ANASAYFA Forum DUYURU PANOSU, SORU, MESAJ, HABERLER, (NEWSBOARD) Üyelerimizden Sorular Hz. İsa (a.s.)’a Oğul denmesinin sebebi?

  • Bu konu 9 izleyen ve 14 yanıt içeriyor.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 15)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26778
    Anonim
    Pasif

    Bence sizler İsa (a.s.) babasız dünyaya geldiği için ona (haşa) “oğul” diyorsunuz. Eğer yanlış düşşünüyorsam doğrusu nedir?

    #34188
    Anonim
    Pasif

    @turk 17412 wrote:

    Bence sizler İsa (a.s.) babasız dünyaya geldiği için ona (haşa) “oğul” diyorsunuz. Eğer yanlış düşşünüyorsam doğrusu nedir?

    Merhabalar,
    Diğer arkadaşlardan özür dileyerek haddim olmadan soruyu ben cevaplamak istedim.

    Sevgili turk,siteyi tam olarak okumadan hemen bir soruyla siteye geldiginizi goruyorum.Halbuki baştan itibaren oturup gercekten anlamak ve sorunuza cevap bulmak amacıyla okumus olsaydınız,sordugunuz sorunun cevabini cok kolay bir şekilde buradaki arkadaslara sormadan da bulurdunuz. Keza bende Hristiyanlıgı yeni ogrenen biri olarak kafamdaki soruları sormadan once herhangi bir yerde cevaplanıp cevaplanmadıgını siteden arastiriyor,eger yoksa sorularimi buraya yazıyorum. Bu sorununda buradaki arkadaslarıma defalarca sorulduguna cok eminim ve kesinlile zaman harcayip hepsini cevaplamıslardir.Cevaplanan sorularıda defalarca onlara yanıtlatmamalıyız,cunku onlarda isi gucu olan ve gunluk kosusturmalari olan mesgul insanlar. Kısaca “onlarada yazıktir” demek istiyorum.

    Arkadaslarimdan cevaplar yazan olabilir ama onlar yazmadan once su linkteki sayfayi okumanizi tavsiye ederim.

    http://www.hristiyanturk.com/showthread.php?t=2978

    Kafanizdaki soruya burayı okuduktan sonra cevap bulacaksiniz. =)

    #34528
    Armagan
    Anahtar yönetici
    turk;17412 wrote:
    Bence sizler İsa (a.s.) babasız dünyaya geldiği için ona (haşa) “oğul” diyorsunuz. Eğer yanlış düşşünüyorsam doğrusu nedir?

    Sevgili Turk,

    Sordugun soru icin tesekkur ederiz. Isa’nin Ogul olusu fiziksel degil ama tamamen ruhsal ve mecazi bir unvandir. Tanri’nin ezeli Kelami olan Logos, Isa’nin bedeninde yeryuzunde yasadigi icin Ona Ogul denilmstir. Yuhann 1.1,2, 14. Tanri ve bakire Meryem’den cinsel iliski sonucuna dogmamistir. Incil hicbir ayetine fiziksel bir oguldan bahsetmez ve Hristiyanlar asla fiziksel bir ogula inanmazlar. Asagigaki aciklamayi dikkatle okumani tavsiye ediyorum. Isaya icin Tarni veyaTanrinin Oglu dedigimizi daha iyi anlayacaksin.

    Kutsal Kitap’ın Tanrısı sonsuzdur. Zaman ve zaman kaynağının ötesindedir. O’nun olmadığı bir zaman veya olamayacağı bir zaman yoktur. Yalnızca Tanrı sonsuzdur. Kutsal Kitap’ta bu konuyla ilgili bazı ayetlere bakalım:

    ‚Tanrı, “Ben Ben`im” dedi, “İsrailliler`e de ki, `Beni size Ben Ben`im diyen gönderdi’(Mısır’dan çıkış 3:14).`

    ‘Duruşuyla dünyayı sarstı, Titretti ulusları bakışıyla, Yaşlı dağlar darmadağın oldu, Dünya kurulalı beri var olan tepeler O`na baş eğdi. Tanrı`nın yolları değişmezdir’ (Habakkuk 3:6).

