• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25423
    Anonim
    Pasif

    ÇAĞRI:

    İsa Mesih, öğrencilerine: “Sizi öldüren herkes, Tanrı’ya hizmet ettiğini sanacak” diyerek uyardı. Bu ayetin önemini anlamak lâzımdır. Çünkü aldatılmış olan, bir grup insandan bahsetmektedir. Bilinçli kötüler olduğu gibi, bilinçsizce kötülük yapmakta olanların bulunduğunu ve bunların, bir şekilde Şeytan’a hizmet etmekte olduklarını ve üstelik, bunu yaparken de, ‘Tanrı’ya Hizmet’ ettiklerini sandıklarını açıklıyor. Biz acaba bu insanlardan mıyız? Bilmeden, Tanrı’ya düşmanlık yapanlardan mıyız? Bence bugünün en büyük günahı; Tevrat, Zebur ve İncil’in yok sayılmasıdır. Çünkü dünya üzerinde, başka hiçbir ‘Tanrı Kelâm’ı yoktur. Siz de Tanrı Kelâmı’nı öldürüp de (yok sayıp da), Tanrı’ya hizmet ettiğini sananlardan mısınız?

    Peki; diğer Kitap’ları bir tarafa bırakıp, İslâm kaynaklarına bakalım: 7. yüzyılda yazıldığı iddia edilen Kuran, bu konuda, yani ‘Tevrat, Zebur ve İncil’ hakkında; ne diyor?
    *** “Senden önce indirilene inanırlar …. Yola gelesiniz diye Musa’ya Kitap ve furkan vermiştik… Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? …. Musa ve İsa’ya verilene ….. onlar arasında bir ayırım yapmayız” (Bakara 2:4,53,85,136).
    Yorum: Burada, bu Kitap’ların Tanrı tarafından verildiği onaylanıyor ve sadece bir kısmına inanıp, diğer kısımları inkâr edenler uyarılıyor. Unutmayalım, bu 7. Yüzyıl başlarında oluyor. Yani bu tarihe kadar, bu Kitap’lar vardı, yaygındı, onaylanıyordu ve bir kısmını bile inkâr edenler, kâfir sayılıyordu.
    *** “ … önce de insanlara doğru yolu göstermek için Tevrat ve İncil’i indirmişti … İsa’ya ve peygamberlere …. Inandık; onlar arasında bir ayırım yapmayız … Kitab’ın hepsine inanırız” (Al-i İmran 3:3,4,84,119).
    Yorum: O zaman (7.yy’da) var olan ve yaygın olan bu Kutsal Kitap’lar iyi ve güvenilir, Tanrı Kelâmı idi. Kitab’ın HEPSİNE inanılırdı.
    *** “Ey inananlar … daha önce indirilmiş bulunduğu Kitab’a inanın …. Davud’a da Zeburu vermiştik” (Nisa 4:136,163).
    Yorum: Tanrı ve Muhammed, Müslümanlara, bu Kitap’lara inanmaları gerektiğini buyuruyor.
    *** “…Tevrat yanlarında dururken … Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte kâfirler onlardır! … Tevrat’ı … onda yol gösterme ve nur vardır … yanlarındaki Tevrat’ı … İncil’i verdik. Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsinler … önceki Kitap’ları doğrulayıcı…” (Maide 5:43-48).

    Yorum: Tevrat neredeymiş? Cevap: Yanlarında (kayboldu, yok oldu diye birşey yok). Peki ne yapmaları gerekirmiş? Cevap: Onunla hükmetmeleri. Yani çok açıktır ki, Muhammed zamanında Tevrat bozulmamış ve tertemiz bir şekilde, binlerce kopyası ile, her havrada (Sinagog) ve hatta her evde vardı. Ve bunlar kesinlikle geçerli sayılıp, onlarla hükmedilmesi gerekiyordu. Bunu yapmayan Kâfirdi. Kuran da aslında, sadece bu Kitap’ları doğrulayıcı olarak gelmişti..

    *** “ Bize indirilene de, size indirilene de inandık” (Ankebut 29:46).

    *** “ … Rab’bin ayetleri … hakkında şüphe içine düşme” (Secde 32:22-23).

    *** “ … Ben Allah’ın indirdiği her Kitab’a inandım … ” (Şura 42:15).
    Şimdi şu soruyu sormamız gerekiyor. Yedinci yüzyıla kadar doğru ve tahrife uğramamış olarak var olan, okunması ve uyulması ve de inanılması gerektiği buyrulan, bunu yapmayanların ‘Sapık’ ve ‘Kâfir’ ilân edildiği bu dönemden sonra; dünyanın en ücra köşelerine, çeşitli dillerde yayılmış olan Tevrat, Zebur ve İncil’in tamamen yok edilmesi ve yerine başka kitapların konması mümkün müdür? Bugün dünyadan tüm Kuran’ları yok edip, yerine başka bir kitabı, ‘Kuran’ olarak yutturmak ne kadar imkânsız ise, Muhammed zamanına kadar 2 200 yıldır var olmuş ve yürürlükte kalmış olan Tevrat’ı da ortadan kaldırmak, o kadar imkânsızdır. Bunu takiben, hemen akla başka sorular geliyor. Kutsal Kitap’lar tahrif edilmişse:

