• Bu konu 3 izleyen ve 2 yanıt içeriyor.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #24272
    klaus
    Anahtar yönetici

    Paylaşmak istedim…

    2007 yılı Nisan ayından önce, Malatya dendiğinde ilk aklıma gelenler; “mışmış” ve “malatya malatya bulunmaz eşin” türküsü ile sınırlı idi. Ne yazık ki, artık bunlar ilk aklıma gelenler olmuyor…

    Amacım bu katliamla ilgili stratejik veya teolojik yorumlarda bulunmak değil, ham bir duygusallıkla ağıt yakmak da istemiyorum. Bunlar anlamlı ve gerekli görünmüyor…

    Olayı ilk duyduğumda “kanım dondu”… Yaklaşık altı aydır Malatya'da hizmet eden bir kardeşimi aradım. Telefonu yanıt vermedi. Upuzun bir beş dakika (ardından on dakika ve yarım saat sonra) yeniden ve yeniden aradım. Telefonu kapalıydı; aradığım numaraya ulaşılamıyordu. Olay hakkında bilgi alamıyordum; hareket halindeydim ve yapmam gereken işler vardı vs.

    Akşam yedi sularında telefon yanıt verdi. Telefonu eşi açtı, hemen kardeşimi sordum; yanımda ama telefonla konuşuyor, dedi. Başka bir şey sormadan telefonu kapattım. Utanarak söylemeliyim, rahatladım. Kardeşim yaşıyordu…

    Olayın ne kadar vahim olduğundan hala haberdar değildim. Baskın olmuş, ölenler varmış. Tanımadığım, tanışmadığım kişiler: Göksel Babamın oğulları, kardeşlerim. Ne diyeyim, karman çorman hisler…

    Akşam eve vardığımda olanları tüm ayrıntılarıyla öğrendim. İlk hissettiğim, derin çok derin bir acı oldu. Çarmıhında bedenine çiviler çakan askerlerin ellerini izleyen, Mesih İsa'nın yüzünü gördüm. İlk defa O'nun acısını hissettim, anladım. Bunu hakedecek ne yapmıştı? Hastaları iyileştirmekten, ölüleri diriltmekten, Müjde'yi ilan etmekten başka; ve “tamamlandı” demeden önce katilleri için dua edebilmişti. Bunun ne anlama geldiğini ilk defa anladım. Hiçbir teoloji dersinin öğretemeyeceği kadar net… Duygu ve düşüncelerimi kelimelere dökemiyorum ama, biliyorum.

    Aslında bu olay beklemediğim bir şey değildi. Bana ve benim gibilere neler yapabileceklerini anlatan “uyarı mesajları” ile yıllar önce karşılaşmıştım. Şaşkınlığım bu söylenenlerin gerçekleşmiş olmasınaydı.

    Vergisini veren, askerliğini yapan bir kişi olarak ülkemi de, halkımı da seviyordum; hala da seviyorum. İmanımla birlikte bu sevgim daha da perçinlenmişti. Bu yüzden tehditleri, çocukça şeyler olarak görüyordum. Belki bir tür “güvercin tedirginliği” ama, bir “kılıç yarası” değil.

    Şimdi… Şimdi ortada tehdit değil, yalın bir gerçek var. Kardeşlerimde karşılaştığım iki uç tepki var: Birinci uç, oldukça yavaş sesle “dikkatli ve saygılı olmaktan” söz ediyor; diğer uç ise bir tür “mazoşist söylem” geliştiriyor.

    Gerçeğin Mesih İsa'da bedenlendiğini düşündüğümden ve “denge”nin O'nun istemi olduğuna inandığımdan bu iki ucu da eksik buluyorum.

    Hristiyanların (Mesih İnanlısı türünden kamuflaj cümlelerinin hiçbir anlamı yok) kimi kuramsal (özgür irade gibi) veya yöntemsel (Rab'bin Sofrası'nda vişne suyu gibi) farklılıkları Ferisi titizliğinde ele alarak, ayrılık nedeni saymaktan vazgeçmelerini, ortak noktalar üzerinde yükselerek bir olmalarını, birleşmelerini “kaçınılmaz görüyorum”.

    Türk Kilisesi'nin çok sorunu vardır. Rab'bin Günü'ne dek bu sorunların tamamı çözümlenemeyecektir, belki de.

    Kilise'nin Cennet, Hristiyanların da Melek olmadığını, olamayacağını biliyorum. Tanıklığımızı vermeye devam edeceğiz elbette. Bizdeki umudun nedenini soranlara bunu açıklamaya hazır olacağız.

    Dileğim ve duam birleşmek, “bir olmak” konusunun ciddi olarak ele alınmasıdır; Hristiyan kimliğiyle herhangi bir adım atmaya hazırlanan herkesin, ülkemizde yaşayan tüm Hristiyanları etkileyecek bir adım atmakta olduğunu farketmesidir.