    ‘Ey Yeşurun, sana yardım için Göklere ve bulutlara görkemle binen, Tanrı`ya benzer biri yok.
    Sığınağın çağlar boyu var olan Tanrı`dır, Seni taşıyan O`nun yorulmaz kollarıdır. Düşmanı önünden kovacak Ve sana, `Onu yok et! Diyecek’ (Yasa’nın tekrarı 33:26-27).

    İsa Mesih de sonsuzdur. Yehova şahitlerinin ve Uluslararası Yol üyelerinin iddia etmiş oldukları gibi, Mesih İsa’nın bir ‘başlangıcı’ olmamıştır.

    İsa Mesih’in doğumunu önceden bildiren Mika Peygamber şöyle der:

    ‘Ama sen, ey Beytlehem Efrata, Yahuda boyları arasında önemsiz olduğun halde, İsrail`i benim adıma yönetecek olan senden çıkacak. Onun kökeni öncesizliğe, zamanın başlangıcına dayanır’ (Mika 5:2).

    Yeşeya, İsa Mesih’in doğumundan söz ederken diğer adların yanısıra bu çocuğa ‘Sonsuz Baba’ denileceğinden söz eder.

    ‘Çünkü bize bir çocuk doğacak, Bize bir oğul verilecek. Yönetim onun omuzlarında olacak. Onun adı Harika Öğütçü*fı*, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak’ (Yeşeya 9:6).

    İsa Mesih, ‘İbrahim doğmadan önce Ben Varım’ (Yuhanna 8:58) der. Buradaki Grekçe metin kesin bir şekilde ‘Ben vardım’ sözünü değil, şimdiki zaman olan ‘Ben Varım’ sözünü kullanır. F.F Bruce bu ayeti şöyle yorumlamıştır: İsa, sadece daha önceden olmuş bir varlık olsaydı; ‘İbrahim olmadan önce Ben Vardım’ sözünü kullanırdı. İsa daha da öteye giderek, Kendisinin her zaman var olduğunu belirten, ‘Ben Varım’ kelimeslini kullanmıştır.

    G.Campbell bu konuda şöyle der: ‘Ben varım’ kelimesi varoluşun sonsuzluğunu, tüm İbrani tarihinde Mesih İsa’nın varlığını iddia eder’.

    William Barclay’ın yorumu da önemlidir:

    İsa için zaman kavramı yoktur. İsa’dan bahsederken ‘O vardı’ diyemeyiz. Her zaman ‘O var’ demeliyiz… İsa’da zaman kavramının dışında olan bir Tanrı görüyoruz. Bu Tanrı İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un Tanrısı’dır. Bu Tanrı zamandan önce de vardı ve zamandan sonra da var olacaktır’.

    #34529
    Anonim
    Pasif

    Herhalde fiziksel bir “oğul” olarak inanmadığınızı ben de biliyorum ama böylesini de pek akla yatkın bulmuyorum. Zira İsa (a.s.)’ın da Allah gibi zaman ve mekandan, her zaman var olarak gördüğünüz için direkt Allah’a yani (haşa) sizin inancınızda Baba’ya ortak koşmuş oluyorsunuz. Bu da düpedüz teslis inancına giriyor. Şimdi bu üçünden en büyük “baba” dediğiniz midir? Hangisi hangisini yaratmıştır? Eğer üçü de kendiliğinden hep vardı ve yaratıldıysa bu da demektir ki sonsuz sayı da tanrıların var olma ihtimali var demektir. Buna ne dersiniz?

    #34530
    Anonim
    Pasif

    Sayın Turk,

    Aynada gördüğün kişi, ‘sen’ değilsin. O sadece senin bedenin. Esas ‘sen’, o bedenin içinde yaşayan kişidir. Bedenin zamanla yaşlanır ve değişir, ama nedense, o bedenin içinde yaşayan hep ayni kalır. Beş yaşında iken de, yetmişbeş yaşında iken de, hiç değişmez. Hep ayni kalır. Bu, ‘sen’ dediğimizin, bir bedeni olduğu gibi, bir de ruhu vardır. Bedeniyle dünyayı algılarken, ruhuyla da ruhsal dünyayı algılar. Yani, ‘sen’ bir Üçlübirlik’sin. Bir tanesin, üç tane değilsin. Tanrı da işte, buna benzerdir.

    Kendini basit bir beden olarak görmek, çok materialistik olur. Mesela, gerçekleşen bir düş görmüş olsak bile, bunu sadece et ve kemikten oluşan bedenimizle izah etmek, imkânsız oluyor. Materialistik düşüncenin sınırları, hemencecik orada bitiyor. İleride olacak bir şeyi, beden nasıl bilebilir?

