Re: Bana..Tanrı’yı Anlat.

#37078
Anonim
Pasif

@Saba 23290 wrote:


TANRI..?

HRISTIYAN GÖRÜŞE GÖRE TANRI.?

Diri ve gerçek olan, varlıkta ve yetkinlikte [B]sınırsız[/B],tümüyle pak olan Ruh,gözle görülemeyen; bedeni ya da farklı kısımları olmayan, doğasında tutkularına göre farklılık göstermeyen;sınırsız, değişmeyen, ebedi,sonsuz kavranılamayan, her şeye gücü yeten bilgeliği sınırsız,

Tanrı gerçekten “sonsuz ve sınırsız” mıdır ?
Eğer bir “mekân”ın içinde sonsuz ve sınırsız ise, o mekanın da sonsuz ve sınırsız olması iktizâ eder.
Tanrı dışında hiç bir şey yok ve kendisi de bir mekâna ihtiyaç duymuyorsa; neden, niçin, nerede ve neye göre sonsuz ve sınırsızdır.

Zekâ ve gücünün sınırı yoksa Tanrı kendi kendini nasıl kontrol edebiliyor ?
Neler yapabileceğini, gücünün farkında ise, o zaman bunların bir sınırı olması gerekmez mi ?

Ben bu “sonsuz-sınırsız” muhabbetini pek ciddi bulmuyorum.
Yanlış anlaşılmasın.
Söyleyen ve inanan; söyleminde samimidir, ciddidir.
Fakat bu söylem kendi içinde mantıklı ve tutarlı görünmüyor.
Bu iddia, Tanrı’yı kendi ölçülerimizde tanımaktan çok, Tanrı’nın varlığı hakkında aklımıza gelen, zihnimizi meşgûl edip bizi rahatsız eden, imanımızı zayıflatan sorulardan kurtulmak için geliştirdiğimiz savunma mekanizmasından başka bir şey değil.

Deniyor ki; “Tanrı her şeyi yoktan yarattı”
“Yok” kime göredir ?
Tanrı için “yok” olur mu.
Olmayan şey bilinemeyeceğine göre, Tanrı var olmayanı nasıl bilmektedir ?

Her şey Tanrının ilmi içerisinde vardır deniyorsa o “şey”lerin yokluğu şeklî değil midir ?
Gerçekten tam bir yokluk söz konusu olabilir mi ?

Misâl; veba hastalığını tedâvi edecek ilacın eczanede kalmamış olması da bir yokluktur; bu ilacın henüz keşfedilmemiş olması da… İlacın eczanede kalmamış olması sorun değildir. Çünki, o ilacın bileşimini ihtivâ eden bilgi vardır. O bilgi kullanılarak tekrar üretilebilir.

Bu durumda, veba hastalığını tedavi edecek ilacın eczânede kalmamış olması durumunu, Tanrının her şeyi “yok”tan var ettiğini ileri südüğümüzde ortaya koyduğumuz argümana benzetebilir miyiz ?

Bence bu mümkün görünmüyor ?

Meselâ Kur’anda şöyle bir bilgi verilir.

“…Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece ‘ol!’ der, o da hemen oluverir.” Âl-i İmran. 47

Eğer Tanrı “Ol” dediği şeyin ne olduğunu zâten biliyorsa, o şey yok değildir.
Bilmiyorsa, bilmediği bir şey için nasıl ‘ol’ diyebilir ?
“Yok” belki biz insanlara göre ‘yok’ tur.
Meselâ, sınıfta öğretmen öğrencilere bir problem sormuş olsun.
Bir kişi hâriç, hiç kimse o problemi çözemese, cevabı bulamayanlar için “çözüm” yok, ama bulan tek öğrenci için vardır.

Demem o ki; göreceli bir “yokluk” kavrmından hareketle yaratılışı açıklayamayız.

Benim anlayıp/kabul edebileceğim “yok”luk; Tanrı dışında mümkün olmama hâlidir
Tanrı dışında hiç bir şey mümkün olamıyorsa, Tanrının da sonsuz ve sınırsız olması gerekmez.
Sonsuz-sınırsız olan hiç bir şey – Bu Tanrı dahi olsa – kendi içinde kontrol edilemez, düzen sağlanamaz.

Yaratılmış her varlığın bir varoluş sebebi, işleyişi ve kapasitesi vardır. Bu durum bütünüyle mükevvenatın varoluşu, dengesi ve çalışmasıyla alâkalıdır. Sınırlar ihlâl edildiğinde denge bozulur. Sınırı olmayan hiç bir şeyin kendi iç dengesi de olmaz.

