Re: Üç Tanrı mı ? Tek Tanrı mı ?

#34183
Anonim
Pasif

İnsanlar Hristiyanlığa Rab’bın bizzat kendilerini kapmasından değil de kendi nefsani istekleriyle, bilgi edinmek, bu konuda da fikir sahibi olup söz sahibi olmak gibi dünyevi maksatlarla yaklaştıklarında hep teslis gibi aşkınlık arazisine ait konulara yapışırlar. Kalpleriyle, bütün varlıklarıyla değil de kuru akıl ile yaklaştıklarından olur bu. Hatta çoğu kez daha bir tek incili bile doğru dürüst okuyup bitirmeden, bu gibi çok ileri mertebedeki, derin manevi tecrübe gerektiren konular hakkında konuşmaya heves sararlar. Bu durum özellikle Hristiyanlığa Teslis inancından yola çıkılarak yöneltilen eleştirilerde çok alışılagelmiş bir şeydir.

Teslis gerçeğinin Hristiyanlık illahiyatında bugün varolan ifadeleniş tarzı Hristiyanlığın antik Yunan kültürünün ve terminolojisinin hüküm sürdüğü bir coğrafi sahada ve tarih kesiminde yayılması gerekmiş olduğundan hasıl olmuş bir tarzdır.(1) Eğer aynı aşkın gerçek sadece Sami kültürünün ifade imkanlarıyla izah edilseydi izah şekli de başka olurdu. Temel gerçeği değişmeden tabi. İşte bu yüzden biraz da kökeni Yunan felsefesine uzanan Batı felsefesinden bazı şeyleri bilmek gerekir bu çok özel kozmolojik anlatıyı idrak edebilmek için. Yunanca’daki ‘physis’ yani ‘doğa, nesil, genel olan, ortak taban teşkil eden’ ile ‘hypostasis’ yani ‘bireylik, biriciklik, yerellik’ anlamları çok sık bir şekilde kullanılmıştır Teslis gerçeğinin bir İlahiyat öğretisi oluşturmasında. Mesela orijinali Yunanca yazılmış en kozmolojik (yani kainat ve varoluşun nasıl şekillenmiş olduğuna değinen) incil sayılan Yuhanna incili ‘başlangıçta Logos vardı-vardır’ derken bu antik Yunan dünyasında çok özel ve içerikli bir anlamı olan ‘Logos’ kelimesini kullanır. Bu kelime her ne kadar Latince’ye ‘Ratio’ veya İngilizce’ye ‘Word’ olarak çevrilmişse de o ilk Yunanca’daki anlamının idrak edilebilmesi için bazı ek açıklamalara ihtiyaç duyulur genellikle, araştırıcılar tarafından. ‘Logos’ söze sığabildiği kadarıyla Tanrı Baba’nın (yani herşeyin ötesindeki ama, aynı zamanda, herşeyin mutlak ve ezeli kaynağının) kendi varlığının yine ezeli olan farkındalığıdır ve bu farkındalık kendi doğasınından doğan bir şeydir elbet… İşte kendisinden kaynaklanan bir varlık (2) olduğundan ‘çocuğu- oğlu’ sayılır. Ama kendisi ezeli olduğu gibi kendi varlığının farkındalığı da kendisinden kaynaklanmasına rağmen ezelidir. Yani bu kaynaklanışta zaman anlamındaki bir sonralık yoktur. Ebediyet aşkındır, içinde sayısallık barındıramayacağından dolayı ‘önce’ ve ‘sonra’ gibi anlamların geçerliliği yoktur, söz konusu durumda. Oğul yaratılmamıştır, Oğul doğmuştur, ezelden mutlak Öz’den kaynaklanır bir şekilde vardır. Hz. İsa ‘ben İbrahim’den evvel vardım’ derken bu Logos olan kimliğinden bahseder. Ve… bütün kainat Mutlak Öz’ün bu ezeldeki varlığının farkındalığı, yani Logos sayesinde halkedilir. Aşkın olanın kendi varlığının farkındalığı aşkın olmayanı zuhur ettirir…Bu aşkın olan ile aşkın olmayan ‘çift’ten ise sayısallık, halkedilmişlik şekillenir… Tümden aşkın olan nihai Öz’ün hikmeti satha serilen halı misali açılır, evren, dünya yaratılmış olur. Ama bütün bu halkedilenleri aralarında vahdet durumunda muhafaza eden ama halkedilenlerin arasında olmayan bir güç vardır… taa o mutlak Öz ile varlığının Farkındalığının arasındaki bağı da teşkil eden… İşte O Ruh-ul Kudüs’tür ve o da ezelden beri vardır. Doğuran doğan ve aralarındaki birlik bağı aslında tüm Kainat’ın varoluş prensibini de barındır içersinde. Teslis gerçeğini varoluşun her yerinde görmek mümkündür yani. Bir terazide mesela iki kefe ortalarındaki denge askısı sayesinde çalışır. Her çifti çift oluşturan, sağ ve sol, alt ve üst olarak ayrıştıran merkezi bir nokta vardır. Bu ayrıştırıcı ama aynı zamanda bağlayıcı ortak nokta olmasa çiftler zuhur edemez ve o zaman da bütün Evren var olamaz. Hz. Davut’un bugün İsrail’in bayrağında da bulunan birbirine geçmiş iki üçgeni Tanrı’daki ilksel teslis ile Tanrı’nın aksedişi olarak yaradılmış insandaki teslis birlikteliğine işaret eder. Ve… bu birlikteliğin fiili, maddi dünyayı da içeren tekamülü İsa Mesih’tir. Hz. İsa’ya ‘Davut oğlu’ deyişlerinin nedenlerinden biri de budur.

