• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #24255
    Anonim
    Pasif

    Kan kırmızı çizgiler

    Kafamızdaki sınırlar, içimizin en derinine sakladığımız kırmızı çizgiler kritik olaylarda ortaya çıkıyor. Ortalık sütlimanken uzlaşmak kolay. Ama Hrant’ın ölümünden sonra “Hepimiz Ermeniyiz” sloganı atıldığında birileri çıkıp bağırıyor:”Ben Türküm! Türküm! Türküm!”

    Anlıyoruz ki, alçakça işlenmiş bir cinayete karşı olduğunu anlatmak için, kendini bir dakikalığına bile Ermenilerin yerine koymaya katlanamayanlar var.

    Yarılma başlıyor böylece. Ardından Malatya katliamı geliyor. Bu kadar hunharca bir cinayeti hakkıyla kınamakta zorlananlar var.

    Mümtaz Soysal, misyonerlik faaliyetlerini yasaklamamanın sonucunun bu olduğunu yazacak kadar uzaklaşabiliyor temel insan haklarından. Ardından, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün çıkıp bağıra çağıra, hem de böylesi bir cinayetten sonra, kiliselerin açık adreslerini canlı yayında veriyor. Hatta iki kez tekrar ederek.

    Boğazlananın metaneti

    Başbakan, Protestanların temsilcisi İhsan Özbek’in tepkisini “kinci, tahrik edici” buluyor. Neden boğazı kesilenden metanet bekleniyor, bilemiyoruz. Bu konuda televizyonlarda konuşan hemen herkes, sanki yasakmış gibi “meşum misyonerlik faaliyetlerinden” söz ediyor.

    Bu memleketin baştakiler döv deyince öldürdüğünü, imamın hapşırması halinde cemaatin ağır nezleye yakalanma geleneği olduğunu hepimiz biliyoruz.

    Maraş, Çorum, Sivas katliamlarını yaşamış, Papa’ya silah çekenleri “kahraman” ilan etmiş, rahip Santoro cinayetinden sonra tek suçluyu “Hıristiyanlık faaliyeti” olarak görme eğilimi göstermiş bir memlekette yaşıyoruz. Bu memlekette katillerden ziyade mağdurları hedef göstermek bu memleketin genç, öfkeli, aşırı milliyetçi ve aşırı İslamcı gençlerine ne diyor?

    Bir avuç öteki öldürülerek, kaçırılarak bitecek nihayet. Aldığım haberlere göre Ermeniler, Hıristiyanlar yavaş yavaş bavullarını toplamaya başladılar. Bu ülkeden hiç gitmek istemeseler de, içleri kan ağlasa da artık boğazlarının kesilebileceği ihtimaliyle yaşamak istemiyorlar.

    Yakında gözle görünmeyen bir göç yaşanacak bu ülkede. Başladı bile. Henüz bu bilgi yeterince açığa çıkmadı, ama oluyor. “Öteki” ilan edilenler gidiyorlar. Sonunda ne olacak peki?

    Hrant’ın ve Malatya’daki insanların öldürülmesine neden olan mekanizma faşizmin en basit mantığına dayanıyor: Düşman ihtiyacı!

    Faşizmle sakatlanmış bir toplum, düşman olmadan ayakta kalamaz. Yeni düşmanlar bulması, eğer yoksa üretmesi, imal etmesi gerekecek. Bu genç çocuklar, Hıristiyanlar, Museviler, Ermeniler tükenince bu kez kendilerinden “daha az Müslüman”, kendilerinden “daha az Türk” bulduklarına saldırmaya başlayacaklar. Baştaki “imamlar” hapşırmaya devam ettikçe onların nezlesi azacak.


    Televizyondan konuşmakla, köşelerden lanetlemekle, açıklamakla olmuyor. Bizim sözlerimiz bu çocuklara ulaşmıyor. Bizim sözlerimiz cinayetlerin tezgâhlandığı “ocaklara”, internet kafelere giremiyor.
    Oralara girecek sözler lazım bize, oralara girecek medya ve siyasi örgütler. Eğer sadece onu ciddiye alıyorlarsa daha insani, daha aklı başında bir Polat Alemdar. Ermeni, Musevi, Hıristiyan dostları olan bir Polat Alemdar.

    Bu bir çaresizliğin ifadesi olabilir, hatta size komik gelebilir. Ama zaten bize komik, akıl almaz gelecek argümanlarla kafaları doldurulmuş çocuklar işliyor bu cinayetleri. Biz de o çocuklara akıl almaz ve komik geliyoruz. Aramızdaki çizgiler belirginleştikçe, kendi kafamızdaki kırmızı çizgileri sorgulamadıkça o çizgiler kan kırmızı oluyor. Kırmızı kan olukları oluyor…
    Mühim not: Yaklaşık iki haftalığına, mutat hikâye toplama işi için yurtdışına çıkıyorum. Bu iki hafta içinde “Kıyıdan” köşesi boş kalacak. İki hafta sonra görüşmek dileğiyle…


    ecetem@hotmail.com

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.