#30403
Anonim
Pasif

Değerli Kardeşim,
Bende sizlerle iletişimde olmanın huzurunu ve sevincini yaşıyorum. Dilerim birgün yine karşılaşır, uzun süre sohbet etme olanağı buluruz.
Joyce MEYER’e ait yazıyı bir kez daha okudum ama hala anlamakta zorlanıyorum.
“Çocuklar doğdukları zaman günahlı bir benlikle dünyaya geliyorlardı. Çocuklar akılları erene dek günahlarından sorumlu tutulmazlar ve bu yaş sınırı her çocuk için değişik olabilir. “
Gerçekten de ilk günahın etkisiyle tüm insan ırkı günahkar bir doğayla (günahlı bir benlikle) dünyaya geliyor. Yani doğan bebek bu doğasıyla günahkar biri olarak doğmuş oluyor. Doğan bebeğin herhangi bir günah işlemesi olanaksız fakat Kutsal Kitaptan anlaşılacağı gibi Tanrı gözünde bu o kadar da önemli değil. Onun günah işleyip işlemediği Tanrı’nın adaletinden kaçabileceği anlamına gelmiyor. Uygun olan adaleti alacağı kesindir. Tanrı adaletini bu doğan bebek üzerinde uygularsa ki uyguluyor; günahlı bir doğaya sahip olduğundan günahın ücretini alır. Bakın Kutsal Kitap günahın ücertini açıkça nasıl saptamış:
Rom.6: 23 Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.
Kısaca doğan bebekler günahlı doğaya sahip olarak doğduklarından günahkar sayılırlar ve Tanrı’nın gözünde o bebek Tanrı’yı hoşnut edemez (Rom.8:8 Benliğin denetiminde olanlar Tanrı’yı hoşnut edemezler).
Joyce MEYER, konuyu şu cümleyle devam ettirmiş “Yaptıklarının Tanrı’ya karşı günah olduğunu fark edebilecekleri yaşa geldikleri zaman , Tanrı’yı seçmek ya da O’nu reddetmek fırsatına sahip olurlar.”
Bu açıklama da Kutsal Kitab’a uygun düşmüyor.
Günahkar bir doğaya sahip olan biri Tanrı’ya ait gerçekleri kabul etmez, etmek te istemez.”1.Ko.2: 14 Doğal kişi, Tanrı’nın Ruhu’yla ilgili gerçekleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir, ruhça değerlendirildikleri için bunları anlayamaz.”
Tanrı’ya ilişkin gerçekleri anlamaları için düşüncelerinin yüreklerinin aydınlatılması, yenilenmesi (değiştirilmesi) gerekmektedir. Bu işi başaracak olanda Tanrı’dır. Herşeye gücü yeten Tanrı kişiyi kendisine çeker, lütfuyla da Tanrı’nın gerçeklerini arzular. Bu arzulama sağlandıktan sonra kişi tamamen özgür bir seçim sonucu Tanrı’ya gelirler.
Yani Tanrı’yı seçmek bizim başaracağımız, isteyeceğimiz bir tercih değildir.

Rom.8:29-30 “Önceden bildiği kişileri belirledi. Belirlediklerini çağırdı. Çağırdıklarını akladı. Akladıklarını ise yüceltti.”

Yu.15: 16 Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim. Gidip meyve veresiniz, meyveniz de kalıcı olsun diye sizi ben atadım…”

Kısaca toparlamak gerekirse “inandığımız için seçilmedik, seçildiğimiz için inandık. Bu LÜTUFTUR.

Rab’bin lütfu hepimiz üzerinde artarak egemen olsun…