Re: Rab’bin Duası – ”Göklerdeki Babamız”
’’Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.’’
‘Göklerdeki Babamız,
Adın kutsal kılınsın.
Egemenliğin gelsin.
Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de Senin istediğin olsun.
Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.
Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, Sen de bizim suçlarımızı bağışla.
Ayartılmamıza izin verme. Bizi kötü olandan kurtar.
Çünkü egemenlik, güç ve yücelik Sonsuzlara dek senindir!
Amin.
Dua etmeyi Mesih İsa bizlere öğretmektedir.
Ne mutludur ki bizlere Tanrı’mızı artık ‘’Göklerdeki Babamız’’ olarak çağırıp seslenebiliyoruz.
O gerçekten bizlerin Baba’sıdır. Elbette bizlerde gerçekten O’nun çocuklarıyız.
O’na ‘’Adın kutsal kılınsın. Egemenliğin gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de Senin istediğin olsun.’’ diye yürekten her seslenişimizde, Göklerdeki Babamıza olan güvenimizi, sevgimizi, saygımızı, bağlılığımızı göstermiş oluruz.
Tanrı bizlerden O’na yakın olmamızı, O’nu herşeyden çok sevmemizi, saymamızı, O’nun sözlerini dinlememizi, isteklerini yerine getirmemizi,
O’nunla övünmemizi, O’nu yüceltmemizi beklemektedir.
Doğru yüreklerle O’na ettiğimiz seslenişlerimizi işiten Babamız bizlerden hoşnut olur. O iyidir, merhametlidir.
Duamızı dudaklarımızdan seslenmeden önce bilendir O.
Yaşamlarımızı bilen, düşüncelerimizi bilen, duygularımızı bilen, ihtiyaçlarımızı bilendir O.
Bedenlerimizin bu yaşamda sağlıklı olabilmesi için gıdaya, ekmeğe ihtiyacı bulunmaktadır.
Dualarımızdaki ’’Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.’’ isteği, sadece yemek ihtiyacımızı gidermek, tok kalabilmek için değildir.
Ekmek bir gereksinim, bir ihtiyaçtır.
O halde nedir yaşamsal olarak gündelik ekmeğimiz ve ihtiyaçlarımız?
Yiyecek, içecek gündelik bir gereksinimmidir? Evet.
Giysilerimiz, ayakkabılarımız gündelik bir gereksinimmidir? Evet.
Barınmamız bir mekanımızın olması (ev) gündelik bir gereksinimmidir? Evet.
Bedensel sağlığımız gündelik bir gereksinimmidir? Evet.
Iş yaşamı, bir işle uğraşıyor olmak gündelik bir gereksinimmidir? Evet.
Sevgi dolu bir yuva, bir aile gündelik bir gereksinimmidir? Evet.
Tüm bunlar bedenlerimizin gereksinimleri olup gündelik ekmek kadar vazgeçilmezlerimizdir.
İsa Mesih, öğrencilerine Gökteki Babamız duasını öğrettikten sonra onlara: bedenin ihtiyaçları için kaygılanmamalarını öğretti.
“Bu nedenle size şunu söylüyorum: ‘Ne yiyip ne içeceğiz?’ diye canınız için, ‘Ne giyeceğiz?’ diye bedeniniz için kaygılanmayın. Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemli değil mi?
Gökte uçan kuşlara bakın! Ne eker, ne biçer, ne de ambarlarda yiyecek biriktirirler. Göksel Babanız yine de onları doyurur. Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz?
Hangi biriniz kaygılanmakla ömrünü bir anlık uzatabilir?
Giyecek konusunda neden kaygılanıyorsunuz? Kır zambaklarının nasıl büyüdüğüne bakın! Ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler.
Ama size şunu söyleyeyim, bütün görkemine karşın Süleyman bile bunlardan biri gibi giyinmiş değildi.
Bugün var olup yarın ocağa atılacak olan kır otunu böyle giydiren Tanrı’nın sizi de giydireceği çok daha kesin değil mi, ey kıt imanlılar?
“Öyleyse, ‘Ne yiyeceğiz?’ ‘Ne içeceğiz?’ ya da ‘Ne giyeceğiz?’ diyerek kaygılanmayın.
Uluslar hep bu şeylerin peşinden giderler. Oysa göksel Babanız bütün bunlara gereksinmeniz olduğunu bilir.