    Otobüs şöförü bir arkadaşıma, “Dikkatli ol. Ön sağ lastik patlayacak bugün” demiştim. Rüyamda görmüştüm. Aynen dediğim gibi olduğunda, arkadaşın ağzı açık kalmıştı. Sadece ‘beden’ bunu nasıl bilebilirdi? Bunun gibi daha birçok misal verebilirim. Kaldı ki bugün, insanlar, ‘Astral Projection’ dedikleri, yapılmasını asla tavsiye etmediğim ve Şeytanî olan birşey yapmaktadırlar. Bedenlerini terk edip, tekrar bedenlerine dönebiliyorlar. Materialistik olmak, biraz fazla basit kalıyor.

    Bizler, bir insana ‘Tanrı’ demiyoruz. Ben ‘haşa-maşa’ da demiyeceğim. Hiç hoşlanmıyorum bu kelimeden. ‘Haşa’ diyenler, kimleri nelere eşitlemiş bir bilseniz, belki de, siz de kullanmazsınız. Evet, biz bir insanı ‘Tanrı’ yapmadık. Ne biz, ne de Yahudiler, bunu asla yapmazlar. Kutsal Kitab’a, yani Tevrat, Zebur ve İncil’e inanan kimse bunu asla yapmaz, yapamaz. Tevrat, Zebur ve İncil buna yer vermez, asla müsaade etmez. Öyle bir öğreti yoktur. ‘Vardır’ diyen, bu yalandan bir menfaat bekleyenlerdir.

    Ama biz, insanda beden alan Tanrı’ya taptık ve tapıyoruz. İnsana değil. Musa’nın çölde, ayakkabılarını çıkarıp da yanan çalıya, yani ateşe veya ‘Ateş Tanrı’sına diz çökmediği gibi, biz de bir insan önünde diz çökmüyoruz. Musa, ateşe değil; ateşte beden alıp konuşan Tanrı’ya ibadet etti. Biz de, bir insana değil; o insanda beden alıp, dünyamıza gelen ve kendisini bildiren Tanrı’ya ibadet ediyoruz.

    İsa Mesih, insan bedenindeki Tanrı’dır. Tanrı Kelâmı’dır. “Ol” deyip de oldurtan güçtür. Kuran bile O’na “Kelamullah” diyor. “O Tanrı’dan bir Ruhtur” diyor. O’nu sadece ‘İyi bir Peygamber’e indirgemek, Tanrı’yı ve O’nun kurtuluş planını anlamaktan yoksun kalmak demektir. “O’na (Meryem’e) Ruhumuzdan üfledik ve bakire gebe kaldı” diyor Kuran. Bunun anlamını düşünmek lâzımdır. İsa’yı bir tek insanoğluna indirgemek, ‘kahramanlık’ gibi görünebilir ama altında kesinlikle ‘düşmanlık’ ve üstelik ‘Tanrı düşmanlığı’ yatmaktadır. Bırakın Tevrat, Zebur ve İncil’i; Kuran’ı bile hiçe saymaktır. Binbir dereden su getirip, Mesih’i sadece bir insanoğlu yapma gayreti, acınacaktır.

    “Meryem oğlu İsa, o Mesihtir” diyor Kuran. Tam 11 kez söylüyor bunu. “Peki Mesih kimdir? Nedir” dendiğinde ise, Kuran sessizdir. Halbuki Tevrat, Zebur ve İncil, Mesih’in ‘Tanrı Oğlu’ olduğunu söyler. “Evet. Ben Yüce Tanrı’nın Oğlu Mesih’im” dediği için O’nu çarmıha gerdiler zaten. O, Ruhül-Kudüs dediğiniz, Kutsal Ruh’tan doğmuştur. Ruhül-Kudüs, Tanrı’nın yaratılmamış olan öz ruhudur. İnsan ruhları ise yaratılmıştır.

    Yeni bir bakış ihtiyacı ile gelmediğiniz taktirde, elinizde sadece ‘taraflı gözlükler’in olduğunu söylemek zorundayım ve bu sizi asla doğrulara ulaştıramaz. Ama ararsanız da, mutlaka bulacaksınız. Bu sözü de, biz değil, Rab veriyor.

