#28749
Anonim
Pasif

Günümüzdeki kilisedeki birçok kişi hastalığın kabul edilmesi ve şifa aranmaması gerektiğine inanmaya devam ediyor. Yakın zamanda hastalar için dua konusunda önde gelen teologlardan birisiyle konuşuyordum. Konuşmamın bir noktasında, özellikle hastalar içi dua hizmetinin hiç bulunmadığı topluluklarda bunu vurgulamanın iyi bir düşünce olduğunu söyledim. Teolog şöyle bir karşılık verdi :

‘Pek emin değilim. Bence insanların iyileşme beklemediği, bunun yerine acı çekme disiplininin ruhsal değerini ve olgunlaştırıcı etkisini vurguladığı eski zamanlar çok daha sağlıklıydı. Bence iyileşme beklediğinizde ruhsal olarak daha zengin değil, daha ham ve yoksul kalıyorsunuz.

Böyle bir yaklaşım açıkca görülebileceği gibi iyileştirme dualarına engel oluşturacaktır.

Kısa bir süre önce Richard adlı bir teoloji öğrencisiyle tanıştım. Bu çocuk bir kalp krizi geçeirmiş, sağ tarafı felç olmuştu. Kendisi için dua etmek istediğimde, bana teşekkür edip reddetti. Daha sonra acılarının kendisini Tanrı’ya ne kadar yaklaştırdığını söyledi. Bu yüzden kısmı felcin iyi bir şey olduğuna inanıyordu. Hastalığın olumlu gibi görünen bu yönü için sevindiğimi söyledim. Ama eğer felcin böyle bir değeri olduysa, felçten kurtulmanın ne kadar daha büyük bir değeri olacağını açıkladım. Genç adam sözlerim üzerinde düşündü ve dua teklifimi yeniden reddetti. ” Tanrı’nın bana bu deneyim aracılığla öğretmek istediği hiçbir şeyi kaçırmak istemiyorum.” dedi. Ben de Tanrı’nın öğretmek istediği birçok şeyin iyileşme aracılığıyla öğrenilebileceğini söyledim.

Hastalığa yakalandığımızda doktora gidiyoruz ve ondan sonra bize yardım etmesini istiyoruz. Oysa önce Tanrı’nın isteğinin ne olduğunu sormuyoruz. Tıbbi yardım almanın ve bu yardımın etkili olmasının uygun düştüğüne inanıyoruz. O halde neden Tanrı’dan ruhsal yardım dileme konusunda isteksiziz ?

‘Hastalık yoluyla kutsallaşma’ kuramını haklı çıkarmak isteyenler sık sık hastalıkların eğitsel ve yapıcı değerini öne sürerler. Kutsal Kitap buna kısmen arka çıkar. Tanrı arada sırada halkının davranışını düzeltmek için bedensel acılara izin vermektedir. Ama Tanrı ne zaman bunu yapsa, onların hangi davranışlarını düzeltmek istediğini açıkca söyler. Bu yüzden insanlar, iyileşmek için ne yapmaları gerektiği konusunda kuşkuda bırakılmaz.

Örneğin Pavlus görme yeteneğini yitirdi (Elç. 9:1-9 ). Tanrı’nın izin verdiği bu rahatsızlık Pavlus’un Mesih’e zulmeden bir kişiden Mesih’e hizmet eden bir kişi haline dönüşmesini sağladı. Bu yüzden bu olayda eğitsel ve yapıcı bir değer bulmak ) mümkündür.Nitekim davranışlarını ve yaklaşımını değiştiren Pavlus sonuçta iyileşti (Elç. 9:17-18 ).