Siz öncelikle O’nun egemenliğinin ve doğruluğunun ardından gidin, o zaman size bütün bunlar da verilecektir.
O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter.” Mat.6: 25-34
Çocukluğumuzu düşünecek olursak, yada kendi çocuklarımızı gözlemleyecek olursak, hiçbir konuda kaygılanmadıklarını göreceğizdir.
Anne ve babalerı onların ihtiyaçlarını zaten bilmektedirler.
Onlar daha bizlere söylemeden bizler nasıl o eksiği farkediyor ve yerine getiriyoruzdur.
Onları mutlu kılıyor ve sevince boğuyoruzdur.
Niçin? Küçük bir tebessüm, küçük bir teşekkür için elbet.
Göklerdeki Babamız da bizlerin tüm ihtiyaçlarını bilmektedir. O bizleri sevindirmek, bizlere iyilikler yapmak, bizlere vermek istemektedir.
O’nunla olduğumuz sürece tüm açlığımız giderilecektir.
Hangi baba ailesini aç ve yoksun bırakmış ki; Göklerdeki Babamızda bizleri o durumda bıraksın. Ne mümkün.
O bizlerden O’nda kalmamızı, oğullar ve kızlar olmamızı, O’na güvenmemizi ve O’ndan dilememizi beklemektedir.
O’nun Egemenliğindeki yerimizi almamızı, O’nun adını yüceltmemizi, O’nun bizler için yaptıklarını gözlemleyip ve farkedip O’na şükranlar ve hamdlar sunmamızı beklemektedir.
O övgüye layık olandır.
Mesih İsa ‘’Göklerdeki Babamız’’ duasını öğrencilerine öğretmeden önce onları uyardı.
Dua ettiğinizde, putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın. Onlar söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar.
Siz onlara benzemeyin! Çünkü Babanız nelere gereksinmeniz olduğunu siz daha O’ndan dilemeden önce bilir. Mat.6: 7-8
Mesih, yüreklerimizden geçenleri sözlerimizle tekrarlamamızı ister. Boş konuşmamızı ve söz kalabalığı yaparak uzun uzun dualar etmemizi istemez.
Tek bir cümle ile birçok konuyu yüreklerimizde anlattığımızı bilir.
Tanrı bilmektedir ihtiyaçlarımızı. Ama o yinede bizlerden duada kalmamızı ve O’na ihtiyacımız olduğunu kabullenmemizi ve bilmemizi ister.
Petrus ise inanlılara mektubunda şöyle seslenmiştir:
Uygun zamanda sizi yüceltmesi için, Tanrı’nın kudretli eli altında kendinizi alçaltın.
Bütün kaygılarınızı O’na yükleyin, çünkü O sizi kayırır. 1.Pe.5: 6-7
Alçakgönüllülükten söz etmektedir Petrus.
İnsanlarla olan ilişkilerimizde gösterdiğimiz alçakgönüllülüğü, Tanrı’yla olan ilişkimizde de göstermemizin önemini vurgular.
İnanlılar her dönemde denenmelerden geçmeye hazır olmalıdır. Bilmeliyiz ki her yaşadığımız sıkıntı Tanrı’dan gelmez.
İnsan ve çevre koşullarıda bizlerin yaşamlarında sıkıntılar doğurabilmektedir.
Petrus tüm bu sıkıntıların Tanrı’dan geliyormuşcasına kabul etmemizi söyler.
Tanrı, evlatlarını koruyacak ve bu sıkıntıları yok edecektir.
Evet Tanrı’nın evletlerı tüm yaşamsal sıkıntılarını O’na iletebilirler. Kaygı yersizdir, gereksizdir. Bu bizler için bir ayrıcalıktır. Her an O’na dualarımızla gidip yüreklerimizi açabilmeliyiz.
Kaygılanmak yada endişelenmek Tanrı’ya güvensizlik ifadesidir. İmansızlıktır.
Kaygı ile hiçbir zaman, hiçbir sorun çözülememiştir.
Tanrı bilge olandır. O bugünüde yarınıda bilendir.
Kaygılanmak bu bilgeliğini kabul etmemek ve O’na güvensizlik duymaktır.
Sorunlarımız elbette herzaman vardır, olacaktır da.
Ama her çare arayışında ben yaparım, ben hallederim yerine Rab’be danışmak gereklidir. Bizim yapacaklarımızla O’nun çözümünün aynı olup olmadığının onayını O’ndan almak gereklidir.