    Rab sizi Aydınlatsın.

    #34527
    Anonim
    Pasif

    Sayın Türk, bilirsinizdir Tasavvuf’ta Sufi’ye ‘ibn-i vakt’ da nedir… yani ‘anın oğlu’… Tabi ki kastedilen bir insandır, bir ana rahminden doğmuştur ama doğal babasının yanıbaşında bir de vaktin oğlu da oluyor… nasıl oluyorsa :-) Sami dünya yaklaşımında birinin manevi akrabalığını belirtmek üzere çok sık rastlanan bir ifade türüdür bu. Sadece Sami hayat yaklaşımında da değil elbet… Çöl’ün oğlu, kent çocuğu, deniz dölü deriz, bugün bile insanların meyillerinden dolayı… Yeni Ahit’te ‘oğul’ kelimesi tabi ki beşeri anlamdaki bir ‘oğul’luğa işaret etmez… bu tamamen aşikardır (söz konusu aşikarlık Hristiyanlk tarihinde en doğal sayılan şeylerden biridir de tabi). Varlıksal menba ve akrabalık ifade eden bir sözdür. İnsan’dan doğan değil de Tanrı’dan doğan anlamında.

    Hz. İsa Mesih’in mesihliği ise yaradılmış kainat ile yaradılmamış aşkın gerçeğin arasındaki göbek bağını teşkil edişindendir. İsa Mesih kendi dediği gibi mecazi evrensel üzüm bağının kendisidir. O’nun bütünlüğünün devamı olan bir dalı, uzantısı, olarak kalmak insanı Yaradan’ı ile birlik durumunda muhafaza eder. Bu bağın kökü ise tümden aşkın olan Tanrı’dadır. Aşkınlık toprağından hayatı alıp tüm uzuvlarına dağıtır. Uzuvlar bu sayede yaşarlar. Aksi takdirde çürür, ölürler.

    Hristiyanlık anlayışında Tanrı çok değildir, bir de değildir… Tanrı ‘nesne’ değildir ki herhangi bir sayısallığa sığabilsin. Tanrı tümden aşkındır ve özünde ‘ilişki’dir, dolayısıyla da sevgidir (ilişki olmasa sevgi olmaz zaten). ‘Baba’ yani ‘Kaynak’, ‘Oğul’ yani ‘Kaynağın ebedi içeriği, kendisinin ‘hikmeti’, bir de ‘Ruh’ül Kudüs’ yani ‘Kaynak’ ile ‘Oğul’ arasındaki ‘İlişki bağı ruhu’ vardır. Başka şekilde söylenecek olsa ‘ben’ vardır ‘sen’ vardır… bir de ‘o’ vardır. Bunların her üçü birbirlerinin sayesinde varlardır. ‘Ben’siz ‘sen’ var olamaz, bu ikisiz ise ‘o’ var olamaz. Ve bunların üçü de birbirlerine her an bir ‘ben’, ‘sen’ ve ‘o’ durumundalardır. Birlikte çokluk, çokluk ise birliktedir… Çokluğun ana birimi ise bu üçlüktür. Bu üçlük günlük beşeri hayatlarımızın bile her yerinde görülen bir mevhumdur, farkına varana elbet.

    Biz Hristiyanlar, tek tanrıya inanmıyoruz, çok tanrıya da inanmıyoruz… Aşkın bir Tanrı’ya inanıyoruz. Özünde ‘ilişki’ ve dolayısıyla da sevgi olan bir Tanrı’ya inanıyoruz. Günlük hayatımız da bu aşkın sevgi kaynağının bir tezahürüdür… hakikatten yaşandığında. Duamız da özünde sözlerden ibaret değildir (dıştaki tezahüründe sözlere bürünmüş olsa bile)… söz ettiğimiz ‘Üzüm Bağı’nın uzantısı olarak yaşamayı muhafaza edecek bir ‘salih’liktir daha ziyade. Yabancılaşmanın (yani günahın) tersi olan ‘ilişki’ ortamında yaşama koşuludur. Hayatın aralarında kopuk bir ‘nesneler’ curcunası değil de İllahi Üçlü’yü yaradılmış dünyada aksettiren bir canlı ilişkiler bağı oluşunun farkındalığı… Sevgi’de kalıştır yani…

    Esenlikler…

    #34536
    Anonim
    Pasif

    sayın turk,

    kemal arkadaşa katılıyorum bu konuda, işinize gelen yerlerde MESİH, kun (ol) üfürdü vb. kabül ederken neden Mesih ide onayladığnız halde bu ünvanın ne zaman ve nerelerden geldiğini es geçmektesiniz ki? bunu anlayabilmiş değilim tarafsız bir insan olarak.