Tanrı kutsallaştırmak amacıyla bir hastalığa izin verdiğinde bunun yalnış davranışları değiştirme amacını güttüğünü söyleyebiliriz. Davranışlar değişince hastalık da iyileşiyor. Korint kilisesindeki hastalık ve ölüm durumunda (1. Ko. 11:27-31), Pavlus bunun günaha karşılık bir ceza olduğunu ve eğitsel yanı bulunduğunu dile getiriyor. Ne var ki Korintlilerin, bu hastalığı edilgen bir şekilde kabullenmek yerine Rab’bin Sofrası’na karşı günah işlemeyi bırakmaları ve iyileşmeyi dilemeleri gerekiyordu. Bu hastalığı – başka bir şekilde değil – günaha son vermek için etkili bir işaret olarak algılamalıydılar.

Bu yaklaşım çok anlamlıdır. Ana babanın çocuğa uyguladığı terbiye, ancak çocuğun bunun nedenini bilmesi durumunda yardımcı olabilir ve haklı çıkarabilir. Bir ana ya da baba çocuğunu hiçbir açıklama yapmadan dövüyorsa, bunun herhangibir eğitsel değeri yoktur. Böyle bir disiplin çocukta velisinin zalim olduğu düşüncesini yaratacaktır. hastalık, Tanrı’nın halkını eğitmek için Kutsal yazı’da nadiren kullanılan bir araçtır. Bu amaçla kullanıldığı zaman bile yalnızca günah sürdüğü sürece devam edecektir.

‘Hastalık yoluyla kutsallaşma’ düşüncesini savunanlar, hastalıkların Tanrı’nın taşımamız için bize verdiği çarmıhın bir parçası olduğunu düşünmektedirler. Her ne kadar bu düşünce kulağa dindarca gelse de Kutsal Kitap’ın çarmıhını taşımak kişinin kendisinin yapması gereken bir seçimdir. İsa çarmıhı taşıdığı gibi bizim de çarmıhı taşımamız gereklidir. Çarmıhı taşıyan kişi edilgen değil, etkin bir rol üstlenmektedir. Oysa hastalıklar kişinin isteğine ya da seçimine bağlı değildir. Aklı yerinde olan insanlar hastalanmak istemezler.

Hastalığı çarmıha taşımak olarak kabul eden düşüncenin yanı sıra, bir de hastalığı Tanrı’nın verdiği ‘sınav’ olarak gören bir düşünce vardır. Böyle bir sınavdan geçtiğini düşünen bir kişi için Tanrı sana bu sınavı verecek kadar güveniyor’ sözleri uyduruk bir teselli kaynağı olabilir. Hastalığın eğitsel olduğu düşüncesi gibi hastalığın bir sınav olduğu düşüncesi de yalnızca bu sınavın nedeninin ve kişinin sınavı geçip geçmediğinin bilinmesi durumunda geçerlilik kazanır.

Yaşamın acı verici bütün deneyimlerinde olduğu gibi hastalık geçiren insanların kutsallaştığı doğrudur.

Tanrı’nın kendisini sevenlerle, amacına göre çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz’ ( Rom. 8:24 ).

Şu ana kadar söylediğim hiçbir şey bu noktayı inkar etmemektedir. Bununla birlikte hastalığı sanki iyi bir şeymiş gibi edilgen bir tavırla kabul etmemeliyiz. Tam tersine elimizdeki bütün kaynakları kullanarak savaşma yoluna gitmeliyiz. Kilisenin sahip olduğu Mesih’in iyileştirme hizmeti bu kaynaklardan biridir.

Acılar ve Hastalıklar

Müjde’ye bakılarak acı çekmenin kaçınılmaz olduğu ve bazı durumlarda bizim iyiliğimizi hedeflediği söylenebilir. Bunu tam bir ” evetle” onaylamak istiyorum. İncil’de acı çekmek bazen olumlu bir şekilde sunulmaktadır. Oysa hastalık için aynı şeyi söyleyemiyoruz. İkisinin arasındaki sınırı belirlemek can alıcı bir önem taşır. Bunu açıklayayım: Kullandığımız çağdaş dilde hastalık, çekilen acılar sınıfına dahil edilmektedir. Oysa İncil, hastalıklarla acıları birbirinden kesin bir şekilde ayırır. İncil’de hastalık hastalıktır. Oysa acı çekmek insanların ya da cinlerin yaptığı zulümdür.