    İşlerimin “ateşle sınanacağı” günde kurtuluşumu yitirmesem de, Rab'bin Yüzü'ne nasıl bakacağımı düşünüp kederlenmekte haksız mıyım?

    Ya Rab, Evrenin Tanrısı, bizlere bilgelik ve anlayış ver. İstemini öğret bize; ve gerçekleştirecek gücü ver.

    İmanda küçük bir çocuk olan (ve kafası hayli karışık) kardeşinizin bu duasını işitmeniz ve “amin” demeniz için bu mesajı yolluyorum.

    Rab'bin Esenliği ve sonsuz bereketleri bizlerle olsun.

    Özcan

    #28197
    Anonim
    Pasif

    Rabbimiz İsa Mesih kendi gününde kusursuz olmanız için sizi sonuna dek pekiştirecektir.
    Sizleri Oğlu Rabbimiz İsa Mesih'le paydaşlığa çağıran Tanrı güvenilirdir.
    I. Korintliler 1:8-9

    Malatya’da yaşanan katliamın ardından duygu ve düşüncelerimi aktaran bu kısa yazıyı kaleme almıştım; paylaşımımın sonunda Hristiyan Birliğinin önemi ve gerekliliği üzerinde durmuştum.

    Yazdıklarım hakkında yapılan kimi yorumlardan, birlik konusunun hiç anlaşılamadığını (ya da bütünüyle yanlış anlaşıldığını) gördüm. Hatta o kadar ki, kimi demagojik yorumlarda “Yehova Şahitleriyle veya Adventistlerle mi birlik olacağız?” şeklinde sorular okudum.

    Bu tür hikmetsiz yorumları ciddiye almıyorum, sadece Rab’bin önüne getiriyorum, o kadar…

    Yine de birlik kavramı üzerinde düşünmeye devam edilmesini gerekli gördüğümden, “bir olmaktan” ne anladığımı, Kutsal Kitap’tan ne öğrendiğimi aktarmak istiyorum:

    Her bakımdan alçakgönüllü, yumuşak huylu, sabırlı olun.
    Birbirinize sevgiyle, hoşgörüyle davranın.
    Ruh'un birliğini esenlik bağıyla korumaya gayret edin.
    Çağrınızdan doğan tek bir umuda çağrıldığınız gibi,
    beden bir, Ruh bir, Rab bir, iman bir, vaftiz bir,
    her şeyden üstün, her şeyle ve her şeyde olan herkesin Tanrısı ve Babası birdir.
    Efesliler 4:2-4

    Mesih İsa'nın Elçiler ve onların aracılığıyla iman edecekler için duasını, anlamak için çaba harcayacakların dikkatine sunarım:

    Yalnız onlar için değil, onların sözüyle bana iman edenler için de istekte bulunuyorum,
    hepsi bir olsunlar.
    Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar.
    Dünya da beni senin gönderdiğine iman etsin.
    Bana verdiğin yüceliği onlara verdim.
    Öyle ki, bizim bir olduğumuz gibi bir olsunlar.
    Ben onlarda, sen bende olmak üzere tam bir birlik içinde bulunsunlar ki,
    dünya beni senin gönderdiğini, beni sevdiğin gibi onları da sevdiğini anlasın.
    Baba, bana verdiklerinin de bulunduğum yerde benimle birlikte olmalarını
    ve benim yüceliğimi, bana verdiğin yüceliği görmelerini istiyorum.
    Çünkü dünyanın kuruluşundan önce sen beni sevdin.
    Adil Baba, dünya seni tanımıyor, ama ben seni tanıyorum.
    Bunlar da beni senin gönderdiğini biliyorlar.
    Bana beslediğin sevgi onlarda olsun, ben de onlarda olayım diye
    senin adını onlara bildirdim ve bildirmeye devam edeceğim.
    Yuhanna 17:20-26

    Ne mutlu bu Çağrı'yı [Tanrı Sözü'nü] ciddiye alanlara!..

    #28287
    Anonim
    Pasif

    :jesus-sign: Herşeye Rağmen Sevmek ne kadar zor gelsede!
    Rab İsa Mesih, diğer yanağımızı çevirmemizi ve
    yedi kere değil, yetmşkere yedi kere affetmemizi belirtir.
    Amin. :jesus-sign:

    QUOTE(Evangelist @ May 10 2007, 12:57 AM)
    Quote:
    Paylaşmak istedim…

    2007 yılı Nisan ayından önce, Malatya dendiğinde ilk aklıma gelenler; “mışmış” ve “malatya malatya bulunmaz eşin” türküsü ile sınırlı idi. Ne yazık ki, artık bunlar ilk aklıma gelenler olmuyor…

    Amacım bu katliamla ilgili stratejik veya teolojik yorumlarda bulunmak değil, ham bir duygusallıkla ağıt yakmak da istemiyorum. Bunlar anlamlı ve gerekli görünmüyor…

    Olayı ilk duyduğumda “kanım dondu”… Yaklaşık altı aydır Malatya'da hizmet eden bir kardeşimi aradım. Telefonu yanıt vermedi. Upuzun bir beş dakika (ardından on dakika ve yarım saat sonra) yeniden ve yeniden aradım. Telefonu kapalıydı; aradığım numaraya ulaşılamıyordu. Olay hakkında bilgi alamıyordum; hareket halindeydim ve yapmam gereken işler vardı vs.