    Kaldı ki sizin inancınız da bile kutsal Ruh varken, biz söylemleri yüzlerce yerde geçerken. bizden kasıt nedir? ama siz melekler der geçersiniz, melekler aracıdır, yaratıcılar değildirler, aldıkları emirleri uygularlar sadece, ama söylemlerinizde biz yaptık.! biz yarattık.! deyimleri sıkça vardır. Ruhül Kudüs’ün manası nedir sayın turk? Biz deyimi de çoğul değilmidir?

    çifte standartlarla böyle derin mevzular ne anlaşılabilir, nede izah edilebilir, sayın turk. saygılar.

    #34539
    Anonim
    Pasif

    @turk 17412 wrote:

    Bence sizler İsa (a.s.) babasız dünyaya geldiği için ona (haşa) “oğul” diyorsunuz. Eğer yanlış düşşünüyorsam doğrusu nedir?[/QUOTE

    Svegili kardeşim bende henüz üç dört aydır araştıran biri olarak naçizane size yardımcı omak isterim.güneş birdir ancak ışık güneşten gelir ve yine ısı güneşten bize gelir güneş-ışık-ısı.güneş olmadan ışık olurmu yada ışık olmadam ısı.işte bunların üçüde güneş değilmidir? bol bol okumanızı öneririm …okudukça empoze edilmiş bilgilerin yanlış olduğunu ve öğrendikçede ufkumuzun genişlediğini göreceksiniz.selamlar…

    #34551
    Anonim
    Pasif

    inancınız akla hiç yatkın değil. bir kere sonsuz sayıda tanrıların olmasına açık kapı bırakıyorsunuz ve inancınız panteizme de pek benziyor. “tanrı sevgidir” diyorsunuz ama bu durumda kötülüğün kaynağını muallakta bırakıyorsunuz. benim inancım iznikte toplanan papazlar Allah’ın kudreti olarak HZ.ADEM’E BENZER bir şekilde, babasız yaratıldığı ve Yahudiler tarafından veled-i zina olmakla suçlandığı için onun olmayan “baba”lık makamına Allah’ı koydunuz. Sizin bu mantık anlayışınızla Hz.İsa tanrının üçte biri ise Hz.Adem de yarısı olmalıdır. Hiçbir cevabınız beni tatmin etmedi.

    #34554
    Anonim
    Pasif

    @turk 17448 wrote:

    inancınız akla hiç yatkın değil. bir kere sonsuz sayıda tanrıların olmasına açık kapı bırakıyorsunuz ve inancınız panteizme de pek benziyor. “tanrı sevgidir” diyorsunuz ama bu durumda kötülüğün kaynağını muallakta bırakıyorsunuz. benim inancım iznikte toplanan papazlar Allah’ın kudreti olarak HZ.ADEM’E BENZER bir şekilde, babasız yaratıldığı ve Yahudiler tarafından veled-i zina olmakla suçlandığı için onun olmayan “baba”lık makamına Allah’ı koydunuz. Sizin bu mantık anlayışınızla Hz.İsa tanrının üçte biri ise Hz.Adem de yarısı olmalıdır. Hiçbir cevabınız beni tatmin etmedi.

    Hep ayni cevaplar sayın türk. Ama hiçbirinin tutulacak tarafı yok. Ezberlenmiş cevaplar. Tanrı’nın Kutsal Ruhu’ndan doğmuş, dünyasal babası olmayan Mesih’ten bahsedildiğinde, hep “Adem de babasız doğmuştu. Fark nerede?” diyorlar. Kendi Kitab’ını bu kadar inkâr etme gayreti içerisinde olan hiçbir başka din yoktur. Sadece şu soruyu sormak istiyorum: Ademi yaratan, köpeği ve domuzu da babasız yaratmadı mı? O zaman, bunlar da mı Tanrı’nın oğulları?