Eski İlahiyatçı, kelam alimlerinden, Milladi yedinci ile sekizinci yüzyıllarda yaşamış Şam’lı aziz Yahya ‘diyalektik’ adlı eserinde Aristo felsefesinin terimlerinden yararlanarak Teslis’i şöyle açıklar (insani imkanlarla açıklanabildiği kadarını yani): Fevzi, Ayşe, Nuriye (isimleri farazi olarak koyuyorum) üç değişik şahıstır ama tek olan insaniyet doğasına mensuplardır. Yani doğa, nesil varoluş ortak tabanı, ‘physis’ olarak birlerdir ama birey, biriciklik ve şahıs, ‘hypostasis’ olarak üç değişik kişilerdir. Bir olan ortak doğaları olmasa değişik şahıslarının da varolmasına imkan yoktur ama alt taban teşkil eden ortak nesil-doğanın da varolabilmesi için bireylerde şahıslarda, yani biricikliklerde vücut buluyor olması gerekmektedir.

Kısacası ne birlik çokluksuz mümkündür ne de çokluk birliksiz. Tanrı ne birdir ne çoktur, Tanrı tümüyle aşkındır ve… varlığında hem birliği hem de çokluğu barındırır. Aslında birlik ile çokluk aralarındaki ilişki ve biribirlerine refereransları sayesinde vardır. Yani varlığın aslı bir ‘nesne’ değildir… bir ‘ilişkidir’. Nesnellik her ne kadar büyük ve azametli olsa bile zaten bir mekan işgali teşkil ettiğinden aşkın olamaz. Daima kendisinden başka olanın sınırlayışı vardır kendisini ‘nesne’ kılan. İlişki nesne olmadığından zaman ve mekanın ötesindedir. Bugünkü çağdaş fiziğin maddenin temelinin ne nesne ne de enerji olduğu ama bakıldığı perspektife göre hem nesne hem de enerji olarak algılanabileceği bu çok eskilere dayanan illahiyat öğretilerini getirir akla. İnsanın bilim yollu varlık kazısı zaten neyi çıkaracak ki satha, neticede… :-)

Tabii bütün bu İlahiyat öğretileri iyi güzel de… fakirane bendenizce şöyle tarihi açıdan en eski sayılan, orijinali Aramice yazıldığı tahmin edilen ve gerçekten de daha ziyade Sami bir dünya görüşüne sahip (Hz. İsa’nın beşeri cephedeki nesli Sami’lerdendir zaten) Matta incilinin okunmasından başlasa insan en alası olmuş olur. Matta incili tarihi bir anlatıdır (kozmolojik, ‘teolojik’ veya ‘irfani’ dediğimiz anlamda değildir pek yani). Olayları bir hikaye gibi okumuş olursunuz. Ama bu hikaye bambaşkadır, eşi bulunmaz bir hikayedir. Okuduğunu sanırsın, halbuki o seni okuyordur :-) Şahsen bu, değerinin inkarına imkan olmayan, iki bin yıllık koca Hristiyan illahiyatı olmasaydı, bir tek Matta incilinin anlatısı var olmuş olsaydı… bana yeter de artardı. Bu anlatının içersinde insanın derin varlıksal serbestisine gem vurmaya çalışan her tür kelepçelenmeye öyle emsali görülmemiş bir baş kaldırış var ki… sadece tümden kadavralaşmış kalpler ilgisiz kalabilir hitab edişine. Matta incili okunduktan sonra öbür incillere de gidilebilir… kilise babalarının şahane yazılarına da devam edilebilir ama… dokuzuncu kata varmak adımı ilk basamağa atmakla mümkündür :-)

Metni okuduysanız… Rab iyi niyetli merağınızı, sabrınızı en bolundan mükafatlandırır dilerim…

1. Şu an bulunduğumuz forumda da kullanılan ‘Hristiyan’ kelimesi, mesela, İbranice ‘Mesih’ kelimesinin Yunanca olan karşılığı ‘Hristos’dan türer. ‘Hristos’ seçilmiş, kutsanmış olan şahıs anlamlarını içeren bir kelimedir. Forumun ismi ‘Mesihi Türk’ de olabilirdi yani. Ama, anlatıldığı gibi, Bugünkü Hristiyanlık beyenlmilelliği olan o zamanların Yunan mentalitesinin anlatı dilinden geçip dünyaya yayıldığından Hristiyanlık kelimesinin kullanımı yerleşmiştir tarihte, daha ziyade.

2. ‘Varlık’ kelimesi aşkın olanı hiç bir zaman isimlendiremez ama dil doğası itibarıyla halkedilmiş ve sınırlı olduğundan mecburen bir kelime kullanmak zorunda kalıyoruz.