• Bu konu 3 izleyen ve 2 yanıt içeriyor.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26379
    Anonim
    Pasif

    BİR POLİS CASUSUNUN İTİRAFLARI:

    Kilise toplantılarına pek gelmiyordu ama, neredeyse her gün evimdeydi. İsa’ya ve öğretisine karşı çok büyük bir ilgi duyuyordu. Hergün kafasında beliren soruları sorar, cevabı dikkatle dinlerdi. Sabahleyin birlikte harcadığımız üç saat yetmezse, akşam üstüleri de gelirdi. Çok meşgul olduğum halde, ona her gün vakit ayırırdım. Diğer işlerim aksar, habire birikirdi. Bu görüşmelerimiz birbuçuk yıl kadar sürdü. Birbirimizden her zaman, dua ederek ayrılırdık.

    Bir bakan oğluydu. Zeki ve bilgiliydi. Herşeyi dikkatlice tartıyordu. Bir yıl kadar önce inanıp vaftiz olmuştu. Ama soruları asla tükenmemişti. Yüreğimde onu kazanmanın mutluluğu vardı. Şimdi ise, bu bitmez tükenmez soruları yüzünden onu yalnız bırakamazdım. Ama bu esnada da beni bekliyen işlerin altında adeta boğulmak üzereydim. O bilmiyordu ama, ne dualar etmiştim onun için; ne uykusuz geceler, ne gözyaşları. Bunları şimdi bile bilmiyor.

    Birgün yine ziyaretime geldi. Yine sorular sordu. Elinde, internetten indirdiği bazı resimli haberler vardı. 14 yaşındaki İranlı bir kız, erkek arkadaşı ile bir arada bulunduğu için (zina yaptığı için demiyor), hunharca taşlanarak öldürüldü ve kafası da, iri bir kaldırım taşı ile “Allahü-ekber” naralarıyla, domates gibi ezildi. Tabii ki bunları yapanların, Rab’bimizin:“Günahsız olan, ilk taşı o atsın” sözlerini duymadıkları belli idi. Ne de, “Nasıl yargılarsanız, öyle yargılanacaksınız” sözlerini. Zalim bir yargılama ve acımasız bir infaz, Allah adına ve gururla, vicdanlar hiç sızlamadan gerçekleştirebiliyorlardı. Ben de bunu izlemiştim internette.

    Konumuza geri dönelim. Arkadaşım o gün başkaydı. Sanki ayni kişi değildi. Ben konuşurken, o uzaklarda bir yerdeydi. Daha önce hiç böyle değildi. Rab’bin çektiği acılardan bahsediyordum. Bu acıları çektirenler de, “Ben bunu Tanrı adına yapıyorum” diye kendi vicdanlarını rahatlatıyorlardı. Ne kadar iğrenç, ne kadar gaddar, ne kadar ruhsuz, merhametsiz, cinayet ve öfke ile dolu, ne kadar Şeytan’ın Ruhu ile dolu olduklarına kör bir halde, ‘Tanrı’nın Adalet Bakanlığını’ yapıyorlardı sanki. Sanki Tanrı savunmasızmış gibi. Sanki Tanrı istediğini, istediği an öldüremezmiş gibi. Yargılanması gereken iğrenç yaratıklar, başkalarını yargılayıp infaz ediyorlar din adına ve milliyetçilik adına. Suçsuz günahsız, sevgi dolu Tanrı Kuzusu Mesih’e yapılan bu canilik, bir yaşında masum bir bebeği çarmıha germekden daha da hunharca olduğunu görmüyorlar.

    Olaylar yüreğime dokunduğu için anlatıyordum habire. İnsanlar nasıl kendi hallerine bu kadar kör olabilirlerdi. Hakikaten gözlerindeki merteğin bile farkında olmayıp, başkalarının gözündeki çöpten dolayı onları yargılıyorlardı.

    “Yeter” dedi acaip bir ses. Döndüm baktım, çenesini büzmüş, çocuk gibi ağlıyordu. Ağlamasını durduramıyordu. Dudakları titriyor, yüzü gözü yaş dolu, eliyle gözlerini silip, toparlanmaya çalışıyordu. “Yeter artık. Yapamayacağım. Artık devam edemeyeceğim” dedi kısık bir sesle. Yüzümdeki, “N’oldu?” ifadesini görünce, devam etti, “Hepsini anlatacağım” dedi. “Ben bir polis casusuyum. Beni size polis gönderdi. Birbuçuk yıldır rapor tutuyorum. Kimler var? Kimler gelip gidiyor? Esas maksat ne? Arkasında ne var? Kimler var? Paralar nerde, nasıl dönüyor?