Yaşamımızın her alanında O’nun isteğinin gerçekleşmesi bizim en önemli arzumuz ve dileğimizdir.
O’na güvenmeli, O’nu övmeli, O’nu yüceltmeliyiz.
Acılar çekebiliriz, çaresizmiş gibi görünebiliriz, dışlanabiliriz, sevdiklerimizden ayrı kalabiliriz ama bilmeliyiz ki her durumda sevinmeliyiz.
Çare mutlak gelecektir.
Tüm bu olumsuz koşullara dayanmalıyız. Kurtuluşumuz uzak olmayacaktır.
Bazı insanlardan duymuşuzdur mutlaka; ‘’keşke bizlerde hiç kaygılanmadan, çalışmadan yaşayabilsek ve gerekli ihtiyaçlarımız biz istemeden bizlere ulaşsa’’
Şeklinde ifadeler kullanırlar.
Gökte uçan kuşları, yeryüzünü süsleyen kır zambaklarını örneklerler.
Özenirler… iç çekerek ‘’keşke’’ derler.
Bu kişiler Mesih İsa’nın sözlerini algılayamayan, yanlış anlayan insanlardır.
Tanrı’ya dua edip, O’ndan birşeyler beklemek, miskin miskin oturmak, tembel tembel beklemek, İsa’nın sözlerine uygun değildir.
Tanrı bizlere haftanın altı günü çalışmamızı, haftanın bir gününü ise kendisine ayırmamızı buyurdu.
Bizlere ‘’asla çalışmayın.. ben gerekeni yaparım sizi tok tutar gereksinimlerinizi karşılarım’’ demedi.
Bizler: ne para, ne yemek, ne lüks eşyalar, nede kendi zevk ve safamız için yaşamaktayız.
Bizler sadece Tanrı için varedildiğimizi bilmekte, O’na hizmet etmekte, her uğraşımızda ve yaşamımızda O’nun adının kutsal kılınması için çaba sarfetmekte, O’nun öğretileri ışığında dürüst bir yaşam sürmekte gayretliyiz.
Rab sağlayandır. Endişelerimiz yersizdir.
O’na güvenelim ve çözümün O’ndan gelmesi için (dua) ısrar edelim ve bekleyelim.
Dünyasal gözlerle baktığımızda, inanlılar arasında da fakir ve yoksul olan kardeşlere rastlamaktayız.
Peki bu kardeşler dua etmiyorlarmı, gereksinimlerini Rab’den dilemiyorlarmı?
Neden hala fakirdir bu kişiler?
Dualarımızda neden ‘’Bana gündelik ekmeğimi ver’’ demiyoruz da, ‘’ Bize gündelik ekmeğimizi ver’’ demekteyiz.
Bizler bu yaşamda yalnız değiliz. Birey olarak yaşamamakta, birey olarak düşünmemekte ve birey olarak kendi ihtiyaçlarımız ardından koşmamaktayız.
Bizler Tanrı’nın halkıyız. Tüm inanlılar bir tek bedende ve bir tek ruhta varolmaktayız.
Bizlerin buluşma noktası İsa Mesih’tir.
O’nda var olduk ve O’nda yaşamaktayız.
Dualarımızda herzaman çoğul olarak düşünmekte ve diğer inanlı kardeşlerimizinde ihtiyaçlarını dile getirmekteyiz.
Bilinmektedir ki İsa Mesih’te fakir bir yaşam sürmüştü.
O’nun evi yoktu. Yatacak bir yatağı yoktu. Cebinde parası yoktu. Azığını sırtında taşımazdı. Giyim kuşam için lüks bir yaşam ardında olmadı.
Ekmeği için dua ederdi sadece. Çevresinde kimde bir ekmek olsa, o ekmeği bereketler, bölüşür ve doyarlardı.
Mesih İsa’nın tek arzusu, Göklerdeki Babanın isteklerini yapmaktı.
Dünyada hiçbir kaygısı yoktu. Ne ekmek, ne para nede dünyasal diğer gereksinimler.
O, Tanrı’nın isteklerini herşeyden üstün gördü.
O’nu hoşnut etmek ve özgüsünü kazanmaktı hedefi.
Bizlerde Mesih İsa’da birleşelim ve aynı düşüncede olalım.