Tanrının güc ve yapabildikleri kendi yüceliği ile sınırlıdır.
Tanrıya sınırsızlık vehmederseniz; o zaman, “Tanrı kendisinden ağır bir taşı kaldırabilir mi ?” ya da “Tanrı kendisinden daha mükemmel bir varlık yaratabilri mi ?” gibi abuk-subuk sorulara cevap bulmakta zorlanırsınız

Bu sorulara “Hayır” derseniz Tanrının “sınırsızlığı” iddianızla çelişirsiniz.
“Evet” derseniz; Tanrıdan daha mükemmel bir varlığın, Tanrıdan daha “ağır” bir taşın olabileceğini kabul etmek durumunda kalırsınız.

Bazı şeyleri Tanrı yapmaz/yap(a)maz.
Bunun sebebi, ‘âciz’ olması değil, o bir takım şeylerin yapılmasına kendi yüceliğinin engel olmasıdır.

Tanrıdan daha mükemmel hiç bir şey olamaz.
Olmasına kendi yüceliği engeldir.
“Tanrıdan ağır taş” olamaz; çünki, Tanrının maddesel ağırlığı yoktur.
Olmaması zaafiyeti değil, yüceliğidir.

Tanrı âdem’e “Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” dedi.”Ölürsün” hükmü bir kesinlik ifâde ediyor ancak, sınırsızlık içermiyor. Eğer Söz Tanrı gibi sınırsız ise, hükümün de sınırsız olması ikitzâ eder. Çünki bakıldığında aslolan hüküm, söz ise araç gibi görünmekte.

Burada cevap bulması gereken soru şu.

Denir ki; bir şeyin sonsuzla çarpımı sönsuzdur hükmünden hareketle, aslında şeklen sınırlı ve fakat Tanrı’ya karşı gelindiği için sınırsız olan günahlarımızın yine bir sınırsız varlığın kefâreti ödemesiyle kurtulabiliriz

Ölçülerini, kapasitesini bildiğimiz şeyleri birbirleriyle mukâyese edebilir; bunlardan birini diğerine “kefâret” kabul edebiliriz. 50 Tl borç, 50 TL verilmesiyle ödenir. Çocuğunuz, mahallede top oynarken, komşunuzun camını kırmışsa, yensini, taktırıp ödersiniz. Ama sınırsız olanı sınırsızla nasıl ölçüyorsunuz ? Cümle içinde bunları biribirine alternatif tutmak mümkün de, gerçekte bu nasıl olabilir ? “Kefâret”i ödenen şey, nasıl olur da ‘sınırsız’ olur ?

Buradaki “ölürsün” hükmü kesinlik bildirir; sınırsızlık değil.
Bu sebepole de, Tanrı kefâreti bizzat kendisi ödeyerek hem sözünden dönmemiş, hem adâleti sağlamış, hem de merhametini tecelli ettirmiştir. Sınırsızlık durumunda bunun olması mantıken mümkün görünmüyor. Mümkün olacağına inanan kişilere benim müdâhele etmem, hem ahlâken hem de fiilen söz konusu olamaz.

Rab Tanrı koyduğu prensipleri bir anda terk etmez. Hükmünden dönmez. Bu gün yazdığını yarın silmez. Çünki ne demiş veya yapmışsa, bütün bunlar kendi şanı ve yüceliğinin yansımasıdır. Bunlardan en “ufak” bir husûsu bile silerse, aslında kendisini silmiş olur.

Sözün özü ;Tanrı kendi yüceliği ve şânına yakışmayan bir tutum sergile(ye)mez. Nelerin “iyi” nelerin “kötü” olduğunu bildirdikten sonra, “Vazgeçiyorum. Bütün iyileri kötü, bütün kötüleri de iyi yaptım” diyemez. Çünki, iyi kendisidir. Bizim için ‘iyi’ de Tanrı ile beraber yürümektir. Bizi Tanrı’nın lütfu ve sevgisinden uzaklaştıran her şey ise kötüdür.

Tanrısal prensipler asla değişmezler. Zannımca “Ruh” denen de, asla değişmeyen ve hayâtın kayanağını teşkil eden prensiplerdir. Bu prensiplerden uzaklaştığımızda, iyi olan Tanrıdan da uzaklaşırız . Tanrı’nın var olmak için bir mekâna ihtiyaç duymaması sebebiyle, bizim de mekânsal anlamda O’ndan uzaklaşmamız veya yakınlaşmamız söz konusu değildir.

İşte “iyi” ve ‘kötü” nün anlamı budur.

Tanrının kendi koyduğu prensipleri değiştir(e)memesi, kendisinin aczinden değil, o prensiplerin kaynağı olan yüceliğinin gücünden kaynaklanır.

Tanrı dışında hiç bir şey mümkün olamıyorsa, o zaman Tanrı için “sınır/sinir” muhabbeti üretmenin de bir anlamı yoktur.