• Dieses Thema hat 2 Teilnehmer und 2 Antworten.
Ansicht von 3 Beiträgen - 1 bis 3 (von insgesamt 3)
  • Autor
    Beiträge
  • #27047
    Anonym
    Inaktiv

    herkese merhaba.sorum şu; havva ve adem tanrının buyruklarına karşı geldikleri için tüm insanlık günahlı kabul görülüyor.
    peki neden onların bu günahı yüzünden tüm insanlık günahkar sayılıyor.
    neden bizim elimizden olmayan bir sebepten günahkar doğuyoruz?yanıtlarsanız sevinirim.

    #35488
    Anonym
    Inaktiv

    Huzur kardeş, Hristiyanlık tarihi boyunca sık sık sorulan bir soruya değinmişsin… Güzel bir soru. Gerçi cevabı pek de o kadar kolay anlatılabilecek cinsten değil. İzah edilmesinin kolay olmamasının nedeni ise Tanrı’nın kainatı nasıl yaratmış olduğu ile ilgili derin, bir yerden sonrası sadece vahiy yolu ile anlaşılabilecek bir bilgiye sahip olunmasının şart olması.

    Kainatın kendisi bir mucizedir zaten… dolayısıyla onun doğasını, işleyiş tarzını, hele hele neden varolduğunu anlayabilmek de mucizevi bir idrak türü gerektiren bir şeydir. Mucizevi idrak ise sadece vahiy ile mümkündür. Vahiy ise, sırasıyla, sadece çok yüksek teslimiyet makamlarında bulunanların manevi paklığıyla gelen bir durumdur. Hristiyanlık tarihinin tüm büyükleri, azizleri bunu söyler.

    Ama bizler şuracıkta, dilimiz ve manevi mertebemiz yettiğince bir izahta bulunmaya çalışalım:

    Hani ırsi hastalıklar vardır ya… anne ve babadan çocuğa geçer… işte onun gibi bir durumdur ‚köksel günah‘ (İngilizcesi ‚original sin‘) dediğimiz şey. Çocuk öyle bir durumda ‚benim ne kabahatim vardır‘ diye hayıflanabilir ama… kendi doğası anne babasının doğasının uzantısı ve ürünü olduğundan onların doğasındaki hata kendisine de geçer. Kendi de anne babasının içersinde mevcuttu tohum olarak da ondan.

    Köksel günah iki şahsın işlediği bir günah değildir sadece… İnsanoğlunun doğasını değişime-mutasyona uğratmış bir günahtır. Şahıstan şahısa söz ve eylemle geçtiği yoktur, ortak doğaya mensubiyetten geçtiği vardır. Ondan tüm tarihteki insanlığa da geçmiştir. Adem ile Havva tüm insanoğlunun tohumlarının içerlerinde bulunduğu ilksel ve öğesel çifttir, öyle olunca da kendilerinde bulunan bir varlıksal düşüklük tüm öbür insanlara da geçer.

    Adem ile Havva aslında insanoğlunun tümüdür. Öğesel erkek ile kadın çiftidir (Zaten ‚Adem‘ ismi İbranice’de ‚topraktan olan‘ anlamında bir isimdir, ‚Havva‘ ise ‚hayat‘ anlamındadır… öğesellikleri isimlerinin kelime anlamlarından da belli oluyor). Öğe düzeyinde bir hata oldu mu o hata heryere yayılır. Bir şablondaki pürüzün o şablonla çizilecek her şeklin pürüzlü çizilmesine neden olacağı gibi.

    Aslında insanların ‚köksel günah‘ kavramını anlayamıyor olmaları tam da bu günahın kendilerinde hasıl ettiği varlığın vahdetinin (birliğinin) farkına varamama körlüğünü de doğurduğundandır. Tüm varlığın kesintisiz bir birlikte (vahdet durumunda yani) olduğu anlaşılsa ‚köksel günah’ın da hertarafa nasıl bulaştığı anlaşılır. Ama işte… ‚köksel günah’ın başlıca etkilerinden biri kendi kendini görünmez kılmak için insandan varlığın vahdetinin farkındalığını eksik etmesidir.

    ‚Köksel günah’ın ‚büyüsü’nde hapsolan zihin kainatı birbirinden tamamen ayrık bir cisimler toplamı ve kargaşası olarak görür, oysa kainat bir tüm her yeri birbiriyle bağlantılı olan bir ‚ağ’dır. Tek bir Tanrı’dan yaratılmıştır ve bu ‚bir’liği yansıtır.

    Günaha hapsolunmuş insan ondan korku ve endişede hisseder kendisini kainatın içersinde. Kopuk hisseder kendisini, sürekli tehdit altındaymış gibi tedirgin yaşar. ‚Yabancılaşmıştır‘ çünkü. Kainat kendisine yabancıdır. Halbuki Rab sayesinde ‚yeniden doğmuş‘ olana tüm kainat aşinadır… kendisinin uzantısıdır. Korkmaz. Sever.

    … … …

    Hristiyanlığın öğretisine göre insan doğarken günahkar doğar. Sayısal açıdan değil… öğesel açıdan. Yani sayıca işlemiş olduğu günahlar yoktur ama sayılabilen türden (yalan, hırsızlık, zina, cinayet falan gibi) günahlar doğurmaya meyilli hastalıklı bir doğaya mensup olarak doğar. Doğasında çarpıklık vardır. Ve bu doğasındaki çarpıklıktan ötürü kendi kendini şifalandıramaz. Hata kendi kendini düzeltemez. Suya düşmüş birinin kendisini kendi saçlarından yukarıya çekip de boğulmaktan kurtaramayacağı gibi. Dıştan birinin el uzatması gerekir ki kurtulsun. İşte Hz. İsa Mesih’in yaptığı budur. Biz kendimizi kurtaramayacağımızdan dolayı O bizi kurtarır. Yani Ebedi olan Tanrı’nın kendisi bizzat insan vücuduna bürünüp tarihe, zaman ve mekana girer… orda tarih içinde, zaman ve mekana hapsolunmuş, artık bu hapsolunmuşluktan çürümeye yüz tutmuş, kendi kendine hiç bir yardımda bulunamayacak durumda olan insanoğlunu kucağına alır, hapisten çıkarır, Ebediyet soluğunu almasını, varlıksal düşkünlükten önce olduğu gibi yine mümkün kılar ve… hatta artık bir daha aynı hataya düşmemesi üzere hatanın nerde işlenmiş olduğunu da kendisine gösterir, vahyeder.

    Ama dediğimiz gibi… tüm bu söylenenler bir nebze ‚uyanmaya‘ dürtecek şeyler sadece. ‚Köksel günah‘ sırrının tam olarak ne olduğu ise Rab müridliğinde epey yol aldıktan sonra vahyolunacak bir şey.

    Yardımda bulunabildiysek Rab’be şükürler olsun…

    Esenlikler…

    #35489
    Anonym
    Inaktiv

    Uzun uzun anlatmışsınız.teşekkür ederim.günah insanın doğasında dediğiniz gibi.bunu değiştiremeyiz.ancak bundan arınmak tanrıyla olan iletişime bağlı.
    ayrıca köksel günaha verdiğiniz örnekle kafamda daha kalıcı oldu bu konu.sağolun.

Ansicht von 3 Beiträgen - 1 bis 3 (von insgesamt 3)
  • Du musst angemeldet sein, um auf dieses Thema antworten zu können.