    İznik konseyinden bahsediyorsun. Yani, İsa’nın Mesihliğini, Tanrı’nın Oğlu olduğunu MS.325 yılında, burda toplanan papazların uydurduğunu ima ediyorsun. Yine, tutulacak tarafı olmayan bir iddia, ve yine hakikatlerle en ufak bir ilgisi bile olmayan tipik bir İslâmî cevap. Halkı asırlardır böyle kandırıyorlar zaten. Kendileri girmedikleri gibi, başkalarının da girmesini engelliyorlar. Sayın türk, elimizde 1.,2. ve 3. yüzyıla ait, yani bu İznik konseyinden çok daha önce yazılmış ve İsa’nın Tanrı Oğlu Mesih olduğunu söyleyen, birçok lisanda yazılmış, binlerce yazı ve nüsha vardır. Bunların hepsini yok etsen bile, 3500 yıldır bizimle olan Tevrat ve Zebur’un, Tanrı Oğlu Mesih hakkında 336 tane şahadeti vardır. Forumu biraz okusan, yüzlerce defa ayni sorulara cevap yazmak zorunda kalmazdık. Ama yine de sana değer verdiğimiz için, seve seve yapıyoruz.

    Kötülüğün kaynağı konusuna değindiniz. Tabii ki Tanrı kötülüğün ne olduğunu biliyor. İyilik yoksa, kötülük de olmaz. Ben evlâtlarım için yüreğimde hep iyilik düşünüyorsam, onlar için iyi olmayan herşeyden onları korumaya çalışırım. İşte o ‘İyi olmayan’ kötülüktür. ‘İyi’ bilinmeden, kötü veya kötülük bilinmez. Kutsallık ise, iyiyi de, kötüyü de bildiği halde, her ne pahasına olursa olsun, kendi çıkarlarını bile reddederek, iyiliği seçmektir. Seçme olanağı yoksa, kutsallığın bir anlamı da yoktur. Tanrı, melekler ve insanlar bu yeteneğe sahiptirler. Yani manevî varlıklardır. Bir hayvan, manevî değildir. Kutsal veya günahkâr olamaz.

    İsa seni seviyor ve senin için de kurban edildi. O’nun çarmıhta kurban edileceği çok önceden yazıldı. İbrahim’in oğlunu kurban etme olayının hakikî anlamı budur. Ama bu Kurban’ın bir bakireden doğacağı yazılıdır. Aynen Kuran’da da olduğu gibi. Beytüllahim’de doğacak, Davud soyundan gelecek, egemenliği asla son bulmayacak. O, başlangıç ve son olandır ve geri gelişi yakındır. Yüreğini aç sayın türk.

    #34561
    Anonim
    Pasif

    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
    __________________________________________________________

    Anlasildi.Biz bosuna konusmusuz!! Sen zaten buraya birsey ögrenmeye degil sana ögretilen ve hristiyanligin hicbir dogrularini yansitmayan sacmaliklarla tatmin olan birisin.

    Onun icin hicbir hristiyanin seni tatmin etmesi ve seni inandirmaya calismasi olmayacaktir.Inandiginiz Allah’la mutlu olun.Biz gercek,Diri ve Yasayan Tanri olan YHVH’ye inanacagiz ve kulluk edecegiz.-

    Umarim su genc yasinizda daha cok okuyup gercegi bulursunuz.

    Size iyi günler…
    Kores

    #34562
    Anonim
    Pasif
    turk;17462 wrote:
    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

    Sayın turk anlaşıldı kardeşim,
    sen aba altında sopası hazır duran sürekli cezalandırmalar ile korkutan, sevgiden ırak bir yaratıcı istiyorsun. Bunu kanıksamışsınız. Hatta kendinizi ödüllendirilenlerden sayıyorsunuz. cennette Hurilerle çok cici bir yaşamı garantilemişsiniz, bunun rahatlığı içerisindesiniz.
    Ama isa zamanın da insanlık bir bebeğin iki karşı cinsin birleşmesinin sonucu doğduğunu bırak bu günki bilimin temellerini bile atmayı öğrenmişti. Sanırım siz o günleri adem sonrasın bir kaç yılı gibi düşünüyorsunuz:) düşünün insanlık yazıyı biliyordu, diller türemişti, kağıt vs (papirus) kullanıma sunulmuştu.