    Bütün bunları araştırıp rapor sunuyordum. Ama bunca zaman hiçbirşey göremedim. Sadece sevgi ve haksızca çekilen cefalar. İlk zamanlar, ben de onlar gibi düşünüyordum. Bu yüzden, raporlarımı aleyhinizde ne kadar kötü yazabildiysem yazdım. Herşeyi kötü yorumladım. Herkesten şüphe ettim. Gelen yabancıları, ‘Dış Odakların Adamları’ olarak gördüm. Ama yavaş yavaş, esas caninin ben olduğumu anladım. Bu kadar masum insana karşı, beni seven, kucaklayan, hoş geldin diye evlerine güleryüzle davet eden insanlara karşı ve onların cefa çekmeleri için bu kadar uğraş verdiğime, bu kadar hunharca davrandığıma inanamıyorum. Ama şimdi sana bunları söyledim ve rahatladım. Şimdi istersen beni evinden kov, çünkü ben bunu hak ediyorum.

    Ayağa kalktım. Onu kucakladım. “Tabii ki affediyorum. Tüm söylediklerin beni sadece sevindirdi. Rab da O’nu çarmıha gerenleri affetmişti”. Yine gözyaşlarını tutamadı. “Senden birşey istiyorum” dedi. “Beni bir kez daha vaftiz et. O bir yalandı. Bir numaraydı. O vaftiz sayılmaz. Lütfen. Mümkünse, hemen şimdi vaftiz et”. Ve onu, oradaki havuzda, ikinci kez vaftiz ettim. Ertesi akşam, kiliseye gelerek öyküsünü, herkesin önünde ve herkesi hayretlere düşürecek şekilde anlattı. Rab’den ve kiliseden özür diledi. Ondan sonraki günlerde de imanını açıkça herkesle paylaştı. Hatta onu gönderen polislerle bile. 17 yaşındaki kızı da bundan sonra Rab’be geldi ve şu an Londra’da tahsilde bulunmaktadır.

    Öykümüz burda bitmiyor. Ama hayat devam ettikçe, öykü de devam edecektir. Rab’bimiz söylemişti zaten. Kuzuların arasına, kuzu postu giymiş kurtların da gireceğini bildirmişti. Aç kurtlar, kan dökücüler, Şeytan’a kulluk edip de Tanrı’ya kulluk ettiğini zannedenler. Ama Rab, yürekleri sevgi ile kazanır. Saf, tertemiz, yılmaz, bıkmaz, usanmaz, vaz geçmez, sonu olmayan, sonu gelmeyen bir sevgi. Şeytan’dan ve nefretten çok daha güçlüdür. Bizim kapılarımız ise herkese açıktır. Hem aç kurtlara ve hem de kuzulara. Gizlimiz, saklımız yoktur. Rab’bin huzurunda durur, ışıkta yürürüz. Ama ne mutlu Rab’bin Kutsal Kuzularına. Onlar çobanlarının sesini duyar ve tanır ve O’nda huzur bulur. Dünya ise bu huzuru bilemez.

    Şükürler olsun sana Rab. Tanrı Kuzusu. Adın yücelsin Rab’bimiz. Görkemli Kralımız.

    #33411
    Anonim
    Pasif

    Bu olayın şahitlerinden biri de benim. Umarım biri bu yazıyı okumuştur. Ne ülkeyi bölmek isteyen kötü kişileriz, ne de beyin yıkıyoruz. Biz inancımızı yaşamak istiyoruz. Gözümüz bu dünyanın ne pis işlerinde ne de nimetlerinde. Bizim yüreğimiz Rab’de, O’nun gelişini özlemle beklemekte. İçimizde ki iman gücü kendimizden, kendi sevgimizden ya da kendimize güvenimizden ileri gelmemektedir. Bizzat Rab’bin Kutsal Ruhu’nun içimizde bizi eğitmesindendir. Biz Rab ile biriz. Rab’bi bilmeyenler buna inanmaz, biz de gerçekliğini onların yüreklerine koyamayız. Biz yalnızca göstergeleriz. Ama inanıp arayanlar da olacak, inanmayıp reddedenler de. Ama biz neye inandığımızı biliyoruz. Ve bir zamanlar casus olan bu kişi iman etti. Ne yapıyorsak samimi olduğumuzu çaresizce kabul etmek durumunda kaldı. Çünkü hata bulamadı. Ve Rab yüreğine dokundu, çok şükür ki iman etti.

    “Bizim kapılarımız ise herkese açıktır. Hem aç kurtlara ve hem de kuzulara. Gizlimiz, saklımız yoktur. Rab’bin huzurunda durur, ışıkta yürürüz. Ama ne mutlu Rab’bin Kutsal Kuzularına. Onlar çobanlarının sesini duyar ve tanır ve O’nda huzur bulur. Dünya ise bu huzuru bilemez.”

    #33534
    Anonim
    Pasif

    Çok ama çok duygulandım.
    Kemal amca siz gerçekten örnek alınması gereken bir insansınız. Ne mutlu bizlere ki sizin gibi bir büyüğümüz arasında yoğurulup pişiyoruz. Şuanda imkanım olsa sizinle tanışmayı can-ı gönülden isterim.

    Tanrının esenliği sizlerle olsun.
    Sevgi ve saygılarımla

3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.