• Bu konu 3 izleyen ve 2 yanıt içeriyor.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26567
    klaus
    Anahtar yönetici

    Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
    İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
    birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
    Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
    içi içine sığmaz artık ve anlar ki, suya aşık olmuştur.

    İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,

    ” Sırf senin hatırın için ey su ” diye…

    Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
    bir şeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
    çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.
    Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek acaba,

    ” Su beni seviyor mu? ” diye düşünmeye başlar.

    Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle… Halbuki çiçek,
    alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

    Çiçek, suya ” Seni seviyorum ” der.

    Su, ” Ben de seni seviyorum ” der.

    Aradan zaman geçer ve çiçek yine ” Seni seviyorum ” der.

    Su, yine: ” Ben de ” der.

    Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler…
    Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
    etrafa ve son kez suya ” Seni seviyorum.” der.

    Su da ona ” Söyledim ya ben de seni seviyorum.” der

    Ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
    artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
    Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
    çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine…

    Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
    başını döndürerek çiçek, suya der ki;

    ” Seni ben, gerçekten seviyorum.”

    Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak
    bir doktor çağırır nedir sorun diye…

    Doktor gelir ve muayene eder çiçeği.
    Sonra şöyle der doktor: “Hastanın durumu ümitsiz
    artık elimizden bir şey gelmez.”

    Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
    nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
    bakar suya ve der ki:

    ” Çiçeğin bir hastalığı yok dostum…
    Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için ” der.

    Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
    ” Seni seviyorum ” demek yetmemektedir…

    1.Yuhanna 3:18
    “Yavrularım, sözle ve dille değil, eylemle ve içtenlikle sevelim.”

    İsa Mesih’e iman edip O’na umut bağlayan kardeşler!
    Yukarıdaki hikayede ve Rab’bin güvenilir olan elçisinin söylemiş olduğu gibi, sadece ” Seni Seviyorum ” demek yetmez! Bunun için eğer Rab’bimizi seviyorsak , birbirimizi ve bize düşman olanları da sevmeliyiz. Sevdiğimizi söylediğimiz gibi bunu eylemlerle de göstermeliyiz.

    Seni seviyorum deyip sevmek, sevginin tohumudur. Bunu söylemekle kişinin yüreğine bu tohumu ekersin. Sevdiğini gösteren eylemler ise, tohumu besler ve büyütür. Sonunda, büyüyen sevgi meyvesini verir…

    Hem kardeşlerimizi içtenlikle sevmeliyiz hem de düşmanlık edenleri Rab’bimiz gibi sevmeliyiz.

    Birbirimizi içten ve eylemlerle sevelim!

    Esenlikle..

    (Alıntıdır)

    #33800
    Anonim
    Pasif

    Bir dagın zirvesinde,üç tane küçük agaç dururmuş.Büyüdüklerinde ne olmak istediklerini konuşurlarmış……………….. Birinci agaç elmas gibi parlayan yıldızlara bakarak,ben hazineleri taşımak istiyorum,elmas altın gibi .degerli taşlarla bezenmiş dünyanın en güzel hazine sandıgı olmak istiyorum demiş…………….İkinci agaç okyanusa dogru kıvrıla kıvrıla akan küçük ırmaga bakıp,Ben güçlü bir gemi olmak istiyorum demiş.Azgın sularda yolculuk yaparak çok güçlü kralları taşımak istiyorum demiş…………Üçüncü agaç aşagıdaki vadiye bakarak ben burdan ayrılmak istemiyorum demiş.ben uzadıkça uzamak insanların bana baktıkça Tanrıyı düşünmelerini istiyorum demiş..Yıllar geçmiş agaçlar büyümüş ve günün birinde üç oduncu yanı başlarında..belirmiş.Birinci oduncu keskin baltası ile ilk agaçı devirmiş.ikinci oduncuda ve üçüncü oduncuda agaçları kesmişler….Birinci agaç marangoz atölyesine gittiginde sevinçliymiş,ama,marangoz hazine sandıgı yerine bir yemlik yapmış…degerli taşlar yerine toz toprak içinde bir kenara bırakılmış…….İkinci agaç oduncu tarafından ,atölyeye götürülmüş.onuda basit bir balıkçı teknesi yapmışlar.ve hergün ölü balıkları taşımaya başlamış……Üçüncü agaç kesilip bir kereste atölyesine getirilip bırakılmış.Günler geçmış üç agaç düşlerini unutmuş……….Bir gece birinci agaçın,yapıldıgı yemlik üzerine yenidogan bir bebek koymuşlar .üstüne nurlar saçılmış Ve yemlik yapılan agaç ,dünyanın en degerli hazinesin içine aldıgını farketmış…….Aniden güçlü bir fırtına çıktıgında kayık yapılan agaç ürpermiş.Beyazlar içindeki bir adam ayakta fırtınaya emretmiş durması için,ve fırtına durmuş ikinci agaçta göklerin kralını taşidıgını anlamış…ve bir cuma sabahı odun yıgınları içindeki üçüncü agaç kızgın alaycı kalabalıgın oldu yere getirilip bir adamı ellerinden baglayıp kalabalıgın içinden sürükleyıp götülüp .bir tepeye ..çıkartılıp,haç şeklinde baglanarak üstüne çıvılemişler.kendini kaba .,çirkin hissetmiş…Ve bir pazar günü güneşin dogması ile birlikte üstündeki insanın kim oldugunu anladı…Tanrı..sevgisi .lütüf ve merhameti anladı ve ödenen bedeli anladı onun göklerdeki kral oldugunu anladı..

    Gökyüzünde ve yeryüzünde tüm yetki sana verildi ya Rab.Kıt ımanımızı dert ettigimiz dünyasal işlerimi,zayıflıklarımızı bagışla,bizleri sımsıkı kendinde tut.korkulardan korkmamayı bize aşıla yüreklerimizdeki güçünü artır…Amin

    #33803
    Anonim
    Pasif

    Bu paylasimlarinizdan bereket aldik.Rab ikinizi de bolca bereketlesin.

    Sevgi ve Saygilarimla




    img_1204141150367_301.jpg

3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.