    Akşam yedi sularında telefon yanıt verdi. Telefonu eşi açtı, hemen kardeşimi sordum; yanımda ama telefonla konuşuyor, dedi. Başka bir şey sormadan telefonu kapattım. Utanarak söylemeliyim, rahatladım. Kardeşim yaşıyordu…

    Olayın ne kadar vahim olduğundan hala haberdar değildim. Baskın olmuş, ölenler varmış. Tanımadığım, tanışmadığım kişiler: Göksel Babamın oğulları, kardeşlerim. Ne diyeyim, karman çorman hisler…

    Akşam eve vardığımda olanları tüm ayrıntılarıyla öğrendim. İlk hissettiğim, derin çok derin bir acı oldu. Çarmıhında bedenine çiviler çakan askerlerin ellerini izleyen, Mesih İsa'nın yüzünü gördüm. İlk defa O'nun acısını hissettim, anladım. Bunu hakedecek ne yapmıştı? Hastaları iyileştirmekten, ölüleri diriltmekten, Müjde'yi ilan etmekten başka; ve “tamamlandı” demeden önce katilleri için dua edebilmişti. Bunun ne anlama geldiğini ilk defa anladım. Hiçbir teoloji dersinin öğretemeyeceği kadar net… Duygu ve düşüncelerimi kelimelere dökemiyorum ama, biliyorum.

    Aslında bu olay beklemediğim bir şey değildi. Bana ve benim gibilere neler yapabileceklerini anlatan “uyarı mesajları” ile yıllar önce karşılaşmıştım. Şaşkınlığım bu söylenenlerin gerçekleşmiş olmasınaydı.

    Vergisini veren, askerliğini yapan bir kişi olarak ülkemi de, halkımı da seviyordum; hala da seviyorum. İmanımla birlikte bu sevgim daha da perçinlenmişti. Bu yüzden tehditleri, çocukça şeyler olarak görüyordum. Belki bir tür “güvercin tedirginliği” ama, bir “kılıç yarası” değil.

    Şimdi… Şimdi ortada tehdit değil, yalın bir gerçek var. Kardeşlerimde karşılaştığım iki uç tepki var: Birinci uç, oldukça yavaş sesle “dikkatli ve saygılı olmaktan” söz ediyor; diğer uç ise bir tür “mazoşist söylem” geliştiriyor.

    Gerçeğin Mesih İsa'da bedenlendiğini düşündüğümden ve “denge”nin O'nun istemi olduğuna inandığımdan bu iki ucu da eksik buluyorum.

    Hristiyanların (Mesih İnanlısı türünden kamuflaj cümlelerinin hiçbir anlamı yok) kimi kuramsal (özgür irade gibi) veya yöntemsel (Rab'bin Sofrası'nda vişne suyu gibi) farklılıkları Ferisi titizliğinde ele alarak, ayrılık nedeni saymaktan vazgeçmelerini, ortak noktalar üzerinde yükselerek bir olmalarını, birleşmelerini “kaçınılmaz görüyorum”.

    Türk Kilisesi'nin çok sorunu vardır. Rab'bin Günü'ne dek bu sorunların tamamı çözümlenemeyecektir, belki de.

    Kilise'nin Cennet, Hristiyanların da Melek olmadığını, olamayacağını biliyorum. Tanıklığımızı vermeye devam edeceğiz elbette. Bizdeki umudun nedenini soranlara bunu açıklamaya hazır olacağız.

    Dileğim ve duam birleşmek, “bir olmak” konusunun ciddi olarak ele alınmasıdır; Hristiyan kimliğiyle herhangi bir adım atmaya hazırlanan herkesin, ülkemizde yaşayan tüm Hristiyanları etkileyecek bir adım atmakta olduğunu farketmesidir.

    İşlerimin “ateşle sınanacağı” günde kurtuluşumu yitirmesem de, Rab'bin Yüzü'ne nasıl bakacağımı düşünüp kederlenmekte haksız mıyım?

    Ya Rab, Evrenin Tanrısı, bizlere bilgelik ve anlayış ver. İstemini öğret bize; ve gerçekleştirecek gücü ver.

    İmanda küçük bir çocuk olan (ve kafası hayli karışık) kardeşinizin bu duasını işitmeniz ve “amin” demeniz için bu mesajı yolluyorum.

    Rab'bin Esenliği ve sonsuz bereketleri bizlerle olsun.

    Özcan[/b]

3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.