Re: MESİH inancında “şartsız/koşulsuz bağışlama” var mıdır ?

#37054
Anonim
Pasif

sn. datatip;

Hepimizin “doğru” ve “yanlış” davranışları vardır. Çoğumuz, yanlışlarımızı “doğru” olarak algıladığımız ve bu hususda şüphe dahi etmediğimiz için, çevreden gelen uyarı ve eleştirilere kulak tıkarız. Bu hatâlı davranışımız sağlam bilgiden değil, bir çeşit şartlanmadan kaynaklanır. Gerekçesini bir türlü kavrayamadığımız ancak; çevremizin telkinleriyle kendimizi inanmak durmunda bıraktığımız hususlar, bizlerde şartlanma meydana getirir. Bu gün imanlının en büyük sorunu, iman ile şartlanma arasındaki kalın çizgiyi görememektir.

Bir haksızlığa uğradığımızda insani tepkiler vermek, hakkımızı aramak, “kötülüğe kötülükle karşılık vermek” anlamı taşımaz. Bizler çevremizdeki olumsuzluklara karşı tepki koymazsak, uysal koyun gibi her şeye “eyvallah” dersek, yanlışlardan, şeytani gelişmelerden nefret etmezsek, iyi ile kötüyü nasıl ayırd edeceğiz ?

Kötülükle savaşırken, Pavlusun şu uyarısını hatırlamak gerekiyor.

“Çünkü savaşımızın silahları insansal silahlar değil, kaleleri yıkan tanrısal güce sahip silahlardır.” 2. Korintliler: 10/4

“Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır.” Efesliler: 6/12

Yâni imanlı kötülükle mücâdele ederken insana değil, insan üzerinde etkli olan karanlığın güçlerine karşı mücâdele etmelidir. Bu mücâdelenin başarılı olabilmesi ancak Tanrısal prensiplerin doğru algılanılması ve ruhsal gerçeklerin farkındalığı ile mümkündür. Herkes dua edebilir. Fakat, yanlışlarla mücadele eden kişi, evvelâ kendisi “doğru çizgi” üzerinde olmalıdır.

Amaç İblis’i yenmek, insanı kurtramaktır. Misâl; hastaya verilen ilaç, vücuttaki mikrobu öldürürken insanı da öldürmüşse, burada “hekim” doğru iş yapmamıştır. Öyle bir ilaç verilecek ki; vücuttaki mikrop etkisiz hâle getirilirken, insan mümkün olan en az zarârı görecektir.

Bizler de kötülüğe karşı şahsi kin ve öç alma duygusu ile harteket edersek, belirttiğiniz sakıncalar elbette ortaya çıkar. Benim önceki mesajımda vurguladığım husus ‘şahsi kin ve öç alma duygusu’ değildi tabii ki. İmanlı çevresinde gördüğü yanlışlarla mücadele ederken, kendisi de MESİH’e uygun yaşantısıyla örnek olmalı. Ancak bu şekilde söylediklerimiz başkaları üzerinde tesirli olabilir. Çevremizdeki insanlardan beklediklerimizi kendimiz yapmıyorsak, imanda samimiyetimiz sorgulanır durumda demektir.

“Her ağaç meyvesinden tanınır…” Luka: 6/44

Özetle; her kötülük karşısında “uysal koyun” gibi durmak, yapılan kötülüklere ‘prim’ tanımaktır. Tepkimiz; kötülüğe engel olmaya çalışırken, insanı kazanmak üzerine olmalıdır. Ha; biz böyle davranırız da, karşıdaki bunu anlamaz; o bizim gücümüz dahilinde bir iş değil.

“Beni gönderen Baba bir kimseyi bana çekmedikçe, o kimse bana gelemez…” Yuhanna: 6/44

Bize kötülük edenler için kötülük düşünmemek, onların da kurtulmaları için dua etmek, bağışlamak anlamına gelmez. Böyle davranmak, imanlının görevidir. Lâkin; bağışlama tamamen karşımızdaki kişinin tercihleri ile alâkalı. Nasıl ki âdem ilk tercihini yanlış yapıp elini İblis’e vererek düştü ise, şimdi âdem’in zürriyetinden gelen bizler de, tercihimizi doğru yaparak Tanrı’nın uzattığı “El”i tutmalıyız.

Bir insan öldürdüğümüzü farzedelim. Ölen kişinin yakınları dâvacı oldu, biz de yakalanıp hapse atıldık. Hapiste, mahkemenin vereceği kararı beklerken duyduğumuz üzüntü ve pişmanlık ne öleni geri getirir, ne de bizi kurtarır. Bizdeki bu üzüntü ve pişmanlığı gören ölenin yakınları, gerçekten hâlimize acıyıp bizi affeder ve dâvâdan vazgeçerse, işte o zaman kurtuluruz.

Dikkat edin; üzüntü ve pişmanlık bizi kurtarmıyor. Ancak affımıza vesile olabiliyor. Son tahlilde, bizi kurtaracak olan yine Tanrıdır.

Burada birbirinden ayırd etmemiz gereken önemli bir husus daha var. Hiç birimiz kusursuz değil. Hepimizin doğru ve yanlışları var. Uzun yaşam sürecinde katlanılması gereken davranışlarla, tepki konması gereken davranışları birbirinden ayırd etmemiz gerekir. Çabuk sinirlenen bir insanın bu olumsuzluğunu ne kısa sürede tedâvi edebilir, ne de onu bu davranışından vaz geçirebiliriz. Ama bu arkadaşımız aynı zamanda çok merhametli ve yardım sever bir insan olabilir. Bu durumda biz, ondaki çabuk sinirlenme huyuna bakıp, iyi taraflarını görmezden gelmez ve sinrli hâline karşı da sabreder; davranışlarımızı, arkadaşımızın bu durumunu dikkate alarak ayarlamaya çalışırız.

Ancak; içinde insan sevgisi bulunmayan, çevresiyle uyumsuz, tercihlerini kendi menfaatleri doğrultusunda ‘bilinçli’ yapan başka birisine sabretmemiz, kötülüklerini görmezden gelmemiz beklenemez. Görmezden gelirsek, yaptığı yanlışlara ortak oluruz. Misâl; adam sürekli şirketin hesâbından zimmetine para aktarıyor ise, burada başkalarının hakkı var demektir. Buna gücümüz yettiğince engel olmak gerekir.

Demem o ki; neyi hoş görüp-görmeyeceğimizi iyi ayırd etmeli ve kimin yanında “saf” tutacağımızı belirlemeliyiz.

Saygıyla.

________________________

Not: Dün gönderdiğim bu cevâbi mesaj foruma asılmadı.
Muhtemelen yönetim tarafından onay görmedi.
Çünki; ben mesajı gönderdikten sonra; sn. admin, sn. rüzgar, sn. Toğrul ve sn. saba foruma girdiler.
Yazımın görülmemiş olması mümkün değil.

Mesajımdaki “aykırılık” nedir; öğrenmek isterim.