar. Herşeye gücü yeten Mesih’in baş olduğu kilisesinde Kutsal Ruh çalışmaktadır. Zayıflık var demek Kilisede bu Ruh’un çalışmadığını söylemektir. Oysa Kutsal Ruh’un başlıca işi budur.



    Doğrudur; bilgisiziz, günahlı bir doğaya sahibiz. Bu nedenlerle de kilisede ya da dışında Mesih’e adanmışlığımızı tam olarak gösteremiyoruz. Bu kiliseyi “Zayıf” yapmaz. Ama unutmamamız gerekir ki; kilise Tanrı Egemenliği’nin gözüktüğü yerdir. Kilise Rab’den aldığı anahtarı taşırken “zayıf” diye nitelenemez. Şeytan’ın egemenliğinin gözükmediği, esamesinin okunmadığı yer hiç bir zaman zayıf olmamaıştır, olamaz da.



    Kilise zaferli kişilerin Tanrılarını yücelttikleri yerdir. Mesih’in baş olduğu yer Mesih gibi kutsaldır. Kilisenin tarifinden de anlaşıldığı gibi bir binadan söz etmiyoruz. Tanrı tarafından seçilmiş, Tanrıya ait, Tanrı tarafından yönlendirilen kutsal Tanrı halkından söz ediyoruz.

    C. H. Spurgeon’a katılmıyorum. Tanrıya ilişkin düşüncelerimiz hiçbir zaman sınıfta kalmaz. Bunları dile getirmekle ne kendimizi ne de başkalarını kandırıyoruz.



    Rab’be yücelik olsun!

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.