• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #24343
    Anonim
    Pasif

    CEHENNEMİN DİBİ (DEVAMI):

    Şeytan’ın bütün çabalarına rağmen yıkılmamış, aksine daha da güçlenmiştik. Her zaman zafer bizimdi. Bizim olacaktı. Rab’be o kadar sımsıkı sarılmıştık ki, kendimizi adeta O’nun içinde kaybetmiştik. Şeytan bu sefer, bizleri içerden vurmaya karar vermişti. Bir gün hiç beklenmedik bir telefon aldım.

    – Kemal Bey siz misiniz?
    – Evet.
    – Hani şu yeni kilisenin pastörü?
    – Evet.
    – Borcunuzu ne zaman ödeyeceksiniz?
    – Hangi borcu?
    – Hani kilise için boya ve sıva malzemeleri aldınız ya!
    – Evet, ama onları peşin aldık.
    – Hayır almadınız. Hepsini yazdırdınız.
    – Olamaz. Ben hiçbirşeyi veresiye almam. Hep peşin alırım. Param yoksa da hiç almam.
    – Ama, sağ kolu adamınız hepsini veresiye aldı. “Pastörümüz bunların hepsini birden ödeyecek” dedi.

    Şok olmuştum. 800 TL’lik malzeme gerekiyor demişti. Hepsini çıkarıp vermiştim. O da gidip boya ve sıva malzemelerini alıp gelmişti. Makbuzu sorduğumda, “Sonra hepsini birden yazıp verecekmiş” dedi. Ben de şüphelenmemiştim bile. Sonra, bu adam nereden benim ‘Sağ Kolum’ oluyordu? Onu tanımıyordum bile. İki yıla yakındır kiliseye yakınlık gösteriyor, her iki-üç ayda bir gelip gidiyordu. Çoğu zaman selâmlaşmaya bile vakit bulmadan, ortadan kayboluyordu. Onu çok az tanımıştım. Birgün vaftiz olmak istediğini söylemişti. Ben de ona vaftizi ve neleri gerektirdiğini izah etmiştim. O zaman, birçok hatalı bilgilerinin olduğunu ve Kelâm’ı neredeyse hiç bilmediğini anlamıştım. “Ben zaten doğuştan Hristiyan’ım” demişti bir defasında. Bu kanaata, annesi Lübnanlı bir Ortodoks olduğu için varmıştı.

    Hemen hemen herkes, kilisedeki bütün kardeşler ve kızkardeşler, kilise binası için ellerinden geleni yapmaktaydılar. Kimisi kaynak yapıyor, kimisi fayans yapıştırıyor, kimisi de temizlik yapıyordu. Bu kişinin ise hiç yardımı dokunmamıştı. “Kemal Bey, bırak da yardım edeyim. Kendimi kötü hissediyorum. Hiç yardımcı olamadım” diye ısrar etmişti. Herkes genelde bana ‘Kemal Kardeş’ olarak hitap ederdi. O bana, daha doğrusu Rab’be yakın hissetmediği için ‘Kemal Bey’ diyordu. Ama nedense, ben de ona bir türlü ‘ ……. Kardeş’ diyemiyordum; çünkü onun kardeşliğini hissedemiyordum. Yine de sabırla Rab’de gelip, olgunlaşmasını bekliyecektim.

    “Peki. Tabii ki yardım edebilirsin” dedim. Bu, onu bana, kiliseye ve Rab’be yaklaştırmak için de iyi bir fırsattı. Bizlerle birlikte olmakla, Rab’bi daha yakından tanıyacak; olabilecek sorularına da yanıt bulacaktı. “Kemal bey, burası çok güzel bir sıva ve sonra da boya ister. Benim tanıdıklarım çoook. Birkaç fiyat alır, bunu uygun bir bedel karşılığı yaptırabiliriz” demişti. Sonunda, Ferhat isminde bir sıvacı/boyacı ile anlaştı ve işe koyuldular. O ise, Ferhat’a ücretsiz yardım edecekti. Çünkü bu, ‘Rab’bin Evi’ içindi. Toplam fiyat 2600 TL olarak belirlenmişti.