Işte o zaman dünyadaki gereksinimlerimizin değeri azalır ve sadece elimizde ekmeğimiz dahi olsa yetinir ve Tanrı’mıza şükrederiz.
Mesih İsa ve öğrencileri üç yıl boyunca birlikte yaşam sürdüler.
Tüm gereksinimlerini birlikte paylaştılar.
Onlara sunulan paraları bir kutuda topladılar. Giderlerini oradan tedarik ederlerdi. Benlikten uzak bütünlük içerisinde yaşadılar.
Mesih İsa’nın öğrencilerine öğretmiş olduğu bu birliktelik; O’nun Çarmıh’ta ölüp, üç gün sonra ölümden dirilip göğe alınmasından sonrada devam etti.
İmanlıların tümü bir arada bulunuyor, her şeyi ortaklaşa kullanıyorlardı.
Mallarını mülklerini satıyor ve bunun parasını herkese ihtiyacına göre dağıtıyorlardı.
Her gün tapınakta toplanmaya devam eden imanlılar, kendi evlerinde de ekmek bölüp içten bir sevinç ve sadelikle yemek yiyor ve Tanrı’yı övüyorlardı. Bütün halkın beğenisini kazanmışlardı. Rab de her gün yeni kurtulanları topluluğa katıyordu. Elç.2: 44-47
Inanlılar topluluğu herşeyi ortaklaşa kullanmaya ve paylaşmaya başlamışlardı. Tarlalarını, mallarını satıyor ve elde ettikleri geliri ihtiyaç sahiplerine dağıtıyorlardı.
Dünyasal bir kazanım onlardan uzak bir yaşamdı. Bütünlük içerisindeydiler.
Duaları ‘’bana’’ yerine ‘’bize’’ ile başlıyor ve her kimde ne varsa paylaşıyorlardı.
İnananlar topluluğunun yüreği ve düşüncesi birdi. Hiç kimse sahip olduğu herhangi bir şey için “Bu benimdir” demiyor, her şeylerini ortak kabul ediyorlardı.
Elçiler, Rab İsa’nın ölümden dirildiğine çok etkili bir biçimde tanıklık ediyorlardı. Tanrı’nın büyük lütfu hepsinin üzerindeydi.
Aralarında yoksul olan yoktu. Çünkü toprak ya da ev sahibi olanlar bunları satar, sattıklarının bedelini getirip elçilerin buyruğuna verirlerdi; bu da herkese ihtiyacına göre dağıtılırdı. Elç.4: 32-35
Mesih İsa’dan sonraki inanlılar topluluğu birbirlerine sevgi ile bağlıydılar. Büyük bir topluluk olmuşlardı.
Topluluk büyüdükçe bu birlikteliği bozabilecek unsurlarla karşılaştılar. Gereken yardımı alamadıklarını söyleyenler oldu.
İsa’nın öğrencilerinin sayıca çoğaldığı o günlerde, Grekçe konuşan Yahudiler, günlük yardım dağıtımında kendi dullarına gereken ilginin gösterilmediğini ileri sürerek İbranice konuşan Yahudiler’den yakınmaya başladılar.
Bunun üzerine Onikiler, bütün öğrencileri bir araya toplayıp şöyle dediler:
“Tanrı’nın sözünü yayma işini bırakıp maddi işlerle uğraşmamız doğru olmaz.
Bu nedenle, kardeşler, aranızdan Ruh’la ve bilgelikle dolu, yedi saygın kişi seçin. Onları bu iş için görevlendirelim.
Biz ise kendimizi duaya ve Tanrı sözünü yaymaya adayalım.” Elç.6: 1-4
Yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak için aralarında yedi kişiyi seçmişlerdi.
Bu konu Mesih İnanlıları arasında çok önemliydi. Kardeşlerinin aç ve yoksun kalmalarını istemiyorlardı.
Yapılan sadece görev dağalımıydı.
Kendilerini ise Tanrı’nın sözünü yaymak ve duada kalmak için adamışlardı.
Dünyasal işleri düşünmekten çok, Tanrı’ya zaman ayırıyorlardı.
Bizlerde dualarımızda ‘’Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.’’ Demeliyiz.
Kardeşlerimizi ve tüm inanlı topluluğunu düşünmeliyiz.
Aramızda biri aç iken, bizler tok gezmemeli, bize Tanrı tarafından verilen bereketleri kardeşlerimizle paylaşmalıyız.
