• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26326
    Anonim
    Pasif

    Hayatımızda ışığın yeri ne kadar önemlidir. Işık olmasa hayatımızın altüst olacağı kesindir. Bunu en iyi elektrik kesintilerinde anlıyoruz. Elektrik kesildiği zaman hemen mum veya kandillerimizi arıyoruz. Çünkü karanlıkta önümüzü bile göremediğimiz için olduğumuz yerde kalıyoruz. Ayrıca o karanlık içimizi fazlasıyla daralmaktadır. Gemiler içinde öyle, gemilerde yanıp sönen bir ışık görürüz. Eğer o ışık olmasa karanlıkta gemiler birbirlerini göremezler ve büyük bir kaza meydana gelir. Peki ışık ve karanlık nasıl meydana gelmiştir? Bunun için yaratılış kısmına bakmamız yeterlidir.

    “Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
    Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
    Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu.
    Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.
    Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu’(Yaratılış 1:5).

    Tanrı ışığı böyle yarattı. Daha sonra ışığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Ama Tanrı bununlada yetinmedi ve daha sonra ışığı ve karanlığı birbirinden ayırdı.

    “Tanrı şöyle buyurdu: “Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.” Ve öyle oldu.
    Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı.
    Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gökkubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü’ (Yaratılış 1: 14 -18).

    Tanrı gündüzü ve geceyi ayırırken. Gündüze egemen olacak ışığın adını Güneş, geceye egemen olacak ışığın adını Ay olarak belirledi. Tabi ay, güneş kadar etkili değildir, her ne kadar büyük bir ışık sağlıyor olmasına rağmen. Çünkü karanlık fazlasıyla etkilidir.

    Tabi bunlar hayata dayalı bir bakış açısıydı. Ya iç dünyamızdaki karanlık ve ışık?

    Tanrı aynı yaratılışta olduğu gibi içimizdeki karanlığı ve ışığıda ayırıyor. Ve yine aynı yaratılışta olduğu gibi bunu adlandırıyorda. İçimizdeki karanlık ölüme götürürken, ışıkta bizi yaşama götürmektedir. Peki içimizdeki karanlık ve ışığı nasıl anlatabiliriz? İç dünyamızdaki karanlık ve ışık nasıl oluyor?

    “Benliğin işleri bellidir. Bunlar fuhuş, pislik, sefahat, putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgın eğlenceler ve benzeri şeylerdir. Sizi daha önce uyardığım gibi yine uyarıyorum, böyle davrananlar Tanrı Egemenliği’ni miras alamayacaklar.

    ‘Ruh’un ürünüyse sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetimdir. Bu tür nitelikleri yasaklayan yasa yoktur.” (Galatyalılar 5: 19 – 23)

    Rab bu şekilde ayırmıştı içimizdeki karanlık ve ışığı. Işığın hayatımızdaki önemini en başta anlatmıştım. Karanlığın nasıl içimizi daralttığını ve ışığa ne kadar çok ihtiyacımız olduğunu. Ya iç dünyamızda bu nasıl? Işığı ne kadar arıyoruz? Işığa ne kadar ihtiyaç duyuyoruz? Kısacası ışığın bizim için önemi ne kadar?
    Aslında aynı hayatlarımızda olduğu gibidir. Nasıl karanlık içimizi daraltıyorsa, bu iç dünyamızda da böyledir. Karanlığın işleri içimizi daraltır ve bizi boğmaya başlar.
    Aynı zamanda iç dünyamızda da karanlıkta kaldığımız zaman önümüzü göremeyiz ve sağa sola çarpmaya başlarız. Tabi bu çarpmalar sonucu yaralanmalar olur.
    Tabi bu yaralanmalar düşündüğümüz gibi yaralanmalar değildir. Hatta düşündüğümüzden daha büyük yaralanmalardır.
    Örneğin bir günah işlediğimizde içimizde vicdan azabı çekeriz. Bu vicdan azabının ardından kendimizi suçlamak izler. Buda aldığımız yaranın büyüklüğünü gösterir.
    Peki gerçekte nedir bu ışık? Işık neyi temsil ediyor?

    “Mesih’ten işittiğimiz ve şimdi size ilettiğimiz bildiri şudur: Tanrı ışıktır, O’nda hiç karanlık yoktur.
    O’nunla paydaşlığımız var deyip de karanlıkta yürürsek, yalan söylemiş, gerçeğe uymamış oluruz.
    Ama O ışıkta olduğu gibi biz de ışıkta yürürsek, birbirimizle paydaşlığımız olur ve Oğlu İsa’nın kanı bizi her günahtan arındırır. Günahımız yok dersek, kendimizi aldatırız, içimizde gerçek olmaz.
    Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır.