    a) Bunu kim ve niçin yaptı?
    b) Nasıl yapabildi? Siz olsanız, nasıl yapabilirdiniz?
    c) İtiraz eden ve esas Kitab’ı saklayan, hiçbir Yahudi, hiçbir Hristiyan çıkmadı mı?
    d) Değişmişse, niye eski original Kitap’larla ilgili en ufak bir kalıntı bile yoktur? Bir tek cümle bile herşeyi ispatlardı. Muhammed zamanına kadar (7.yy.) sağlam ve güvenilir olan bu Kitap’lar, eğer değişmişse, ondan sonraki bir tarihte değişmiştir. Yani 7. yy. Öncesi Kitap’ların, şimdikinden değişik olmaları lâzımdır. Bir tanesi bile böyle değildir.
    e) Sadece İncil ile ilgili bile, 24 000 den fazla nüsha ve ta 1. Yüzyıla ait sayfalar vardır. Dünyada hiçbir kitabın, bu kadar tarihi kopyası yoktur. Buna rağmen, şimdiki İncil’e ters düşen hiçbirşey yoktur.
    f) Tanrı, nasıl oldu da, bu Kitapların, bir tek ayetini bile koruyamadı? Çünkü iddia, ‘doğru olan tamamen yok olmuştur’ demektedir. Bir sayfası bile muhaza edilse; şimdikilerini geçersiz kılmaya yetecekti.
    g) O zaman siz, hangi Tevrat, Zebur ve İncil’e inandın? Olmayan kitaplara nasıl inanırsınız?

    Ahmed Deedat ve onun gibilerine gereken cevaplar, çoktan ve çok defa verildiği halde; İslâm dünyası onu halâ bir kahraman görme sevdasına devam etmektedir. Onu adeta bir efsane haline getirmişlerdir. Bu adam ne yapmıştır? Tevrat, Zebur ve İncil’in geçersiz olduğunu ve güvenilmez olduğunu ileri sürmüş ve bunu bütün gücüyle ispatlamaya çalışmıştır. Tüm olayı bilen İslâm dünyası da ona alkış tutmuştur. Bu İslâm kahramanını kitapları halâ İslâm ülkelerinde çok satmaktadır.

    Peki Deedat’ın ve onun gibilerin yaptığı nedir o zaman? Niye ille de Tanrı Kelâmı’nı geçersiz, hükümsüz kılmaya çalışıyor? Aslında söylediklerinin tutulacak bir tarafı olmadığını bütün Hristiyan dünyası biliyor da, artık onu ilâhlaştırmiş olan Müslüman dünyasına bunu anlatmak zor. Her söylediği çürütülmüştür. Ama o, Müslüman dostlarından alkışı, Rab’bin onayına tercih etmiş ve hatalarını, hatalı iddialarını geri çekmemiştir. Ama bu insanlar, hak ettikleri mükâfatı almışlardır.

    “Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran’a inanıyoruz” diyorlar ama, Kuran’a ters düşen hiçbir şeye inanmıyorlar. Yani aslında, sadece Kuran’a inanıyorlar. Ve acaip olan, bunu söyleyenlerin neredeyse tümü, Tevrat, Zebur ve İncil’i hiç görmemişlerdir. Yani ezbere konuşuyorlardır. Yıllarca duyduklarını, bir papağan gibi zikretmektedirler. İman da, Tanrı’ya değil, ‘büyüklerimizin söylediklerine’dir. “Biz öyle duyduk, öyle biliyoruz. Büyüklerimiz öyle söyledi” mazareti, ahiret günü, Rab’bin huzurunda ne kadar geçerli olacaktır?

    Siz ise, belki de, bütün dinler aşağı yukarı ayni olduğunu sanıyorsunuz. Pek fark etmiyor diye düşünüyorsunuz. Halbuki, bu inançlar, birbirlerine zıttırlar. Tevrat, Zebur ve İncil’e inanan biri, asla Kuran’ı Tanrı Kelâm’ı olarak kabul edemez. Çünkü, ya güneş dünyanın etrafında döner; ya da dünya güneşin. “Ben her ikisine de inanırım” düşüncesi, ne kadar da barışçıl ve iyi niyetli görünse de imkânsızdır. Kuran da aslında, bir ağızdan “Bütün dinlere ve peygamberlere saygılıyız” der ama diğer taraftan da, Kuran’a ters düşen herşeyi reddeder, yani diğer ağızla, “Tek doğru benim” der.

    Çağrımız şudur. İnceleyin, araştırın, okuyun, dua edin ve tarafsız bir yürekle şunu onaylayın: Kitap’lar, öğretileri, anlayışları, kavramları (cennet, cehennem, günah, günahların bağışı, peygamber, vahiy anlayışı, vahiylerin geliş şekli, peygamberlik, savaş, ganimet, cariye, melekler, huriler, Şeytan, Kurtuluş, Ebedî Hayat elde etme şartları ve hatta Tanrı’nın kişiliği ve karakteri vs.) tamamen ve asla bağdaşmıyacak bir şekilde farklıdır. Tevrat, Zebur ve İncil bir tarafa; Kuran diğer tarafa. Ya üçünü çöpe atacaksın, ya da diğerini. Bu kararı ancak, siz kendiniz verebilirsiniz. Ebediyetinizi ilgilendiren bir karar olduğu gibi; Tanrı düşmanı mısınız, yoksa Tanrı dostu musunuzun bir kararıdır ayni zamanda.

    “Tanrı’ya hizmet ediyorum” diye diye, Tanrı’ya düşmanlık etmeyin. Rab yardımcınız olsun. Arayan yürek mutlaka bulacaktır.

    Esenlikler dileğiyle.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.