#28951
Anonim
Pasif

Konstantin’in Oğulları Döneminde Kilise (337-361)

Babalarını takip eden üç oğul II.Konstantin, Konstans ve Konstantius imparatorluğun yönetimini aralarında paylaştılar. Onlar sürgüne giden gözetmenlerin dönmelerine de izin verdikleri için Athanasius yeniden İskenderiye’ye dönebilmiştir. Bu üç oğuldan biri Ariusçu, biri İznikçi biri ise ortadaydı. Ariusçu olan ve ortodoks olan orta görüşe sahip olan kardeşe savaş açtılar ve 340’ta orta görüşe sahip olan II.Konstantin ölünce hayatta kalan diğer iki kardeş onun bölgesini aralarında paylaştılar. Konstans batıda, Konstantius ise doğuda egemenlik sürüyordu. 353’te de İznikçi görüşe sahip Konstans da ölünce imparatorluk Ariusçu olan Konstantius’un eline geçmiştir. Bu da İznikçi birçok gözetmenin başının kesilmesine neden olmuştur.

Bu gelişmelerin üzerine İznik’te alınan kararlara batıda sadık kalınırken doğudaki gözetmenlerin çoğu sanki bu kararlara karşıymış gibi görünmeye başlamışlardır. İznik karşıtı görüşler 339’da Eusebius İstanbul episkoposu seçilince daha da güçlenmiştir. Antakya’da düzenlenen bir gözetmenler kurulunda ağırlığını koyan Eusebius yine Athanasius ve Markellus’un sürülmelerini sağlamayı başarmıştır. Bunun üzerine ikisi de Roma episkoposu Julius’un yanına sığınmışlardır. Ancak bu davranış yanan ateşe benzin dökme gibi olmuştur. Kilise disiplinine göre kiliseden sürülmüş birilerini kabul edip onlarla Rabbin Sofrası’nı paylaşmak ciddi bir sorundu. Eusebius mektuplarla olup biteni Julius’a anlatmış ve bir konsey toplamasını istemiştir. 340 yılında çoğu gözetmenin katılmadığı bu toplantıda Athanasius ve Markellus aklanmışlardır.

Bundan kısa bir süre sonra 6 Ocak 341’de, 79 Grek gözetmeni imparator Konstantius’la beraber Antakya’da toplanmışlar ve doğu ile batı arasındaki giderek gelişen bu ayrılığı değerlendirmişlerdir. Greklere göre Markellus Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un ayrı kişiliklerini yadsıyan Modalist görüşlü bir sapkındı. 341’de yapılan bu konseyde Mesih’in krallığının sonu hiç gelmeyecek ifadesi kullanılmıştır.

Doğu kilisesinin işleri İstanbul episkoposu olmuş Eusebius tarafından yönetildikçe Roma doğuya Arius görüşlü gözüyle bakmaya devam etti. Eusebius 342’de ölünce Latin ve Grek dünyasının ayrılığını kapatmak için bir yıl sonra Serdika yani Sofya’da bir konsey daha toplanmıştır. Ancak Ariusçu Grek gözetmenleri, Markellus ve Athanasius’un katılımını protesto etmek için toplantıya katılmamışlardır. Bu toplantıyı Cordovalı Hosius yönetmiş ve Markellus ve Athanasius’la beraber Eusebius tarafından sürgüne gönderilen başka kilise önderleri için de tekrar görevlerine dönme izni almıştır. Ama Serdika toplantısının sonunda Modalizm’i andıran bir manifesto yayımlanmış ve bu da Athanasius’u tekrar göreve dönebilme kararına rağmen çok üzmüştür. Ayrıca bu toplantıda Tuna bölgesinden gelip Greklere katılan iki gözetmen de görevlerinden uzaklaştırıldıkları için devam eden kavga daha da kızışmıştır.

