Bu konu 0 yanıt ve 1 izleyen içeriyor ve en son  Anonim tarafından 9 yıl 2 ay önce tarihinde güncellendi.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26910

    Anonim

    AZİZLERE DUA : –

    Ölü ‘azizler’e dua etmek, veya bizler için ‘dua etmeleri için’ dua etmenin veya yalvarmanın mantığını, huzurlarınızda biraz irdelemek istedim. Konu, kitaplar yazacak kadar geniştir. Yalnız, Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nu taşıyan ve Tanrı’ya, mezhebinden daha çok bağlı olan bir kişinin ışığı görmesine yardımcı olacak, yeterli düşünceler sunabilme ve bu sebeple de, belki birilerini yeniden Rab’be kazandıracağım ümidiyle yazıyorum.

    Dünyada ikibuçuk milyar Katolik ve Ortodoks olduğu söyleniyor. Bunların her biri, günde sadece bir dakikalığına Meryem’e veya herhangi bir azize dua etse, bu ikibuçuk milyar dakikalık bir dua demektir hergün için. Bu da, aşağı yukarı, 5000 seneye eşittir. Yani Meryem hergün bu duaları Tanrı’ya aktaracak olsa, her günde, hiç durmadan, dinlenmeden 5000 yıllık konuşma gerçekleştirmesi lâzımdır. Yani, ‘Aziz’ denen bu varlıkların, zaman/mekân sınırlaması olmayan, sonsuz ve ebedî varlıklar olmaları lâzımdır. Melekler bile böyle değildir. Sadece, yaratan Tanrı böyledir.

    Azizlerin bu duaları duymaları için, her zaman, her yerde olmaları gerekiyor. Avusturalya’dakinin de, Amerika’dakinin de, Afrikada’kinin de, Eskimo ülkesindekilerinin de, hep bir anda dualarını duyabilme yeteneğine sahip olmalıdırlar. Her zaman, her yerde olabilen, bir tek Tanrı’dır.

    Azizlerin, bütün lisanları ayni anda ve çok iyi bir şekilde bilmeleri gerekiyor. Yoksa, birçok inanlının duaları boşuna gitmiş oluyor. Çünkü azizler, bu lisanları bilmiyorlar. Ayrıca azizlerin, yürekleri, ya da ruhları da okuyabilmeleri gerekiyor. Çünkü bazı dualar, yüksek sesle değil, yürekten ediliyor. Azizlerin, tüm yürekleri bilmeleri gerekiyor. Bunu ancak Tanrı bilir.

    Dünya döndük sonra, sabah oluyor, akşam oluyor. Bazı insanlar uyumaya hazırlanırken, bazıları kalkmaya hazırlanır. Yani, gün 24 saat dua edilmektedir. Zavvallı azizlere de hiç istirahat kalmıyor. Ne geceleri var, ne de gündüzleri. Ve binlerce yıldır, bu böyle devam etmektedir. Dakika başı, dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan, değişik dillerede dua eden, 1,736,000 kişinin dualarını duyuyorlar. Bunları Tanrı’ya aktarmaya hiç vakitleri kalmıyor. Aktarmaya kalksalar, bir sonraki dakikaya sığıştırılan 1.736.000 kişinin dualarını duyamıyacaklar. Bir anda bu kadar kişinin duasını, Sonsuz Tanrı’dan başka kim duyabiliyor?

    Üstelik azizler, sadece ‘alıcı-verici anteni’ görevini de yapmıyorlar. Kendilerinden de birşeyler de katmaları isteniyor. “Ey Aziz ……., Tanrı’ya benim için yakar” gibisinden. Yani bir nevi ‘Torpil’ görevi yapıyorlar. Çünkü onların Tanrı’ya daha yakın oldukları ve Tanrı’nın onları duymaya daha hazır olduğuna inanırlar. Böylelikle, Tanrı’nın göksel Egemenliği de, dünya egemenlikleri gibi, torpil/rüşvet işine dönüşüyor. Bize de sadece, “Benim azizim, senin azizini döver” demek kalıyor.