    Bu adam nasıl olduysa gidip kendisini, benim ‘Sağ Kolu Adamım’ olarak taktim etmiş ve hırdavatçıyı dolandırmıştı. Hırdavatçı beni iyi tanıdığı için, bana güveniyordu. Bu yüzden hiç düşünmeden vermişti malzemeyi. Kendisinin yüzü tutmadığı için, adamını koyup beni aratmıştı ödemeler için. Ama, benim ‘sağ kolum’ meğer başka dolaplar da çevirmiş; mahalledeki herkesten borç para dilenmiş, “Pastör geldiğinde, ondan alıp size geri vereceğim” demişti. Birçok yerde kendisini bir de ‘Pastör’ olarak da tanıtmış; “Kilise işleri için beni Hollanda’dan özel olarak getirttiler” demişti. Bizim su işlerini yapmış olan tesisatçıları bile dolandırmış, “Kemal Bey geldiğinde size verir” demişti. Restorantlarda yediği yemekleri bile ödememiş, tatlıcıya gitmiş ödememiş, kredi kartımı kaybettim deyip borç almış, ödememiş; arabasını sigortası için borç almış ödememiş; velhasıl neredeyse dolandırmadığı kalmamıştı. Yalanlarının bini, bir para.

    Yüreğime hüzün, kara bulutlar gibi indi. Her adımımda karşıma birileri çıkar, ‘adamımı’ sorardı. “Ne oldu?” dediğimde de anlatırlardı. Kiliseye lânet edenler oldu. Ağıza alınmayacak lâflar söyleyenler oldu. “Hepiniz aynisiniz” diyenler de oldu. Rab’bin ismi, üzerine çamurlu ayaklarımızı sildiğimiz pas-pas’tan bile daha kötü kullanıldı. Söylemedikleri lâf bırakmadılar. Rab’bimizi ve kilisemizi yerden yere vurdular. Oysa biz nelere katlanmıştık O’nun adına toz konmasın diye. Onları kazanmak için, ne acılar çekmiş, ne haksızlıklara uğramıştık. Rab’bin huzurunda tertemiz davranmıştık. Su tesisatçıları, “Abi, sizdeki neyse, biz de onu istiyoruz” demişlerdi. Bir tanesi de, “Kiliseniz açılır açılmaz, ben de kesin geleceğim. Tabii müsaade ederseniz” demişti. Şimdi ise, bizi gördüklerinde başka tarafa bakıyorlar. Komşularımız, bizim ‘Ne Mal’ olduğumuzu, daha kilise açılmadan anlamış olmuştu.

    Çok ama çok üzgündüm. Bize bunu nasıl yapabilirdi? Bize boş ver, Rab’be bunu nasıl yapabildi? Rab’bin parasını çaldı. Herkesin parasını dolandırdı. Gidip tümüyle kumar oynamış meğer; hepsini kaybetmişti. Meğer o, hep böyleymiş. Sahtekâr, yalancı, dolandırıcı ve kumarcı. Zavvalı Ferhat’ın da (boyacı) parasını vermemişti. O adam, aldığı günlüğe muhtaç biriydi. Almazsa, aç kalan biri. Ve bunu bile yapabildi. Tüm parayı kumara verdi. Acım sonsuzdu. Paylaşmak ve yükümü hafifletmek istediğim kardeşlerin bazıları da, “Rab’bin parasıyla daha dikkatlı olmalıydın” gibi bir tavır takınmışlardı. Dünyada kendimi yapayalnız ve terkedilmiş hissettim. Eve geldiğimde, Rab’bin huzurunda sadece ağlayabildim. Ağzımdan hiçbir kelime çıkmadı. Ruhum kendisini sözlerle ifade edemedi.

    Gözyaşları ne kadar sürdü, bilemiyorum. Ama birden Rab’bin ışığı yüreğimi aydınlattı. Karanlık bulutlar, müthiş bir hızla yok oldu. Yüreğim çok büyük bir sevinçle doldu. Sanki da gün yeniden doğmuştu. Sevgi, sevinç ve aydınlık. Gözlerimin yaşı kurumadan, sevinç çığlıkları atmak istedim. Neden mi?