    Epey soru ve cevabınızı okudum sayın turk ilk başta yazdığınızın dışında farklı tek cümleniz yok. 325 iznik konsili, babasız isa, vb. iznik konsilinde yapılan mevcut eldeki belgeleri değiştirmek, onlara eklemeler yapmak değildi, öyle olsaydı 27 bölümden teşekkül eden incilin ilk 4 kitapçığı bire bir aynısı olurdu. Yani matta, markos, luka ve yuhanna kitapçıkları oysa iznik konsilinde alınan karar üçlü birliğin gerçekliğini kesin vurgulamaktı. yani bu günki meshep farklılıklarının taa o günlerde bu konuda hem fikir olduklarının deklere edilmesiydi.

    Adem ve yaratılışa gelir isek; lütfen kendi kitabınızı ve tevratta yaratılışı okuyun insanın yaratılışı bire bir aynıdır, diğer temel konular gibi, tufan, kavimlerin yok edilişi gibi. Yani işinize gelen yerleri alıp gelmeyen yerleri bu beni tatmin etmedi gibi hafifseme ve alaycı üslubunuza doğrusu anlam verebilmiş değilim. saygılar.

    #34563
    Anonim
    Pasif

    Kuran’dan Alıntılar.

    * “Andolsun Kitap ehlinden ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü o da onların aleyhine şahit olacaktır.” (Nisa Suresi, 159)

    * Şüphesiz O kıyamet saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın… (Zuhruf Suresi, 61)

    * Selam üzerimedir; … öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün de. (Meryem Suresi, 33)

    Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci kez gelişinin muhtemel zamanına işaret eden bir başka ayet de şöyledir:

    *”Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler), sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde O na yükselir. (Secde Suresi, 5)

    Bir önceki bölümde de belirttiğimiz gibi, herhangi bir işin Allah’a yükseliş süresi bu ayette, Allah katında bir gün olan fakat bizim saymakta olduğumuz 1000 yıl süreli bir zaman dilimi olarak bildirilmiştir. Kuran’da geçen bir başka ayette de Allah, Hz. İsa’yı kendine yükselttiğini şöyle bildirmiştir.

    Hani Allah, İsa’ya demişti ki: “Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim… (Al-i İmran Suresi, 55)

    *Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır; Allah onu kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 157-158)

    ____________________________________________________

    Sn Turk efendi.

    Yukarıdaki ayetler, kendine müslümanım diyen, ve kendi kitabından dahi bir haber olan, size belki kendi dininiz hakkında biraz bilgi sahibi olmanız için yardımcı olur.

    Size tavsiyem Kuran’da bolca geçen ve İsa hakkında yazılan
    ” RUH’ÜL KUDÜS” Yani biz Hristiyanların kutsal ruh dediğimiz kelimenin anlamına bol bol çalış.Birinci dersiniz bu olsun.

    * Musa’ya o kitabı verdik,ondan sonrada bir biri ardınca peygamberler gönderdik.Meryem oğlu İsa’ya da,açık mucizeler verdik onu kutsal ruh ile destekledik.Size ne zaman bir peygamber hoşlanmadığınız bir şey getirirse,kibirlenecek,kimini yalanlayıp,kimini öldürecekmisiniz. Bakara 87

    Sizin için bol bol dua edeceğim,edeceğim ki en azından yaşadığın toplumun dini (islam) hakkında biraz bilgin olsun.

    Daha sonra İsa Mesih ve İncil hakkında kritikler yapabilesin.