    Aziz diye sıffatlındırılmıyan diğer ölü imanlılar da, başı-boş dolaşıyorlar. Yapacak hiçbirşeyleri yok. Onlara dua eden, yakaran yok. Çünkü onlar, Papa tarafından ‘Aziz’ ilân edilmedi. Onların Tanrı karşısında, yeteri kadar torpilleri de yok. Ama onlar da her zaman, her yerde bulunabiliyor, her lisanı anlayabiliyor, yürekleri okuyor, her dakika milyonlarca insanın yakarışına kulak verebiliyor ama ağızlarını hiç açmıyorlar. Birşeyler söylemiyorlar. Aracılık etmiyorlar. Ama belki de onlar, bunları yapamıyordurlar. Belki de bunları yapabilenler, sadece azizlerdir. Azizler var, bir de onlar kadar torpilli olmayan, basit inanlılar var. Tabii, Aziz Pavlus bu ayırımı bilmediği için; bu basit imanlılara dönerek, “Bizim için dua edin” demiştir. Yani, Kutsal Kitap’ta, ‘Aziz’ olanlar, ‘Aziz Olmayanlar’dan, dua istemiştir. Nerede mi? Kolos.4:2-5; 1.Sel.5:25; 2.Sel.3:1-3; Efes.6:18-20.

    Azizler aslında Tanrı gibi, çok şey biliyorlar. Ben Tanrı’ya dua ettiğimde, “Ya Rab, ben Girnede oturan Kemal Başaran. Ev adresim şudur. Hani şu yeşil kapılı ev var ya! No:14’te kalan. Kimlik numaram ……..’dır. Pasport numaram da ………….’dır. Telefon numaram ve msn adresim da ………………..’dır” diye kendimi tanıtmıyorum. “Ya Rab” demeden, O benim kim olduğumu biliyor. Azizler de, ya Tanrı’dırlar veya değilseler “Sen kimsin? Seni Tanrı’ya nasıl tanıtayım?”diye sormaları gerekiyor onlara yakaranlara. Sormadıklarına göre, her ‘Duacıyı’ biliyorlar demektir. Yaş, baş, kadın, erkek, yer, yurt, milliyet, lisan, anne, baba ve kardeşler, dertler, problemler, haklımılar, haksızmılar, günahtamılar, Rab’demiler ve daha neler neler. Sonsuz bilgiye sahip olmaları gerekiyor.

    Ben bile, “Benim şifa bulmam için dua et” diyenlere, önce tövbe edecekleri birşeyleri var mı diye sorarım. Eşini aldatan bir İngiliz Pastör, defalarca Rab’bin uyarılarına karşı gelip de tövbe etmediğinde, Rab’bin bir dokunuşu ile, bir anda ve genç yaşta, tüm cinsel gücünü kaybetmişti (Bu yüzden Rab, “Günah işlemeye sebep olan uzvunu kes ve at” diyor ya). Şimdi, bu tövbe etmemiş adam için, yani yeniden cinsel gücüne kavuşması için, ben dua mı edeyim?

    Ama azizler böyle sorular sormadıklarına göre, yani “Bunu Tanrı’ya ileteceğim, yalnız böyle bir günahın var mı senin?” demediklerine göre; herşeyi biliyor olmalılar. Yani Tanrı’dan hiçbir farkları yoktur. Çünkü azizlerin getirildikleri mertebe, onların mutlaka Tanrı olmalarını gerektirir. Tanrı’dan aşağı bir seviyedekiler bunları yapamazlar. Kardeşlerim, siz bunlara mı inanmak istiyorsunuz? İnancınız hakikaten bu mu? İçinizdeki ‘Kutsal Ruh’ (varsa eğer), hiç rahatsız olmuyor mu?

    Ama diyeceksiniz ki, “Kutsal Kitap’ta birbirimiz için dua etmemiz gerektiği yazılıdır”. Tamamen katılıyorum. Rab bizim ‘Bir Yürek’ ve ‘Bir Düşünce’de olmamızı istiyor. Ayni düşünce ve yürekle, 2-3 kişi bile bir araya gelse, Ben oradayım ve istediğinizi alacaksınız diyor. Bizim bir bütün olmamızı istiyor. Ama herkes Rab’de eşit olarak. Torpil-morpil yok. Pavlus kiliseler için dua ettiği gibi; kiliselerden de kendisi için dua etmelerini istiyor. Ama buradaki fark şu: Hiçkimse, ‘ölü azizler gibi’, Tanrı mertebesine yükseltilmiyor, olağan üstü güçlerle donaltıldığına inanılmıyor.