Serdika toplantısının sonundaki bu kilitlenmeden sonra imparatorun uyguladığı ağır baskılar ve verilen birkaç acı verici kurban sayesinde yeniden bir uzlaşma sağlanabilmiştir. Bunun üzerine Athanasius 346’da İskenderiye’deki görevine dönebilmiştir. Fakat bu ancak 10 yıl sürecek ve 10 yılın sonunda Athanasius tekrar sürgüne gidecektir.

353’te Konstantius, diğer kardeşinin de ölümüyle tek başına tüm imparatorluğun yönetmeni olmuştur. Konstantius, Arius taraftarıydı ve bu görüşlerin karşısındaki en ateşli savunucu olan Athanasius’un da karşısındaydı. Konstantius, Athanasius’un batıdaki konumunu da zayıflatmak için orada art arda iki toplantı düzenlemiştir. Bu toplantılardan biri 353’te Gaul’un Arles kentinde, diğeri de 355’te Milan’da gerçekleşmiştir. Özellikle ikincisi oldukça gürültülü ve hatta kargaşalı geçmiş olduğu kayıtlara yazılmıştır. Aslında bu dönemde batıdaki gözetmenler kavganın dışındaydı, hatta kavganın sebebini bile tam olarak anlamış değillerdi. Ama buna rağmen batıdaki önderler doğudaki meslektaşlarıyla işbirliği yapma isteği ağrı basınca Athanasius 356’da üçüncü defa tekrar sürgüne gönderilmiştir. Bu toplantıda imparatorla birlik oluşturma isteğine boyun eğmeyi reddeden birkaç gözetmenle beraber Roma episkoposu Liberius ve Cordovalı Hosius da sürgüne gönderilmiştir.

357’de imparator’un yaşadığı Sirmium’da başka bir toplantı daha düzenlenmiş ve bu toplantıda Arius taraftarı gözetmenlerin önerdiği bir karar alınmıştır. Bu karara göre ousia yani öz, homoousia ve homoiousia kavramalarının kullanımı yasaklanmıştır. Bu kararı verirken Ariusçular’ın gerekçesi de bu kavramların hiçbirinin Kutsal Kitap’ta geçmiyor olmasıydı ve bu sorunu çözmek için de İznik konseyinde kabul edilen bildirge bu toplantıda lanetlenmiştir. Kendi isteğine karşı Hosius da bu toplantıya katılmaya zorlanmış ve yeni bildirge işkence edildikten sonra zorla imzalatılmıştır.
Böylece zorlada olsa dıştan kilisenin birliği sağlanmıştır. Ama acı olan artık Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’u tanımlarken homois yani benzer kelimesi kullanılacaktır.

Ariusçular’la çıkan başka bir sorun da kilise – devlet ilişkisi hakkındaydı. Ariusçular, kilise ve devlet işlerinin birlikte yürümesi ve kilisenin de imparatora bağlı olması gerektiğini savunuyorlardı. İznikçiler ise, kilisenin özerk olması gerektiği görüşündeydiler.

İmparator Julian Dönemi (361-381)

İmparator Konstantius’un zorla sağladığı barış aslında hayaldi ve Arius taraftarlarının zaferi de kalıcı olmayacaktı. 361’de Ariusçu imparator Konstantius ölünce yerine yeğeni Julian tahta geçmiştir. Konstans hayattayken onun bütün akrabalarını öldürdüğü için Julian putperestliği seçmiş ve Hıristiyanlığı birleştirmek yerine imparatorlukta paganizmi yeniden canlandırmaya çalışmıştır. Julian çocukken olduğu vaftizi sildirmek için de kocaman bir varilin içine girip üzerinde bir hayvan kestirmiş ve kanını kendi üzerine döktürmüştür. Böylelikle de çocukken yaptırdıkları vaftizden kurtulduğunu söylemiştir.