Acı çekmek anlamına gelen pasko sözcüğü İncil’de 65 kez geçmektedir. Bunlardan sadece biri bedensel hastalıkla ilgilidir. Orada da hastalığın ( sara ) cin kaynaklı olduğu ifade edilir.Markos 5:26’da geçen çok çekmek deyişi, kadının hastalıktan değil hekimlerden acı çektiğini göstermek için kullanılmıştır. İncil’de acı çekmek bedensel bir hastalık olarak değil, bir zulüm türü olarak tanımlanır. Zulmün değeri ve erdemleri vardır. Oysa hastalık için böyle bir şey söylenmemektedir.

Aynı zamanda İncil, zulme göstermemiz gereken tepkiyle hastalığa göstermemiz gereken tepki arasında kesin bir ayrım gözetmektedir. İsa’nın gerçek öğrencisi için zulme katlanmak kaçınılmazdır.zulme çeşitli şekillerde tepki gösteririz. Bazen direniriz, bazen de ondan kaçarız ya da onu kabul ederiz. Oysa hastalık İsa’nın öğrencisi olmak için gerekli değildir. Hastalıkla her zaman savaşmalıyız.

Örneğin Elçilerin İşleri kitapçığında Mesih’i cesaretle ilan etmenin sonucunda zulüm başlamıştır ( Elç. 4:1-22; 5:40-42; 7:54 ;8:3; 14:19-20 vb). Zulümle ilgili acılara cesaretle ve hatta sevinçle katlanılabilir. ” Elçiler, İsa’nın adı uğruna hakarete layık görüldükleri için Yüksek Kurul’un huzurundan sevinç içinde ayrıldılar’ ( Elç. 5:41). Diğer yandan, ilk kilise bazen zulümden kurtulmak için dua etmiştir (Elç. 12:5). Bazen zulümden kurtulmuş, bazen de kurtulmamıştır.

Zulüm konusunda farklı tepkiler gösterildiği halde hastalıklar için aynı şey söz konusu değildir. İncil’deki imanlıların hastalıkları kucakladıklarına, zulüm gördükleri zaman yaptıkları gibi bunlara sabır ve sevinçle katlandıklarına ilişkin hiçbir örnek yoktur. Elç. İş. kitapçığında zulümden kurtuluş için edilen duaların bazılarına Tanrı’dan olumlu bir yanıt gelmediği halde hastalıkla ilgili dualar her zaman yanıtlanmıştır.

Acılar ve hastalıklar arsındaki en iyi ayrım Yakup’un mektubunda görülebilir. Yakup bir yerde ‘çeşitli denemelerle yüz yüze geldiğimiz zaman, bunu büyük sevinçle karşılayın’ derken (Yak. 1:2 ), başka bir yerde İçinizden biri hasta mı ?’ diye sormakta ve hemen ardından şöyle eklemektedir:

‘İnanlılar topluluğunun ihtiyarlarını çağırtsın, Rab’bin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua etsinler. İmanla edilen dua hastayı iyileştirecek ve Rab onu ayağa kaldıracak’ ( Yak. 5:14-15 ).

İncil bize bazen acılara katlanmamızı söylerken, hastalığın iyileşmesi için her zamn dua etmemizi söyler.

Çağdaş dilde acı çekmek terimi hastalıkları da kapsamaktadır. Oysa İncil’de acılar ve hastalıklar birbirinden ayrı ve farklı olan iki unsurdur. Dolayısıyla İncil’de acılara verilen değer hastalıklara verilmemektedir.

Sorular ortaya çıktığında mümkün olduğu kadar İsa’nın neler söylediğine ve yaptığına bakmaya çalışıyorum. Çünkü Tanrı’nın isteği İsa Mesih’in yaşamında açıkca ifade edilmiş ve yerine gelmiştir.