    Rab, yüreğime: “Oraya murdar hiçbirşey girmeyecektir” demişti. Herşeyi birden anladım. Herşey bitmişti. Hiçbir düşünce, hiçbir tartışma, ama! fakat! kalmamıştı. Rab’bin Sözü, kılıçtan keskindi. Çalıntı boya, oraya giremezdi. Sahtekârlık ve dolandırıcılıkla elde edilmişti. Yani ‘Murdar’dı. Biz ödemiştik. Ama yine de, parasını almadığından dolayı, hırdavatçı helâl etmiyor, parasını istiyordu. Rab, ‘murdar’ olan hiçbirşey benim evime giremez diyordu. Bunu biz yeniden ödemek zorundaydık. Bunu ödersek, artık binamızı bitirecek paramız olmazdı. Ama Rab de çalıntı bir malı, kendi evinde istemiyordu. ‘Murdar Olanı’ “aklamak”, “temize çıkarmak” için bir bedel ödenmeliydi. Fazla parası olmayan bizler için bu bedel epey ağırdı. Ama ödeyecektik. Öyle veya böyle. “Murdar hiçbirşey evime giremez” diyordu Rab. Bunu büyük bir sevinçle yapacaktık. Rab, yine galibiyetin yolunu göstermişti. Şeytan bir kez daha yenilmişti.

    Bu kadar sevinmemin nedeni, sadece kilise binasının boyası için değildi. Boya aklanırsa, Rab de, komşularda oluşan kilise düşmanlığını ve bütün diğer kötü düşünce ve imajları düzeltecekti. Ben payıma düşeni yapıp, gerisini O’na bırakmalıydım. Yapacağını biliyordum. Şeytan’ın bizim üzerimizdeki tek gücü, sadece aklanmamış, çalıntı malzemeden dolayı idi. Rab beni aydınlatınca, Şeytan toz olmuştu. İkinci ve belki de daha da önemli sebep, Rab’bimizin biz günahkârlar, ‘Murdarlar’ için neler yaptığını bir kez daha ve daha da derinden anlamak oldu. Murdar olan asla O’nun evine giremiyecektir. Bunu O asla kabul edemezdi. Çünkü, karakter ve kişiliğine aykırı düşer. Hiçbir güç, bunu O’na yaptıramaz. Aklanmamış olan, Murdar olan kesinlikle girmeyecektir. Ve O’nun kanı dışında da, hiçbirşey aklayamaz. Tüm insanoğlu murdardır. Temiz olan bir tek kişi bile yoktur.

    Vahiy’nin 21. Bölümünde, ‘Yeni Yerüşalim’ veya ‘Kutsal Kent’ veya ‘Tanrı’nın Konutu’ olarak bilinen yere, “Murdar olan hiçbirşey, iğrenç ve aldatıcı işler yapan hiç kimse asla girmeyecek; yalnız adları Kuzu’nun (Mesih’in) Yaşam Kitabı’nda yazılı olanlar girecek” diyor (ayet 27). Ayrıca Yeşaya 35:8 şöyle diyor: “Orada bir yol, bir Ana-Yol olacak, ‘Kutsal Yol’ diye anılacak, Murdar kişiler geçemeyecek oradan. O yol, kurtulmuş olanların yoludur”. Rab’bin sözlerini duyunca, bununla ilgili yazıların Kelâm’da yer aldığını hatırladım ve onları bulup, sizlere yazdım.

    Zafer, burada da son bulmadı. Bu gün, 20 Eylül 2009, dolandırılmış zavvalı boyacımız Ferhat, kilisemize gelerek, hepimizin ve meleklerin huzurunda, kendisini Rab’be teslim etti. “Bundan böyle, ben de Rab için yaşayacağım” dedi. Haleluyah! Kilise 8 – Şeytan 0

    Rab’be şükürler olsun. Adı yücelsin.
    Hepinize Esenlikler Dilerim.
    Sevgi ve Dualarımla.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.