    Günah işlemedik dersek, O’nu yalancı durumuna düşürmüş oluruz; O’nun sözü içimizde olmaz.” (1.Yuhanna 1: 5 – 10)

    Ayetlerde okuduğumuz gibi “Işık” Tanrı’dır. Tanrı’nın parlaklığını temsil etmektedir.
    Aslında Tanrı Yaratılış’ta ışığı yaratırken, biz insanlarada O’nu en iyi hatırlatacak şeyi yaratmış oldu. Gündelik hayatımızdaki bu önemli şey, iç dünyamız içinde geçerlidir.

    Karanlıkta kaldığımızda ışığın önemini ne kadar anlıyorsak. İç dünyamızdaki karanlık içinde bu böyle olmalıdır. Işığı aramalıyız ve o ışığa sadece İsa Mesih aracılığıyla ulaşabiliriz. Bunuda şu ayetlere dayanarak yazıyorum.

    “İsa, “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im” dedi. “Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez.” (Yuhanna 14: 6)

    İsa Mesih böyle diyordu. O olmadan kimse Baba’ya yaklaşamaz. Ve O çok uzağımızda değil. Hemen yanıbaşımızda ve sadece kapımızı açmamızı bekliyor.

    “İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim; ben onunla, o da benimle, birlikte yemek yiyeceğiz.
    Ben nasıl galip gelerek Babam’la birlikte Babam’ın tahtına oturdumsa, galip gelene de benimle birlikte tahtıma oturma hakkını vereceğim.” (Vahiy 3: 20 – 21)

    Işıkta olmak çok değerli ve önemlidir. Ama bir o kadar da sorumululuk ve sadakat gerektirir. Çünkü ışığa geçtikten sonra bizim için karanlık yoktur artık. Bu yüzdende hayatlarmızda karanlığa yer vermemeliyiz.

    “Hepiniz ışık çocukları, gündüz çocuklarısınız. Geceye ya da karanlığa ait değiliz.”
    (1.Selanikliler 5: 5)

    “Bir zamanlar karanlıktınız, ama şimdi Rab’de ışıksınız. Işık çocukları olarak yaşayın.
    Çünkü ışığın meyvesi her iyilikte, doğrulukta ve gerçekte görülür.
    Rab’bi neyin hoşnut ettiğini ayırt edin.
    Karanlığın meyvesiz işlerine katılmayın. Tersine, onları açığa çıkarın.
    Karanlıktakilerin gizlice yaptıklarından söz etmek bile ayıptır.
    Işığın açığa vurduğu her şey görünür.
    Çünkü görünen her şey ışıktır. Bunun için şöyle deniyor: “Uyan, ey uyuyan! Ölümden diril! Mesih sana ışık saçacak.”
    Öyleyse nasıl yaşadığınıza çok dikkat edin. Bilgelikten yoksun olanlar gibi değil, bilgeler gibi yaşayın.” (Efesliler 5: 8 – 15)

    Her şey uyanık olmakta gizlidir. Uyanık olmakta dua ve Tanrı’nın sözlerinde yaşamaktır.
    Bu zaman içerisinde de Tanrı her daim bizlerle birliktedir. Çünkü biz güçsüzüz insan olarak ama güçsüzlüğümüzü Rab tamamlar ve gücümüz Rab’dir. Rab bizimleykende karanlık bize hakim olamaz. Tanrı’nın sözlerinde okuduğumuz gibi ışık, karanlığı alt etmiştir.

    “Hiç kimse kandil yakıp onu gizli yere ya da tahıl ölçeğinin altına koymaz. Tersine, içeri girenler ışığı görsünler diye onu kandilliğe koyar.
    Bedenin ışığı gözdür. Gözün sağlamsa, bütün bedenin de aydınlık olur. Gözün bozuksa, bedenin de karanlık olur.
    Öyleyse dikkat et, sendeki ‘ışık’ karanlık olmasın.
    Eğer bütün bedenin aydınlık olur ve hiçbir yanı karanlık kalmazsa, kandilin seni ışınlarıyla aydınlattığı zamanki gibi, bedenin tümden aydınlık olur.”
    (Luka 11: 33 – 36)

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.