Onların ihtiyaçlarını görebilmeli ve duyabilmeliyiz.
Elimizde olan imkanları kardeşlerimizle payylaşmalı ve eliaçık olmalıyız.
‘’Vermek almaktan üstündür.’’ sözündeki coşkuyu ve hazzı yaşayabilmeliyiz.
Süleyman Peygamber özdeyişlerin de şöyle seslenir :
Yoksula acıyan kişi RAB’be ödünç vermiş olur,
Yaptığı iyilik için RAB onu ödüllendirir. Özd.19: 17
Peki neden duamızda ‘’bugün’’ demekte ve bugün için gereksinimimiz olan ekmeği istemekteyiz ?
Neden bir haftalık yada bir yıllık ihtiyacımızı dileyememekteyiz ?
Gelecekteki ihtiyaçlarımızın tümüne aynı anda sahip olsak daha iyi olmazmı ?
Çevremizdeki yetişkin insanların çoğu mal ve para biriktirmeyi severler.
Ilerde ne olur ne olmaz, ihtiyacım olduğunda kullanırım derler.
Kendilerini garanti altına almayı düşünürler.
Kimseye muhtaç olmamak için mülkler alırlar, birikimler yaparlar. Bir türlü bu birikimlerin sonu gelmez.
Artık yeter diyecekleri zamanı hiç yakalayamazlar. Dur diyemezler kendilerine.
Biriktirir ve biriktirirler. Yarınları için olan endişelerini asla yok edemezler.
Sürekli hazinelerini düşünürler. Yürekleri daima gelecek kaygısıyla dolu olduğundan Tanrı’ya zaman ayırmaz ve O’na güvenmezler.
Bu konuda Mesih İsa şu örneği verdi :
Sonra onlara, “Dikkatli olun!” dedi. “Her türlü açgözlülükten sakının. Çünkü insanın yaşamı, malının çokluğuna bağlı değildir.”
İsa onlara şu benzetmeyi anlattı: “Zengin bir adamın toprakları bol ürün verdi.
Adam kendi kendine, ‘Ne yapacağım? Ürünlerimi koyacak yerim yok’ diye düşündü.
Sonra, ‘Şöyle yapacağım’ dedi. ‘Ambarlarımı yıkıp daha büyüklerini yapacağım, bütün tahıllarımı ve mallarımı oraya yığacağım.
Kendime, ey canım, yıllarca yetecek kadar bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını çıkar diyeceğim.’
“Ama Tanrı ona, ‘Ey akılsız!’ dedi. ‘Bu gece canın senden istenecek. Biriktirdiğin bu şeyler kime kalacak?’
“Kendisi için servet biriktiren, ama Tanrı katında zengin olmayan kişinin sonu böyle olur.” Luk.12: 15-21
Bu insanların çocuklarını düşünecek olursak… onların hiçbir endişeleri yoktur.
Bir birikim yapmazlar. Sadece o günü yaşarlar.
Önlerine gelen yemeği yerler. Doydukları an sofradan kalkarlar.
Bilirler ki o çocuklar, anne ve babaları onları yarında doyuracaktır.
Bu nedenledir ki İsa ; Çocukları bana getirin demiştir.
Bizlerde Göklerdeki Babamızın çocuklarıyız.
Babamız sadece bugünkü ekmeğimizi O’ndan istememizi bizlere öğretmektedir.
Biz çocuklar olarak ; ne tembellik eder, ne para hırsına kapılır, ne mal mülk biriktiririr nede herşeyi oluruna bırakırız.
Yaşamımız doğruluk üzerine kuruludur.
Endişelenmeden, kaygılanmadan, güven içerisinde bir yaşam sürmekteyiz.
Bizler O’nun çocuklarıyız ve her anımızla O’na muhtacız. Biliriz.
O bizi koruyup kollayacaktır.
Dünyayı da dünyaya ait şeyleri de sevmeyin. Dünyayı sevenin Baba’ya sevgisi yoktur.
Çünkü dünyaya ait olan her şey -benliğin tutkuları, gözün tutkuları, maddi yaşamın verdiği gurur- Baba’dan değil, dünyadandır.
Dünya da dünyasal tutkular da geçer, ama Tanrı’nın isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar. 1.Yu.2: 15-17
Sevgiyleeeeee

















