#28704
Anonim
Pasif

Bu makâlenin sâhibini hiç bilmiyordum. Yazıyı okuyunca ismini copy/paste edip ‘hazreti google’da arattım. Ulaşabildiğim sonuç doğru ise, kendisi 18. yy da yaşamış Hrsitiyan vaiz ve teolog imiş. Üstelik de Protestan. Fakat, şâyân-ı dikkattir ki; yukarıdaki makaleyi tam bir Ortaçağ engizisyon papazı mantığıyla düşünüp yazmış.

Pavlus; “Çünkü bizim kavgamız kana ve ete karşı değildir. Ama başkanlıklara, yetkilere, şu karanlığın evrensel çapta eylem yapan egemen güçlerine, göksel yerlerdeki ruhsal kötülük kuvvetlerine karşıdır.” (Efesliler: 6/12) der. Yâni işin özü; RAB Tanrı insana karşı değildir; insanın, ruhsallık yerine karanlığı seçmesine ve yaptığı kötülüklere karşıdır. Eğer İnsana karşı olsaydı; çoğumuzun çirkin bir tabiata sahip olarak yaşayıp öleceğmizi bile bile bizleri yaratmasını “Tanrı sevgidir” diye açıklayabilmek mümkün olmazdı.

Demek ki Pavlus, MESİH inancının temel ilkelerini bu vaiz kadar kavrayamamış. Edvards’ın kaleme aldığı düşünceler İncil’e mi, yoksa Kur’andaki şu âyete mi daha çok uymaktadır; okuyanlar karar versin.

“Ancak rabbının rahmetile yarlıgadığı kimseler müstesnâ ve onun içindir ki onları halketti ve rabbının şu kelimesi tamam oldu, ahdim olsun Cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım.” Hud: 119

MESİH; Tanrı/İnsan/Günâh bağlamını öyle müthiş bir benzetmeyle açıklar ki; gerçekten Tanrı’ya iman etmiş herhangi bir kimsenin, bu benzetmedeki güzelliği/muhteşemliği anlayamayacak kadar ebleh olabileceğini sanmıyorum. Bunu da anlayamayacak kadar çapsız/kapasitesiz olsak, üzerimize sorumluluk yüklenmiş olmasının “sebeb-i hikmeti”ni açıklayamayız.

Ferisi ve vergi görevlisi:

9-10 – Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: ‹‹Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıktı.
11 – Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: ‹Tanrım, öbür insanlara -soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere- ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim.
12 – Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.›
13 – ‹‹Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, ‹Tanrım, ben günahkâra merhamet et› diyordu.
14 – ‹‹Size şunu söyleyeyim, Ferisi değil, bu adam aklanmış olarak evine döndü. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.››

MESİH, Ferisiler tarafından sürekli olarak günahkâr insanlarla berâber dolaştığı için eleştirlmiştir.Onlara göre iyi/değerli bir öğretmen, ancak kendı sınıfından olan insanlar arasında bulunur. Bu eleştirileri yapan burnu havada Fersilere, efendiler efendisinin verdiği cevap tokat gibidir..

“…Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. Ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim.” Markos: 2/17

MESİH insana karşı olsaydı, dünyayı şereflendrmesini, onca eziyet ve sıkıntıyı çekmesini, bedel ödemesini ne ile açıklayabilirdik ? Bir baba/anne, ne kadar hatâ yaparsa yapsın, evlâdına karşı olur mu hiç ? Ebeveynler; evlatlarına değil, onların yaptığı yanlışlara karşıdırlar. İdâm mahkumunun annesinin, evladı darağacında can verirken kalbinde hisstettiği acıyı/kederi kim bilebilir ki ? Anne kâtil evladına üzülürken yaptığı yanlışı onaylamaz ancak, onun ölümüne üzülür.

İncil, insana değil, kötülüğe karşıydı. Getirdiği öğretinin temeli/felsefesi budur. Aktarmış olduğum makâledeki yaklaşım ile, Pavlus’un Efesliler: 6/12 de vurguladığı temel prensip ne kadar taban tabana zıt görünüyor değil mi ? MESİH “Hekime ihtiyaç duyan hastalardır” buyururken, günahı ‘Mikrop’ günahkâr insanı da ‘Hasta’ olarak görür. Bir doktorun en büyük amacı/çabası da, mikrobu hastanın vücudundan uzak tutmaktır. MESİH de bir göksel/ruhsal ‘doktor’ olarak, insan ile günâhı mümkün meretebe birbirinden uzak tutmaya çabalarken; mâkâle sâhibi zât-ı muhterem, günaha batmış insana ‘Sen günahkâr’ diye hitâb ederken, maalesef onu “iğrenç bir mahluk” gibi görmektedir. Daha da garip olan, makâle sahibi zât-ı muhterem günahkârlara “Sen/siz” diye hitap etmekte, kendisini sanki günahtan âzâde tutmaktadır. Bu tavrıyla, “Tanrım, öbür insanlara -soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere- ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim.” diyen Fersi’ye ne kadar da çok benizyor değil mi ?

Ben, ateist/agnostik’in veya başka inançlara sahip insanların İncil’e saldırmalarına üzülürüm fakat, saldırı sâhiplerine çok görmem. Çünki İncil’i okumamış veya anlamamışlardır; tepki vermeleri doğaldır. En kabul edilemez olanı; kendisini “MESİH imanlısı” diye tavsif edenlerin, İncil’i okduğunu/anladığını ileri sürenlerin İncil ile pek uyuşmayan düşünceler serdetmeleridir.

Hrisityanlık üzerine yayın yapan iki televizyon kanalı var. Bu kanallarda kamera karşısına geçip otuziki dişin tekmili birden “gülücük”ler dağıtan, sık sık “Bağışlayın” diyerek insanlara taşınması zor yükleri hatırlatan, uygulanması çok zor hususları, burnunu üstündeki sineği kovalamak kadar kolaymış gibi aktaran; ama kendilerine sorduğum bir soryuya 2-3 ay sonra cevap veren veya hiç yanıtlmayan pastörleri görünce MESİH’in şu buyruğu muhayyilemde daha da bir anlam kazanıyor.

“Ağır ve taşınması güç yükleri bağlayıp başkalarının sırtına yüklerler, kendileriyse bu yükleri taşımak için parmaklarını bile oynatmak istemezler. “ Matta: 23/4

Afrikalı bir lider şunları söylemiş. “Misyonerler bizim ülkemize ilk geldiklerinde onların elinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. İşlerini bitirdiklerinde İncil bizim, topraklar onların oldu”

Yahudanın ihâneti, bunların MESİH’e ihâneti yanında çok “mâsum” kalıyor. Çünki Yahuda sâdece MESİH’e ihânet etti; öğreti zarar görmedi. Bunların ihâneti, MESİH’i tekrar takrar çarmıha gererken, insanların gerçek müjdeye ulaşmasına da mâni oluyor.

Kendi günahının idrâkinde olmayıp, başkalarına öğüt veren iman etmemiştir. Dünyadaki makamı/mevkisi ne olursa olsun, bu gerçek aslâ değişmez.