    Pavlus onlara yazarken, onların bildiği bir lisanda yazıyor. Mektup ellerine geçmeden, Pavlus’un ne istediğini kimse bilmiyor. Pavlus kimseyi ‘Aracı’ yapmıyor. Pavlus’un mektubunu alanların dışında, diğer azizler de (Petrus, Yuhanna vs.) Pavlus’un ne dediğini, ne istediğini bilmiyor. İsteği alanlar, insan sınırları içerisinde kalıyorlar. Bir günde milyarlarca dua ve yakarışa hizmet edemiyorlar. Yani kısacası onlar, sadece insan. Ölü Azizler ise, Tanrı’dan farksız. Öğreti farkını görebiliyormuyuz? Şeytan’ın nasıl hakikatleri kıvırtarak bizleri putperest yaptığını anlayabiliyor muyuz? Huzurunda eğilenleri ve kendisini yüceltmek isteyenleri gören Pavlus, elbiselerini yırtıp, “Bunu sakın yapmayın” diye dehşet içerisinde haykırdı. İbadet kabul etmenin ne kadar büyük bir günah olduğunu biliyordu. (Elçilerin İşleri 14:8-22). Tanrı’dan başka kimseye tapmayacaksın, dua etmeyeceksin, hiçbir insanoğlunu yüceltmiyeceksin. Çünkü insanlar arasında kim ve ne yüceltilirse, o Rab’be iğrenç gelir.

    Ne diyeyim, inanmak isteyeni, kendi Aziz’i korusun. Dünyada kendi kendilerini koruyamıyan bu azizler, sizleri koruyabilecek mi? “Tanrı’yı bildikleri halde (sadece) O’nu Tanrı olarak yüceltmediler, O’na şükretmediler (O’nun yerine başkalarına da şükretiler). Tanrı’yla ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan’ın yerine, yaratığa tapıp, kulluk ettiler. Oysa Tanrı sonsuza dek övülmeye layıktır! Amin.” (Rom.1:21 ve25).

    “Dikkatli olun! Mesih’e değil de, İNSANLARIN GELENEĞİNE, dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle, kimse sizi tutsak etmesin. Çünkü Tanrı’lığın bütün doluluğu bedence Mesih’te bulunuyor (sadece Mesih’te). Siz de her yönetim ve hükümranlığın başı olan Mesih’te doluluğa kavuştunuz” (Kolos.2:8-10).

    Suyu şaraba çevirmesi için İsa’yı ikna eden Meryem’e yakarılıyor da, imanıyla kölesine şifa verdiren yüzbaşıya (Luka 7:1-10) veya en büyük iman sınavı vermiş olan ve İsa’nın tüm isteksiz görünen tavrına rağmen ısrar edip, yakararak ikna edip, kızını cinlerden kurtaran Kenanlı kadına (Matta 15:21-28) niye yakarılmıyor? Bunlar niye aracı konmuyor? Heykelleri dikilip yüceltilmiyorlar?

    Hafife alınacak bir şey değildir bu. Çok çooook büyük bir günahtır. Haiti depreminden sonra, Katolik kilisesinde ‘Vudu Ayini’ yapılarak, kameralar önünde Şeytan’a tapıldı. TV ekibi bile şaşkınlık içerisinde kakarak, “Hristiyan bir kilisede nasıl Vudu ayini yaparsınız?” diye sorduğunda; “Eeeeh! Biz İsa’ya da taparız” cevabını verdiler. Vicdanları rahat. Kimse onlara yanlış yaptıklarını söylememiş, öğretmemiş. Çünkü zaten Katolik ve Ortodokslar da, “İsa’ya da” taparlar. Tarih boyunca tüm putperestler de, ‘Bilinmeyen Tanrı’ya da’ taparlardı.(Elç. İş. 17:23). Ama bu onları kurtaramadı.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)

Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.