Tabi ki putperestliğin tekrar gündeme gelmesi kötüydü ama, bu sayede Athanasius çöldeki sürgünden İskenderiye’ye geri dönebilmiştir. Ama yine Athanasius’un sevinci uzun sürmemiş ve İskenderiye’de bir sürü putperest kişiyi Mesih’e kazandığı için Julian onu tekrar sürgüne göndermiştir. Bu sürgün onun dördüncü sürgünüydü. Athanasius 363’te Julian ölüp Jovian imparator olduğunda tekrar memleketine dönebilmiştir. Jovian’dan sonra ise I.Valentian imparator olmuş fakat, o egemenliğinin iktidarını kısa bir süre sonra kardeşi Valens ile paylaşmıştır. Arius yanlısı Valens imparatorluğun doğusunu yönetirken İznikçi olan Athanasius’a beşinci defa sürgüne göndermiştir.

Dördüncü yüzyılın altmışlı ve yetmişli yıllarında doğudaki kiliselerde Üçlübirlik ve Mesih’in kişiliği ile ilgili üç yeni tartışma yer almıştır:

Birincisi; Baba ile Oğul’un aynı öze sahip oldukları savunulmuş ama, Kutsal Ruh Tanrılığın bir üyesi olarak görülmemiştir. Önderlerinin isminden dolayı Makedonyalılar diye bilinen gruba göre, Kutsal Ruh yaratılmış bir melek veya ruhlar dünyasının en üst noktasıydı. Bunu savunmak için de iki üç ayetle beraber İznik İnanç Bildirgesini kullanıyorlardı.

İkinci tartışma teknik terimlerle ilgiliydi. Tanrı bir hypostasis yani kendi başına varlığını sürdüren bir varlık mı, yoksa üç hypostasis miydi? Ankaralı Basil bu görüşlerin ikincisine karar verirken üç hypostasis terimini tek bir öz kelimesiyle bağlantılı olarak kullanılması gerektiğini savunmuştur.

Üçüncü tartışma ise Mesih’in kişiliği ile ilgiliydi. Suriye’deki Laodikya’da Athanasius’un Apollinaris adında eski bir arkadaşı vardı. Arius karşıtı olan bu teolog, Mesih’in insan doğasının bir noktada herkesten apayrı olduğu görüşündeydi. İsa Mesih doğal insan aklı yerine Tanrısal Logos’a sahipti. Çünkü sadece bu şekilde olunca Mesih’in çift kişiliğe sahip olmadığı anlaşılabiliyordu.

O yıllarda ipleri ellerinde tutan Ariusçular da kendi aralarında bölünmüşlerdi. Bazıları çok aşırı bir görüşe sahiptiler. Aşırı olan bu grup Oğul’un Baba gibi yani homois olduğunu bile söylemiyorlar, tam tersi anamois yani Oğul’un Baba gibi olmadığını söylüyorlar ve hatta günah işleyebilecek durumda olduğunu bile savundular.

Daha ortada olan bir grup daha vardı ki bu grup homois kelimesini kullanmışlardır ve bu yüzden de tarihte Homoisiler diye bilinmektedirler.

Diğer grup ise İznikçilere daha yakın olan ve orada kullanılan kelimelere sadık kalmak isteyenlerdi ki bunlara da Yarı Ariusçular denmiştir. Athanasius’un 362’de İskenderiye’de düzenlediği toplantıda benzer özde görüşünde olan Melitanlar kazanılmaya çalışılmıştır. Bu konseyde Ankaralı Basil’in tek ousia ama üç hypostasis görüşü kabul edilmiştir.
Bir sorunda bu kelimelerin Latince çevirisiydi. Ousia kelimesi Latince’de substantia yani cevher, hypostasis ise persone yani kişi anlamına gelecekti.

Bu konseyde aynı zamanda Kutsal Ruh’un yaratılmadığı ama, Baba ve Oğul ile ayrılmaz olduğu konusunda da fikir birliğine varılmıştır.