    ” Gerçeği bileceksin ve gerçek seni özgür kılacak”
    Yuhanna.8:32

    #34565
    Anonim
    Pasif

    Sayın Turk,
    Bilmem farkındamısınız..!
    Ben insan doğasında,olan günahtan bahsettim Biz, Adem ve Havva’nın Şeytan tarafından ayartılıp TANRI’ya karşı başkaldırmaları sonucu, bütün insanlığın,günaha bulaştığını ve bu günahın, doğmuş bir bebekte bile varlığını sürdürdüğüne inanıyoruz.
    Hepimiz Ademden geldik,Bizim inancımız da hiç bir insan TANRI katında kendi gayret ve iyi işleri ile aklanamaz.yaptığı iyilik yada eylemler, ondaki var olan günahı, ortadan kaldıramaz.
    Sayın Turk,
    İnanç, kişisel bir seçimdir.Kimse kimsenin yeni doğmuş bebeğ,ini zorla ne götürüp Hrıstıyan yapar, nede vafiız eder.
    Kimsenin ,kimseyi,de Dini inanç’larınada alet ettiği felan,yok.Siz nasıl bir düşünce yapısına sahipsiniz ,nasıl bu kadar banal ,ve kısır kalmışsınız hayret ediyorum.Bizler İnanç’ımızdan dolayı onur duyuyoruz.
    İnanç kültürel bir miras değildir,tekrar ediyorum bu tamamen kişisel bir seçimdir.kişilerin hangi coğrafyada,doğduğu hiç önemli değildir,inançları seçme hakkına sahibiz,buna her insan sahiptir.
    Ailelerimiz Müslüman diye Müslüman olmak zorundada değiliz,ki Ailelerimiz bile artık,bizim inancımızı,kabullenmişken,saygı duyuyorken, siz ne cüretle, kalkıpta adaba,uygunsuz, kelimeler sarfedip,kendi değerinizi düşürüyorsunuz.Sizi kınıyorum..
    Sayın turk,
    Bizim inancımızda zorlanma yoktur.kurtuluşa kavuşmanın tek yolu,kişilerin kendi başlarına karar verebilecek yaşa geldiklerinde,gönüllü ve bilinçli,olarak İSA MESİH’e bağlanmalarıdır.Biz kimse’nın kolundan tutup gel,seni Hrıstiyan yapacağızda demiyoruz.Sizin yaptığınızı yapıyoruz iyi haber olan Müjdeyi teblih ediyoruz,bu yanlış diyorsanız.. o zaman sizinde yaptığınız yanlıştır derim..
    Bizler araştırarak,inceleyerek,kendi özgür irademizle İSA MESİH’i RAB ve kurtarıcı seçtik ve Hrıstıyan olduk, isteğimiz şudurki,herkez aynı şekilde kendi özgür iradesi kendi inancını özgürce seçme ve bildirme hakkına sahip olsun.Haa şuda var kimsenin sitesine giripte hiziplikte yapmıyoruz..
    Ne diyeyim..! RAB’bim iSA MESİH sizi bu gaflet, uykunuzdan uyandırsın..sizi özgür kılsın.

    #34571
    Anonim
    Pasif

    @vatan 17463 wrote:

    325 iznik konsili, babasız isa, vb. iznik konsilinde yapılan mevcut eldeki belgeleri değiştirmek, onlara eklemeler yapmak değildi, öyle olsaydı 27 bölümden teşekkül eden incilin ilk 4 kitapçığı bire bir aynısı olurdu. Yani matta, markos, luka ve yuhanna kitapçıkları oysa iznik konsilinde alınan karar üçlü birliğin gerçekliğini kesin vurgulamaktı. yani bu günki meshep farklılıklarının taa o günlerde bu konuda hem fikir olduklarının deklere edilmesiydi.

    Sn. Vatan düşünceniz çok isabetli. Çok basit ve izah edici. İyi niyetliliğin salihliği nasıl da belli oluyor hemen. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az…

    Tabi ki hiç bir insan ailesi bir dine mensup diye o dinde kalmaya mecbur değildir. Bazı Hristiyan geleneklerinde çocukların ufak yaştan vaftiz edilmeleri de kendilerini hiç bir şekilde bağlamaz. Büyüdükleri zaman her istediklerinde Hristiyanlık’tan vazgeçebilir başka bir dine mensup olabilir veya ateist olabilirler. Kimsenin kendilerine hesap soracağı yoktur. İnanç insanın tamamen şahsi varlıksal bir meselesidir. Kimsenin inanca karışmaya hakkı yoktur. İnanca karışmaya yeltelenen her tür dünya görüşü totaliter bir hayat yaklaşımıdır şüphesiz.

    Ve… elbette ki bir insan yasalara aykırı bir davranışta bulunmuyorsa, çalmıyorsa, yalan söylemiyorsa, öldürmüyorsa, zina işlemiyorsa vs çok tanrıcı bir dünya görüşüne sahip olmaya da hakkı vardır. Üstelik inançların kalitesi günlük hayattaki ürünlerinden belli olur. Eğer bir çok tanrıcının hayat tarzı merhamet, kula hizmet, dürüstlük veya, en azından, vicdani tercihlere samimi saygı ise sözde tek tanrıcı olup da fiilde nefret, tehdit, şiddet ve baskı saçan birine yeğdir, tartışmasız.

15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 15)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.